Ne Okuyoruz

Yapay zekâ kötü yanlarımızı alırsa

    0

    NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

    Bu haftanın odağına Twitter’da trajikomik bir şekilde tekrar hatırladığımız algoritmik ayrımcılık konusunu ve bunun kökenlerini aldım. Sıkça gündeme geleceğinden hiç şüphem olmadığı için böyle bir giriş yazısının herkes için faydalı olacağını düşünüyorum.

    “Ne Okuyoruz” bölümünde ise her hafta olduğu gibi medya alanının farklı köşelerinden gündem başlıkları var. Yeni bülten merkezli yayın Platformer, web sitelerindeki takip mekanizmalarını görünür kılan Blacklight ve dahası aşağıda.

    Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

    Haftaya görüşmek üzere!

    —Ahmet A. Sabancı

    Sam Morris/The Markup

    Bu hafta ne okuduk?

    BÜLTEN YAYINCILIĞINDA YENİ DEV: PLATFORMER

    E-bültenlerin giderek daha da büyümesi ve geçtiğimiz yıllarda podcastin yaşadığı türde bir olgunlaşma ve gelişme sürecinden geçiyor olması beraberinde büyük isimlerin de alana girmesini ve hatta tamamen e-bülten odaklı yayınların doğmasını beraberinde getirdi.

    Geçtiğimiz hafta bu alana yeni bir büyük isim giriş yaptı. Uzun yıllardır The Verge’de yazdığı haberler ve analizleri ile teknoloji gazeteciliği alanındaki büyük isimlerden birisi olan Casey Newton, muhtemelen bir süredir devam eden e-bülteni The Interface’in başarısının da etkisiyle bağımsız bir e-bülten yayını kurmaya karar verdi. Platformer.News e-bülten yayıncılığından gelir elde etmek isteyenlerin ilk tercihi olan Substack üzerinden hayatına başladı ve şu ana kadar gelen yorumlar oldukça pozitif.

    Elbette bireysel girişimlerin giderek daha sık karşımıza çıkması hem medya sektöründeki krizin seviyesine hem de gazetecilerin ve yaratıcı sektörlerde çalışanların kendileri için alternatifler üretme yollarının daha da geliştiğine bir işaret. Ama bu dalga her ne kadar heyecan verici olsa da yavaşlamaya başladığında neler olacağını da düşünmemiz gerekiyor. 

    Ek Okuma: Casey Newton geçtiğimiz hafta içerisinde The Verge için büyük bir haber de hazırladı. Mark Zuckerberg’in yaz boyunca Facebook odaklı tartışmalara dair fikirlerini ve yorumlarını içeren özel ses kayıtlarını ele alan haber, Zuckerberg’in arka planda tüm bu tartışmalar hakkında neler düşündüğünü de bize gösteriyor.

    ÇİN DAHA DA KÖTÜYE GİDİYOR

    Çin’in medya kontrolü ve ifade özgürlüğü konusundaki acımasız tavrı tüm dünyada artık bir ölçü birimi olarak kullanılıyor diyebiliriz. Wuhan’da Koronavirüs üzerine haber yaptığı için şubat ayından bu yana “kayıp” olan gazetecinin geçtiğimiz günlerde “devlet gözetiminde” tekrar ortaya çıkması gibi olayları duyduğumuzda şaşırmadığımız bir ülke sonuç olarak.

    Ancak yakın zamanda Çin’i terk etmek zorunda kalan Avustralyalı gazeteciler Bill Birtles ve Michael Smith durumun geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde daha da kötüleşmeye başladığını söylüyor. Çin Komünist Partisi’nin daha fazla kontrol hedeflediğini söyleyen gazetecilerin gözlemi dışarıdan duyduğumuz haberlerle de uyumlu denilebilir. Hong Kong konusunda hızlı ve sert bir rota çizmeleri, ekonomik gücü kullanarak dışarıdan eleştirinin önünü kesmeye çalışmaları gibi birçok gelişme Çin’in basın açısından daha karanlık bir döneme doğru ilerlediğine işaret. Yabancı gazetecilerin çocuklarını uydurma bahanelerle gözaltına almakla tehdit etmeleri ise bu konuda çok daha cesur olacaklarını gösteriyor.

    ABONELİK ZAMANINDA FACEBOOK’UN YERİ VAR MI?

    Eğer ana gelir kaynağınız dijital reklamlar ya da tamamen okur sayısına bağlı modeller ise sosyal medya platformları ve onların getireceği “tıklanma” önemli bir rol oynuyor. Peki buna ihtiyacınız yoksa yine de Facebook’a mecbur musunuz?

    Görünüşe göre Avrupa’daki birçok yayın kendisine bu soruyu soruyor. Reuters Institute Avrupa’daki yerel yayınlara odaklanan araştırmasında genel olarak hem yayın formatında hem de gelir modellerinde önemli bir değişimin başladığını gözlemlemiş. Araştırma yayınların giderek daha az ama daha kaliteli ve uzun soluklu yayıncılığa yönelmeye başladığını ve buna bağlı olarak gelir modelini de abonelik ve benzeri okur desteğine doğru çevirdiklerini gösteriyor. 

    Bu değişim kaçınılmaz olarak Facebook ve benzeri platformlara ihtiyacın da azalması anlamına geliyor. Çünkü rotanızı bu şekilde değiştirdiğiniz zaman amacınız daha fazla insana ulaşmaktan çok kaliteli işler üretmek hâline geliyor. Ayrıca yazdıklarınız için ücret istemeniz insanları kızdırabilir gibi görünse de araştırmaya katılan yayınlardan Iliffe Media ekibinden bir ismin de dediği gibi “Facebook’ta o yorumları yapanlar sesi yüksek çıkan bir azınlık. Yaptığımız iş için para veren bir sessiz çoğunluk var.”

    BLACKLIGHT BİZİ İZLEYENLERİ GÖSTERİYOR

    İnternetteki gözetim ve ticari amaçlı takip bültende sıkça ele aldığım konulardan birisi. Ancak bunu görünür kılmak ve nasıl gerçekleştiğini anlatmak her zaman çok kolay değil. The Markup, uzun bir çalışmanın ardından bir araç ve sağlam bir dosya ile bu konuya eğildi.

    İlginizi çekebilir:
    Kriz zamanlarında gazetecilik, gazeteciye tweet cezası, Pegasus NYT muhabirini vurdu

    Blacklight isimli araç internet sitelerini bu tarz takip araçları ve çerezler için tarıyor ve size kapsamlı ama anlaşılır bir rapor sunuyor. Bu araç ile birlikte yayınladıkları haberler hem aracın geliştirme sürecini hem de neden bunun önemli bir sorun olduğunu anlatıyor. İnternette gözetimin nasıl normalleştiğini ve sinsileştiğini de böylece gözler önüne seriyor.

    Dosyadaki en önemli başlıklardan birisi ise sitenize yerleştirdiğiniz yardımcı araçların (örneğin AddThis gibi eklentiler) size sormadan okurlarınızı takip etmeye başlaması. Bu yüzden hem okurların hem de website sahipleri ve geliştiricilerin Blacklight’ı el altında tutmasında büyük fayda var.

    KISA KISA
    • BuzzFeed News’in başını çektiği ve uluslararası bir araştırmacı gazetecilik projesi olan FinCEN Files sızıntı gazeteciliğinin ve uluslarası dayanışmanın gazetecilik için neden önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Her finansal sızıntı dosyasında olduğu gibi birçok kişiyi kızdıracak bir seri olacağı ise şimdiden belli.
    • Siyaset haberleri —şaşırtıcı olmayan bir şekilde— kronik stres sorunlarına neden olabiliyor ama aynı zamanda insanların harekete geçmesini de sağlayabiliyor.
    • Assange’ın iade davasına bakan hakim, ABD seçimleri sonuçlanmadan önce bir karar vermeyeceğini söyledi.
    • New York Times, kitap kapaklarının en büyük süsü olan çok satan listesini nasıl oluşturduklarını anlattı.
    • Kolombiya ordusunun en az 130 gazeteciyi düzenli olarak gözetim altında tuttuğu ortaya çıktı.
    • Kara Swisher’ın pandemi sürecinde röportaj dinamiklerinin nasıl değiştiğinden bahsettiği röportajı okumaya değer.
    • Facebook yüksek mahkemesi sonunda çalışmaya başlayacak deniliyor. Bu arada alternatif bir grup da Facebook’u denetlemek için harekete geçtiklerini söyledi. Olumlu bir hamle ama bu konuda uzun yıllardır çalışan aktivist ve bağımsız araştırmacıları dışlayan fazla akademik bir ekip olmuş.
    • Twitter’ın “Sen bunu okudun mu da RT’liyorsun?” testi başarılı olmuş. Yakında hepimizin kullanımına açılıyor.

    Haftanın odağı: Algoritmik ayrımcılık ve sonuçları

    Söz konusu dijital platformlar olduğu zaman algoritmalar ve yapay zekâ şu anda kurtarıcı muamelesi görüyor. Her şeyi bir algoritma ile çözebileceğimizi zannetmeye devam ettikçe de gerçekten absürt olaylar yaşamaya devam ediyoruz.

    Geçen hafta ise başrolde Twitter ve tweet görsellerini kırpan algoritması vardı. Algoritma ısrarlı bir şekilde fotoğraflarda beyaz insanları odağa alıyor ve farklı etnik kökendeki insanları ve çizgi film karakterlerini odak dışı bırakıyor. Twitter bu konuda özür diledi ve “sorunun üzerine çalışacaklarını” söyledi.

    Ancak ortada algoritma kaynaklı bir sorun yok. Bu tarz “algoritmik ayrımcılık” genellikle algoritmayı nasıl eğittiğiniz ve geliştirdiğiniz ile alakalı. Burada algoritmayı kimin geliştirdiği, nasıl bir ortam ve yaklaşımla geliştirildiği ve bu süreçte nasıl verilerin kullanıldığı gibi etkenler önemli bir rol oynuyor. Bunları iyi bir şekilde denetlemeyi başaramazsanız da sonuç çok ciddi olabiliyor.

    Kurgu bir örnek ile başlayalım. Diyelim ki bir görsel tanıma algoritmasını futbol formalarını tanıyıp ayırt etmesi için eğitmek istiyorsunuz. Fakat algoritmayı eğitecek ekibin hepsi Fenerbahçeli ve bu yüzden de birçok farklı forma kullansalar da bunların hepsi Fenerbahçe forması. Algoritma futbol formalarına dair öğrendiği şeylerin arasına “sarı ve lacivert renklerde olmak” gibi bir kategoriyi de otomatik olarak ekliyor. Kullanmaya başladığınızda bir de bakıyorsunuz ki algoritma yalnızca Fenerbahçe, Ankaragücü ve Bucaspor formalarını gösteriyor ve diğerlerini forma olarak tanımıyor.

    Twitter’ın yaşadığı türdeki algoritmik ayrımcılık vakalarının önemli bir kısmı bu şekilde gerçekleşiyor. Eğer elinizdeki veri veya algoritmayı tasarlayan ekip belirli ön yargılara sahipse bu kaçınılmaz olarak algoritmada da kendisini gösteriyor. Bunu kasıtlı bir şekilde yapanlar olsa da çoğu zaman bu bilinçli bir şekilde yapılmıyor.

    Fakat bunlar uzun zamandır konuşulan ve hem aktivistler hem de akademisyenler tarafından gündeme taşınılan bir konu. Bu konuda yeterli önlemleri almamak ya da bunu önemsiz görmek de bilinçli bir tercih. Belki Twitter’ın görselleri nasıl kırptığı çok ciddi sorunlara neden olmayabilir ama önüne geçilmeyen algoritmik ayrımcılığın çok daha ciddi sonuçları oluyor.

    Bu yüzden algoritmalara çok fazla umut bağlamamak ve bu konuda daha eleştirel bir yaklaşım geliştirmek şart. Elbette algoritmalar kullanılmaya devam edilecek ama daha katedilmesi gereken uzun bir yol var. Buna rağmen YouTube gibi çok büyük sorunlarda koşa koşa yapay zekâya gidildiği sürece maalesef böyle olayları görmeye ve konuşmaya da devam edeceğiz.


    Bu bülten Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle yayınlanmıştır.

    Ahmet A. Sabancı
    NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.