Fonlar ve sürdürülebilirlik: Yaman bir çelişki mi zorunluluk mu?

Getting your Trinity Audio player ready...

Her şeyin olduğu gibi “fonların” da bir ömrü var ve hayatta kalmak için nasıl sadece nefes almak yetmiyorsa fonlar da tek başına medya endüstrisini kurtarmayacak. Peki fonlara dayanan haber merkezleri sürdürülebilir olabilir mi yoksa bu bir rüyadan mı ibaret?

Hibe programlarının ve fonların Türkiye özelinde tarihinin önemli bir kısmı otoyollar, hastaneler gibi kamu yatırımlarını ilgilendiren başlıklarla ilgili olsa da bu tarihi bir kitap olarak yazacaksak medyaya aktarılan kaynaklar da bu kitabın önemli bir kısmını oluştururdu. Bu kitabı yazmaya koyulacak kişilerden bazıları ana odağa fonları kimin aldığını ve kimin verdiğini koyardı. Açıkçası ben bundan çok fonlarla ne yapıldığıyla ve bunun sürdürülebilirlik bağlamında ne kadar yararlı olduğuyla ilgilenmekten yanayım.

Haber endüstrisinde ciddi bir finansal kriz yaşandığı ortada. Bu öyle bir kriz ki her gün farklı bir şekilde kendini hissettiriyor. Örneğin ben bu yazıyı yazarken bir yandan Türkiye’nin en prestijli spor yayınlarından Socrates Dergi’nin neden basılı yayınlarını sonlandırmak zorunda kaldığına ilişkin yayınlarını YouTube kanalları üzerinden izliyorum. Esasen ölmekte olan basılı bir yayının “ölümünü” ziyadesiyle başarılı giden aynı yayına ait YouTube kanalından takipçileri ile paylaşması bile aslında şu yazmaya koyulduğum yazının omurgasını güçlendirebilecek bir fikir içeriyor. Ama o fikre geçmeden önce bu krizin içerisinde “çözüm” olarak görülen fon meselesine biraz daha yakından bakmak istiyorum.

Sürdürülebilirlik ne değildir?

Her şeyden önce sürdürülebilirlik kavramını artık aşağı yukarı çözdüğümüzü düşünüyorum. “O ne ola ki” diyenler için bu konuya adanmış özel bir kategorimiz olduğunu hatırlatalım. Özetle daimi olma yeteneği olarak tanımlanabilecek sürdürülebilirliğin ben bu yazıda daha çok medya sektörü özelindeki finansal boyutuna odaklanacağım.

Medya kuruluşları için finansal sürdürülebilirlik gelir gider dengelerinin sağlanması, gelir biçimlerinin çeşitlendirimesi, geleceğe dönük ürün geliştirmeye yatırım yapılabilmesi ve çalışanların finansal memnuniyetinin sağlanabilmesi gibi farklı boyutlara dayanıyor. 12 ay sonra kiranızı nasıl ödeyebileceğinize dair bir fikriniz yoksa, işe aldığınız kişiler yan sekmede düzenli olarak başka bir işe bakıyorlarsa ya da bir reklamveren veya bir fonveren sizle çalışmayı bıraktığında gelirlerinizin %50’sinden fazlasını kaybediyorsanız (burada organizasyonun yapısı ve yönetilen bütçenin miktarı gibi temel meseleler de göz önünde tutularak yüzdelik miktar değişebilir elbette) bunun “sürdürülebilirlik” kategorisinde olmadığınızı gösterdiğini söylemek mümkündür. Yani 12 aylık sağlam bir hibe almış olmanız ya da 9 aylık sağlam bir reklam ve sponsorluk bağlamış olmanız tek başına bir şey ifade etmez. Daha da fenası bazı durumlarda her ikisini birden yapmış olmanız da sürdürülebilirliğin garantisi değildir.

Hibe programları, seçim hareketliliği ve geçicilik problemi

Tüm dünyada, özellikle liberal ekonomiler ve demokrasiler için, seçim büyük bir maddi fırsattır. Her ne kadar Türkiye’de seçimler saçmasapan isimli vizyonu ve anlamı olmayan aday adayı destekleme odaklı geçici haber sitelerinin doğumuna sebep olup bir balon yaratsa da var olan haber siteleri için de ciddi bir reklam ve tık akışını tetikleyen bir süreçtir. Benzer bir şekilde fonlar da konjonktürel ya da belirli bir pozitif ajanda dahilinde ortaya çıkan destek programları olarak görülebilir. Bu ikisi arasındaki temel fark fon programlarında evrensel insan hakları, eşitlik ve demokrasi gündemi gibi öngörülebilir, anlaşılır ve uzun vadede faydası daha iyi anlaşılabilecek temaların önde olması öbüründe ise çok daha problematik bir para akışının haber endüstrisiyle karşılaşmasıdır. Ama iki durum arasındaki en büyük benzerlik “geçicilik” özelliğidir. Nasıl ki seçimler belirli aralıklarla yapılıyorsa birçok fon programı da sizi “ömür boyunca sırtında taşımaz”. İkinci büyük benzerlik ise ne yazık ki seçim döneminde ortaya çıkan birbirinden kötü haber sitelerine benzer “proje” haber platformlarının fon ekosistemi dahilinde de ortaya çıkmasıdır ki beni de bu yazıyı yazmak zorunda bırakan esas olarak bu.

Ölü doğan haber siteleri

Türkiye’de medya profesyonellerinin ve medya odaklı sivil toplum profesyonellerinin hibe alanına dair mevcut deneyimleri ne yazık ki sınırlı. Sınırlı olduğu kadar da sorunlu. Küçük, orta ve büyük sınıflarda değerlendirebileceğimiz hibe programlarına başvuran kişiler bunların “eksikleri kapama” odaklı olduğunu düşünüyor. Bir yanda hibe programlarının aradığı sosyal/politik değer konusunda zayıf başvurular kol gezerken öte yandan da “x haber sitesi şöyle bir hibe almış” mantığıyla aynı ürünü bir proje olarak fonverene sunmak bir alışkanlık hâline gelmiş durumda. Bu çoğunlukla en basit anlamda arz talep mantığına dahi aykırıyken birçok insan masalarında oturan editörler kendileri olduğunda ürünün kalitesinin gözle görünür şekilde değişeceğine inanıyor. Ne yazık ki sektörü farklı sıfatları vesilesiyle yakından gözleyen biri olarak size haberlerim kötü: Haber siteleri tıpkı bir dönem Kadıköy’de açılan lokmacılar gibi kapanmak için açılıyor. Herkes “olası bir değişimin ardından” kurumsallaşmış yuvalarına dönmenin hesabını yapıyor. Ne yazık ki bazen hibe programlarına başvuranlar yani projenin sahipleri bile aynı mantıkta oluyor. Ne bir yatırımcı ne de fonveren, 2010’ların ortasından ziyadesiyle farklı olan 2023 şartlarında, bu tarz bir başvuruya olumlu yaklaşmıyor; daha doğrusu yaklaşmamalı.

Hibe programları gelir çeşitlendirmeye düşman mı?

Türkiye’deki içeriğe yönelik ilk hibe programlarının gerçekten de programatik ya da direkt reklama ya da sponsorluk gibi türlere karşı soru işaretleri vardı. Günümüzde ise kurumlar reklam ya da sponsorluk alabilme, abonelik veya üyelik modeli geliştirme yeteneğini organizasyonun kalitesinin bir parçası olarak yorumluyor. Üstelik 2010’ların başındaki gelir modellerine ilişkin belirsizlik artık yerini çok çözümlü reçetelere bırakmış durumda. Her reçete elbette “iyileşme” garantisi vermiyor; ama denemeden yargıya varanların çoğunluğu düşünüldüğünde asıl problemin denememekte olduğunu söylemek şart.

Daha da önemlisi bugün hibe programları ödeme duvarı geliştirmenizi sağlamaktan programatik reklam ve direkt reklam satış uzmanı almaya kadar çok farklı alanlar açabiliyor. Geçmişin klasikleşmiş “işsiz gazetecilere parça başı telifle gelir imkânı sunan haber merkezi” başvurularının başarılı başvurular klasöründeki yerini artık geleceğe bakan uzun dönemli kurumsallaşmayı önceleyen başvurular almış durumda. Yani aklıbaşında hiçbir hibe programı yöneticisi size “sürdürülebilirliği neden önemsiyorsunuz ki” demeyecektir. Aksine yöneticiler ve danışmanlar sizi bu konuda teşvik ederler.

Hibeden sürdürülebilirliğe çıkan yol

Peki hibe programlarının caddelerinden sürdürülebilirlik otobanına çıkan bir yol var mı? Yanıt elbette evet. Bugüne dek hibe programlarıyla gelirinizin dominant bir kısmını sağlamış olmanız gelecekte sağlayamayacağınız anlamına gelmiyor. Eğer ürün odaklı bir yaklaşımınız varsa, hedef kitlenizi tanıyorsanız, teknik altyapınız ve içeriğinizi sunma biçiminiz buna uygunsa abonelikten reklama, kitle fonlamadan sponsorluğa farklı alanlara geçiş yapmanız ziyadesiyle mümkün. Ne yazık ki haber odalarının çoğunda hedef kitle tanımlama, ayırt edilebilir ürün oluşturma, kitleye içeriği ulaştırma gibi kilit konularda büyük zayıflıklar var. Bu, kendinize göre çok iyi bir meşrubat yaptığınızı düşünmenize ama onun adını koyamamanıza, kimin bu meşrubattan hoşlanacağını bilememenize, dahası meşrubatı nerede, nasıl satacağınıza karar verememenize benziyor. Bunca görecelik ne yazık ki pazarın kaldırabileceği bir durum değil.

Peki aldığımız hibeyi nasıl kullanabiliriz? Yukarıda bahsettiğim üzere bütçe kalemlerinin bazılarını gelir çeşitlendirme planınız kapsamında yapacağınız insan kaynağı harcamalarına ve teknik harcamalara ayırmanız mümkün. Elbette en çok ihtiyacınız olan şey içerik; siz de birlikte çalışmak istediğiniz insanlara kaynak ayırabilmek istiyorsunuz. Bu doğal bir istek; ama hibe programından sonra bu kişilere asla telif ödeyememe riskini de içinde barındırıyor. Bu bağlamda bütçe oluştururken, hele ki hibelere normalden fazla derecede bağlı bir haber merkeziyseniz telif ve içerik üretimi kalemlerinin yerine bu kalemleri koymanız gerekecektir.

Bir başka mesele de web tasarımı gibi süreçlere harcanan miktarlar. Türkiye’de haber sitelerinin tektipleşmesi aslında birkaç büyük firmanın “marifeti”. Açık kaynaklı yazılımlar üzerinden ilerlemek yerine her biri birbirinin aynı tasarımdaki sitelere geçiş yapmak isteyen çok sayıda haber girişimcisi ile karşılaşıyorum. Urfa’daki bir gazetenin Bursa’daki bir gazeteyle adı ve birkaç içeriği dışında birebir aynı görünmesi gibi garip bir fotoğraf çıkarıyor bu ortaya. Elbette “ucuz” bir tasarım varsa ortada ve hosting gibi hizmetler de uygun şekilde sağlanıyorsa tercih edilmesi doğal; ama bazen 6 haneli web tasarımı ödemeleri yapıldığına dair şeyler duyuyorum. Bu tarz bir tasarımcının dostunuz olmadığını zaten siz hissetmelisiniz; ama ben de altını çizerek tekrar edeyim. Bütçeleme süreçlerinde hibe alan haber sitelerine böyle fiyat verilmesinin etik boyutu zaten tartışmalı; ama bunları şüphelenmeden kabul edenlerin de girişimcilik ve yönetim refleksleri bence tartışmaya açık.

Hibe programlarına ilişkin sürdürülebilirliği riske eden bir diğer yanlış anlama da örneğin 2023 için açılan çağrıyı 2023’ün tamamına yaymak zorunda hissetmek. Bu işletme giderleri dediğimiz giderleri ana gövdenin en büyük parçası hâline getirir. Oysa faaliyetler dönemseldir. Spesifik içerik üretimi bile belirli dönemlere planlanarak yapılabilir. Burada aslolan sürdürülebilirlik araçlarına olan yatırımdır. Tekrar etmekte fayda var, sürdürülebilirlik araçlarına yatırım yapmayan proje, proje zamanı kadarını kurtarır.

Tabii ki her hibe programı sürdürülebilirlik araçlarını destekleyecek kadar büyük değildir. Özellikle mikro hibe programları ve kuluçkalar çoğu zaman pilot ürün tasarımı ve girişimcilik kültürü kazandırmaya odaklanır. Bu tarz yerlerde ürüne ve pazarı anlamaya yapacağınız yatırım sürdürülebilirlik araçları kadar sürdürülebilirlikle ilişkilidir.

Özetle her şeyin olduğu gibi “fonların” da bir ömrü var ve hayatta kalmak için nasıl sadece nefes almak yetmiyorsa fonlar da tek başına medya endüstrisini kurtarmayacak. Sizi kurtaracak olan şey ürününüzün kalitesi ve o ürünü üreten fabrikanın (haber odasının) stabil şekilde çalışması. Bu anlayışın haberi fazlasıyla “ticari” bir şekilde konumladığının farkındayım. Ama gazeteciliğin bir iş kolu, haberin bir ürün olduğunu anlamadan sürdürülebilirliği tartışmanın hiçbir anlamı zaten yok.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir