Savaşın ortasında hedef alınan gazeteciler

Getting your Trinity Audio player ready...

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında savaşın ve savaş içerisinde taraf tutanların gazetecileri ve insanların haber alma hakkını nasıl tehdit ettiğini ele aldım. 

“Ne Okuduk” bölümünde Trojan Horse Affair podcasti, Batı medyasında açığa çıkan ırkçılık, okurların değişen haber ritmi ve daha fazlası var.

Bültenle sizi başbaşa bırakmadan önce Yerel Gazetecilere Yönelik Kuluçka Programı’mız için başvurularda son günlere geldiğimizi de hatırlatmak istiyorum. 10 Mart Perşembe gün sonuna kadar başvurularınızı göndermeyi unutmayın

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum. 

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

1911 yılından bir Truva atı çizimi.
Wikimedia Commons

Bu hafta ne okuduk?

İngiltere Basınının “Trojan Horse Affair” Sessizliği

2014 yılında İngiltere’nin Birmingham şehrinde yaşanan bir olay, ülkede ciddi bir panik havasına sebep olmuştu. Anonim ve doğruluğu meçhul bir mektup, radikal İslamcı grupların şehirdeki okul yönetimlerine sızıp kendi ideolojilerini empoze etmek istediklerini iddia ediyordu. Buna da “Operation Trojan Horse” diyorlardı. Mektubun kaynağı ve doğruluğu sorgulanmasa da bu bahane ile birçok yasal düzenleme yapıldı ve panikten faydalanıldı.

2017 yılında gazeteci Hamza Syed, Serial Productions’da yapımcı olan ve S-Town podcasti ile bilinen Brian Reed’e bu konu üzerine bir araştırma teklifiyle ulaştı. Yaptıkları her görüşmeyi kaydederek gerçekleştirdikleri araştırma süreci ve 1000 saati aşkın kaydın sonucunda da geçtiğimiz ay içerisinde sekiz bölümden oluşan “Trojan Horse Affair” isimli podcast serisini yayınladılar.

Podcast, mektubun arkasındaki ismi bulamasa da potansiyel kaynağına ve sonrasında yaşananlara dair oldukça önemli bilgileri ortaya çıkardı. Ancak tıpkı 2014 yılında olduğu gibi İngiliz basını bu seriyi de ya görmezden geliyor ya da açıkça önemsizleştirmeye çalışıyor. Hatta podcasti yapanların suç işlemiş olabileceğini iddia edenler bile var. Bütün bunlar da aslında İngiliz basını içerisinde kökleşmiş devleti koruma dürtüsü ve ayrımcılığa göz yumma alışkanlıklarının 2014 yılından bu yana hiç değişmediğini bize gösteriyor.

Savaşın Açığa Çıkardığı Irkçılık

Medyanın veya gazetecilerin tarafsız olup olamayacağı, bu konuda nasıl bir beklentimiz olması gerektiği daha önce de üzerine yazdığım konulardan birisi. Ancak Ukrayna’daki işgal girişimi ile birlikte ABD ve Avrupa medyasında seviyenin gerçekten ne kadar düşebileceğini de görmüş olduk.

Rusya’nın işgal girişimiyle birlikte ülkelerini terk etmek zorunda kalan Ukrayna vatandaşları hakkında yapılan haberlerde medeni insanlar, bunlar Avrupa’da oluyor, tıpkı bizim gibiler ve hatta absürtlük sınırlarındaki bizim gibi Netflix, Instagram hesabı olan insanlar tanımlamalarını duymak zorunda kaldık. Kriz zamanları genellikle normalleşen ırkçılık ve ayrımcılık gibi düşüncelerin görünürlüğünü artırır ve benzer durumlara maalesef ülkemizden de aşinayız, ancak bu cümlelerin örnek gösterilen medya kurumlarında duyulmasının şok edici olduğunu da inkâr edemeyiz.

Neyse ki medya içerisinde ve dışında bu dile karşı kayda değer bir tepki var. Özellikle NiemanReports ve Washington Post gibi kurumların buna net bir şekilde itiraz etmesi, en azından tamamen umutsuz bir durumda olmadıklarını gösteriyor.

Okurun Değişen Ritmi ve Düşündürdükleri

Dijital dönüşüm dediğimiz zaman boyutlarını her zaman tam anlamıyla görmenin mümkün olmadığı bir derinlikten bahsediyoruz. Bu yüzden de bazı konuları ele alırken kaçınılmaz olarak kimi detaylar veya alanlar gözden kaçabiliyor.

Benzer şekilde yeterince detaylı ve hakkı verilerek ele alınmadığını düşündüğüm konulardan birisi de internet ve beraberindeki haber üretim ve tüketim mekanizmalarının okurların hayatındaki haber alışkanlıklarını ve ritmini nasıl değiştirdiği. NiemanLab’de ele alınan bu makale her ne kadar küçük bir bölgeyi inceliyor olsa da bu konuyla ilgili çalışmalara nereden başlamak gerektiğine dair önemli bir yol gösterici olabilir.

Çünkü haberi nasıl ürettiğimizi ve dağıttığımızı konuşurken sadece üretici tarafına odaklı kalmak ve okurun geliştirdiği yeni alışkanlıkları veya ortaya çıkan yeni normları görmezden gelmek tehlikeli bir döngüye sebep olabilir. Bunun sonuçları da her anlamda negatif yönde olacaktır.

Elbette bu sadece haber tüketim alışkanlıklarıyla da sınırlı değil. Dijital üretim araçları ve yolları ile sektörün her alanı ve mekanizması evriliyor. Çoğu zaman da okur diye adlandırdığımız insanlar bu yeniliklere çok daha hızlı bir şekilde adapte olup bunları öğrenebiliyor. Bu öğrenme ve değerlendirme hızını üretici tarafta olanların da benimsemesi ve bu bağlamda ortaya çıkacak her türlü tartışmayı daha açık fikirli bir şekilde yürütmesi şart.

Dergilerin Kültürel Rolü ve The Drift

Eğer belirli bir dergi okuma alışkanlığınız ya da bu formata ilginiz varsa, dergiler içerisinde belirli öncü isimler olduğunu fark etmişsinizdir. Bu dergiler belirli bir kültürel akımın veya dönemin bakışını temsil eder ve etrafında belirli bir kültür oluşturma potansiyeline sahiptir. The Paris Review, n+1, Dissent, Baffler ilk akla gelen örneklerden.

2021 sonbaharında yayına başlayan ve ocak sonunda altıncı sayısını yayınlayan The Drift, bu geleneği takip eden bir dergi gibi görünüyor. Siyaset, sanat, kültür ve edebiyat odaklı dergi ele aldığı konulardan bu konuları dile getirme biçimine kadar ABD’de günümüz kültürünün Paris Review‘u olabileceğini gösteriyor. Böyle bir etki de derginin New York Times’da özel bir profilinin yayınlanmasını beraberinde getirdi.

Bu dergiden bültende bahsetmek istememin asıl sebebi de dergilerin kültürel dünyada nasıl bir yeri olduğunu hatırlamak için güzel bir örnek olması. Elbette her yayın formatının artısı ve eksisi var fakat bazı formatların böyle özel güçleri de olabiliyor.

Kısa Kısa

🐦 Twitter’da sadece seçtiğiniz bir grubun görebileceği tweetler yazmak yakında mümkün olacak.

✊ Gizmodo, Jalopnik, Jezebel, Kotaku, Lifehacker ve The Root çalışanlarının sendikası GMG Union greve başladı.

🔐 Ukrayna ve Rusya’daki aktif Telegram kullanımı, uygulamanın güvenlik eksiklerini tekrar hatırlattı. Eğer kullanmanız gerekiyorsa bu yazıyı okumadan devam etmeyin.

🤝 The Verge isimli teknoloji haber sitesinin kurucusu Dieter Bohn, Google’ın Platform ve Ekosistem ekibinde çalışmak için işinden ayrılıyor.

🙄 Son zamanlarda gazetecilik ile hikâye anlatıcılığı kavramlarını beraber kullanıyoruz ama ABD’de yapılan bir çalışma bu kavramın hiç de olumlu bir algısı olmadığını söylüyor.

💵 Financial Times, 1 milyon dijital aboneye ulaştı.

🧑‍🦯 Görsellerde alt metin erişilebilirlik için en önemli araçlardan birisi. Bu yüzden en iyi şekilde kullanılması lazım.

🤷 Herkesin merak ettiği ama cevabını bulamadığı bir soru: Russia Today dünyada ne kadar izleniyor ve okunuyor?

🤦 AP, foto muhabirlerinin ünlü işlerini NFT olarak satma çabasına devam ediyor ama botla denizi geçmeye çalışan göçmenlerin fotoğrafını da bu listeye eklediklerinde alacakları tepkiyi tahmin edememeleri gerçekten şaşırtıcı.

TV Rain kapanmadan önceki son dakikalardan bir ekran görüntüsü.
YouTube

Haftanın odağı: Savaşın ortasında hedefe alınan gazeteciler

Geçtiğimiz iki hafta boyunca Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başlamadan öncesini ve başladıktan sonra tanık olduklarımızı bültenimizin çerçevesi içerisinde ele almaya çalıştım. Önceki haftalarda söylediklerim büyük anlamda geçerliliğini koruyor ve maalesef daha da kötüye gidiyor. Bu hafta giderek kontrolden çıkan bir sorunu özel olarak ele almak istiyorum. 

