Dergilerin bize sunduğu imkânlar

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında dergilere odaklandığım yavaş medya serisinin ikinci bölümü var. Dergileri bir format olarak özel ve avantajlı kılan noktaları ele almaya ve ilham verecek örnekler paylaşmaya çalıştım.

“Ne Okuyoruz” bölümünde ise Facebook’un Ad Observatory ile devam eden kavgası, abonelik ve üyelik meselesi, araştırmacı gazetecilerin düzen sorunu gibi çok çeşitli konuları bulabilirsiniz.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum. 

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Twitter'ın Moments bölümü için planlarını gösteren bir ekran görüntüsü.
Twitter

Bu hafta ne okuduk?

FACEBOOK NYU ARAŞTIRMACILARINI KOVDU

Facebook’un platformunda kendi isteğiyle yapılmayan araştırmalara karşı isteksiz olduğunu ve bunları engellemek için çabaladığını geçmişte görmüştük. Son dönemlerdeyse bir şekilde durdurmak için en çok çabaladıkları araştırma New York University tarafından gerçekleştirilen Ad Observatory isimli projeydi.

Hafta içerisinde oldukça radikal bir adım atan Facebook, çalışmayı yürüten ekibe ait tüm kişisel hesapları platformunda engelledi. Geçtiğimiz ekim ayında araştırmayı durdurmaları için mahkeme talebi gönderip başarısız olan Facebook, bu adımına gerekçe olarak kullanıcıların veri gizliliğini öne sürüyor. Halbuki araştırma, araştırmaya katılmak isteyen gönüllü kullanıcıların indirdiği bir tarayıcı eklentisiyle gerçekleştiriliyor, alınan veri de kullanıcının gördüğü reklamlar ve bunu görme sebebi. Yani ortada bir mahremiyet ihlali söz konusu değil, aksine gönüllü bir paylaşım var.

Facebook’un bu çalışmayı engelleme konusundaki ısrarının nedeninin kullanıcı gizliliği olmadığının ABD Federal Ticaret Komisyonu bile farkında. Asıl gelir kaynakları olan reklam konusunda kimsenin araştırma yapmasını ve sistemlerine dair bir şey öğrenmesini istemiyorlar. Milyarlarca kişinin kullandığı bir platformun bu kadar gizlilik talep etmesi de kaçınılmaz olarak akla “neyi saklamak istiyorlar?” sorusunu getiriyor.

ABONELİK VE ÜYELİK BİLMECESİNİ ÇÖZEBİLECEK MİYİZ?

Artık gazetecilik ve medya sektörü için gelir modellerinden konuşmak büyük anlamda abonelik ve benzeri modellerden konuşmak anlamına geliyor. Özellikle de NYT’nin bu hafta içerisinde 8 milyon aboneyi aştığını açıklaması, bu yolda ilerleyeceğimizin kanıtı. 

Fakat tıpkı yeni NYT abonelerinin önemli bir kısmının bulmaca ve yemek gibi haber dışı konuları tercih etmesine benzer şekilde, gazetecileri desteklemek isteyen herkes geleneksel abonelik yolunu istemeyebiliyor. Üyelik adını verdiğimiz ve daha çok okur ile bir topluluk kurma ve gazeteciliğin sınırsızca paylaşımını destekleme yönündeki modeller de rağbet görüyor. İşin bu yanına odaklanan “The Membership Puzzle Project”in dört yılın ardından sona ermesiyle de herkes “Acaba çözdüler mi?” diye sormaya başladı.

Projenin kurucusu Jay Rosen, üyelik modelinin hemen her kurum için uygulanabilir olduğunu fakat topluluğa göre bu modele şekil vermenin şart olduğunu söylüyor. Kimi bölgelerde ücretli üyelere odaklanan bir topluluk geliştirme sistemi daha verimli sonuçlar üretirken, başka yerlerde üyeleri asıl motive eden, destekleri sayesinde kurumun her işinden herkesin faydalanabilmesi. Bu da okur odaklı bir gelir modelinde okur kitlesini yakından tanımanın neden önemli olduğunu bir kez daha görmemizi sağlıyor.

Alakalı: Jay Rosen, aynı zamanda Hollanda merkezli De Correspondent’in İngilizce versiyon girişimi The Correspondent’in de sözcülerinden birisiydi. İngilizce versiyon 2020 yılı sonunda başarısızlığını kabul edip kapanmıştı, bu hafta da NiemanLab ile neden başarısız olduğunu konuştular.

YANLIŞ BİLGİNİN TEDAVİSİ İÇİN UZMANLARA DANIŞIN

Pandemi ile birlikte yanlış bilginin özellikle sosyal medyada giderek büyüyen bir sorun hâline gelmesi üzerine hemen her platform bir çözüm yolu bulmaya çalışıyor. Bu konuda çoğu çaba yetersiz kalsa da en azından bir çaba olduğunu görmek olumlu.

Çoğu zamansa konu dönüp dolaşıp uzmanlardan yardım almaya geliyor. Twitter da bunu öğrenen platformlardan birisi oldu. Associated Press ve Reuters ile başladıkları ortaklık, bu haber kurumlarından aldıkları destek ile Birdwatch gibi uygulamalarından, trend sayfasına kadar birçok yerde daha sağlıklı bilgi sunmak için kullanacaklarını söylüyorlar. Umarım bu adım Twitter’ın gazeteciler ve doğrulama ekipleri ile daha sık çalışmaya başlamasını da beraberinde getirir.

Unutmamamız gereken bir detay da COVID-19 ya da başka bir konuda yanlış bilgi sorununun sadece sosyal medyadan kaynaklanmadığı. Burada daha geleneksel figürlerin oynadığı rolü ve bunun ne kadar etkili olduğunu da akılda tutmamız gerekiyor.

ARAŞTIRMACI GAZETECİNİN ORGANİZASYON İHTİYACI

İnternetin ve bilgisayarların araştırmacı gazeteciler için işleri nasıl farklı bir boyuta taşıdığını görmemek mümkün değil. Her ne kadar her şeye erişmek mümkün olmasa da erişilebilecek kaynakların veya bulunabilecek önemli verilerin sayısı giderek artıyor. Bu da daha iyi ve farklı araştırmaları mümkün kılıyor.

Ama bu durum aynı zamanda bir kaosu da beraberinde getirebilir. Eğer özenle kurulmuş bir sistem yoksa, toplanan bütün verileri bilgisayarınızın içerisinde bulmak ve düzenlemek bir noktada imkânsız hâle gelecektir. Bu yüzden de araştırma sürecinde bir düzen ve sistem kurmak çok önemli. Bu aşamada özellikle dikkat etmeniz gereken iki nokta var: bir veri tabanı oluşturmak ve nasıl bir arşiv kuracağınızı öğrenmek. Bu iki noktaya zaman ayırıp çalışma şeklinize uygun bir sistem kurduktan sonra her şey çok daha kolay bir hâle gelecektir.

KISA KISA

🗓 SRCCON önümüzdeki hafta başlıyor. Eğer program ilginizi çekerse mutlaka kayıt olun.

🍪 İnternette takibin bir numaralı aracı çerezler (İngilizcede cookie) adım adım tarihe karışıyor.

🇿🇦 Güney Afrika’da yayın yapan Mail&Guardian, kıta gündemini ele alan haftalık dergileri The Continent’i dağıtmak için yaratıcı bir yol bulmuş: WhatsApp ve Signal.

💉 CNN aşı karşıtlarına taviz vermeyeceğini, aşı olmadan ofise gelmekte ısrar eden üç çalışanını kovarak gösterdi.

🇦🇫 İngiliz ve Amerikalı gazeteciler, Afganistan’da kendilerine yardım eden, birlikte çalıştıkları kişiler ve aileleri için vize hakkı tanınması konusunda devletlerine baskı kuruyor. ABD’de bu baskı başarıya ulaştı.

🎫 İlk kez bir film Facebook üzerinden ilk gösterimini ve dağıtımını yapacak.

🗯 Batı ülkelerinde aşırı sağcıların kendilerine özgürlük sağlamak için kurdukları platformların hiç beklenmedik bir kullanıcı kitlesi daha var: Radikal İslamcı gruplar.

🇺🇸 Beş foto muhabir, New York’taki Black Lives Matter protestoları esnasında polis tarafından saldırıya uğradıkları için NYPD’ye dava açıyor.

💵 Şirketler tarafından kazandıkları ücret konusunda karanlıkta bırakılan fenomenler, sorunu çözmek için özel bir platform kurdu: F*** You Pay Me

Farklı dergilerin estetik bir şekilde sergilendiği bir görsel.
Coffee Table Mags

Haftanın odağı: Yavaş medya – Bölüm 2

Geçtiğimiz haftanın odağında haberlerin ve medyanın giderek hızlanmasının beraberinde getirdiği negatif etkilere ve buna karşı ne yapabileceğimize değinmiştik. Bu hafta da farklı bir üretim hızı kurmak adına tercih edilebilecek yollardan birisi olan süreli yayınlardan, özellikle de dergilerden bahsetmek istiyorum.

Kişisel olarak dergilere ve dergi türevi yayınlara hep özel bir ilgim olmuştur. Bunun başlıca sebeplerinden birisi başından sonuna okumanın ve bunu bana uygun bir hızda yapmamın mümkün olması. Bunun okur için anlamı, bir yayının basıma değerli bulduğu her içeriği istedikleri şekilde tüketebilmeleri demek. Yani bir dergiyi ya da süreli yayını okurken acele etmeleri gerektiğini hissetmiyorlar.

Benzer bir durum bu yayınlarda üretim yapanlar için de geçerli. Derginin bir sonraki sayısına kadar hangi konuyu ele almak istediklerini ve bunda ne kadar derine gitmek istediklerini belirleme şansları olduğu için daha memnun olacakları işler üretebiliyorlar. Haberi “ilk giren olmak” gibi bir yarış olmadığı için kaliteye odaklanacak daha fazla zamanları oluyor.

Dergiler aynı zamanda üretim biçimleri konusunda da çok daha geniş bir tercih alanı sunuyor. Süreden formata, tasarımdan konsepte kadar farklı birçok alanda yapılacak tercihler ile bir derginin kendisini öne çıkarması diğer yayınlara göre kolay. Dergiler özellikle tasarımın yayıncılık için ne kadar önemli olduğunu da bize gösteriyor. Tasarım ile öne çıkmak ve hatta zaman içerisinde o yayının imzası olacak bir tasarım üretmek dergiler için çok daha kolay. Örneğin Monocle bu noktada her sayısı ders niteliğinde bir dergi.

Dijitalleşme her ne kadar dergiler için kötü haber gibi yorumlanmış olsa da aslında interneti dergilerin verimli bir şekilde kullanması mümkün. Benzer bir yaklaşımı dijitale taşıyabilecekleri gibi dijital dergi yayıncılığına yenilikçi yaklaşımlar getirebilir ve bir PDF dosyasından daha fazlası olmasını sağlayabilirler. Ayrıca dergi içeriğinin kalitesi onu bir dijital arşiv olarak da para vermeye değer bir ürüne dönüştürebilir.

Dergileri özel kılan bir diğer nokta da okur ile içerik anlamında da daha farklı bir ilişki kurma şansı vermesi. Dergilerin hangi konuları ne şekilde ele alacağını belirleyip daha özel bir noktadan yayın yapabilme imkânı, okur ile kurulan ilişkiye de yansır. Bir gazete gibi herhangi bir konuda haber almak isteyen herkese değil de belirli bir konuya ilgi duyan okurlara hitap edebilmek özellikle günümüz medya ekosisteminde değeri henüz anlaşılmayan bir özellik.

Önümüzdeki hafta dergiler ile başlayarak niş yayıncılığa ve bunun günümüz medya ekosisteminde neden büyük bir ihtiyaç hâline geldiğinden bahsederek serimizi tamamlayacağız. Modern dergi yayıncılığı ile birlikte niş yayıncılığın giderek ön plana çıkması, medyanın geleceği konusunda önemli ipuçları taşıyor.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir