Almanya ve Fransa’da gazeteci örgütleri, basın kartı alma koşulları

Avrupa Medyası’nın altıncı bölümü yayında.

Gazeteci Seda Karatabanoğlu ve Akın Art bu bölümde Almanya ve Fransa’da basın meslek örgütlerini ele alıyor.

Basın meslek örgütlerinin ortaya çıkışı, bu örgütlerin yapısı ve kapsayıcılığı, sendikalara üye olma ve basın kartı alma koşullarına değinen ikili, basın meslek örgütlerinin etki alanlarına dair de bir perspektif çiziyor.

Transkript

Seda Karatabanoğlu: Merhaba, Ben Seda Karatabanoğlu, Akın Art ile birlikte hazırladığımız, NewsLabTurkey’in desteklediği Avrupa Medyası programının yeni bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümde, Avrupa’da özellikle Fransa ve Almanya kadrajında basın meslek örgütlerini konuşacağız. Günümüzdeki basın meslek örgütlerinin ortaya çıkışı, bu örgütlerin yapısı ve kapsayıcılığı, sendikalara üye olma koşulları ve elbette basın kartı alma koşullarına değineceğiz ve Almanya ve Fransa’da basın meslek örgütlerinin etki alanlarına dair konuşacağız.

Başlamadan önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Dinleyicilerimiz güncel programları kaçırmamak ve yayınlanan programlardan haberdar olmak için, sosyal medya hesaplarımız üzerinden ve dinledikleri podcast platfomları üzerinden takip edip paylaşabilirler. Twitter için “@dunyapodcast”, Instagram için “@podcastdunya” yazarak Facebook ve Linkedin üzerinde de “Dünya Podcast” adıyla ulaşabilirsiniz. Ayrıca program önerisi, eleştiri, yorum ya da herhangi bir konuda bize ulaşmak isterseniz “dunyapodcast@gmail.com” mail adresine mail atabilirsin diyerek programı açmış olayım ve Fransa’da basın meslek örgütlerinin gelişimiyle başlamak istiyorum. 

Aslında Fransa’da 19’uncu yüzyılın ortalarına kadar herhangi bir gazetecilik örgütü karşımıza çıkmıyor. Hatta bu durum yazar Henri Rochefort’un eleştirisine neden oluyor ve yazar, “Bütün şirketler kendilerini savunacak ortak bir mekanizmaya sahipken, gazeteciler dayanışma ruhundan yoksunlar” diyerek bir eleştiride bulunuyor. Ardından 1879’da ilk basın derneği kuruluyor ve bunu 1881’de ilk sendika takip ediyor. İlk sendika ve dernek adında Cumhuriyetçi kelimesine geçiriyor ve kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlıyor. Bunun nedeni ise Fransız Devrimi sonrası Cumhuriyetçilerin basın özgürlüğünü önem vermesi ve Cumhuriyet karşıtı rejimlerin ve görüşlerin basın özgürlüğünü bastırmaya çalışmak istemesi. Avrupa medyasında dördüncü bölümünde de bahsetmiştim. 29 Temmuz 1881 tarihli kanun da basın ve ifade özgürlüğü kanununu güvence altına almış olunuyor. Aslında bu yasanın çıkmasında o dönemki basın örgütleri de etkili oluyor. Bu yasayı sendikaların kurulmasına ve örgütlenmeye dair çıkan yasalar takip ediyor. 1884’te profesyonel sendikaların kurulmasına ilişkin bir yasa yayınlanıyor ve 1901’de dernekler kanun çıkıyor. Böylelikle basın çalışanları hem sendika hem dernek çatısı altında resmi bir şekilde örgütlenmeye başlayabiliyor. 

