“Para karşılığı haber” meselesi ve gazetecilikte çıkar çatışması

Getting your Trinity Audio player ready...

Bundan birkaç hafta evvel, Faruk Bildirici, gazetecilikte çıkar çatışmasıyla ilgili, “‘Para karşılığı haber’in öyküsü ve Cumhuriyet’e sorular” başlıklı çarpıcı bir yazı paylaştı.

Bildirici’nin araştırmasına göre e-ticaret şirketi Trendyol, tekelleşmeyi zorlaştıran yeni e-ticaret kanununa karşı kamuoyu yaratmak için bir medya kampanyası başlatmış, bunu da el altından verdiği paralarla özel haberler yazdırarak yapmış. Bildirici, yaptığı medya taramasında, 2022’nin Kasım-Aralık aylarında Güntay Şimşek (Habertürk), Kemal Öztürk (Habertürk), Barış Soydan (Halk TV), Cem Küçük (Türkiye) ve Recep Erçin (Aydınlık) tarafından yeni e-ticaret yasasını eleştiren birçok yazı yazıldığını, Cumhuriyet gazetesinde de önce yeni yasayı destekleyen bir pozisyon alındığını fakat Aralık 2022’den itibaren bir anda [kampanya dahilinde] tavır değiştirerek yasa aleyhine birçok haber ve yazının yazıldığını tespit etti.

Tüm bunlar şüphe uyandırmak için yeterli ancak ispat için yetersiz tespitler. Bildirici’nin argümanını kuvvetlendiren gelişme ise Cumhuriyet Gazetesi Vakfı’ndan Turan Karakaş’ın Cumhuriyet gazetesinin yeni e-ticaret yasası aleyhine manipülatif haberler yapma karşılığında Trendyol şirketinden kayıt dışı olarak (iki büyük çikolata kutusunun içinde) 500 bin lira alındığı iddiasıyla kendi gazetesi hakkında suç duyurusunda bulunması…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusuyla ilgili kovuşturmaya yer olmadığına hükmettiyse de gazetenin genel yayın yönetmeni Tuncay Mollaveisoğlu, Faruk Bildirici’nin iddiasını doğruladı. Mollavesioğlu’nun son yazısı Cumhuriyet gazetesi tarafından yayınlanmayarak görevine son verildi. Gazete bunu bir iç hesaplaşma komplosu gibi lanse etse de Bildirici’nin soruları hâlâ geçerliliğini koruyor.

Gazetecilikte çıkar çatışması

Meslekten gazeteci değilim. Ama 10 yılı aşkın bir süredir çeşitli gazetelerde fikir/yorum yazıları yazdığım için kıyısından da olsa medyanın içindeyim. Medyanın içinde bir gazeteci olarak bulunmayışım sayesinde sektöre dışarıdan bakabiliyorum. Yıllar evvel, bir ilimizde coğrafi işareti alınan bir tarım ürününün festival programına davet edilmiştim, ilk defa. Hiçbir masraftan kısılmamıştı; karşılanan seyahat ve konaklama giderleri, otel odalarında hediye ürün paketleri, masrafları üretici şirketler tarafından ödenen yemekli geceler… Bu gecelerden birinde, yanımda oturan “duayen” bir gazeteci programdaki şirket yöneticilerinden birine bir arkadaşının adresini verip ona da “hediye” olarak birkaç koli ürün göndermesini istemişti. Sonra da bana dönüp gülerek “Bak g*tveren gazeteci nasıl oluyor öğren bunları” demişti. Ben de gülüp geçmiştim.

Ertesi gün bütün gazetelere baktım; hafta sonu o etkinlikte bulunan [en azından benim tanıdığım] gazetecilerin çoğu köşesinde tanıtımı yapılan ürünlerle ilgili olumlu yazılar yazmıştı. O zaman anladım ki bir ürün ya da sektör üzerine yazılan köşe yazılarının büyük bir kısmı şirket veya sektör derneklerinin hediyeleriyle yaz(dır)ılıyor. Kimse kimseye “şöyle yazı yazarsan sana hediyeler veririz” demiyor ama eğer saf değilseniz mekanizmanın nasıl çalıştığını, yani hediyelerin devamının gelmesi için karşılığını vermeniz gerektiğini, anlıyorsunuz. Tabii ben o ürünle ilgili olumlu ya da olumsuz herhangi bir yazı yazmamıştım. Ertesi sene aynı etkinliğe davet edilmedim.

Büyük “hediye” vs. küçük “hediye”

Yine bu bağlamda, kendi deneyim ve gözlemlerim ışığında kaleme alarak kültür-sanat endüstrisi ile kültür-sanat medyası arasındaki ilişkiyi çözümlemeye çalıştığım “Kültür-sanat gazeteciliği ve çıkar çatışması” yazısı epey tartışma yaratmıştı. Kültür-sanat sektöründe “hediye” konsere, festivale, lansman etkinliğine ücretsiz davetiye ve kulise giriş şeklinde veriliyor. Hiçbir grup ya da menajer kültür-sanat muhabirine/editörüne doğrudan “yeni albümle ilgili olumlu yazılar yazmanı istiyoruz” demez. Ama albüm ya da konserle ilgili sürekli olumsuz yazılar yazarsanız bir daha konsere davetiye alamaz, kulislerin sevilen gazetecisi olamazsınız. Kültür-sanat endüstrisi kültür-sanat medyasını satın alalı çok oldu. Peki gazeteciliğin bütün birimleri mi böyle? 

Hepsi böyle değil. Daha önce yazılar yazdığım bir gazetedeki kültür-sanat editörü (diğer çoğu kültür-sanat editörü gibi) bunu yapıyordu ama ekonomi editörü yapmıyordu. Neden? İki açıklama getirilebilir. Birincisi; ekonomiyle ilgili zaman zaman manşete de taşınan haberler çoğu gazetenin lokomotifidir. Dolayısıyla, bağımsız, özgür, muhalif bir fikir gazetesiyseniz gazetenin lokomotifini sektöre satmazsınız (herhalde). İkincisi; ekonomi haberlerinde adı geçen büyük şirketlerin çıkarları büyük olduğu için “hediyeleri” de büyük olur. Yani, bir otomobil şirketini sayfanızda şişirirseniz sizin de banka hesabınız şişebilir. Fakat bir konsere davetiyeyle girmek hem daha normalleşmiş/meşrulaşmış hem de ekonomik değeri küçük olan bir hediyedir. Aslında, mesela, müzik endüstrisi de ekonomik açıdan epey büyüktür ve, nihayetinde, üç büyük [Sony, Universal, Warner] şirketin hakimiyeti altındadır. Ama kültür-sanat sayfalarında şirket isimlerinden ziyade grup isimleri geçtiği ve her bir grup görece küçük bir ekonomi oluşturduğu için çıkar çatışması fazla göze batmaz. Bu da aslında kültür-sanat tekellerinin bir el çabukluğudur.

Etik dışı davranış büyük olduğunda üzerine gidiliyor ama küçük olunca görmezden geliniyor. Bunun davranışsal iktisat literatüründe de yeri var. Mesela iş yerinden ekonomik değeri büyük bir şey çalarsanız kameralar incelenir, disiplin soruşturması açılır ve sonunda işinizden olabilirsiniz. Ama promosyon kalem, kâğıt, defter, zımba gibi ekonomik değeri küçük olan bir sürü şeyi evinize götürürseniz ya fark edilmez ya da fark edilse bile görmezden gelinir. Deneylerde de insanların fırsat tanındığında küçük hırsızlıkları sık sık yaptığı ama büyük hırsızlıkları yapmaktan imtina ettiği sonuçları çıkıyor, hem cezai yaptırım hem de ahlaki meşruiyet açısından.

Kim daha kabahatli?

Gazetecilikteki çıkar çatışması da biraz böyle. Yani bir kültür-sanat muhabirinin katıldığı içkili/yemekli albüm lansmanından sonra sayfasında albümü övmesi bir şey, bir ekonomi muhabirinin bir otomobil markasının yeni çıkan modeliyle ilgili manipülatif bir haber yaparak otomobilini yenilemesi başka bir şey. Aslında ikisi de aynı çatışma ama seviye farkı var. Bu seviye farkından ötürü ilki görmezden geliniyor ama ikincisi yadırganıyor.

Trendyol meselesine dönecek olursak… Kuvvetli anti-tröst yasalarının varlığı ya da yokluğu büyük ekonomik transferlere sebep olur (halktan tekelci kapitaliste ya da tekelci kapitalistten halka). Mesela Telmex’in sahibi Carlos Slim, 2015 yılına kadar, o zamanın parasıyla 82 milyar dolar servet ile, Bill Gates’in falan önünde dünyanın en zengin insanıydı. Meksika hükümeti bir gecede çıkardığı anti-tröst yasasıyla Slim’in telekomünikasyon tekelinin sonunu getirdi. Şirketin pazar payı, kârlılığı ve hisse değerleri iskandil kurşunu gibi düşünce Carlos Slim’in servetinin yarısı da bir gecede erimişti. Bugün Slim hâlâ çok zengin bir insan ama artık podyumda değil.

Diyeceğim, yeni e-ticaret yasasının Trendyol gibi şirketlere kaybettireceği ekonomik rant tahayyül edemeyeceğimiz kadar büyük olduğundan şirket(ler)in, Bildirici’nin iddiaları doğruysa, bu yasayı engellemek için medyaya milyonlarca lira yedirmesi anlaşılabilir. Peki sizce rantını korumak ve servetine servet katmaya devam etmek için medyayı satın almak isteyen Trendyol sermayedarları mı suçlu? Yoksa bağımsız haberciliği birkaç yüz bin lira için satan gazeteciler mi? Ya da ikisi birden mi? Kapitalizme hoş geldiniz…

Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Recep Erçin
Recep Erçin
8 ay önce

Selamlar. Yazınızda maddi hatalar var. Bir defa Bildirici yazısında benimle ilgili e-ticaret yasası aleyhine birçok yazı yazdı demiyor. Sadece kaleme aldığım tek bir köşe yazısı var ve ona atıf yaparak başından beri tavrı değişmedi diyor. Siz ise yazıyı çarpıtmışsınız. Düzeltmenizi rica ederim.

Duygu Uzunoğlu
Yönetici
8 ay önce
Reply to  Recep Erçin

Recep bey merhabalar, yorumunuz için teşekkür ederiz.

İsminizin geçtiği cümlede yalnızca “Recep Erçin birçok yazı yazdı” denmiyor aslında.

“Bildirici, yaptığı medya taramasında, 2022’nin Kasım-Aralık aylarında Güntay Şimşek (Habertürk), Kemal Öztürk (Habertürk), Barış Soydan (Halk TV), Cem Küçük (Türkiye) ve Recep Erçin (Aydınlık) tarafından yeni e-ticaret yasasını eleştiren birçok yazı yazıldığını…”

“Birçok yazar” tarafından yazılmış toplamda “birçok yazı” kastedilen. Sizinkisi bunlardan birisi; “yazıldığını” denerek, “Recep Erçin yazdı” denmeyerek bu belirtilmiş.

Başka bir yorumunuz olursa dinlemek isteriz.

İyi günler dileriz.

Saygılarımızla

İlginizi çekebilir