Korkusuzca pembe olmak

Bu haftanın anahtar kelimeleri: Financial Times, Mastodon, BBC, proje yönetimi.

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında Financial Times’ın pembe gazete kâğıdına geçişinin 130 yılını kutlamak için başlattığı Pink 130 kampanyasını ve bunun medyada markanın önemine dair söylediklerini yazdım.

“Ne Okuduk” bölümünde BBC’nin Mastodon sunucusu, haber odalarındaki gizli proje yöneticileri, sinema eleştirmenlerinin durumu ve daha fazlası var.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

BBC'nin Mastodon sunucusunun Hakkında sayfasının ekran görüntüsü. Sayfada sunucunun amacı, kuralları ve daha birçok bilgi paylaşılmış.
bbc.social

Bu hafta ne okuduk?

BBC Mastodon’a Giriş Yaptı

Twitter’ın giderek değerini kaybetmesiyle birlikte alternatif platform arayışları birçok medya kurumu ve gazete için devam ediyor. Financial Times gibi kurumlar adım adım diğer platformlarda varlığını artırırken, BBC gibi daha ciddi bir süreç başlatanlar da var.

31 Temmuz’da yayınladıkları blog postu ile BBC’nin ARGE ekibinin kurduğu social.bbc Mastodon sunucusu duyuruldu. BBC’nin tamamen Mastodon ve fediverse ekosistemini nasıl kullanabileceğini test etmek için kurduğu bu sunucuda yalnızca BBC’ye ait resmi hesaplar bulunacak. Böylece BBC hem kendi sunucusu üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabilecek hem de içerik moderasyonunu kendi kurallarına göre gerçekleştirecek. 

BBC’nin hayata geçirdiği bu deney, aslında birçok kişinin henüz farkına varmadığı ama Mastodon’u medya kurumları ve gazeteciler için çok daha kullanışlı yapan özelliklerden birisini de bizlere gösteriyor. Kendinize ait bir sunucunuzun olabilmesi, platformların keyfi kurallarından ve dönüşümlerinden etkilenmeden sosyal medyada varlık gösterebilmeniz anlamına geliyor. Bu sayede kendi yayınlarınızda sahip olduğunuz türde bir bağımsızlığı sosyal medyada da koruma şansınız doğuyor. 

Umarım BBC’nin bu deneyi daha fazla yayının da bu konuda ciddi adımlar atması için gereken cesareti verir. Çünkü şu ana kadar Mastodon kullanıcılarının bu deneye gösterdikleri ilgi oldukça olumlu ve destekleyici.

Hangi Savaş Daha Önemli?

Bir gazetenin benzer iki konuyu birbirinden çok farklı şekillerde ele alması yüzünden yapılan eleştiriler sıkça karşımıza çıkıyor. Ancak bu eleştiriler çoğu zaman kapsamlı bir veriyle desteklenmediği için havada kalabiliyor.

İki araştırmacının New York Times’ın Yemen ve Ukrayna savaşı üzerine yaptığı çalışma, bu eleştirilerin kimi zaman ne kadar haklı olduğunu açık bir şekilde göstermiş. Araştırma, Yemen hakkında yaklaşık yedi yıl içerisinde yazılan haber sayısının Ukrayna için üç aydan kısa bir sürede geçilmiş olmasından, Ukrayna savaşı için çok daha fazla bağlam ve detay veren haber yazılırken Yemen için olay haberlerinin ağırlıklı olmasına kadar birçok keskin farkı net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu tür örnekler ve eleştiriler çoğu zaman belirli yayınları ve gazetecileri hedef göstermek ve kötülemek için kullanılsa da, bu tür çalışmaları daha faydalı bir şekilde kullanmak mümkün. Okurlar, tükettikleri haberleri üreten kurumların bakış açısını öğrenmek ve daha bilinçli birer haber okuru olmak için bu verileri kullanabilir. Gazeteciler de bu tür çalışmalar sayesinde gözlerinden kaçan veya normalleştirdikleri sorunlarını farklı bir açıdan görme şansına sahip olabilir.

Haber Odalarında Proje Yönetimi

Gazeteciliğin kurumsallaştığı ve daha organize bir şekilde yapılmaya başlandığı noktada karşılaşılan en büyük sorunlardan birisi bu yapıyı ve sistemi yönetecek insan eksikliği. Ekipteki çoğu kişi işin uygulama kısmında ve belirli alanlarda uzmanlaştığı için hayata geçirilmek istenen projeleri veya kurumun kendisini yönetmek söz konusu olduğunda büyük bir eksik ortaya çıkıyor.

Bu sorun son dönemlerde haber odalarında proje yöneticiliği rolünün nasıl bir şey olabileceği ve bunun nasıl ihtiyaçlara cevap verebileceğine dair soruların sorulmasına neden oldu. Bu sorunu farkeden Wall Street Journal editörlerinden Robin Kwong da BK merkezli Association for Project Management ile gerçekleştirdiği işbirliği sonucunda “Project Management for Newsrooms” isimli bir rehber hazırlamış.

Rehber farkında olmadan haber odalarında bu rolü üstlenen kişilerin yaptıkları işi daha iyi anlamasını ve kendilerini geliştirmesini sağlayabilecek bir kaynak. Ayrıca kurumsallaşma ve büyüme sürecindeki haber odaları da bu rehber ile ihtiyaçlarını daha iyi anlayıp bu rolü üstlenecek birisini bulmayı düşünebilir.

Sinema Sektörünün Eleştirmen Korkusu

Pandemi ile başlayan dönemde sinema sektörü birçok zorlukla karşı karşıya kaldı ve bunun sonuçlarını hâlâ tecrübe ediyor. Ancak sektörün buna karşı üretmeye çalıştığı cevaplar da hiç umut verici değil.

Yine yakın dönemde sinema sektöründe ortaya çıkmaya başlayan bir diğer trend de eleştirmenler ile aralarına giderek daha fazla mesafe koymaya başlamaları. Özellikle de internet fenomenlerini ve sosyal medya dinamiklerini kullanarak sadece iyi yorumlar alabileceklerini fark ettiklerinden bu yana sinema eleştirmenlerinin işlerini zorlaştırmak ve değersizleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu yalnızca eleştirmenlik alanına ve sinema kültürüne zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda sinema izleyicisinin de yanlış yönlendirilmesine neden oluyor.

İşin bana göre ironik yanı, sosyal medyaya verdiğimiz sınırsız kaynak ve zamanın bunun ana sebeplerinden birisi olması. Medya kurumları ve haber odaları kendilerini sosyal medyaya adapte etmek için eleştiri gibi daha derin içeriklerini bir kenara atmaya başladıkça şirketlerin bu tür taktikleri uygulayabilecekleri bir alanın oluşmasını sağladılar. Şimdi de buradan nasıl geri döneceğimizi düşünüyoruz.

Kısa Kısa

🇫🇷 Le Journal du Dimanche’da aşırı sağcı editör ataması üzerine başlayan grev 40 gün sonra sonlandırıldı. Ancak ekipten birçok kişinin işi bırakacağı tahmin ediliyor.

🇨🇦 Kanada’nın link vergisi yasasını henüz geri çekmemesi üzerine Facebook ve Instagram’da haberler Kanadalı kullanıcılar için görünmez olmaya başlayacak.

🧵 Threads için en büyük sorun insanların platformu tam olarak nasıl kullanacaklarından emin olamamaları.

💳 Eğer abonelerinizin kalmasını istiyorsanız başlangıç sürecinde kişisel bir iletişimin çok faydası dokunuyor.

🇦🇺 News Corp yapay zekâ ile haftada 3000 adet yerel haber üretiyormuş.

📦 Sitenizi taşırken SEO konusunda minimum sorun yaşamak istiyorsanız bu yazıda faydalı tavsiyeler bulabilirsiniz.

Financial Times'ın Pink 130 kampanyası için bir e-bültene verdiği reklamın ekran görüntüsü. İki görselden oluşan reklamın ilk yarısında "The pen is mightier than the fraud" yazıyor. İkinci görselde de "Fearlessly pink for 130 years" yazıyor.
Monocle

Haftanın odağı: Korkusuzca pembe olmak

Eğer gazetecilikle veya medyayla içli dışlıysanız ya da iyi bir haber okuruysanız, büyük ihtimalle Financial Times denildiğinde ilk aklınıza gelen somon pembesi rengidir. Hem gazete kağıdında hem de her işlerinde kullandıkları bu renk gazetenin markasını güçlendiren en önemli özelliklerinden birisi.

2023 gazetenin meşhur pembe kâğıda geçişinin 130. yılı olduğu için Financial Times bunu markasını güçlendirmek ve kendisini daha iyi anlatmak için büyük bir kampanyayla kutlamaya karar vermiş. “Pink 130” adını verdikleri kampanya ile bir yandan somon pembesi kâğıdın ve ardından bu renkle olan ilişkilerini anlatırken, diğer yandan bunu farklı bir renkteki gazete yayınlamanın “cesaretiyle” yaptıkları gazeteciliğin cesaretini bir araya getiren akılda kalıcı bir reklama dönüştürmüşler.

İnsanların giderek daha fazla seçeneğe sahip olduğu ve birçok farklı yayına erişebildiği günümüz koşullarında akılda kalıcı bir markaya sahip olmanın önemi giderek artıyor. Financial Times’ın Pink 130 kampanyası da bizlere böyle bir marka inşa etmenin ve onu güçlendirmenin neden önemli olduğunu gösteren iyi bir örnek.

Financial Times’dan ve bu kampanyadan bahsetmek istememin sebebi de tam olarak bu. Çünkü birçok gazetecilik ve medya girişiminin marka ve kimlik konusunda durumu hiç iç açıcı değil. Çoğu örnekte ya bu konuya hiç kafa yorulmadığını ya da son anda basit bir şeylerle çözülmeye çalışıldığını açık bir şekilde görebiliyoruz. Bunun sonucu da her yerin birbirine benzeyen yayınlarla dolması oluyor. Financial Times tam da bu yüzden farklılık vurgusunu kampanyasının merkezi olarak seçmiş.

Oysa günümüz şartlarında bir kimliğe sahip olan, akılda kalıcı bir markası olan bir yayın olmak fazlasıyla önemli bir konu. Çünkü o markayı iyi bir şekilde inşa ettiğinizde insanların sizi nasıl göreceğini ve ne zaman size geleceğini belirleme imkânını da elde ediyorsunuz. Eğer markanızı —tıpkı FT’nin yaptığı gibi— cesaret ve yenilikçi olmakla bir tutarsanız, insanlar da sizi ve yaptığınız işi bu şekilde görür.

Fakat bir marka olmadığı zaman işiniz çok daha zor. Yaptığınız işleri bir arada tutan ve insanların aklında kalmasını sağlayan bir kimlik olmadıkça ortaya koyacağınız her başarılı işin sadece kendi başına insanların aklında kalması ve bunların aslında aynı ekibin işi olduğu algısının oturmama riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Diğer yandan üzerine düşünerek inşa ettiğiniz ve geliştirdiğiniz bir kimlik olmadan da insanların sizi nasıl algılayacağını kontrol etme şansınız olmayacak.

Bütün bunların yanı sıra kötü ve özenilmemiş bir marka okurun gözündeki kalite algısını da ciddi bir şekilde etkiliyor. Financial Times’ın örneğini güçlü kılan da bu. Eğer dikkat ettiyseniz Pink 130 kampanyası için verdiğim link, gazetenin marka özel sitesine gidiyor. Burada mevcut Financial Times markasının temelini oluşturan kampanyaları ve markanın vermek istediği mesaj üzerine nasıl çalıştığını açık bir şekilde görüyoruz. Bunun karşısına basit bir logo ve üzerine düşünülmediği çok belli bir isimle çıktığınız zaman elbette şansınız yok.

Burada vermek istediğim mesaj FT veya NYT kadar marka yatırımı yapmazsanız şansınız yok değil. Sadece markanın büyüme ve içerisinde bulunduğunuz sektörde kalıcı bir yer edinmede oynadığı rolü göstermek. O yüzden elinizdeki imkânlara ve yaptığınız işin boyutuna bakmadan o projenin marka ve kimliği üzerine kafa yormanız ve sağlam bir planla hareket etmeniz çok önemli. Eğer markanıza dair bir temel atarak başlarsanız, ileride hedeflerinize ulaşmanız çok daha kolay olacaktır. 

Yazar hakkında

Ahmet Alphan Sabancı

Eleştirel fütürist. NewsLabTurkey Strateji Koordinatörü ve Bülten Editörü.