Şu anda yaşanan savaşın en önemli hedeflerinden birisinin bilgi akışını ve gerçeği şekillendirmek olduğunu görüyoruz. Asıl kontrol mücadelesi ise gazeteciler ve medya üzerinden ilerliyor. ABD merkezli platformların ve Avrupa Birliği’nin Rusya devleti tarafından yönetilen Russia Today ve Sputnik’i engellemeye ya da Twitter gibi etiketlemeye başlaması, buna cevap olarak sırayla bu platformların ve BBC gibi kurumların Rusya içerisinde engellenmesini beraberinde getirdi

Ancak Rusya’da kontrol çabası bununla da sınırlı kalmadı. Hızlıca çıkarılan bir “yalan haber” yasası ile Rusya’da ordu hakkında yalan haber yapmaya 15 yıl hapis cezası getirildi. Bu yasayla birlikte CNN, BBC ve Bloomberg gibi uluslararası medya kurumlarının yanı sıra birçok Rusya merkezli medya kurumu da haber üretimini durdurmak zorunda kaldı. Bunlarla birlikte Rusya devletinin ülkedeki TV Rain ve Echo of Moscow’a erişim engeli getirmesi, ikisinin de kapanmak zorunda kalmasına neden oldu.

Hâlâ yayınlarına devam etmeye çalışan ve insanların doğru bilgiye ulaşması için çalışan yayınlar ise bir yandan sıranın ne zaman kendilerine geleceği korkusunu yaşıyor. Novaya Gazeta’nın Nobel ödüllü editörü Muratov da bu isimlerden birisi

Ukrayna tarafında ise gazetecilerin büyük bir kısmı, zaten zorlayıcı olan savaş muhabirliğini kısıtlı imkânlarla sürdürmeye çalışıyor. Yakın zamanda Kyiv Post’tan kovulan ekibin kurduğu Kyiv Independent bu kurumlara bir örnek. Ülkede haber yapmak için kendi imkânlarıyla idare etmek zorunda kalan serbest gazeteciler için de durum hiç iyi değil.

Bütün bu doğrudan engellemeler ve tehditlerin yanında bir de farklı cephelerden gelen hedef göstermeler ve çok daha tehlikeli talepler var. Ukrayna’nın anlamsızca Rusya’nın internetten kesilmesini ya da Rusya ve Çin’in devletlerin daha fazla kontrole sahip olduğu bir internet yönetişim yapısı talep etmesi fazlasıyla tehlikeli ve kesinlikle imkân verilmemesi gereken şeyler. Bunların hayata geçmesi tüm dünyada önü alınamaz bir içe kapanma ve sansürü beraberinde getirecektir.

Benzer şekilde devlet kontrolündeki medya kurumları üzerinden başlayan tartışma, neredeyse konuyla alakalı her gazetecinin birileri tarafından hedefe dönüştürülmesine doğru ilerliyor. Platformların abartılı önlemler alma yarışı bir yana, internette farklı politik ideolojileri benimseyen kişilerin gazeteci ve araştırmacıları hedef göstermek için fırsat kolluyor olması ya da amatör görsel manipülasyonları ile fırsat yaratıyor olması işini yapmaya çalışan herkesi riske atıyor. Savaşın getirdiği holiganlık, maalesef ilk olarak gazetecileri kendisine hedef seçiyor.

Evet yanlış bilgiyle mücadele edilmesi, insanların hayatını tehlikeye atabilecek türdeki bilgilerin yayılmasını engellemek için bazı denetim mekanizmaları kullanılması gerekiyor. Ama bu tartışmalar gazetecilerin susturulması ve hedefe dönüştürülmesi, insanların iletişim hakkının engellenmesi ve sansürün önündeki engellerin kaldırılması için kullanılıyorsa oturup düşünmemiz gereken ciddi sorunlar var demektir. 

Şu anda gazeteciliğe, sağlıklı ve doğru bilgiye herkesin —en çok da Rusya ve Ukrayna’da yaşayanların— ihtiyacı var. Bunu engellemeye çalışan, gazetecileri hedefe dönüştüren herkesin net bir şekilde karşısında durulması gerekiyor. Bu koşullar içerisinde mesleğini yapmaya çalışan, şartlarını sonuna kadar zorlayan ve hedef hâline getirilip susturulmaya çalışılan her gazeteci ve medya çalışanına da destek olmamız şart.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir