Bu haftanın anahtar kelimeleri: Substack, Death Stranding, kişiselleştirme, komplo teorileri.
İnterneti Yaş Kontrolüyle Daha Güvenli Kılamayız

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!
Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren yeni bir yasa ile neredeyse bütün platformlar orada yaşayan kullanıcılarının yaşını onaylamak zorunda bırakıldı. Bu haftanın odağında bu tür düzenlemelerin neden faydadan çok zarara sebep olacağını ve nasıl riskleri olduğunu anlattım.
“Ne Okuduk” bölümünde ise Substack yazarlarının YZ ile ilişkisi, haber sitelerinin kişiselleştirmeye yönelişi ve daha fazlası var.
Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.
Bir sonraki sayıda görüşmek üzere!
—Ahmet Alphan Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?
Substack’in YZ Raporu
Yapay zekânın kullanımı veya nasıl kullanılması gerektiği hâlâ devam eden bir tartışma konusu. Her ne kadar tartışma iki uç gruptan —kesinlikle nefret edenler ve aşık olanlar— ibaret gibi görünse de aslında büyük çoğunluk bu ikisinin arasında bir yere düşüyor.
Substack’in platformu kullanan 2000 yazarla gerçekleştirdiği görüşmeler de bunun bir kanıtı. Yayınladıkları rapora göre bu grup içerisinde YZ araçlarının kullanımı neredeyse yarı yarıya. YZ araçları sıklıkla araştırma asistanı ve fikir üretme sürecinde yardımcı olarak kullanılıyor. Yani YZ araçları asıl üretici değil ama üretim sürecinin bir parçası.
Raporda özellikle ilgimi çeken iki veri oldu. İlki ChatGPT’nin açık ara en sık kullanılan araç olması. Kendisini takip eden Claude ile aralarındaki kullanım oranı farkı neredeyse 50 puan. İkincisi ise YZ kullanımında yaşın getirdiği fark. 45 yaş altında olanlar hem daha çok hem de yaptıkları işin daha aktif bir parçası olarak kullanıyorlar. Bu da ister istemez YZ ile ilgili tartışmalarda seçtiğimiz pozisyonun parçası olduğumuz yaş grubu veya kültürle ne kadar ilişkili olduğu sorusunu akla getiriyor.
Size Özel Ana Sayfalar
Sosyal medyanın yayıncılar için faydasının giderek azalması ve gündemi takip etme konusunda daha az kullanışlı hâle gelmesi, özellikle dijital yayıncılar açısından önemli bir fırsat alanı yaratıyor. Ancak bunu değerlendirmek için bir şeyler deneyen kurum sayısı çok az olduğu için karşılaştığım iyi örnekleri sizlerle paylaşmamın faydalı olacağını düşünüyorum.
Geçtiğimiz günlerde hem Wired hem de The Verge bu konuda kendi sitelerini öne çıkaracak kimi yenilikler duyurdu. Wired, sitesini ve bültenlerini merkeze alan bir yaklaşıma geçeceklerini ve bunu beş tane abonelere özel bültenle başlatacaklarını söyledi. Bununla birlikte aboneler site üzerinden yazarlarla düzenli olarak gerçekleştirilecek canlı yayınlara katılabilecek ve sitede yorum yapma yetkisine sahip olacak.
The Verge ise sitenin ana sayfasında yer alan haber akışını kendiniz için özelleştirebileceğiniz bir sistemi yayına aldığını duyurdu. Bu sayede yazarları ve konu başlıklarını takip edip ana sayfada sadece bunlardan oluşan özel bir akışa erişebileceksiniz. Ayrıca bu duyurunun yorumlar kısmında siteyi Mastodon ve Bluesky gibi platformların protokolleriyle de entegre etmek üzerine bazı çalışmaları olduğundan bahsettiler.
Tavuk ve Yıldız Endeksi
Medya ve teknoloji şirketlerinin bağımsızlığı dünyanın her yerinde önemli bir sorun. ABD’de bu sorunun ciddiyetinin anlaşılması için Trump’ın bir kez daha seçimi kazanması ve medyayı hedefine koyması gerekti ama sonunda onlar da —her ne kadar kimi zaman çok abartsalar da— durumun farkına varıyorlar.
Bu gelişmelerin bir sonucu olarak ABD merkezli bir STK olan Free Press, “Media Capitulation Index” isimli bir proje başlatmış. 35 medya ve teknoloji kurumunun bağımsızlıklarını inceleyen ve puanlayan bu proje gerçekten bağımsız olduğunu düşündüklerine bir yıldız, tamamen siyasi amaçlarla kontrol edildiğini düşündüklerine ise beş tavuk veriyor. Raporun puanlamalarından bazıları: New York Times bir tavuk, Bloomberg yıldız, Meta 4 tavuk, X ise beş tavuk.
Komplo Teorisyenlerinin Farkındalık Sorunu
Konu yanlış bilgi sorunuyla ve komplo teorileriyle mücadele etmek olduğunda en önemli başlıklardan birisi bunlara inanan insanları ve bu inançlarının arkasındaki psikolojiyi anlamak. Bunu yapmadan sadece komplo teorisine veya teorisyenlerine odaklanmak genellikle ilerleme kaydetmeyi imkansız kılıyor.
Bu yüzden komplo teorilerine inanan kişilerle yapılan yeni bir çalışmanın bu alanda çalışan herkes için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Araştırma bu kişilerin hem kendi bilişsel kapasitelerine daha çok güvendiğini hem de bu teorilere inananların çoğunlukta olduğunu düşünüyor (pre-print linki). Yani komplo teorilerine inanan insanlar ağırlıkla hem kendilerini diğer insanlardan daha zeki olarak görüyor hem de savundukları teorilerin büyük bir çoğunluk tarafından kabul edildiğini sanıyor. Bu da inançlarının hatalı olduğunu kabul etmelerini neredeyse imkansız kılan bir durum yaratıyor.
Kısa Kısa
🇮🇱 İsrail’in Gazze’de yarattığı gıda kıtlığı ve gazetecilerin bölgeye girmesini engellemesi, oradan haber ulaştırmaya çalışan Filistinli gazetecilerin de hayatlarını riske atıyor.
🇺🇸 ABD’nin NPR ve PBS’e verilen devlet bütçesini kesmesinin ardından NPR’ın genel yayın yönetmeni istifa etti.
📰 1974 yılında Paris sokaklarında gezerek gazete satan Ali Akbar, 2025 yılında bu işi yapmaya devam eden son kişi olabilir.
🇺🇸 Donald Trump’ın komplo teorileriyle büyüttüğü kitlesi ve medyada onu destekleyen isimler, Epstein soruşturması yüzünden Trump için bir sorun hâline gelmeye başladı.
🤖 Google da diğer YZ şirketlerini takip etmeye ve haber kurumlarıyla içerik anlaşmaları yapmak için görüşmelere başlamış.

Haftanın Odağı: İnterneti Yaş Kontrolüyle Daha Güvenli Kılamayız
İnterneti özel ve önemli kılan en temel özelliklerinden birisi her türlü bilgiye ulaşabilmemize imkan tanıyor olması. Elbette bu özelliği suç teşkil eden ya da her kişiye uygun olmayabilecek bilgilerin ve içeriklerin de erişilebilir olması demek. Durum böyle olunca dünyanın hemen her yerinde farklı kesimlerden insanlar farklı gerekçelerle bunun ciddi bir tehlike olduğunu ve önüne geçilmesi gerektiğini savunuyor.
Bu tür tartışmalarda sıkça öne çıkarılan argümanların başında çocukların korunması ve onlara uygun olmayan içerikleri görmelerinin engellenmesi geliyor. Her ne kadar çocukların ve gençlerin internet öncesinde de kendilerine yasaklanan her türlü medyaya ulaşmanın yolunu bir şekilde bulduğunu ve internette bir şeylere erişimi engellemenin ne kadar zor olduğunu görmüş olsak da bunun için her ülkede çeşitli yollar denenmeye devam ediyor. Son dönemde maalesef popülerlik kazanan bir yöntem de internete yaş sınırı getirmek.
Geçtiğimiz haftalarda hem Avustralya’da hem de Birleşik Krallık’ta bu konu gündemde yer buldu. Avustralya hâlâ bunu nasıl yapacağı üzerine konuşurken, Birleşik Krallık’ta yasa uygulamaya geçti ve beraberinde büyük bir kaos başladı. Birçok platform BK vatandaşlarından kimliklerini veya yaşlarını doğrulamalarını talep etti, aksi takdirde birçok şeyi kullanamayacaklarını söyledi. Fakat daha uygulamanın başladığı gün bu kısıtlamaların Death Stranding oyununun selfie moduyla veya VPN kullanarak aşılabildiği gösterildi. Yani çocukları ve gençleri “korumak” için kurulan sistemlerin çocuklar tarafından aşılması bir gün bile sürmedi.
Ancak asıl mesele bu sistemlerin işe yarayıp yaramaması değil, bu yaklaşımın çok ciddi sorunlarının olması. İnternette yaş veya kimlik onaylamayı zorunlu kılmak kişisel verilerin riske atılmasından sansürü kolaylaştırmaya kadar birçok büyük zarara sebep olabilecek bir yaklaşım.
BK’daki düzenleme ile birlikte birçok büyük platform yaş onaylayabilmek için bu tür sistemler tasarlayan üçüncü parti şirketlerle anlaştı. Bu da orada yaşayan herkesin kimlik bilgilerinin ve fotoğraflarının başka bir şirketin veritabanına girmesi demek. Her ne kadar bu şirketler verileri kullanıp imha edeceğini söylese de buna güvenmek zor. Zaten kişisel verilerin internete sızması konusunda tecrübeli bir ülkeyiz ama bu şirketlerin elindeki verilerin çalınması durumunda neler olabileceğine dair dünyanın farklı yerlerinden güncel örnekler de mevcut. Çocukları ve gençleri korumaya çalışırken onların —ve geri kalan herkesin— verilerini bu şekilde riske atmanın bir anlamı yok.
Diğer yandan bu yaş sınırlaması ile nelerin kısıtlanıp kısıtlanmayacağı başlı başına bir sorun. Her ailenin çocuklarına neyi uygun gördüğü değişebilir ya da farklı inanç veya kültürden gelen birisi için uygun olan diğeri için uygunsuz olabilir. Devletlerin bu tür yasal düzenlemeler yapması koca bir ülkeye tek tip bir kültürün ve ahlak anlayışının dayatılmasına, çocukların tektipleştirilmesini kolaylaştırır. Bu tür tartışmalarda çocukları ve gençleri korumanın tanımının genellikle tek bir ahlaki ve politik bakış açısından geldiği ve bunun bütün topluma dayatılması için bir araca dönüşmesinin çok kolay olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bütün bunların yanı sıra bu tür korumacı ve aşırı engelleyici yaklaşımlar genellikle insanların ellerindeki araçları doğru ve sağlıklı bir şekilde kullanmayı öğrenmesini daha da zorlaştırıyor. Çocukken sürekli engellemelerle ve kısıtlamalarla interneti tecrübe eden birisinin dijital okuryazarlığı kaçınılmaz olarak çok düşük olacaktır ve bunun sonunda engellemelerden kurtulduğunda kendisini çok daha riskli bir noktada bulabilir. Sonuçta bugün dijital dolandırıcılıklara ve komplo teorilerine genellikle belirli bir yaşın üstündeki insanların daha çok kanıyor olmasının en temel sebebi bu teknolojilerle daha geç tanışmış olmaları.
Oysa bu tür sistemler ve yasalara ayrılan zaman ve para erken yaştan itibaren herkesin dijital okuryazarlık seviyesini artırmaya ve tehlikeli içeriklerden, dolandırıcılık gibi güvenlik risklerinden, yanlış bilgi yayanlardan nasıl korunacaklarını öğrenmelerini sağlamaya ayrılsa bu tür önlemlere ihtiyaç bile kalmayacak. Sonuçta hem çocukların hem de ebeveynlerin dijital okuryazarlık seviyesi yeterli olursa devletin herkese yasakçı bir baba gibi müdahale etmesine de gerek kalmaz.
Bu bülten Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla NewsLabTurkey sorumluluğu altındadır ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.








