Ne Okuyoruz

Hiperyerel gazeteciliğin potansiyeli

    0

    NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

    Bu haftanın odağında giderek popülerleşen bir kavram var: Hiperyerel gazetecilik. Bunun ne anlama geldiğini ve neden önemli olabileceğini yazdım.

    “Ne Okuyoruz” bölümünde ise The Atlantic’in iklim krizine özel yayını, NYT’ın yeni skandalı, pandeminin etkileri ve dahası var.

    Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere!

    —Ahmet A. Sabancı

    Bu hafta ne okuduk?

    THE ATLANTIC İKLİM KRİZİNE PLANET İLE ODAKLANIYOR

    Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde giderek daha da büyüyen ve özellikle pandemi dönemindeki yayınları ile büyük bir güven kazanan The Atlantic, iklim krizi konusunu daha ciddi bir şekilde ele almaya karar verdi.

    Bunun için de dergi çatısı altında bir özel yayın kurdu: Planet. Atlantic’in mevcut bilim ve iklim konusundaki işleri Planet’a olan güveni ve ilgiyi artırıyor. Ancak Planet’ı farklı kılan yanlarından birisi, bu projenin küçük bir gruba ait olmaması. Yani bu alt yayında Atlantic ekibinin tamamı çalışacak, ayrı bir ekibi olmayacak. Bu da projenin vurgulamak istediği “iklim krizi her şeyin öyküsü” noktasını güçlendiren bir yaklaşım.

    İklim krizinin hayatın her alanında ciddi etkiler gösterdiği ve göstermeye devam edeceği kesin. Bu yüzden gazeteciliğin de bu konuya daha kapsamlı ve derinlikli bakmanın yollarını üretmesi gerekiyor. Planet’ın yaklaşımı bu konuda bir fikir verebilir.

    Alakalı: Bu haftanın Covering Climate Now bülteni gazetecilerin iklim kriziyle ilgili ele alması gereken önemli konulardan birisini inceliyor: Green New Deal. Dünyanın birçok ülkesinde konuşulmaya başlanan bu ekonomik ve politik yaklaşım, ülkemizde birçok ciddi konu gibi gündemde hakettiği yeri bulamıyor. Ama bunun gibi iklim krizi ile ilişkili birçok konu eninde sonunda konuşmak zorunda kalacağımız şeyler. Bu yüzden zaman kaybetmemekte fayda var.

    PANDEMİ İLE HER ŞEY DAHA DA KÖTÜYE GİDİYOR

    COVID-19 hayatımızın birçok alanını ciddi bir şekilde etkiledi ve yakın zamanda işlerin iyileşeceğine dair de bir işaret yok. Geçtiğimiz hafta yayınlanan iki rapor, pandeminin özellikle gazeteciler ve medya üzerindeki ciddi etkilerini daha da görünür kılıyor.

    İlk rapor Freedom House tarafından yayınlanan The Pandemic’s Digital Shadow. Rapor COVID-19 ile birlikte devletlerin dijital ifade özgürlüğünü ve diğer özgürlükleri daha fazla baskı altına almak için pandemiyi nasıl bahane ettiklerini gözler önüne seriyor. İlk günlerden bu yana internette ifade özgürlüğü, gözetim ve splinternet konusunda küresel bir kötüleşme söz konusu. Şu anda pandemi sebebiyle fark etmesek de önümüzdeki günlerde bunun etkilerini ciddi bir şekilde hissedeceğiz.

    İkinci rapor ise ICJF ve Tow Center’ın ortaklığında hazırlanan Journalism and The Pandemic Survey. Rapor pandeminin gazetecilik üzerindeki etkisini kapsamlı bir şekilde gösteriyor. En ciddi noktalardan birisi ise gazetecilerin zihinsel sağlığına pandeminin negatif etkisi. Pandemi ile ortaya çıkan yeni koşullar ve mevcut zorluklar gazeteciler için zihinsel sağlık konusunu çok daha ciddi bir hâle getirdi. Bu konuya özellikle eğilmek ve çözümler üretmek gerekiyor.

    BÜYÜK BİRADERLERİ İZLEMEK

    Sosyal medya platformları ve algoritmaları bize rahat vermeyecek, orası kesin. Sürekli ne yaptıklarını, neyi yasakladıklarını, neden yasakladıklarını ve algoritmalarının bu sefer neye sebep olduğunu konuşuyoruz. Peki hayatımızın her alanında bir denetim mekanizması işlevi de gören gazetecilik bu kara kutular konusunda ne yapabilir?

    Buna yaratıcı cevaplardan birisi The Markup’dan geldi. Kurulduğu zamandan bu yana odağında teknoloji devlerini denetlemek ve yaptıklarını daha şeffaf hâle getirmek olan yayın, geçtiğimiz haftalarda bahsettiğim Blacklight’tan sonra bir diğer büyük proje ile karşımızda: Citizen Browser.

    Bu özel internet tarayıcı ABD toplumunun farklı kesimlerinden 1200 kişinin bilgisayarına kuruldu ve günlük işlerini bu tarayıcı ile gerçekleştirecekler. Bu esnada da The Markup ekibinin tarayıcısı Facebook ve YouTube gibi platformların algoritmalarının nasıl işlediğine, kişiden kişiye nasıl bir süreç yürüterek kararlar verdiğine bakacak. New York Times’ın da ortak olduğu projenin sonuçlarının bu platformların algoritmaları hakkında daha fazla şey öğrenmemizi sağlayacağı kesin.

    Gazeteciler için teknoloji sadece “yeni popüler uygulamalar” ya da “sosyal medya taktikleri” değil, araştırma ve habere ulaşma konusunda sınırsız imkânlar anlamına gelmeli. Citizen Browser da neden böyle olması gerektiğinin en iyi örneklerinden birisi.

    PARAŞÜT GAZETECİLİK VE YENİ BİR NYT DRAMASI

    İlginç ve biraz da üzücü bir şekilde New York Times ve skandal kelimeleri sıkça yan yana gelmeye başladı. Bir yandan bunun gazete içerisindeki sıkıntıların çözülmesi gibi okumak mümkün olsa da uluslararası öneme sahip olan bir gazetenin bu kadar sık sorunlarla gündem olması sıkıntılı bir durum.

    İlginizi çekebilir:
    COVID-19, İskandinav kamu medyası, İtalyan araştırmacı gazeteciler

    Bu sefer olayın merkezinde 2018 yılında yapılan The Caliphate podcast serisi var. NYT medya köşe yazarı Ben Smith son yazısında kendi gazetesinin yayınladığı podcastin sorunlu gazetecilik pratiklerini ve projenin başını çeken gazeteci Rukmini Callimachi’nin paraşüt gazetecilik ve viral olma arzusunun tüm bu sorunlara nasıl sebep olduğunu detaylı bir şekilde anlatıyor. Gazetedeki editörlerin ve muhabirlerin bir kısmı seriyi savunuyor ama hikâyenin merkezindeki isim geçtiğimiz günlerde tüm bunları uydurduğu gerekçesiyle tutuklandı. Yani durum gerçekten kötü.

    Bu sorunun New York Times’ı nasıl etkileyeceği şimdilik belirsiz. Ancak bu olayda dikkatimi çeken bir nokta, Ben Smith’in NYT için gönüllü ombudsman olmaya başladığı hissini vermesi. BuzzFeed zamanlarından bu yana takip ettiğim ve eleştirilerini okumaktan keyif aldığım Smith’in burada da aynı duruşunu koruyor olması ve kendi kurumunu eleştirmekten ve sorunlarını dile getirmekten çekinmemesi —sorunlu yanlarına rağmen— NYT’nin gazeteciliği hakkında çok şey söylüyor.

    KISA KISA
    • Dan Baum, medya ve Twitter arasındaki aşkı başlatan gazeteci hayatını kaybetti.
    • Fransa’da bir mahkemenin verdiği karar, Google’a yayıncılarla telif konusunda masaya oturmayı zorunlu kıldı. Bu karar Avustralya’daki yasa için de bir destek sayılabilir.
    • iPhone 12 serisi ile birlikte akıllı telefonların ve mobil gazeteciliğin geleceğine dair umut verici teknolojileri görmeye başlıyoruz.
    • Washington Post Kasım’daki ABD seçimleriyle ilgili tahmin açıklamak yerine sadece veriyi derleyip sunmayı tercih ediyor.
    • New York Post, Trump ekibi tarafından sipariş edildiği aşırı bariz olan bir sahte sızıntı haberle gündem oldu.
    • Danimarka devlet kanalı NOS, aşırı sağcıların saldırılarından korunmak için eşi benzeri görülmemiş bir önlem alarak tüm kanal araçlarındaki logoları silmek zorunda kaldı.
    • Trump’ın sosyal medyaya kızgınlığı Türkiyeleşmeyi getirebilir. Federal İletişim Komisyonu, Trump’ın isteği üzerine sosyal medya platformlarını denetlemek için çalışmaya başlayacağını duyurdu.

    Haftanın odağı: Hiperyerel gazetecilik büyüyebilir mi?

    Hiperyerel gazetecilik bir süredir adını daha sık duymaya başladığımız yaklaşımlardan birisi. Dijital yayıncılığın getirdiği imkânlar ile bir süredir bu alanda kimi yenilikçi projeler deneniyordu. Fakat medyanın mevcut krizi içerisinde farklı yaklaşımlara kendisini açması ve yerel gazeteciliğin öneminin bu süreçte daha iyi anlaşılması, bu kavramın da popülerleşmesini sağladı.

    Kısaca tanımlamak gerekirse, hiperyerel gazetecilik bildiğimiz yerel gazeteciliğin de ötesinde daha küçük bir coğrafi alana hitap eden ve merkezine burada yaşayan topluluğun ihtiyaçlarını koyan bir gazetecilik yaklaşımı. Türkiye’deki en bilindik ve başarılı örneklerinden birisi olarak Gazete Kadıköy’ü gösterebiliriz.

    Bu yaklaşımın birkaç önemli avantajı var. Birincisi, parçası olduğumuz topluluk ve hayatımızın önemli bir kısmını geçirdiğimiz bölge hakkında daha fazla şey bilmek istiyoruz. Sonuçta sosyal canlılarız ve yaşadığımız semt/ilçe bu sosyalleşmenin büyük bir kısmının gerçekleştiği yer. Bu ihtiyacı karşılayabilen bir yayın büyük bir fayda sağlayabilir.

    İkinci avantaj ise odağından geliyor. Hiperyerel gazeteciliğin hitap ettiği insanlar, bölge ve konular çok daha net bir şekilde bellidir. Bir şehir, ülke veya o dili konuşan herkes gibi büyük bir hedef kitleniz olmadığından ve ele aldığınız konu çok daha net bir şekilde belirlendiğinden bir yayın politikası geliştirmek çok daha kolay olacaktır. Bu sınırlar aynı zamanda ne kadar büyüyebileceğiniz ve ekonomik anlamda sınırlarınızın ne olacağı konusunda da size daha net bir resim sunacaktır. Bu da gelir modeli, sürdürülebilirlik ve uzun vadeli planlar konusunda büyük bir avantaj demek.

    Özellikle pandemi ile birlikte yaşadığımız yerin ve parçası olduğumuz topluluğun önemi konusunda daha farklı bir bilinç geliştiriyoruz. Her ne kadar internet ve ulusal basın ile tüm dünyayı takip edebilmek mümkün olsa da bazen sadece “yaşadığım yerde ne oluyor” sorusuna cevap bulabilmek çok zor olabiliyor.

    Türkiye’de yerel basının çektiği sıkıntılar ve içerisinde bulunduğu durum bunun eksikliğini bize fazlasıyla hissettiriyor. Hiperyerel yaklaşımı illa ki tek çözüm yolu değil ama özellikle ülkemizde yeniden yapılanmaya ve güçlenmeye ihtiyacı olan yerel basınımız için önemli stratejilerden birisi olabilir. Dünyanın farklı yerlerinde yerel gazeteciliğe yönelik girişimlerde hiperyerel yaklaşımı da giderek daha sık görülüyor. İyi gazetecilik ve topluluk odağı bir araya gelerek bu alanda yeni ve önemli atılımları mümkün kılabilir.


    Bu bülten Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle yayınlanmıştır.

    Ahmet A. Sabancı
    NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.