Ahmed Akacha - Pexels

Doğal afetlerden sonra gazetecilere kalan sorular

Getting your Trinity Audio player ready...

6 Şubat’ta Türkiye ve Suriye’de gerçekleşen depremlerin ardından medyanın ve gazetecilerin geçemediği sınav hakkında yazdık, konuştuk, dinledik. En çok dinleme kısmına önem verdik. Zira sahaya inen, bizim gördüklerimizden çok daha fazlasını görüp aktaran gazetecilerin tanıklıkları deprem bölgesinde yaşananları anlatmanın yanı sıra gazeteciler arasında bir deneyim aktarımı yarattığı için de önemliydi. Bu süreçte gazetecilerin duyurdukları seslerle, yaptıkları haberlerle birçok hayat kurtardıklarını, ihtiyaçların karşılanması için çağrıda bulunduklarını, eksikleri ve ihmalleri ortaya çıkardıkları sayısız habere de şahit olduk.

Benzer şekilde gazetecilerin bölgedeki genel durum, acil ihtiyaçlar ve eksiklikler, yaralı ve hayatını kaybedenlerin sayısı gibi öncelikli haberlerden sonra ayrıntılı haberlere odaklandıklarını da görmeye başladık. Bu devam, bu takip çok önemli, zira konuşulmayan, gösterilmeyen, hatırlatılmayan olayların unutulma ihtimali var.

Bu nedenle gazeteciler, yaşanan afetin kendisi dışında esas sorunun ne olduğu, buna nelerin sebep olduğu, nasıl ve ne zaman başladığı ve o zamandan beri neler olduğunu takip eden soruların peşine düşmeliler. Görgü tanıkları, yaralılar ve yardım çalışanlarıyla görüşebilir, bölgedeki insanların ihtiyaçları ve yaşadıkları koşulları gündeme getirmek için haberlerine devam etmeliler. Çünkü gazetecilerin doğru soruları doğru zamanlarda sormaları, cevapsız bırakılan her sorunun peşinde koşmaları; kamuoyunun sorunlarını ve eleştirilerini muhataplarına yöneltmeleri beklenir. 

Bu nedenlerle biz de IJNET’in afet haberleri hazırlayan araştırmacı gazetecilerin, editörlerin ve muhabirlerin kendilerine soracakları 10 soruyu size Türkçe olarak aktarmak istedik.

1. Yardım parası nereye gitti ve akışı durduran tıkanıklıklar nereler?

Afetler, milyonlarca dolarlık yardımın, yeniden yapılanma hibelerinin ve yardım kaynaklarının serbest kaldığı dönemlerdir. Yolsuzluk vakalarına ek olarak, gazeteciler sıklıkla bu parayı başka yöne çeviren veya oyalayan endişe verici dağıtım hatalarını ve sistemik dağıtım hatalarını ortaya çıkarırlar.

Örneğin, Nepal’deki Araştırmacı Gazetecilik Merkezi, 2015’te Nepal’de meydana gelen yıkıcı depremin ardından, paranın yalnızca %3’ünün 21 ay sonra yerinden edilmiş hayatta kalanlara yardım ettiğini gösteren, olağanüstü bir takip hikâyesi hazırladı.

Sorulması gereken kilit sorulardan bazıları şunlar olabilir:

  • Dağıtım zincirindeki kilit figürler kimler, bu figürler nasıl denetleniyor?
  • Acil durum malzemeleri veya temel ihtiyaçlar ulaştırılabildi mi, çalındı mı veya karaborsa ekonomilerine yönlendirildi mi?
  • Özel hizmet sağlayıcılar nasıldı? Bölgeye yardım sağlayacağını belirten tüm kurum ve kuruluşlar, vaatlerini yerine getirdi mi, bu vaatler nasıl takip ediliyor?

2. Felaket, olaydan önce ve sonra insan eylemleriyle daha da kötüleşti mi?

Bu kısa ama önemli soru, planlama başarısızlıkları ve iletişim aksaklıkları hakkındaki kısa öykülerden, iklim değişikliğinin uzun vadeli etkilerine kadar çok sayıda araştırma için kullanılabilir. Doğal afetlerin zamanı ya da ne büyüklükte etkileri olacağı bilinmese de afetlerin gerçekliği bilimseldir ve bu yönüyle öngörülebilirdir. Bu nedenle planlama, kaynak tahsisi ve sonrasında yapılması gerekilenler belli olmalıdır.

2010’da Yeni Zelanda’da meydana gelen ve yalnızca bir kişinin hayatını kaybettiği 7,1 büyüklüğündeki Canterbury depremine yapılan başarılı müdahalede görüldüğü gibi, hasar ve can kaybı etkili ve koordineli hükümet seferberliği ile sınırlandırılabilir.

Burada Türkiye özelinde de söyleyeceklerimiz var. 99 depremi, Van, Elazığ, İzmir depremlerini yaşayan ve bir deprem ülkesi olduğu bilinen Türkiye’de 6 Şubat depremlerinde gördük ki can kayıplarını ve zararlarını azaltacak bir hazırlığımız yoktu.

3. Afet, yakınlardaki alanlardan sızıntılara veya zehirli kirlenmeye neden olmuş olabilir mi?

Depremler, seller ve tsunamiler, hasarlı petrol rafinerileri, askeri üsler ve kimyasal fabrikalardan kaynaklanan kirlilik gibi dalgalanma etkilerini tetikleyebilir ve bunlar genellikle gazetecilik araştırmaları olmadan ortaya çıkmaz.

Japonya’daki 2011 tsunamisinin ardından yaşanan Fukuşima nükleer felaketi ve buna bağlı teknik ve iletişim hataları en iyi bilinen örnekti.

Gazeteciler, klişelerden kaçınmaya ve yağma benzeri olayları, etkilenen her topluluğun karşı karşıya olduğu koşullar bağlamında haber yapmaya özen göstermelidir.

4. Ölü sayısı neden arttı?

Nature dergisinde yer alan bir araştırmaya göre, son yıllarda depremler nedeniyle yıkılan binalardan kaynaklanan tüm ölümlerin %83’ü sistemik yolsuzlukla karakterize edilen ülkelerde meydana geldi.

Yazarlar, kötü inşaat uygulamalarının “orta şiddette depremleri büyük felaketlere dönüştürmenin büyük ölçüde sorumlusu” olduğunu belirtti. Diğer durumlarda, sorumsuz liderler, kritik acil durum müdahale noktalarına beceriksiz yandaşları yerleştirirken, yolsuzluk ve yardım fonlarının yasadışı yoldan saptırılması, tıpkı 2022’de Pakistan’da meydana gelen büyük sel felaketinden sonra olduğu gibi daha fazla can kaybına yol açtı.

5. Veriler, acil durum yönetim kurumlarındaki sorunlar veya afet yardımındaki eşitsizlikler hakkında ne söylüyor?

2021’de Washington Post veri muhabiri Andrew Ba Tran, ABD Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı’ndan (FEMA) alınan yardım oranının 2010’da %63’ten 2021’de yalnızca %13’e düştüğünü göstermek için hükümet veri tabanlarını derinlemesine inceledi. Amerika’nın “Derin Güneyi”nde felaketten kurtulan siyahlara yardımın sistematik olarak reddedildiğini göstermek için nüfus sayımı verilerindeki ırk kategorileriyle birlikte yardım verileri de ekip tarafından incelendi.

6. Hayatta kalanlar arasındaki bariz yağma ve kanunsuzlukları etik bir şekilde nasıl raporlayabiliriz?

Tam olarak bir araştırma açısı değil ama yine de kayda değer: Basmakalıplara ve önyargılara karşı dikkatli olun.

Araştırmacı Nadia Dawisha’nın ABD’deki 2005 Katrina Kasırgası felaketiyle ilgili haberlerin bir analizinde bulduğu gibi, hayatta kalan siyahlar genellikle kanunsuzlukla ilişkilendirilirken hayatta kalan beyazlar yardım arıyor olarak tasvir edildi. Bir dükkândan yiyecek taşırken görülen bir Afrikalı-Amerikalı kişinin nasıl “yağmacı” olarak tanımlandığına, aynı şeyi yapan beyaz bir kişinin “yiyecek bulmakta” olduğuna dikkat çekti.

Uzmanlar, gazetecilerin klişelerden kaçınmaya özen göstermeleri ve yağma benzeri olayları, etkilenen her topluluğun karşı karşıya olduğu koşullar bağlamında haber yapmaları gerektiğini vurguluyor.

7. Acil müdahale ekiplerinden neler öğrenebiliriz?

The New Humanitarian’ın genel yayın yönetmeni Josephine Schmidt’in GIJN’ye söylediği gibi, “30 milyar dolarlık insani yardım endüstrisi” artık hükümetlerin, Birleşmiş Milletler’in ve “büyük yardımın” münhasır işi değil. Artık özel bireyleri, çevrimiçi toplulukları ve hatta masrafları kendilerine ait olmak üzere afetlere seyahat eden gönüllü itfaiyecileri içeriyor. Bu aktörler, önemli ve güvenilir bağımsız gerçekler, değerli erişimler sağlayabilir ve hatta muhbir olarak hareket edebilir.

Türkiye’den deprem bölgesine giden gönüllüler ve STK çalışanlarının destekleri hem tanıklık hem de arşiv için oldukça önemli. Tanıkların söyleşilerinden birkaç örneği böyle bırakalım:

6 Şubat depremlerinde bölgeye giden Clowns Without Borders (Sınır Tanımayan Palyaçolar) topluluğu ile söyleşi.

6 Şubat depremlerinde bölgeye giden Afet için Feminist Dayanışma üyeleri ile söyleşi.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğa ve yaşam hakkı mücadelesi veren dört kadının hikâyelerinden oluşan video röportaj serisi “Lafun Aykirisi”.

8. İlk felaket hangi halk sağlığı tehditlerini tetikleyebilir?

Afetlerin yarattığı yeni koşullar genellikle doğal afetlerden sonra hastalıktan kaynaklanan yeni ölüm dalgaları yaratır. Ayrıca, salgın hastalıklardan, doğum öncesi bakıma ve solunum cihazlarına kadar kritik sağlık hizmetlerindeki kesintilerin de yakından incelenmesi gerekiyor.

9. Felaketten kim yarar sağlıyor?

Geçmişteki felaketlerde, ideolojik yanlış bilgi verenlerden, yozlaşmış yetkililere, çevrimiçi bağışları çalmak için mağdur numarası yapan dolandırıcılara kadar, endişe verici çeşitlilikte faydacıların ortaya çıktığı görüldü.

Örneğin 2010 Haiti depremi sonrasında, Port-au-Prince’in hasar görmüş uluslararası havaalanındaki bir görevli, muhabir ve özel bir pilota şantaj yapmaya çalıştı ve bu durum pilotun, söz konusu yetkili tarafından çağrılan şiddet içeren bir çete tarafından uçaktan uzaklaşmasını zorunlu kıldı.

10. Burada neyi kaçırıyoruz?

Yeniden yapılanma projeleri için ihtiyaç duyulan vasıflı zanaatkâr eksikliğinden, olası felaketlerin yollarına atılan yoksul topluluklara kadar, felaketleri takip eden sorunlar o kadar çoktur ki, düzenli olarak editoryal beyin fırtınası gerektirmektedir.


Serbest çalışan veya bilgisayarının başına geçip “bugün ne çalışsam” diye düşünen gazetecilere bu soruların yol göstermesi dileğiyle.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir