Bu haftanın anahtar kelimeleri: basılı yayınlar, Economist, Afrika, User Mag.
Kâğıdın değeri artıyor

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!
Günümüzde medyanın özellikle dijitalde yaşadığı sıkıntılar basılı yayıncılığa olan ilgiyi ve bu alanın değerini artırmaya başladı. Haftanın odağında da bu alanda bir süredir büyüyerek devam eden yeni dalgayı ve bu akımın kimler için uygun olduğunu anlattım.
“Ne Okuduk” bölümünde ise ilginç bir casus gazeteci hikâyesi, The Economist’in öğrencilere özel kampanyası ve daha fazlası var.
Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.
Haftaya görüşmek üzere!
—Ahmet Alphan Sabancı

Bu hafta ne okuduk?
Tutuklu Takasında Gözden Kaçan Gazeteci
Rusya ve Batı ülkeleri arasında Ağustos ayında Ankara’da gerçekleşen ve aralarında ABD’li gazeteci Evan Gershkovic’in de olduğu tutuklu takası, özellikle gazeteciler açısından önemli bir konuydu. Fakat bu takasta çoğunluğun gözünden kaçan bir başka gazeteci daha varmış.
Rusya’ya teslim edilen tutuklular arasında yer alan ve iki yıldır Polonya’da yargılanmayı bekleyen Pablo González, özellikle Rusya’nın 2014 yılından bu yana gerçekleştirdiği operasyonları takip eden diğer gazeteciler tarafından bilinen bir isim. İki yıl önce Polonya’da Rusya adına casusluk yaptığı iddiasıyla tutuklandıktan sonra herkesin kafası karışsa da kimse gerçekten casus olup olmadığını kanıtlayamamıştı. Rusya’nın bu takasta Pablo González’i de alması bu yüzden kimsenin beklemediği bir gelişmeydi. Ancak Shaun Walker’ın detaylı araştırmasını okuyunca, ortada gerçekten ilginç bir hikâye olduğunu görüyorsunuz.
Gazetecilerin farklı devletler tarafından casus olarak kullanılması yeni bir gelişme değil. Ancak Pablo González’in hikâyesinin klasik casus gazetecilerden daha farklı ve ilginç olduğu kesin.
Önyargılı Gazeteciliğin Afrika’ya Etkisi
Medyada bir topluluk, ülke veya bölge hakkında haberlerin nasıl yazıldığı o kesim hakkındaki görüşlerimizi şekillendirebiliyor. Eğer belirli önyargılar ve kalıplar düzenli olarak kullanılıyor ve normalleştiriliyorsa, bunun insanlar ve ülkeler üzerinde negatif etkileri olacağını çok iyi biliyoruz. Ama bu etkiyi ölçemediğimiz için önemini anlatmakta zorlanıyoruz.
Dünya medyasının önyargılarından en çok çeken bölge kesinlikle Afrika kıtası ülkeleri. Africa Practice ve Africa No Filter, bu önyargılı haberciliğin etkilerini daha net bir şekilde göstermek için kapsamlı bir çalışma yapıp bu çalışmanın sonucunu bir rapor olarak yayınlamış. Raporun en dikkat çekici verilerinden birisi, medyanın önyargılı haberciliği yüzünden bölgenin “daha riskli” görülmesinin ekonomide sebep olduğu negatif etki. Rapora göre medyanın negatif sunumunu değiştirmesi ve bölgedeki ülkeleri önyargısız bir şekilde anlatması kıta genelinde yıllık 4.2 milyar dolar potansiyel tasarruf sağlayabilir.
Raporu mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Rapor, Afrika’ya odaklansa da önyargılı haberciliğin her yerde görmezden gelinen etkilerini anlamak için önemli bir yol gösterici olarak kullanılabilir.
Öğrencilere Ücretsiz The Economist
Uzun ömürlü bir yayın olmanın temel şartlarından birisi, okurlarınız için bir alışkanlık hâline gelebilmek. Böyle bir okur kitlesine sahip olmak hem sağlam bir temel oluşturmanıza yardımcı olacaktır hem de o okurların, çevrelerindeki insanları da size çekmesini sağlayacaktır.
The Economist, son dönemde stratejisini kendisi için yeni düzenli okurlar bulmaya odaklamış görünüyor. Bunun için hedefledikleri kesim ise lise ve üniversite öğrencileri. Yeni abonelik teklifleri, öğrencilerin The Economist’in Espresso uygulamasına ücretsiz olarak erişebilmelerini sağlıyor. Hedefleri, normalde profesyonellere hitap ettiği için görece yüksek bir abonelik ücreti olan yayını gençlere ücretsiz olarak sunarak bir alışkanlık geliştirmelerini ve mezun olup profesyonel hayata geçtiklerinde bu alışkanlığı devam ettirmelerini sağlamak.
Açıkcası orta ve uzun vadede bunun geri dönüşünü almaları çok yüksek bir ihtimal. Diğer yandan ekonomik imkânları kısıtlı olan bir kesime böyle bir fırsat vermeleri de yayın için pozitif bir imaj çiziyor. Bu bile stratejinin geri dönüşünü daha kısa sürede almalarını sağlayabilir.
Geleneksel Medyaya Sığmayanlar
Son birkaç yıldır medya sektöründe en sık gördüğümüz haberlerden birisi geleneksel medya kurumlarından şu veya bu sebepten dolayı memnun olmadığı için kendi bağımsız yayınını kurmaya karar verenler. Bizim ülkemizde bu, genellikle mecburiyetten yaşanan bir durum ama Batı’da “yönetim fazla woke” diye söylenenlerden, “geleneksel habercilik geride kalıyor” diyenlere kadar çok farklı sebeplerle bu yolu seçenler var.
İnternet üzerine haberler yapan Taylor Lorenz de ikinci sebepten dolayı yoluna bağımsız devam etmeye karar veren en son isim. User Mag isimli yeni bir yayın kuran Lorenz, bu şekilde geleneksel gazetecilik sınırlarına takılmadan kendi istediği gazeteciliği yapabileceğini düşünüyor. Kendisiyle konuşan ve bu akım hakkında detaylı bir yazı kaleme alan Kyle Chayka ise her ne kadar bu akımın eleştirilerinde haklı olduğu noktalar olsa da çoğu zaman bağımsızlık yoluna gidenlerin ya kendilerinin kurumlaşmak zorunda kaldığını ya da yola bağımsız devam ettiklerinde de çok farklı işler ortaya koyamadıklarını bize hatırlatıyor. Yani kurumların sıkıntıları ve geride kalmışlıkları olsa da mevcut sorunlarımızın tek kaynağının onlar olmadığını da unutmamamız lazım.
Kısa Kısa
🌍 BBC direktörü Tim Davie, BBC World Service’in yayınını durdurmak zorunda kaldığı ülkelerde yerinin Rusya ve Çin devlet medyası tarafından hızla doldurulduğunu söylüyor.
🇷🇺 Ağustos 2023’te kaybolan ve Nisan 2024’te Rusya’da tutulduğu öğrenilen Ukraynalı gazeteci Victoria Roshchyna’nın tutukluyken öldüğü açıklandı.
🤖 Microsoft, Copilot Daily ile kullanıcılara YZ tarafından özetlenmiş haber ve hava durumu bültenleri sunmaya başlayacak.
📱 Yeni sosyal medya paniğinin başını çeken Jonathan Haidt’in gerçek bir uzman ile tartışması, argümanlarının ne kadar dayanıksız olduğunu bize gösteriyor.
🤖 ABC, podcast başlıkları üretme konusunda yaptıkları YZ testlerinde modellerin insanlar kadar yaratıcı ve iyi başlıklar üretemediği sonucuna varmış.
🇺🇸 Gazze’de bir yılı aşkın süredir yaşananlar, ABD medyası içerisinde de büyük gerilimlere sebep oluyor.

Haftanın odağı: Kâğıdın değeri artıyor
Yeni başlayan, geri dönen veya daha başarılı hâle gelen basılı yayınlarla ilgili haberlerin sayısında ciddi bir artış olduğunu bir süredir düzenli olarak görüyorum. The Onion, yeni yönetimiyle gazeteyi tekrar basmaya başladı, The Atlantic basım sayısını artırıyor, Philadelphia Inquirer basılı yayına yatırım yapıyor, Financial Times’ın basılı gazeteyi nasıl kârlı hâle getirdiği de anlatılıyor.
Kimileri bunu dijital yayıncılıktaki gelir sıkıntılarından dolayı bir tür geriye dönüş gibi düşünebilir ama basılı yayıncılığa artan ilginin nasıl bir şekil aldığını ve eskiden farklarını incelemeye başladığınızda, burada yeni bir şeylerin oluşmaya başladığını görüyorsunuz.
Yeni basılı yayıncılık dalgasının özellikle niş yayınlar ve dergiler üzerinden gelmekte olduğunu bir süredir söylüyordum. Bu etkiyi Bloomberg Businessweek ve The Atlantic gibi dergilerin aylık formata dönmesinde ve The Onion’ın da aylık bir gazeteyi tercih etmesinde görebiliyoruz. Bu yeni dalgada insanların beklentisi sürekli yenisi çıkan değil, gerçekten zaman ayırabilecekleri yayınlar.
İkinci önemli değişiklik ise genel olarak bu dalganın başını daha “premium” diyebileceğimiz yayınların çekiyor olması. Mevcutta devam ederek daha başarılı hâle gelen Financial Times, The Economist ve Monocle gibi yayınlar bunun örnekleri. Yayın hayatına yeni başlayıp da başarılı bir giriş yapanların çoğu da ya genel olarak premium okur kitlesine hitap ediyor ya da bir niş alan için premium yayın olma hedefiyle yola çıkıyor.
Daha önce de bahsettiğim gibi, internete ve dijital yayıncılığa ilgimizin en temel sebeplerinden birisi, istediğimiz her alanda bir şeyler bulabilmek ve bunlara kolayca erişebilmekti. Ancak dijital yayıncılığın giderek kötüye gidişi, sosyal medyanın durumu ve artık bu özel ilgi alanlarına dair gelişmeleri takip etmenin giderek zorlaşması yeni bir ihtiyaç doğurdu. Evet, basılı yayıncılık pahalı bir iş ama bunun karşılığını vermeye hazır bir kitlenin de olduğunu bu dalganın büyümesiyle görmeye başladık.
Elbette bunun anlamı herkes basılı yayın yapmalı veya artık asıl para orada demek değil. Aksine, eğer bu bahsettiğim seviyede bir şeyler üretemezseniz ya da böyle bir kitleniz yoksa kesinlikle bu işe girişmemeniz lazım. Ancak böyle bir potansiyeliniz varsa, yaptığınız işin kendisi ve kitlesi bu yeni dalgaya uygunsa kesinlikle basılı bir formatı yayınınızın parçası hâline getirmenin yollarını düşünmenizi öneririm.








