Medya depreme hazır mıydı?

Getting your Trinity Audio player ready...

6 Şubat’ta saatler 04:17’yi gösterirken Kahramanmaraş merkezli depremler Türkiye’yi uykusunda yakaladı. Deprem, on binlerce hayatın son bulmasına, yüz binlerce yaşamın altüst olmasına sebep oldu. Enkaz altından gelecek en ufak desibel sese kulak kesildik. Gece uykusunda olanlar depremi beklemezken, devlet yetkilileri böyle bir depreme hazır olmanın imkânsızlığını dile getirdi. Oysa ki; yıllardır Kahramanmaraş ve Hatay bölgeleri için birçok deprem raporu yayınlanmış, riskler dile getirilmişti. Bunlar yetkililer tarafından dikkate alınmamış, medya ise buna dikkat çekmekte yetersiz kalmıştı.

Deprem, Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa’da yıkımlara sebep oldu. Bu bölgeler merkez medyanın yer aldığı İstanbul’a en az 10 saat uzaklıkta. Peki medya depreme hazır mıydı?

Depremden önce depreme dair hangi başlıklar medyada yer alıyordu?

Basının depreme fiziksel şartlar açısından hazır olmasına gelmeden önce mağduriyetin asgari seviyede yaşanması, halk sağlığı ve güvenliği açısından bugün gündemden düşmeyen bilimsel raporlara, deprem uzmanlarına daha önce ne kadar yer verilmişti? Gazeteci olarak kendimi de eleştirdiğim bu “önleyici habercilik” rolünü yerine getirmediğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yaşanmayana kadar deprem haberinin seyrek yapılmış olduğu gerçeği ile bir kez daha yüzleşmek durumundayız. Felaket olmadan gördüğümüz deprem haber konuları içinde ise; “Büyük İstanbul depremi geliyor mu?” ve tabii tüm Türkiye’de Kasım 2022’de kırmızı alarm ile eşzamanlı yapılan “Büyük deprem tatbikatı” başlıklarını görüyoruz.

Alana nasıl ulaştım?

6 Şubat 04.17’den sonra hem ekip sayısı hem bütçesi yüksek basın kuruluşları (ağırlıklı olarak televizyonlar) ile devlet yayın organları bütün imkânları ile sabahın erken saatlerinde araçlarla ve en yakın uçak seferleriyle sahaya çıktı. Kesintisiz yayınların başlangıcı, ölüm sayıları ve yaşama tutunanların haberleri ile devam etti. Bu sürede kapanan havaalanları, dolu olan uçak seferleri, deprem kaynaklı çöken yollar bölgeye ulaşmada zorluk yarattı. Nispeten daha butik medya kuruluşları çalışanlarını afet bölgesine yollamak için kargo uçaklarını, yardım otobüslerini dahi kullanmayı düşündü. Ayrıca uçakla gidilse dahi bölgedeki oto kiralama şirketlerinde araç bulmak da epey zorlaşmıştı.

Bir arabanın afet bölgesinde lazım olacağı gerçeği ile birçok basın mensubu, ikinci ve üçüncü günlerde İstanbul’dan araçlarla yola çıkmaya başladı, benim de çıktığım gibi. Depremin ikinci günü yoğun kar yağışı ve tipi şartlarında geçen yolun 17’nci saatlerinde Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’ya ulaştım. 

İlk gün bölgeye ulaşamayan kurumlar yanı yakıla yerel basından bilgi almaya çalıştı. Afet bölgelerinde veya yakınlarında yaşayan ve İstanbul’daki kurumlar için çalışan serbest gazeteciler o kurumların saha muhabirlerine dönüştü. Serbest gazeteciler, sosyal medyadan teyite muhtaç görüntülere önceki afetlere göre daha temkinli yaklaşan kurumlar için büyük rol oynadılar. Serbest olarak kimseyi bulamayan kuruluşlar ise bölgeye ulaşan diğer haber kurumlarının çalışanlarını yayınlarına bağlamaya, görüş almaya çalıştı.

Kriz dönemlerinin vazgeçilmezleri televizyon ve (kapatılan) Twitter

Nerede kriz, orada WhatsApp, Telegram, Twitter, Instagram ve bu platformları kaynak alan televizyonlar, haber siteleri… Yangın olsa yıllar öncesine ait yanan ormanların, savaş çıksa eski çatışmaların, sel vursa başka bir ülkedeki selin, deprem olsa güncel olmayan enkazların görüntüleri ve daha fazlasıyla karşılaşıyoruz. 

Ülkede ne zaman bir kriz olsa ortalık bilgi kirliliğinden geçilmiyor. Son dönemin herkesçe bilinen kelimesi, hatta yasası bile çıkarılan dezenformasyondan kırılıyor ortalık. Özellikle Covid-19 pandemisinde hem çevresel kirlilik hem bilgi kirliliğinden uzak kalamadık. Her mecradan bu yaşandı ama yine vazgeçilemeyen tek yer hep televizyon oldu. Hiç açılmayan o televizyonlar merkez medyadaki iki-üç farklı haber kanalı için açıldı. Hep açık olan televizyonların sesi ise artırıldı. Tabii ki “asrın felaketi” ve “mucize” haberleri kanal kanal geziyordu.

En azından asgari bilgiyi taze tutabilmek için sahada çalışmıyorsa gazeteci de televizyon izliyor. Çünkü sahada çalışan gazeteci o sırada bilgiyi işlemek, haberi üretmekle meşgul. Ancak bir sorun var ki o da dağıtamamak. Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü gününde saat 16:00 dolaylarında Twitter’a erişim kısıtlandı.

Netblocks tarafından açıklanan raporda Twitter’ın Türkiye’de kısıtlandığı ve büyük internet sağlayıcılarına filtre uygulandığı bildirildi. Bu esnada afet bölgesinde çalışan gazeteciler Twitter’ın kısıtlandığını geç anladı. Çünkü bölgede hâlihazırda büyük bir internet sorunu yaşanıyordu. VPN (Sanal Özel Ağ) uygulamaları da acil durum çantalarından çıkarıldı.

Teyitlidir!

Depremin ilk gününden itibaren onlarca WhatsApp grubu ve deprem özel tweetlerde büyük başlıklar görmeye başladık: “TEYİTLİDİR!” Sosyal medya platformları geliştikçe, her geçen gün bu platformlara bir yenisi eklendikçe bilginin yayılma hızı gerçek, yalan, yanlış, eksik şekilde akışlarımıza düşüyor.

Yakın tarihten örneklere bakacak olursak; Ocak 2020 Elazığ ile Ekim 2020 İzmir depremleri, 2021 Temmuz-Ağustos aylarındaki Muğla’daki orman yangınları, 2021 Ağustos’taki Batı Karadeniz sel felaketi gibi kriz zamanlarında ciddi dezenformasyonlara şahit olduk.

Kahramanmaraş merkezli depremlerde depremin ilk anından bu yana gösterilen bir “teyitlidir” refleksi ile karşılaştık. Daha önce yalnızca gazetecilerin olduğu WhatsApp gruplarında denk geldiğimiz “teyitli” notu, yardım ve gönüllü gruplarında ve sosyal medya paylaşımlarında da ağırlıklı olarak yer edindi. Önceki krizlerden ders çıkarmayan yetkililere ve eski kriz ortamlarındaki dezenformasyona nazaran bilgi aktarımında bir hassasiyet gördük diyebiliriz.

Teyit.org’un kurucu ortağı ve strateji sorumlusu Gülin Çavuş, eski olaylara nazaran böyle bir çıkarımı yapmanın doğru olabileceğini belirtti.

Bir farkındalığın oluştuğunu görüyoruz. Önceki olaylara göre bu krizin büyüklüğü de bunda rol oynadı. Teyit’in kurulduğundan beri kriz zamanlarında neler yapılması gerektiğine yönelik uyarıları da özellikle bu krizde daha fazla karşılık buldu. Farklı STK ve kurumlar afet bölgesine yardım için merkezler kurdu. Yardımlarla talepleri birleştirmek için kendilerine bir iç teyit mekanizması yerleştirmeleri gerekti. Çünkü ihtiyacın çok fazla olduğu ancak aynı kapasitede yardımın olmadığı büyüklükte bir krizden bahsediyoruz. O yüzden bilgilerin teyitli olması zaman ve kaynak kullanımı açısından bambaşka bir önemdeydi. Sosyal medyada etkili figürlerin deprem bölgesindeki bilgileri ve yardım taleplerini karşılarken daha fazla ‘teyitleme’ ihtiyacı duyduklarını gördük. Buna daha fazla önem verildi.

Basın da yetişemedi, giden de göster(e)medi

Depremin 20’inci gününde yıkımın yüksek olduğu Hatay’ın Kırıkhan ilçesindeydik. Konuştuğumuz depremzedeler hangi şartlarda yaşadıklarını göstermek istiyorlardı. “Buraya yirmi gündür gelen ilk basın ekibi sizsiniz” diyordu mahalle sakinleri. Bundan sebeptir ki elimizden geldiğince dinledik, kayıt altına aldık. Hem çadır hem basın beklemişler.

Bir de merkez medya televizyonları ne yapıyor bölgede diye baktığımızda; devletin şefkatli elinin uzanamadığı noktalara denk gelmişlerdi. Çadır gelmediği için zeytin seralarında toplamda 83 kişi kalan ailelerin haberini yapamıyorlar, bari siz yapın diyorlardı.

GSM operatörleri yine sınıfta kaldı

Çok uzatmadan “kriz olduğunda internet gider” herkes bunda hemfikir. Milyonlarca lira reklam harcamaları yapan malum üç büyük operatör firması depremin ilk haftasında yine sınıfta kaldı. Depremin ilk günlerinde Hatay’da sabah 09:00 ile akşam 18:00 internet yok denilecek kadar azdı. En kötüden en iyiye doğru beş mobil bağlantı türü; GPRS, EDGE, 3G, 4G ve LTE. Gün için bazen EDGE oluyor daha üstüne çıkmıyordu. Deprem bölgesinde telefonun çektiği yer aranıyordu. Hatta iki baz istasyonunun yanında duruyor olmamıza rağmen maalesef sonuç yine hüsrandı.

Gazetecilerin ihtiyaç duyduğu destek

Antakya’da sahada bir tane hariç basın meslek örgütü göremedim. Şu sendika bu sendika demeye gerek yok. Ancak gelen fonlar hibeler, “kriz ortamında gazetecilik” eğitim oturumları ne yazık ki havada kaldı. En çok taşınabilir internete ihtiyaç duyduk sinyal düşük olsa da birkaç megabaytlık internete dahi muhtaçtık. Sadece bir sendika interneti olmasa da canlı yayın cihazları, laptoplar, telefonlar gibi bütün elektronik cihazların şarj edilebileceği bir otobüs getirmişti. En ufak çabayı takdir etmekle birlikte ne yazık ki meslek örgütleri de zayıf kaldı. Asgari standartların yeniden gözden geçirilmesi için şapkayı öne koymak gerektiğini bir kriz ortamından sonra yeniden görmüş olduk.

Bütün bunlara karşın her kurumdan gazeteci, meslek örgütleri çatısı altında olmadan bir dayanışma içindeydi.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir