Ne Okuyoruz

Komplo teorileri, Google News’in yeni tasarımı, First Look Media’nın değişimi

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

“Ne Okuduk” bölümünde geçtiğimiz haftanın medya açısından öne çıkan başlıklarını derledim. Bunların arasında Trump’a ırkçı demeli mi tartışması, Google’ın yeni haberler sekmesi tasarımı ve bülten platformu Substack’in geleceği var.

“Haftanın Odağı” ise komplo teorileri. Politikadan bilime, sağlıktan spora kadar her alanda giderek yaygınlaşan komplo teorileri ve gazetecilerin bu teorilerle olan ilişkisi üzerine kapsamlı bir derlemeyi bu bölümde bulacaksınız.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?

IRKÇIYA IRKÇI DEMEK LAZIM: Geçtiğimiz hafta, Trump Amerika’daki gazetecilerin en büyük tartışma konusu olmayı tekrar başardı. Bu sefer tartışmanın merkezinde 14 Temmuz sabahı ABD Temsilciler Meclisindeki dört kadın vekili hedef alan ırkçı tweetleri vardı. “Geldikleri yere geri dönmelerini” söyleyen bu tweeti nasıl haberleştirmek gerektiği konusundaki ciddi tartışma neredeyse tüm hafta sürdü.

Hemen hepimizin bildiği üzere ülkede yaşayan azınlıklardan birisine “geldiğin yere geri dön” demek ırkçılığın en temel örneklerinden birisi. Üstelik Trump’ın bunu söylediği dört kadın vekilden yalnızca birisi ABD dışında doğmuş bir göçmen olunca durum daha da vahimleşiyor. Fakat böyle bir örneği ırkçı olarak adlandırmaktan kaçınmak ve doğrudan ırkçı demeyen deyimler kullanmak en sık başvurulan yöntem oldu.

Konuyla ilgili tartışmada birçok farklı boyut var. Örneğin Khalil Gibran Muhammad, gazetecilerin böyle durumlarda kesin yargı veren tanımlardan kaçınmaları gerektiğini söylüyor. Fakat gazeteciler ve alandaki diğer uzmanlar ağırlıkla ırkçı kelimesinin kullanılması gerektiğinden yana. Washington Post’tan Margaret Sullivan, gazetecilerin kullandıkları kavramlar konusunda dikkatli olmaları gerektiğini ama bir ırkçılık söz konusuysa bunu yumuşatmak yerine gerçek neyse onu söylemeleri gerektiğini savunuyor. AP Stylebook ise 2019 güncellemesinde doğrudan ırkçı demek yerine kullanılan deyimlerin kullanılmaması gerektiğini kurallarına eklemişti. Gazetecilik etiği konusunda uzmanlarla yapılan söyleşi de bu kavramın gerektiğinde kullanılması gerektiğini ama gazetecinin bunun neden ırkçılık olduğunu da okura açıklaması gerektiğini söylüyor.

CJR’dan Jon Allsop’un yaklaşımı bu tartışmayı sonlandırması gereken türde: “Önümüzde ırkçılığın tipik bir örneği varken bunun etrafından dolanmaya çalışmak yalnızca gerçeğe zarar verir.”

APPLE (GALİBA) ÖZEL PODCAST SERİLERİ ÜRETECEK: Apple genellikle ürettiği donanımlar ve işletim sistemleri ile bildiğimiz ve kendisini bu şekilde konumlandıran bir şirketti. Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde giderek daha fazla içerik servisi kurmaya ve burada da rekabete dahil olma kararı almış gibi görünüyor.Son haberlere göre bunun en son adımı özel podcast serileri.

Henüz detayları bilinmeyen bu projede Apple, Netflix’in özel içeriklerine benzer bir stratejiyle kendilerine özel podcast programlarını desteklemeyi ve daha fazla insanın podcast için Apple Podcasts uygulamasını kullanmasını istiyor gibi görünüyorÖzellikle son dönemde Spotify’ın podcast alanında Apple’ın liderliğine rakip olmaya başlaması da bu hareketin arka plandaki sebeplerinden birisi olabilir.

Bu durumun genel olarak podcast ekosistemini nasıl etkileyeceğini şu anda kestirmek zor. Her ne kadar alandaki profesyonelleşme işin ekonomik yönüne katkı sunabilir gibi görünse de, yakın zamanda bu durum büyük aktörlerin alanı domine etmesine ve daha küçük podcast üreticilerinin bu baskı altında kaybolmasına neden olabilir.

İlginç bir podcast: Podcastler üzerine konuşurken, karşıma çıkan ilginç bir podcast programını da sizlerle paylaşmak istedim. Uluç Ülgen’in mürmur isimli podcast programı, tamamen rastgele insanlarla sohbet etmek ve onlara kahve falı bakmak üzerine. Programı ilginç kılan ise insanların katılmak için Ülgen’e 275 dolar ödüyor olmaları. Tamamen insanlara özel bir tecrübe sunmayı pazarlayan bu fikir ilginizi çektiyse daha fazlasını buradan okuyabilirsiniz.

GOOGLE HABERLER SEKMESİNİ YENİDEN TASARLADI: İnternette haberlere dair arama yaptığımızda en sık uğradığımız yerlerden birisi Google News. Birçok kaynağı toplaması ve görece derli toplu bir şekilde sunuyor olması birçok kişi için haberlere hızlıca ulaşmak için tercih edilen bir yer olmasını sağlıyordu ama tasarımı okumayı zorlaştırıyordu ve uzun süredir güncellenmemişti. Geçtiğimiz hafta Google yeni tasarımı aşamalı olarak herkese açacağını duyurdu.

Yeni tasarım Google’ın Android’de ve diğer uygulamalarında kullandığı tasarım modelini ve kart sistemini temel alıyor ve okuması daha rahat bir sayfa sunuyor. Ayrıca kart sistemi sayesinde haber kaynakları daha belirgin hâle gelmiş, bu da okurlar için önemli bir değişim. Ana sayfadaki yeni tasarım da birçok farklı konu ve kategoriyi rahatça görmenizi sağlıyor.

Türkçe ve İngilizce Google News ana sayfalarını karşılaştırdığımda dikkatimi çeken bir detay oldu. İngilizce ana sayfada sağ sütunda hava durumunun hemen altında “Fact-Check” kutusu var, onun altında da “Spotlight” ve ardından popüler aramalar var. “Fact-Check” kutusu, teyit ve doğrulama sitelerindeki popüler içerikleri öne çıkarıyor ve bunun hemen görünür bir yerde olması ilgi çekici bir tasarım seçimi. Türkçe ana sayfadaysa bu kutu yok. Hava durumunun hemen altında popüler aramalar kutusu var ve sütunun geri kalanı boş. Açıkçası bu kutuyu tüm dillerde kullanıp kullanmayacaklarını ve oraya hangi sitelerin gireceğini nasıl seçtiklerini merak ediyorum.

FIRST LOOK MEDIA YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRİYOR: Fakat nereye doğru olduğunu kimse anlayamıyor. 2013 yılında PayPal’ın kurucularından Pierre Omidyar tarafından Glenn Greenwald ve Laura Poitras’ın Snowden sızıntıları ile başlayan çalışmalarını The Intercept çatısı altında devam ettirmesi için kurulan First Look Media, o zamandan bu yana önemli birçok işe imza attı ve benzer duruşa sahip birçok yayını da ya destekledi ya da kurdu.

Fakat geçtiğimiz aylardaki gelişmelere bakılacak olursa Omidyar bu rotadan sıkılmış gibi görünüyor. NSA sızıntıları arşivinin bakımını bırakmaları, kurucularından Laura Poitras’ın şirket yöneticileri tarafından dışlanması, The Topic ve Nib gibi iki önemli yayının bütçesinin kesilmesi gibi birçok değişim First Look Media’nın kuruluş amaçlarından farklı bir yöne gitmek istediğini gösteriyor. Bunların hepsine gerekçe olarak bütçenin gösterilmesi de, şirketin paraya daha fazla odaklandığının bir işareti.

İlginizi çekebilir:  Sarı gazetecilik, işbirliğinin önemi, Rusya'da gazetecilik

Son şaşırtıcı gelişme ise First Look Media’nın Passionflix isimli bir platformu satın alması. Elon Musk’ın kardeşi Tosca Musk’ın kurduğu bu platform aşk romanlarının uyarlamalarını üreten ve derleyen bir platform. Yani First Look Media’nın genel yayın politikasının tamamen dışında bir iş. Herkesin bu satın almadan çıkardığı mesaj ise artık şirketin gazetecilikten çok para kazanmayı odağına koyduğu.

Bununla ilgili birçok farklı yorum yapılabilir fakat gazeteci Quinn Norton’ın yorumu öne çıkanlardan birisi. Norton’un dediği gibi, söz konusu gazetecilik veya sosyal bir proje olduğunda zengin birilerinin desteğine güvenerek hareket etmeden önce iki kez düşünmek lazım. Çünkü yapmak istediğiniz işe sizinle aynı şekilde bakmayan birisinden gelecek ekonomik desteğin ne kadar güvenilir olacağını asla kestiremezsiniz.

SUBSTACK BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR: Eposta bültenleri, özellikle gazeteciler için, giderek daha sık kullanılan araçlardan birisi hâline gelmiş durumda. Bültenlerin birçok farklı avantajı olmasının yanı sıra, okurla kurulmasını sağladığı daha samimi ilişki buradan maddi destek alabilmenin de önünü açıyor.

Substack de tamamen yazarları ve yaratıcı isimleri düşünerek tasarlanan bülten platformlarından birisi. Ücretsiz bültenler yayınlayabildiğiniz gibi, okurlarınıza aylık abonelik ile ücretli bültenler de gönderebiliyorsunuz. (Not: Ödeme sistemleri henüz Türkiye’yi desteklemiyor.) Hiçbir şekilde reklam ya da başka bir gelir yöntemi olmamasına rağmen ciddi bir destek bulan platform yakın zamanda 15.3 milyon dolarlık yeni bir fon alarak bir süre daha buralarda olacağını gösterdi. Platform duyuru metninde yazarlarına da seslenip asla rotalarını değiştirmeyeceklerini ve yazarlarını daima her şeyden önce tutacaklarını dile getirdi. 

Substack’in geleceğinde neler var henüz bilinmiyor fakat bülten yazmak isteyenlere sundukları platform ile birçok yaratıcı insanın ilgisini kazandılar. (Not: Ben de kişisel bültenimi buradan yayınlıyorum.) Alternatif bir yayın platformu olarak hem yazarlara farklı bir ekonomik model imkânı sunuyorlar hem de diğer platformları bu alanda daha sıkı bir rekabet için zorluyorlar. Yakın zamanda özellikle bülten alanında yeni girişimler görürsek şaşırmayalım.

Haftanın Odağı: Komplo Teorileri

Komplo teorileri uzun zamandır hayatımızda ve medyada var olan bir konsept. Dünyada olan bitenlere daha “farklı” bir bakış açısıyla yaklaşma ya da çoğunluğun görmediğini ortaya çıkarma iddiasıyla ortaya atılan bu tezler, sıklıkla olayları mevcut verilerin ötesine zorlayarak başka bir boyuta taşıyabiliyor. Bu teoriler ABD’deki Area 51 isimli askeri üstte uzaylıların olduğu iddiasından, bir grup politikacının bir pizzacının olmayan bodrum katında pedofili ve insan ticaretiyle ilişkili bir kült kurduğuna kadar gidebiliyor.

Her ne kadar bu teorilerin önemli bir kısmı gazetecilerin de ele aldığı konularla alakalı olsa da, yakın zamana kadar gazeteciler bu teorileri görmezden gelmeyi veya ciddiye almadan haberleştirmeyi tercih ettiler. Elbette kimi zaman bir teorinin nereden çıktığı ya da insanların neden buna inandıkları önemli bir haber olabiliyordu fakat bunların dışında komplo teorilerini ana akım medyada görmek pek de mümkün değildi.

Zaman içerisinde işin rengi değişmeye başladı. Artık komplo teorileri kuytu bir köşede konuşulan ya da arada bir gülmek için okunan materyaller olmaktan çıktı. Komplo teorilerine inanıp bunlarla kitlesine seslenen politikacılar görüyor, inandığı komplo teorisini kanıtlamak için başkalarına dava açan ya da bir yerleri silahla basan insanları izliyoruz. Komplo teorileri artık alüminyum folyodan şapka takan insanların alanı olmaktan çıkıp takım elbiseli, ciddi kişilerin de inanıp kullandığı tezlere dönüştü.

Böyle bir durumda gazeteciler de ne yapacaklarını bilemiyor. Tarafsızlık gibi yaklaşımlarla bu teorileri ciddiye alarak haberleştirmeye çalışanlar var, fakat bu yaklaşım kimi zaman fazlasıyla tehlikeli olabilecek bu teorilerin (çocukların aşı olmaması gerektiğini savunanlar ya da iklim krizinin uydurma olduğunu söyleyenler gibi) yayılmasına neden oluyor. Eleştirel ve yanlışlayan bir yayın şekli ise bu komplo teorisinin bir parçası olduğunuzun iddia edilmesine neden oluyor. Böyle bir iddia da sosyal medyanın gücüyle dakikalar içerisinde bir lince dönüşebiliyor.

Bu teorilerin nasıl bu noktaya geldikleri ya da neden politikacılar tarafından kullanılmaya başladığı uzun tartışmaların konusu. Gazetecilerin bu noktada yapabilecekleri şey ise hem bu teorilere karşı nasıl bir strateji izlemeleri gerektiği hem de teorilerin kendileri konusunda kendilerini eğitmek. Gazeteciler artık yalnızca alanlarında olan bitenlerden değil, aynı zamanda o alana dair üretilen komplo teorilerinden de haberdar olmak zorunda.

Ülkemizdeki komplo teorisi bolluğunun da bizleri bu konuda kendimizi eğitmeye mecbur bırakıyor oluşunu göz önüne alarak bu haftanın odağına komplo teorilerini aldım. Hem gazetecilerin komplo teorilerine nasıl yaklaşması gerektiğini tartışan hem de güncel uluslararası komplo teorileri hakkında bilgi edinmenizi sağlayacak yazıları derlemede bulabilirsiniz.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Kent ve ekoloji haberleri için kaynaklara nasıl ulaşılır?

Önceki içerik

Norveçli Schibsted Media’nın 2020 hedefi okur gelirlerini 115 milyon dolara çıkarmak

Sonraki içerik