Şimdi 19’uncu yüzyılın ortalarına ve 20’nci yüzyılın başlarına kadar çok net olarak meslek örgütü göremiyoruz. Aslında küçük küçük şeyler ve aslında bunlar kendilerini dernek ya da sendika olarak ifade etmekten uzaklar. Asıl ivme Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanıyor, ilk olarak 9 Ocak 1918’de 15 gazeteci Paris’te bir araya geliyor. Yine bu 15 gazeteci, daha öncesinde kurulan gazeteci örgütlerinde yer almış kişiler. Yani örgütlenme pratiği olan gazeteciler. Bu gazeteciler mesleği daha iyi yapabilmek ve mesleğin gerçek bir statüsü olması adına 10 Mart 1918’de, yani ilk toplantılarından 2 ay sonra Ulusal Gazeteciler Birliği SNJ’yi kuruyorlar. Burada biraz isim vererek ilerleyeceğim, ileride bu sendikalar ayrışacak o yüzden isim kullanıyorum. SNJ kuruluşundan kısa bir süre sonra meslek etik ilkelerini yayınlıyor. Aslında bu meslek etik ilkeleri her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Çünkü savaş esnasında dezenformasyon had safhada, bu yüzden bu kurallar gazetecilere yön göstermek açısından önem taşıyor. Ardından bu ilkeler 1938’de ve 2011’de dönemin koşullarına göre revize ediliyor. 

Fransa’daki diğer bir sendika ise CGT-SNJ yani genel çalışma konfederasyonu CGT’ye bağlı Ulusal Gazeteciler Birliği. Bunu Türkiye’deki DİSK’e bağlı Basın-İş gibi düşünebilirsiniz. Yine kuruluşu 1918’e dayanıyor. SNJ, 1937’de CGT’ye katılıyor. Konfederasyona katıldıktan sonra 1948’de bir ayrım yaşanıyor ve bir ekip SNJ’yi yeniden kurmak için için konfederasyon çatısı altındaki Ulusal Gazeteciler Birliği’den ayrılıyor. Bu sebeple Ulusal Gazeteciler Birliği SNJ ve Ulusal Gazeteciler Birliği, konfederasyon altındaki CGT-SNJ, adında iki farklı sendika ortaya çıkıyor. Üçüncü ve son sendika ise CFDT. Bunun kuruluşu 1886’ya dayanıyor. İlk bahsettiğim 19’uncu yüzyılın ortasında kurulan dernek ve sendikaya katılmayan gazeteciler için üçüncü bir yol olarak ortaya çıkıyor. Aslında günümüzde 3 sendikada gazetecilerin başta toplu sözleşme hakkı olmak üzere serbest çalışanları da kapsayan güvence ve yan hakları için çalışmaları devam ediyor. 

Fransa’da, üç sendikadan bahsettim ancak 2 tanesi basın kartı veriyor. SNJ ve CGT-SNJ. Bunların internet siteleri üzerinden kişisel bilgilerinizi, mesleki bilgilerinizi ve iletişim bilgilerinizi girerek bir başvuru yapabiliyorsunuz. Başvuru sürecinde sendika aidatı da gelirinize göre belirleniyor. Yıllık gelirin belli bir yüzde oranı aidat olarak belirleniyor. Yine istenen belgeler arasında maaş belgesi, freelance iseniz, telif ödeme belgesi ve şu ana kadar yaptığınız haberler varsa referanslarınız gibi belgeler isteniyor. Ayrıca freelance olarak da iki sendika üzerinden basın kartına başvurma hakkına sahipsiniz Fransa’da. Türkiye’yi düşününce, yani sendikaya bile üye olamıyorken aslında bu büyük bir nimet gibi düşünüyorum. 

Fransa’da basın kartına sendikalar üzerinden başvuru yapıldığını söyledim. Ancak bu başvuruyu bir çatı kurum değerlendiriyor. Basın Meslek Kartı Komisyonu adında bir kurum. Bu komisyon çeşitli gazeteci örgütlerinden gelenler tarafından oluşuyor ve başvuruları o komisyonu inceliyor. Komisyon kurallarına göre eğer basın kartı ilk kez başvuruyorsanız en az ardışık olarak 3 ay gazetecilik yapmış olma şartı aranıyor ve gelirinizin yüzde 50’sinden fazlasını gazetecilikten kazanmanız bekleniyor. Yenileme başvurularında ise bu süre 12 aya kadar çıkıyor. Yani ardışık bir şekilde 12 ay kadar gazetecilik yapmış olmanız gerekiyor. Yine tanıtım ajansı, reklam ajansı ya da basın danışmanı gibi görevlerde bulunuyorsanız bu karta başvuru yapamıyorsunuz. Bağımsız bir şekilde gazetecilik yapıyor olmanız bekleniyor. Ayrıca Fransa’daki kurallara göre bir medya kurumu basın kartı olmayan veya basın kartına başvuru yapmamış ve daha önce gazetecilik tecrübesi olmayan kişileri üç aydan fazla çalıştıramıyor. Ben bunu mesleğin kurumsallaşması olarak görüyorum ve böyle yorumluyorum. 

Aslında basın kartı demişken diğer Avrupa ülkelerine de biraz değinmek istiyorum. Belçika bir Frankofon ülkesi, tıpkı Fransa gibi basın kartlarını basın meslek örgütlerinin oluşturduğu bir komisyon veriyor. İngiltere’de Ulusal Gazeteciler Sendikası bu kartı veriyor. Danimarka’da yine Danimarka Gazeteciler Sendikası üzerinden basın kartına başvuru yapabiliyorsunuz. İtalya’da basın kartlarını İtalyan Gazeteciler Derneği veriyor ve diğer ülkelerden farklı olarak sadece tam zamanlı gazeteciler basın kartı alabiliyor. İspanya’da, İspanya Gazetecilik Örgütleri Federasyonu bu kartı veriyor. Çatı örgüt hem tam zamanlı hem de serbest çalışan gazeteciler için bu kartı verebiliyor. Hollanda’da yine gazeteciler sendikası, basın kartı vermekle yetkili ve sendikaya en az üç aydır üye olma koşulu arıyor. 

Yeniden Fransa’ya dönecek olursam, Fransa’da gazeteci dernekleri de meslek örgütü olarak öne çıkıyor. Araştırmamızda en az 62 gazeteci derneğine rastladım ve bu dernekler arasında oldukça spesifik gazeteci dernekleri de var. Onlardan birkaçından kısaca şöyle bahsedebilirim: Çizgi Roman Eleştirmenleri ve Gazeteciler Derneği, Fransız Tarım Gazetecileri Derneği, Fransız Otomotiv Basın Birliği, Uluslararası Bisiklet Gazetecileri Derneği, İnşaat Gazetecileri Derneği, Dini Bilgi Gazeteciler Derneği, Bahçe ve Bahçe Bitkileri Gazetecileri Derneği, gittikçe enteresanlaşıyor. Çünkü Orta Doğu ve Mağrip konusunda uzmanlaşmış Fransız Gazeteciler Derneği. Mağrip, Kuzey Afrika ülkelerini kapsıyor. Fas, Tunus, Cezayir. Fransa için oldukça önemli ülkeler ve kültürler. Gastronomi ve şarap, köşe yazarları ve Muhabirleri Meslek Birliği ve Fransız Binicilik Basın Birliği olarak adlandırabilirim bu basın derneklerini. 

Son olarak gazetecilerin meslek örgütlerinin etki alanlarından bahsedip sözü Akın’a bırakmak istiyorum. Basın ve ifade özgürlüğü konuştuğumuz dördüncü bölümümüzde gazetecilere ve gazetecilerin mesleklerine yönelik saldırılardan bahsetmiştim. SNJ bu saldırılara yönelik Şubat 2022’de bir rapor yayınlıyor. Basın üzerindeki şiddetin son beş yıldır mesleğin bir parçası haline geldiğini söylüyor ve son 2 yılda bu baskı ve şiddetin arttığına dikkat çekiyor. Bu son 2 yılda gazeteci sendikaları Avrupa Konseyi’ne bağlı Gazetecilerin Güvenliği Platformuna, gazetecilerin güvenliğinin ihlal edildiğine dair en az 20 başvuruda bulunmuş. Aslında bu son 5 yıldaki süre Sarı Yelekli eylemleriyle başlıyor. Ardından Covid önlemleri, aşı kartına karşı yapılan eylemlerde yaşanan gazetecilere yönelik saldırılar, sendikaları şiddete uğrayan gazeteciler için savcılığa başvurmaya ve hukuki süreci takip etmeye itiyor aslında ve sendikalar bu konuyla yakından ilgileniyorlar.

2020’de Fransa’da polislerin görüntüsünün alınmasını yasaklayan ve buna dair bir para cezası öngören bir yasa kabul edilmişti yani yasa maddesi kabul edilmişti. Daha sonra bu yasa maddesi hem kamuoyunda hem de basın çevrelerine tepkiyle karşılanmıştı. Basın meslek örgütleri bu süreçte İçişleri Bakanı’yla görüşmeye varana kadar büyük adımlar atmıştı ve yasanın geri çekilmesine dair girişimlerde bulunmuştu. Gelen tepkiler sonucu mevcut madde yasadan çekilmişti ve İçişleri Bakanı yasa maddesini yeniden yazılacağını açıklamıştı. Aslında bunda basın meslek örgütlerinin başarı hanesine yazabiliriz diye düşünüyorum.

Son bir güncel gelişmeyle sözü Akın’a bırakıyorum artık. Daha önce NewsLabTurkey için Mediapart ile ilgili hazırladığım bir yazı vardı. Mediapart, Fransa’nın ilk bağımsız ve reklamsız internet sitesi. Bütün geliri abonelerinden karşılanıyor. Haberi okumak isteyenler podcastin transkript metinde linki bulabilirler. Mediapart’ın Macron ile ilgili hazırladığı haberler nedeniyle 2020 yılında yazı işleri binası basılmıştı ve polis arama yapmak istemişti. Ancak gazeteciler bu aramanın hem usulsüz olduğunu hem de basın özgürlüğüne müdahale olduğu gerekçesiyle izin vermemişti ve durum mahkemeye taşınmıştı. Hem Mediapart hem de gazetecilik örgütleri bu durumu takip etmişti. 6 Temmuz’da Nanterre Mahkemesi bu konuyla ilgili kararını açıkladı ve bir gazete binasında, yazı işleri binasında, arama yapmanın ifade özgürlüğüne karşı bir girişim olduğunu belirtti. İfade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki önemini hatırlattı ve bu gerekçeyle aslında devlet adına bir mahkumiyet kararı verdi. Yine burada da basın meslek örgütlerinin başarı hanesine bir tik atabiliriz diye düşünüyorum. Almanya’da neler var Akın?

Akın Art: Almanya’da neler var ben oradan devam edeyim. Şimdi bu program için araştırma yapmaya başladığımızda ve program öncesinde biraz konuşurken fark ettik ki hem Seda’nın hem de benim karşılaştığımız bir sorun vardı. O sorun aslında çok olağan bir sorudan ileri geliyor. Almanya’da, Fransa’da kaç gazeteci var ve bunların ne kadarı sendikalı? Şimdi gazeteci kime denir sorusunun cevabı çeşitli olduğu için böyle bir bilgiye ulaşmak tam olarak mümkün değil. Fakat bununla ilgili birtakım çalışmalar var ki bu çalışmaların önemli bir kısmı aslında basın kartını veya birtakım sendikal kayıtları veri alan araştırmalar. Almanya’da çeşitli rivayetler var dediğim gibi ne kadar gazeteci olduğuna dair 41 bin ile 72 bin arasında değişiyor farklı araştırmalara göre ama bundan da fazla aslında medya alanında gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirebileceğimiz kişilerin çalıştığını tahmin etmek pek de zor değil. Bunu zaten sendikalaşma oranlarından da anlayacaksınız birazdan.

Almanya’da, Fransa’da aslında çok örgütlü toplumlar, özellikle 20’nci yüzyıl boyunca bu tarafını oldukça öne çıkaran, gösteren toplumlar. Fakat Fransa’da da muhtemelen benzerdir diye tahmin ediyorum Almanya’da çok daha belirgin olarak bu durumun hem sosyal devletin yavaş yavaş tasfiye olmaya başlaması işte aslında Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte bildiğimiz klasik hikâye. Bütün dünyada olan hem de biraz bununla da ilintili sayılabilecek şeyimiz bir tür paralellik kurabileceğimiz sendikalaşma oranlarının düşmesi gibi bir durum söz konusu. Bu basın için değil, tüm iş kolları için geçerli bir şey bu söylediğim. Şimdi Almanya’da sendikalaşma oranı 1960 yılında yüzde 30.9 imiş bu çok yüksek bir oran. Günümüzde ise bu sayının yüzde 18 civarında olduğu tahmin ediliyor. Yani çok çok ciddi bir düşüş ve gerileme söz konusu. Fakat sayılara baktığımızda neden böyle bir tahminde bulunmaya meyilli olduğumu görürsünüz zaten. Basın alanında bu oranın biraz daha yüksek olduğunu tam olarak bilmesek de görmek mümkün. 

Basın kartı nasıl alınıyor sorusuyla bağlayarak Almanya’daki sendikal birliklere değinmeye çalışayım. Basın kartı Almanya’da da meslek örgütleri aracılığıyla alınabiliyor ve başvurabileceğiniz 6 tane sendika, meslek kuruluşu var. Bunlara tekrar döneceğim. Bunlardan en kalabalık iki tanesiyle başlayalım. Birincisi, Deutscher Journalisten-Verband.

Alman Gazeteciler Birliği diye çevirebiliriz. 1949’da kurulmuş en büyük sendikalardan bir tanesi, hatta en büyüğü. Şu an hâlâ Almanya’nın otuz bin civarında üyesi var. Bir diğeri de Deutsche Journalistinnen- und Journalisten-Union in Ver.di. DJU diye kısa atılıyor ve Ver.di adlı kamu çalışanları sendikasına ait bir sendika. Bunun da 22 bin civarında üyesi var. Almanya’da kamu yayıncı kuruluşları geleneğinin çok kuvvetli olduğunu biz daha fazla programımızda dile getirmiştik zaten. Kamu yayıncı kuruluşlarında da verdi. Kamu çalışanları sendikası olduğu için dediğim gibi büyük olan da Verdi örgütlü. Ben de örneğin Verdi üyesiyim, pek çok kamu yayıncılığı çalışanı da Verdi üyesi. Bu sendikada 1951’de kurulmuş durumda. 

Şimdi basın kartı meselesine dönersek, bunu veren aslında iki kurum var. Bunlardan bir tanesi Alman Gazeteciler Konseyi Presserat, bir diğeri de İçişleri Bakanlığı’na bağlı İçişleri Bakanlığı Konferansı diye belki çevirebileceğimiz bir tür daimi komisyon. Bu iki kurumun imzasıyla basın kartı veriliyor. Buna başvurmak için de altı tane meslek kuruluşu, altı tane sendika var. Bunlardan birini artık hangisine bağlı olsanız, meslek alanınız hangisiyle daha çok alakalıysa başvurabiliyorsunuz ikisini saymıştım zaten.

Bunun dışında Alman dijital yayıncılık ve gazeteciler birliği var. Bir yayıncı kuruluş bu, buraya başvurabiliyorsunuz. Medienverband der freien Presse diye kısaltılan, freelance gazetecileri kapsayan daha çok bir başka kuruluş var ve buradan başvurabilirsiniz. Fotografenverband diye foto muhabirleri kapsayan bir meslek kuruluşu var. Bu bir diğeri. Bir de Verband Deutscher Sportjournalistendiye spor gazeteciliğini kapsayan bir başka gazetecilik kuruluşu var. Bunlara başvuruyor biliyorsunuz basın kartı almak için. Çok zorlayıcı bir süreçte değil açıkçası. Mesela Türkiye’deki kadar dolambaçlı bir süreç değil. Aslında internet üzerinden de başvurulabiliyor. Birtakım evrakları postalamak gerekiyor vesaire ve böylelikle basın kartınızı alabiliyorsunuz ve pek çok da avantaj sağlıyor diyebiliriz basın kartı. Müzelere ve benzeri kurumlara ücretsiz girmek gibi. Hatta hiç aklınıza gelmeyecek yerlerde, bir dükkanda, mağazada, restoranda, otelde bile zaman zaman indirim olabiliyor. Böyle gazetecilikle dolaylı ilişkiye sahip bir takım şeyleri de getiriyor. Basın kartı almak için ispatlamanız gereken şey, mesela Fransa’da çok spesifik tarif edilmiş, Almanya’da temel işinizin gazetecilik olduğunu ispat almanız gerekiyor. Gazetecilik yaptığınıza dair bir takım belgeler sunmanız gerekiyor ki zaten aktif olarak bir yerde çalışıyorsanız iş sözleşmesi bunun için yeterli kanıt oluyor çoğunlukla. Yani böyle çok ekstra belgelere uzun uzun ispatlamalara, çoğunlukla benim görebildiğim kadarıyla kendi tecrübemden kalmıyor. Bunu onaylayan da dediğim gibi Presserat, Alman Basın Konseyi ve İçişleri Bakanlığı Konseyi.

Presserat, Almanya için çok önemli bir kuruluş. Almanya’da aslında bağlayıcı olmamakla birlikte basın etiğine dair bir etik kod yayınlayan, bir etik rehber yayınlayan ve aslında basına dair, basınla ilgili bir takım şikayetleri değerlendiren, bunlarla ilgili karar veren, bütün medya ortamına bir tür ombudsmanlık da yapan bir kuruluş. Basın kartı vermekten dediğim gibi bu tarz etik şeylere kadar pek çok şeye aslında karar veriyor. O anlamda önemli bir kuruluş. 

Seda’nın bahsettiği tarzda küçük küçük örgütlenmelerden Almanya’da da bulmak mümkün. Yani Almanya zaten herhangi bir şeyin derneğini bulabileceğiniz bir yer. Bu sadece basın için değil,  aklınıza gelebilecek herhangi bir konunun derneğini bulabiliyorsunuz. Bu basın kuruluşları için de geçerli. Küçük küçük çok fazla dernek var. Bunun dışında Almanya’da faaliyet gösteren, aktif faaliyet gösteren, çok fazla uluslararası basın özgürlüğü savunan kurum var. Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi ya da Avrupa Birliği Komisyonu tarafından desteklenen bir takım sivil toplum kuruluşları gibi. Bunlar özellikle risk altında gazetecilik yapılan bölgelerden buralara gelmek isteyen gazetecilere, sahip çıkan bir takım maddi olanaklar sağlayan kurumlar. Son zamanlarda Türkiye’den de maalesef çok fazla gazeteciye imkân sağladılar. Maalesef diyorum, maalesef dememin sebebi bu gazeteci meslektaşlarımızın önemli bir çoğunluğunun kendi isteğiyle buraya gelmemesi, birtakım mecburiyetler sebebiyle gelmek zorunda kalmaları yoksa elbette isteğiyle gelmiş olsalar böyle bir maalesef ifadesi kullanmazdım. 

Bunun yanı sıra yine Fransa’da aslında Seda’nın bahsettiği gibi basına dair bir takım saldırgan tutumlar son zamanlarda Almanya’da da çok fazla öne çıkıyor. Bununla ilgili de basın kuruluşlarının birtakım uyarıları olabiliyor. Örneğin özellikle bu aşı karşıtı eylemler dalgası sırasında Dünya Podcast’in diğer programlarını da uzun süredir takip eden dinleyicilerimiz hatırlayacaktır, Almanya’da bir ara çok aktifti bu. Çok fazla basın mensubu maalesef saldırıya uğradı, ekipmanları kırıldı vesaire. Baya fiziki saldırıdan bahsediyorum. Bunun dışında zaman zaman aşırı sağcıların başka eylemlerini takip etmeye çalışan gazeteciler de bu gibi durumlarla sık sık karşılaşabiliyor. En fazla şiddete maruz kaldıkları durumlar aslında aşırı sağcılarla ilgili birtakım sokak gösterileri oluyor gazetecilerin. 

Son olarak şunu da söyleyeyim; sendikaların işleri, temsiliyeti konusunda hukuken düzenlenmiş önemli yetkileri var ve bu yetkiler iş yeri çalışanlarının tamamını karar süreçlerine katmaya çalışan yetkililer, aslında iş yerlerinde Personel rad adı verilen yani işçilerin hakkını savunmakla görevli bir kurul var ve bu kurul tüm işçilerin oylaması sonucunda seçiliyor. İşyeri temsilciliği diyebiliriz belki buna ve işyeriyle ilgili tüm şikayetlerin patronlara iletilmesinden, yönetici tarafa iletilmesinden ve bunların düzenlenmesinden sorumlu bir kurul. Buna sendikalar kendi listeleriyle katılabiliyor. Onun dışında da katılmak mümkün de böyle bir yapısı var büyük oranda. Fakat bununla ilgili şöyle bir de sorun vardı benim de gördüğüm, gözlemlediğim fakat bu sorunla ilgili de birtakım düzenlemeler yapılmış, birtakım düzenlemeler de muhtemelen başka kurumlarda da yapılacaktır. Bu kamu yayıncı kuruluşlarının önemli bir çoğunluğunda Almanya’da serbest çalışma çok yaygın, freelance çalışma çok yaygın. Fakat freelance dediğinizde bizim aklımıza gelen genelde Türkiye’de nedir parça başı bir işi fiilen olarak yapmaktır. Fakat Almanya’da bundan ibaret değil. Aynı zamanda siz örneğin bir gün içinde 8 saatlik emeğinizi freelance olarak veriyorsunuz. Bunu düzenleyen birtakım kontratlar bazı anlaşma biçimlerinde var. Yani tam anlamıyla freelance değilsiniz bir tür sözleşmeniz var, size verileceği,vaadedilen bir minimum çalışma süresi vesaire var. Bazılarında bu da yok doğrudan serbest çalışansınız vesaire. Bu Personel rad seçimlerine daha önceden, örneğin benim çalıştığım kuruluşta serbest çalışanlar oy veremiyormuş ama bu sene yapılan seçimlerde artık onların da oy verebildiği söylendi ve aslında serbest çalışanlar işyerinde çoğunluğu oluşturuyorlar yani istisnai bir toplumdan bahsetmiyorum. Pek çok kamu yayıncı kuruluşunda çoğunluğu oluşturmasından bahsediyorum serbest çalışanların. Bu da aslında şaşırtıcı bir şeydi benim açımdan ilk olarak bu konuyu öğrendiğimde bunları söylemiş olayım. 

İki tane mesele var burada altı çizilmesi gereken ve belki sonraki programlara devredebileceğimiz Seda ne düşünür bilmem. Birincisi, bu serbest çalışma meselesi gerçekten çok ilginç. Yani Türkiye’de daha az örneği var benim bildiğim kadarıyla çok fazla örneği yok. İkincisi de etik kodlar. Alman Basın Konseyi’nin örneğin bir etik rehberi yayınladığını ve bir tür ombudsmanlık mekanizmasını bünyesinde taşıdığını söylemiştik. Zaten etik dediğimizde akla ilk gelen ülkelerden bir tanesi de herhalde Almanya’dır, etiğe ve etiğin felsesine olan katkılarından dolayı. O yüzden bu konuda ayrı bir opsesyonları olduğunu söylemek mümkün. Bir diğeri de tabii ki Nazi geçmişinin de getirdiği bir travma sonucu basın etiği gibi şeylerin ayrıca önemli olması. Yani ne kadar önemli tırnak içinde o ayrı mesele ama en azından söylem düzeyinde bunun korunması ve buna dair mekanizmaların geliştirilmesi gibi bir durum söz konusu. Belki sonraki programlarda bunlara değinebiliriz Seda ne dersin?

S.K.: Press kodlar konusunu konuşabileceğini düşünüyorum yani hem sen hem ben bu konu için açıkçası heyecanlıyız ve konuşmak istiyoruz. Neden olmasın? 

A.K.: Benim de söyleyeceklerim bu kadar olsun. Yani sen zaten Avrupa’da gelişimine daha ciddi bir çerçeve çizdin basın meslek kuruluşlarının. Modern anlamda basının ve gazeteciliğin gelişimi bir miktar Avrupa’da paralel gittiği için ben süreyi de çok çiğnemek adına çok detayını görmedim onların. Ama sendikal mekanizmalara dair Almanya’da böyle bir özet sunmuş olayım ve susuyorum.

S.K.: Aslında program önerisi ya da bir talepleri varsa dinleyicilerin bizden bunları bize iletmelerini isteyebiliriz. Avrupa’da basına dair neleri merak ediyorsunuz, neleri dinlemek istiyorsunuz? Biz şu an presse kodlara dair bir ipucu verdik ama sizin de önerileriniz olabilir ve bunları konuşabiliriz diyelim ve gelecek programla görüşmek üzere.

A.K.: Hoşça kalın.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir