Bu haftanın anahtar kelimeleri: topluluk notları, basın özgürlüğü, Pulitzer, podcast.
Topluluk aklı doğrulayabilir mi?

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!
Bu haftanın odak konusu olarak sosyal medya platformlarının doğrulama sistemlerinin yerine koymayı planladığı topluluk notları sistemini inceledim. Bu modelin geçmişini ve günümüz koşullarında neden etkili olamayacağını anlattım.
“Ne Okuduk” bölümünde ise video podcastlerin yükselişi, dünyada basın özgürlüğünün durumu ve daha fazlası var.
Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.
Haftaya görüşmek üzere!
—Ahmet Alphan Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?
Podcast Televizyonlaşıyor
Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde video podcast formatının giderek popülerleşmesinin iki büyük etkisi oldu. Bunlardan birisi YouTube’un ABD gibi ülkelerde en çok podcast tüketilen platform hâline gelmesi ve uzun süredir bu alanın başını çeken Apple Podcasts ve Spotify gibi platformları geride bırakması.
İkincisi ise podcastlerin giderek televizyonun yerini almaya başlaması. Özellikle ABD’de birçok büyük medya organizasyonu ve figürü video podcast alanına güçlü bir şekilde giriyor ve burada kendisine yer edinmeye çalışıyor. Gençlerin televizyon yerine bu formatı tercih etmesinin bu dönüşümdeki payı büyük. Her ne kadar YouTube gibi algoritmik bir platformda bu dönüşümün yaşanmasının bazı riskleri olsa da bu trend önümüzdeki dönemde giderek televizyonun etkisinin daha da azalmasına sebep olabilir.
2025 Pulitzer Ödülleri Açıklandı
Her yıl ABD’deki en başarılı gazetecilik işlerini ödüllendiren ve tüm dünyada da takip edilen Pulitzer Ödülleri geçtiğimiz günlerde sahiplerini buldu. Yine ödül kazananlar arasında birçok ilham verici ve örnek olacak iş var.
Benim özellikle dikkatimi çeken üç ödül oldu. Bunlardan birincisi ProPublica’nın üst üste kamu hizmeti gazeteciliği ödülünü alması ve bu alanda herkesin örnek alması gereken bir yayın olduklarını bir kez daha göstermesi. İkincisi, Washington Post’tan sansür sebebiyle ayrılan karikatürist Ann Tealnes’in WaPo’daki işleriyle ikinci kez Pulitzer kazanması. Sonuncusu ise uzun zamandır takip ettiğim Bloomberg City Lab’in uzun zamandır yaptığı önemli ve özgün işin bir Pulitzer ile taçlandırılması.
Basın Özgürlüğünün Kötüye Gidişi
Dünya Basın Özgürlüğü günü maalesef basın özgürlüğünü kutlamak yerine onu talep ettiğimiz ve neden önemli olduğunu anlattığımız bir gün. Her yıl RSF tarafından yayınlanan küresel özgürlük endeksi de bunun neden yakın zamanda değişmeyeceğini bize bir kez daha gösteriyor.
RSF’nin 2025 raporu bu yıl durumun tüm dünyada ne kadar kötüleştiğini açık bir şekilde gösteriyor. Raporun tarihinde ilk defa küresel olarak basın özgürlüğü zorlu bir durumda — yani en düşük seviye olan çok ciddinin sadece bir adım üstünde. Rapor, son bir yılda yaşanan 1.2 puanlık düşüşteki en önemli faktörlerden birisi olarak küresel ekonomik zorlukları ve bunun beraberinde getirdiği politik baskıyı gösteriyor. Dünyanın her yerinde yaşanan bu kötüye gidişattan biz de 1.2 puanlık bir düşüş ve bir sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 159’uncu sıraya düşüşle nasibimizi almışız.
Çin’in Küresel Sansür ve Baskı Modeli
Dünyada sansür ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması dediğimizde akla ilk gelen ülke genellikle Çin oluyor. Bunun en temel sebebi Çin hükümetinin ülke içerisinde medyayı ve iletişim araçlarını kontrol etmek ve denetlemek için her yolu uygulaması. Ancak Çin’in bu baskıyı kendisine karşı dünyanın geri kalanından gelen eleştirileri susturmak için nasıl kullandığı çok sık konuşulmuyor.
ICIJ tarafından koordine edilen ve dünyanın her yerinden gazetecilerin dahil olduğu yeni bir araştırmacı gazetecilik dosyası tam olarak bu konuya odaklanıyor. China Targets isimli proje, Çin’in dünyanın farklı yerlerinde hedef aldığı kişileri ve onları hedef almak için kullandığı taktikleri kapsamlı bir şekilde anlatıyor. Özellikle Çin’in BM ve Interpol gibi kurumları bu baskı politikasına alet etmesi durumun ne kadar vahim olduğunun en büyük işareti.
Kısa Kısa
📬 NY Mag, kendi sitelerinin yanında Substack üzerinden de yayın yapmaya başladı.
🤖 Wikipedia, editörler ve geri kalan ekip için yeni bir yapay zekâ politikası hazırladı.
🥳 ABD mahkemeleri, Meta’nın Pegasus casus yazılımını üreten NSO Group’a açtığı davada şirketin Meta’ya 168 milyon dolar tazminat ödemesine karar verdi.
📱 Guardian’ın yeni uygulama tasarımı podcast ve bulmacaları daha da ön plana çıkarıyor.
☎️ Skype’a veda ettiğimiz bu günlerde, internetten telefon görüşmesi yapmanın ilk kez mümkün olduğu günlerde neler yaşandığını hatırlamak iyi olabilir.

Haftanın Odağı: Topluluk Aklı Doğrulayabilir mi?
Sosyal medyanın giderek büyümesi ve güncel olayları takip etmek gibi konularda ilk başvurulan yerlerden biri hâline gelmesiyle birlikte farklı ihtiyaçlar da ortaya çıkmaya başladı. Bunların başında da doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmak ve yanlış bilgiyle mücadele etmek geliyor.
Uzun bir süredir doğrulama yayınları ve gazeteciler bu sorumluluğu üstlense de çabalarını erişilebilir kılmak için platformlardan da yardım almaları gerekti. Bu yüzden Meta’dan YouTube’a birçok platform bunu kolaylaştıracak yollar geliştirmeye başladı. Ancak özellikle dünyanın her yerindeki aşırı sağ gruplar, bu doğrulamaların aslında kendilerini sansürleme aracı olduğunu iddia ederek bu yaklaşıma savaş açtı. (Doğrulamanın neden bu kesimler tarafından sansür gibi görüldüğünü sanırım hepimiz biliyoruz, o yüzden tekrar anlatmama gerek yok diye düşünüyorum.)
Trump’ın tekrar seçimi kazanması ve bu platformların başındaki isimlerin ona iyi görünmek istemesiyle birlikte doğrulamadan uzaklaşma trendi başladı. Birçok platformun tercih ettiği ya da düşündüğü alternatif yöntem ise X-Twitter’dan da bildiğimiz topluluk notları modeli.
İlk bakışta bu model iyi bir alternatif olabilir gibi görünüyor. Sonuçta internetin tarihi boyunca toplulukların bir araya gelerek kaliteli ve güncel bilgi ürettiği, bunu aktif bir şekilde düzenlediği bolca örnek mevcut. Bunların en başında Wikipedia ve Stack Overflow gibi kaynak siteler geliyor. Bu örneklere bakınca insanların eninde sonunda bu araç ile yanlış bilgiyi durdurup doğru bilginin yaygınlaşmasını sağlayacağını düşünmek çok da garip olmaz.
Fakat bu yaklaşım internetin geneliyle sosyal medya platformlarının nasıl farklı ekosistemler olduğunu görmezden geliyor. Sosyal medya platformlarının temelindeki dinamikler, etkileşim rakamlarının ve algoritmaların getirdiği dengesizlik bahsettiğimiz diğer sitelere kıyasla bu platformlarda önceliklerin değişmesine neden oluyor. İnternetin başka yerlerinde insanların önceliği doğru bilgi sağlamak ve faydalı bir şeyler yapmak olabilir ama sosyal medya platformlarında önceliklerimiz algoritmayı ve takipçileri memnun etmek.
Bunun üzerine politik kutuplaşmanın ve mevcut siyaset anlayışının etkilerini de koyarsak sosyal medya platformlarındaki kullanıcılardan Wikipedia editörleri gibi davranmalarını beklemenin neden iyi bir fikir olmadığını anlayabiliriz. Bu platformların aktif kullanıcıları ağırlıkla bu dinamiklerden faydalanmak isteyen veya her türlü etkileşimini bu şekilde gören insanlardan oluşuyor. Bu insanların topluluk notları gibi araçları da faydalı olmak yerine kendi taraflarına daha fazla puan kazandırmak için kullanmayı tercih etmesi (ya da bu tür notların öne çıkması için oy kullanması) kaçınılmaz.
Elbette bu sistemleri daha kontrollü bir şekilde tasarlamak ve denetim mekanizmaları kurmak mümkün. Ancak bunlar hem platformların moderatör ekibi kurmasını gerektiriyor hem de bu tür ek kontroller yine aynı kesimler tarafından sansür olarak yaftalanma riskini taşıyor. Platformların başındaki isimler de hem daha az para harcamak hem de bu gruplara iyi görünmek için insanları kendi başlarına bırakmayı tercih edecek gibi görünüyor.
Her ne kadar insanların bir araya geldiğinde herkes için faydalı ve doğru olanı bulacağını düşünmek istesem de bütün bunların yaşandığı ortamların tasarımından bu platformları manipüle etmek için fırsat kollayan kişi ve grupların çokluğuna kadar birçok etken bunu aşırı zorlaştırıyor. Doğrulama mekanizmaları bunlara karşı bir dengeleyici görevi üstleniyordu, onların yokluğunda dengenin hangi yöne kayacağı ortada.
Bu bülten Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla NewsLabTurkey sorumluluğu altındadır ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.








