Ne Okuyoruz

Sahte rakamlar, medya ekonomisi, dergiler

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

2019’un ilk bülteninde “Ne Okuduk” yine farklı konulardan içeriklerle dolu. Ancak öne çıkan temamız istatistiklerin güvenilmezliği oldu. Özellikle dijitalde birçok karar, rakamlara ve istatistiklere bağlı verilirken bu rakamların ne kadar güvenilmez olabileceğini düşünmek fazlasıyla can sıkıcı olabilir, yine de bu gerçekle yüzleşmemiz ve kendimize alternatifler bulmamız gerekiyor.

“Haftanın Odağı” için ise dergileri seçtik. Dergi yayıncılığını çok fazla konuşma şansımız olmuyor fakat günümüzde kontrolsüz hızdan fazlasıyla zarar görürken ve yavaş gazetecilik giderek popülerleşen bir kavram hâline geliyorken, dergileri yeniden düşünmenin ve üzerine konuşmaya başlamanın faydalı olacağını düşündüm. 

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere ve herkese iyi seneler!

—Ahmet A. Sabancı

İnternetteki sahte verilerin ve istatistiklerin başlıca sorumlularından birisi de “tık çiftlikleri.” Özellikle Çin gibi Doğu Asya ülkelerinde bu şekilde para kazanmak için kurulan birçok büyük çiftlik var. (Kaynak)

Bu Hafta Ne Okuduk?

İNTERNETTE HER ŞEY SAHTE: Yalan haberleri, komplo teorilerini ve internet ile giderek daha görünür hâle gelen diğer türlü yalanları sıkça konuşuyoruz ama internet ile ortaya çıkan yeni bir gerçeklik sorunumuz daha var. Birçoğumuzun bildiği ve hemen her gün tecrübe ettiği gibi internette birçok şey rakamlara ve istatistiklere dayanıyor. Sitenizi kaç kişinin tıkladığı ve videonuzu kaç kişinin izlediği ne kadar para kazanacağınızı, Twitter’daki takipçi ve Retweet sayılarınız ise, en azından belirli bir kesim için, ne kadar ciddiye alınmanız gerektiğini belirliyor. Ama görünen o ki, bu rakamların çoğu sahte ve internette insanlardan daha çok botlar var.

New York Magazine için Max Read’in kaleme aldığı makale bu durumu ve genel olarak internetteki sahte rakamların geldiği noktayı çok iyi bir şekilde özetliyor. İnternette otomatik olarak birtakım işleri yapması için tasarlanan botların yanı sıra, Çin’de ve başka ülkelerde “organik etkileşim” görünümü vermesi için kurulan tıklama çiftliklerine kadar birçok farklı sahte rakamı derleyen yazı, aslında internette gördüğümüz tüm bu istatistiklerin ne kadar güvenilmez olabileceğinin de bir kanıtı. İnternetteki en temel gelir modellerinden birisinin de tamamen bu rakamlara bağlı olduğunu düşünürsek, sorunun ne kadar ciddi bir seviyede olduğu daha açık görünüyor. 

Peki buna karşı bir çözümümüz var mı? Kısa vadede yok gibi dursa da mevcut ekonomik modellerin değişimi ve genel olarak bu rakamlara verilen değerin azalması, internetin bu sahte yanının da değersizleşerek yok olmasını sağlayacaktır.

DER SPIEGEL’İ KANDIRAN MUHABİR: 2018’in son günlerinde ortaya çıkan bu olay sanırım yılın en büyük gazetecilik skandallarından birisi olmaya aday. Spiegel için yedi yıl içerisinde 60’dan fazla haber yazan Claas Relotius’un yazdığı haberlerin büyük bir kısmının ya tamamen kurgu ya da uydurulmuş içeriklere sahip olduğu ortaya çıktı. Haberleri ile ödül dahi almış olan Relotius’un uzun zaman boyunca yakalanmamış olması ise Spiegel için durumu yalnızca daha da kötü hâle getiriyor.

Yazının tamamı okunmaya değer, özellikle de bir kişinin nasıl böyle büyük bir oyun çevirebileceğini merak ediyorsanız oldukça detaylı bir şekilde anlatılıyor. Ancak bu olayla ilgili en önemli detaylardan birisi, Relotius’un yakalanamamasının gerekçelerinden birisi olarak gösterilen habercilik tarzı. Genellikle daha ABD merkezli yayınlarda gördüğümüz edebi anlatım ve kişisel öykü odaklı haber yazımı tarzını oldukça yetenekli bir şekilde kullanması ve bunların içerisine uydurduğu kısımları güzel saklayabilmesi Relotius’un uzun zaman göze batmamasının en büyük sebebi olarak görülüyor. Yazdıklarımızı okurlar için daha çekici ve okunabilir hâle getirmeye çalışırken, farkında olmadan böyle kötü niyetli kişilere de fırsat veriyor muyuz sorusunu kendimize sormamız gerekiyor galiba.

BLOOMBERG’İN İNOVASYON MERKEZİ NASIL ÇALIŞIYOR?: Artık birçok büyük ve uluslararası medya şirketinin birer inovasyon merkezi var ve genel olarak amaçları yeni teknolojileri takip etmek, okurların isteklerini ve alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini gözlemleyip buna uyum sağlamak. Bu merkezler birçok büyük haber sitesinde ve uygulamasında gördüğümüz değişimlerin ve çeşitliliklerin de merkezi. Bu yüzden de dijital medya alanında çalışanlar için bu merkezlerin yaptığı çalışmaları ve bunları nasıl yaptıklarını takip etmek çok önemli.

İnovasyon merkezine sahip olan medya şirketlerinden birisi de Bloomberg Media. Bu merkezin bir parçası olan araştırma grubu BHIVE ise bildiğimiz teknoloji odaklı araştırmalar yerine daha farklı bir yaklaşımı tercih ediyor ve okurların haberle olan ilişkileri ve okuma alışkanlıkları üzerine çalışıyor. Journalism.co.uk’e BHIVE’ın çalışmalarına dair konuşan ekip, asıl odaklarının okurun pratikteki haber ihtiyaçlarını ve gündelik haber okuma alışkanlıklarını anlamak olduğunu söylüyor. Bu yaklaşımın en büyük faydası, okurların en üstteki linkte bahsettiğimiz rakamlar içerisinde kaybolmasının önüne geçip onları doğrudan anlamalarına ve tanımalarına imkân veriyor olması. 

2018 HAKİKAT İÇİN ZOR BİR YILDI: Geçtiğimiz yıl en çok konuştuğumuz konulardan birisi yalan haberler ve organize yanlış bilgi kampanyaları oldu. Önümüzdeki durum 2019 içerisinde de sık sık bu konuyu konuşmamız gerektiğini gösteriyor. Çünkü bu sorunla mücadele konusunda en önemli noktalardan birisi konusunda hâlâ yeterli bilgiye sahip değiliz: Organize kampanyalar ne kadar etkili olabiliyor?

İlginizi çekebilir:  Bildirimler, gazetecilere karşı baskı, multimedya hikâye anlatımı

Wired’ın “Year in Review” dosyası için yazan Paris Martineau bu konuyu ele almış ve özellikle Google, Twitter ve Facebook gibi büyük şirketlerin bu konuda sağladıkları bilginin eksikliğinin ve bu konuyu çalışanlara yeterince yardımcı olmamasının bu etkiyi ölçemememizde en büyük etkenlerden birisi olduğunu söylüyor. Ve bu konuyu tam olarak kavrayamadan bu sorunu nasıl çözeceğimizi de bulmamızın zor olacağını söylüyor. Çünkü kullanılan yöntemlerin ne kadar ve nasıl etkili olduğunu anlamadan ondan kurtulmak neredeyse imkânsız. Umarız 2019’da bu konuda daha büyük adımlar atabiliriz.

MÜŞTEREKLER TEMELLİ BİR MEDYA EKONOMİSİ: Medyanın iş modelleri ve ekonomik seçenekleri arasında giderek popülerleşenlerden birisi okur desteği. Okurların okudukları yayınla daha organik bir bağ kurmasını sağlaması, herhangi bir şirketin kâr hesaplarına bağlı olmaması ve tıklanma sayılarından çok yaptığınız işin kalitesine bağlı olması giderek popülerleşmesinin en büyük sebeplerinden bazıları.

Ancak bu formülün herkes için ideal bir uygulama şekli yok. Kimi yayınlar bunu bir ödeme duvarı kurarak yapıyor, kimileri destek verenler için özel işler üretiyor. Ancak gazeteci, yazar ve en eski bloglardan birisi olan Kottke.org’un bülten yazarı Tim Carmody, en iyi yolun her şeyi herkes için açık tutmak olduğunu düşünüyor. Bunu başta Kottke.org ve kişisel tecrübeleri üzerinden temellendiren Carmody, özünde bu şekilde gelecek desteğin herkesin faydasına olacağını ve bunun da hem toplumsal açıdan değerli bir iş ortaya çıkmasını sağlayacağını hem de destek verenlerin bu şekilde daha istekli olabileceğini söylüyor. Belki her yayın için geçerli bir yol gibi görünmese de, böyle bir yöntemden faydalanabilecek birçok alan var.

Listemizdeki dergilerden birisi olan The New Yorker özellikle de sanatçıların gündemi kapaklarında yorumlamalarıyla öne çıkan dergilerden. Yukarıdaki örnek ABD’de 2014 yılında yaşanan Ferguson olayları üzerine çizilmişti. 
“Broken Arch” by Bob Staake, December 8, 2014

Haftanın Odağı: Dergiler

Gazeteciliğin hızla olan ilişkisi, internet ile ayrı bir boyuta taşındı. Artık haberi en hızlı yazan olmanın dakikalara bile bağlı olabilmesi bir yana, her yeni gelişmeye anında ulaşabilme şansına sahip olmamız günlük çıkan gazetelerin haber edinme konusundaki değerinin de sorgulanmasına neden oluyor. Eskiden, habere en sağlıklı ve hızlı ulaşma yollarından birisiydi gazeteler fakat bu durum artık geçerliliğini yitirdi. Bunun yanı sıra, tüm bu hızlanma hâli okurların yaşananları sindirme ve daha kapsamlı bir şekilde anlama şansını da azaltıyor. Her an yeni bir gelişme olurken, hangisinin önemli olduğu ya da bir gelişmenin ne anlama gelebileceği gibi sorular arka planda kalabiliyor.

Bu yüzden de geçtiğimiz yıldan bu yana yavaş gazetecilik giderek daha sık duymaya başladığımız bir kavram hâline geldi. Yavaş gazetecilik için ve etrafımızda yaşananları daha yavaş ama kapsamlı bir şekilde anlamak için kullanabileceğimiz en iyi yayın yöntemlerinden birisi de dergiler. Haftalık, iki haftalık, aylık ya da mevsimlik şekilde yayınlanabiliyor; genel başlıklara ya da özel bir odağa sahip olabiliyor ve bu yayınlar için yazan gazetecilere de acele etmek yerine konuyu sindirerek ve daha iyi bir şekilde yazma şansı verebiliyor. Dergiler herhangi bir konuya anında tepki vermek zorunda olmadığı için hangi konunun gerçekten önemli olup olmadığını belirleme konusunda da daha isabetli kararlar alabilme şansına sahip oluyor. İster basılı, ister dijital olsun; dergi formatı güzel bir şekilde tasarlandığında okuru da teşvik eden ve kendisini okutabilen bir tür. 

Tüm bu düşüncelerle bu haftanın odağını dergiler olarak belirledik ve özellikle Türkiye dışında bu işi hakkıyla yapan dergilerden bir derleme oluşturduk. 

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.