En tuhaf beş telif davası

Getting your Trinity Audio player ready...

Liberal paradigmanın sert çekirdeğindeki prensiplerden biri, iktisadi bir mantığa da oturtulan, mülkiyet yasaları olmuştur. Liberalizme göre mülkiyet yasaları hem doğal ve meşru bir haktır hem de daha çok çalışmaya teşvik sağlayarak ekonomik büyümeyi ve servet birikimini hızlandırır. Radikal ekonomi politik ise fikri mülkiyet yasalarının “tekel rantı” yarattığını, kapitalizmdeki yaratıcı yıkım alanlarını daraltmak suretiyle ekonomik dinamizmi azalttığını ve iktisadi gelişmeyi yavaşlattığını öne sürer. Bu sorunun tartışması bir yana dursun şimdi yakın tarihteki en garip telif davalarına bir bakalım.

1. Martin Luther King’in ailesi CBS’e karşı (1999)

Martin Luther King, 28 Ağustos 1963’te İş ve Özgürlük İçin Washington Yürüyüşü’nde o meşhur “I Have a Dream” konuşmasını yapmıştı. Ertesi gün Motown Records, King’i ikna edip konuşmayı “lisanslamış.” King öldürüldükten sonra lisans ailesine devredilmiş. King’in ailesi de, bugün hâlâ, bu konuşmanın kullanıldığı sinema filmi, tiyatro, belgesel, reklam, gazete yazısı, şarkı, kitap vs. aklınıza gelecek her şeye dava açıyor. Bu zamana kadar milyonlarca dolarlık tazminat ve telif ödemesi almışlar. Bu şekilde geçiniyorlar. Düşünsenize, biri 1963 senesinde ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı düzenlenen bir insan hakları yürüyüşünde mikrofonu alıp 17 dakikalık bir konuşma yapmış; konuşmanın üzerinden 59, King’in ölümünün üzerinden 54 sene geçmiş; daha 16 sene boyunca ailesi bu konuşmadan telif alabilecek. Peki bir protesto konuşmasının lisanslanıp gelir getiren bir sermaye malı olması aktivistleri motive ederek, para için daha çok ve/veya daha etkileyici konuşma yapmalarını sağlıyor mu? Hiç sanmıyorum…

CBS kanalı bir belgeselde bu konuşmanın yüzde 60’ından fazlasını izinsiz kullanmış ve King ailesinin avukatlarıyla yüz yüze gelmişti. Davayı King ailesinin kazanacağı kesin olduğu için CBS dava masraflarına katlanmaktansa King ailesine örtülü bir ödeme yaparak davayı kapatmıştı.

2. Dövme sanatçısı Victor Whitmill, Warner Bros’a karşı (2011)

Hangover II filminde Ed Helms’in oynadığı Stu karakteri Tayland’da yüzüne Mike Tyson’ın meşhur dövmesini yaptırır. Stu’nun dövmeli yüzü afişlerde de kullanılınca Tyson’ın dövmecisi Whitmill, film vizyona girmeden Warner Bros’a telif hakkı ihlali davası açar. Whitmill, ihtiyati tedbir koydurup filmin vizyona girmesini ertelemek istemişti. Yargıçlar tedbir kararını davanın davacı lehine sonuçlanma ihtimalini hesap ederek veriyorlar. Bu ihtimalin düşük olduğu düşünülmüş olsa gerek, yargıç filmin açılışına tedbir koymuyor.

Film vizyona girip güzel gişe yapıyor ama tabii bu Whitmill’in davayı kazan(a)mayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü, kapsamı giderek genişleyen telif yasaları nedeniyle, 21. yüzyılda saçma sapan bir sürü şey lisanslanabiliyor, buna dövme modelleri de dahil. Whitmill de bu modeli lisanslamış. Duruşmadan evvel taraflar yine örtülü bir ödeme karşılığında anlaşarak davayı kapattılar.

3. Ally Burnett, Owl City & Carly Rae Jepsen’e karşı (2012)

Şarkıcı Ally Burnett, bir Owl City & Carly Rae Jepsen düeti olan “Good Time” şarkısını kendinin “Ah, It’s a Love Song” şarkısının çakması olduğu iddiasıyla Carly Rae Jepsen ve Owl City’den Adam Young’a telif hakkı ihlali davası açmıştı. Dava sonuçlanmadan BMI şarkıdan elde edilen yaklaşık 800 bin dolarlık telif gelirini ödemeyi teklif edince Burnett davayı geri çekti.

Dava geri çekilmeseydi nasıl sonuçlanacağı bilinmez. Zira Burnett’ın şarkısına benzediğini iddia ettiği bölüm aslında Patrick Metzger’in “The Millenial Whoop” dediği ve son 20 yılda birçok şarkıda kullanılan bir şablon. Burnett’tan önce, mesela, Katy Perry (California Gurls), The Rasmus (In The Shadows), Justin Bieber (Baby) şarkılarında aynı melodi kırpıntısını kullanmışlardı. Yani pekâlâ The Rasmus da aynı gerekçeyle Ally Burnett’a dava açabilirdi.

4. Carol Highsmith, Getty Images’a karşı (2016)

Bir gün Carol Highsmith isimli bir fotoğrafçı Getty Images’dan bir ihtarname alıyor. İhtarnamede, eğer Highsmith aşağıdaki fotoğrafı kaldırmazsa Getty Images’ın mahkemeye başvuracağı yazıyordu. İşin garibiyse fotoğrafı çeken kişinin Carol Highsmith olması ve bununla birlikte 100 bin fotoğrafını Kongre Kütüphanesi’ne kamu malı olarak bağışlamış olması.

Fotoğrafın sahibinin Carol olduğu anlaşılınca Getty Images ihtarname için özür diliyor ve hukuki bir süreç başlatmıyor. Peki ama nasıl oluyor da kamu malı olan bir sanat eseri özel bir şirket tarafından lisanslanıp ticari olarak kullanılabiliyor? Buna sinirlenen Highsmith, Getty Images’a bir milyar dolarlık bir karşı dava açıyor. Fakat ne yazık ki dava Getty Images lehine sonuçlanıyor. Yani telif yasaları ücretsiz kullanıma açılan kamu mallarının ticarileşmesine olanak tanıyor ve bunu orijinal sanatçılar dahi engelleyemiyor.

5. Komik Büro sıradan vatandaşlara karşı (2020)

Türkiye’den de bir örnek verelim. Birkaç sene evvel karikatüristler Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Serkan Altuniğne’nin çalıştıkları hukuk şirketi olan Komik Büro aracılığıyla yaşlısından gencine sıradan insanlara telif davaları açması bir tartışma yaratmıştı. Taşrada bir ortaokul öğretmeni 2012 yılında bir öğretmenler forumunda, büyük kentte bir doktor doktorlar grubunda, 13 yaşındaki bir çocuk bir oyun forumunda bu sanatçıların karikatürlerini paylaştıkları için on binlerce liralık telif davalarıyla karşı karşıya kalmışlardı. Yüzlerce insanın dava dilekçelerini sosyal medyada paylaşması üzerine tepki giderek büyüdü ve bunun üzerine karikatüristler vitesi küçülttüler. Ama o zamana kadar pek çok kişi Komik Büro avukatlarıyla anlaşıp toplamda yüzbinlerce liralık ödeme yapmışlardı.

Buradaki esas mesele karikatüristlerin değişen dünyaya tam manasıyla ayak uyduramamış olmasıydı. Dijitalleşme pek çok iş modelini dönüştürdü. Gazeteler, marketler, mağazalar işlerini hep dijitale aktardılar. Bazı karikatüristler ise hâlâ (kendi isimleriyle) matbu dergi satarak gelir elde etmeye çalışıyorlar. Dergi çıkar çıkmaz karikatürlerin fotoğrafları internete düşüyor; çünkü en verimli paylaşım mekanizması bu. İnsanların karikatür dergilerini almak gibi bir motivasyonları, gayet anlaşılabilir bir şekilde, yok. Hâl böyleyse, karikatüristlerin mikro ödeme, özel abonelik, patreon vb. yeni gelir modellerine kendilerini adapte etmeleri gerekiyordu. Bunu yap(a)madıkları için, tıpkı Metallica’nın Napster davasında yapığı gibi, hayranlarını suçlu konuma düşürüp onlara davalar açarak gelir elde etmeye çalışmışlar gibi görünüyor.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir
Daha fazlasını oku

Dijital teknoloji paradoksları

Bilim ve teknoloji kümülatif ilerler. Teknolojinin sunduğu nimetlere kapılanlar teknolojinin, insanlık lehine, tarafsız ilerlediğini düşünürler. Fakat kapitalist teknoloji…