Tartışmayı yeniden öğrenmemiz lazım

Bu haftanın anahtar kelimeleri: TikTok, Observer, konum verileri, Washington Post.

Kafa kafaya kavga eden iki antilopun fotoğrafı.

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

İnternette gündem olan neredeyse hiçbir konu artık tartışılmıyor ama her yeni gündem bir sosyal medya savaşı malzemesine dönüşüyor. Bu haftanın odağında son on yılda yaşadıklarımızdan sonra neden tartışmayı yeniden öğrenmemiz gerektiğini anlattım.

“Ne Okuduk” bölümünde ise ABD’de TikTok için başlayan geri sayım, The Washington Post’un sorunlu YZ deneyi ve daha fazlası var.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

Wired'ın analiz ettiği konum verilerinden bir kısmının harita üzerinde ABD askerlerinin Almanya'daki bir üste nasıl tespit edildiğini gösteriyor.
Wired

Bu hafta ne okuduk?

TikTok İçin Kritik Zamanlar

ABD’deki anlamsız TikTok korkusundan ve bu paniğin sonucunda TikTok’a ya ABD’li bir şirkete satılması ya da ülke çapında engellenmesi seçeneklerinin sunulmasının anlamsızlığından bültende daha önce de bahsetmiştim. TikTok’un bu karara karşı federal seviyede gerçekleştirdiği itirazın hafta içerisinde reddedilmesiyle birlikte platform için kritik bir geri sayım başladı.

TikTok’un ABD Yüksek Mahkemesi’ne itiraz etmesi ve oradan gelecek karara kadar bu engellemeyi durdurması mümkün. Fakat itirazlarının reddedilmesi ve mahkemenin bunun için verdiği gerekçe, ABD tarafında durumun ne kadar kötüye gittiğinin bir kanıtı. Kısaca özetlemek gerekirse, mahkeme TikTok ile Çin hükümetinin ABD’lileri kontrol ve manipüle ettiğini ve bu yüzden onu engellemenin ifade özgürlüğünü daha da güçlendireceğini iddia ediyor. Kimi başka ülkelerden böyle bir karar çıksa şaşırmayız ama ABD gibi kendisini ifade özgürlüğünün lideri olarak pazarlayan bir ülkeden gelince karar daha da trajikomik görünüyor.

The Observer Tortoise’a Satılıyor

Sanırım uzun zamandır bir gazetenin veya herhangi bir yayının el değiştirmesi bu kadar tartışmalı ve çalkantılı olmamıştı. Satılma ihtimalinden geçtiğimiz aylarda bültende de bahsettiğim İngiliz haftalık gazete The Observer, The Guardian tarafından hafta içerisinde Tortoise Media’ya satıldı. Ama bu satış kararı, hem öncesinde hem de sonrasında bolca tartışmaya neden oldu.

Hem The Observer ve The Guardian çalışanları hem de okurlar bu satışa ciddi bir şekilde karşı çıkıyordu. Öyle ki, The Guardian çalışanları bunu engellemek için iki gün boyunca greve gitti. Fakat grev bitmek üzereyken yönetim kurulu satışı onayladıkları kararını açıkladı. Ardından hem The Guardian’ın da sahibi olan Scott Trust’ın hem de The Guardian’ın liderleri bu kararın herkesin iyiliği için olduğunu açıklama çabasına giriştiler. Fakat bu yazılarda söylenen bazı şeyler de The Guardian çalışanları tarafından yalanlandı

Sonuçta The Observer artık Tortoise Media’nın çatısı altında hayatına devam edecek. Umarım dünyanın en eski Pazar gazetesi, bütün bu süreçten sağlam bir şekilde çıkıp yayın hayatına devam etmeyi başarır.

Telefon Konum Verilerinin Gücü

Kullandığımız operatörlerden internetteki reklam servislerine ve platformlara kadar hemen herkesin özellikle toplamaya ve kullanmaya çalıştığı kişisel verilerimizin başında konum bilgimiz geliyor. Bu veriler genellikle “özelleştirilmiş reklamlar” gibi kulağa masum gelen şeyler için kullanılsa da bu sistemler üzerinden verileri toplayan, satan ve başka amaçlar için kullanan birçok aktör de mevcut.

Genellikle bu verilerin ne kadar önemli olduğunu ve özel hayatımızı nasıl tehdit edebileceğini de bu diğer aktörler sayesinde görüyoruz. Wired dergisinin yakın zamanda yayınladığı iki araştırma, bu veri simsarları tarafından toplanan ve satılan konum verileri ile ABD askerleriniistihbarat çalışanlarını veya Jeffrey Epstein’ın adasını ziyaret edenleri takip etmenin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. Böyle verilerin başka hangi amaçlar için kullanılabileceğini düşünmeyi sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Peki bu gizlilik ihlalini önlemenin yolu nedir? Bu sorunun cevabı, gerçekten işe yarayacak ve aktif olarak uygulanan veri koruma yasaları çıkarmak. Bunun işe yaradığını Wired’ın dosyalarında görüyoruz çünkü bütün konum verileri ABD’li operatörlerden ve kişilerden gelirken Avrupalılara ait veriler bu yığınların içerisinde yer almıyor. Çünkü AB’nin veri koruma yasası GDPR, konum verisi işleme ve satışını ciddi bir şekilde kontrol edebiliyor.

WaPo’nun Sıkıntılı YZ Entegrasyonu

Hemen her büyük medya kurumu gibi The Washington Post da YZ teknolojilerini kullanarak ne yapabileceğini bulmak için büyük çaba harcıyor. Bu çabanın en son örneğini sitelerindeki arama bölümünde bulmak mümkün.

Yeni getirdikleri “Ask The Post AI” özelliği ile bir arama yaptığınızda önce kendi geliştirdikleri modelin arşivden çıkardığı bir özeti ve özette kullandığı haberleri görüyorsunuz, altında da arama sonucuyla eşleşen bütün haberler listeleniyor. Eğer daha detaylı bir arama yapmak isterseniz ya da arama sonuçlarını filtrelemek veya tarihe göre sıralamak isterseniz şansınıza küsün, bu özelliklerin hiçbiri artık mevcut değil.

Gazetecilerin YZ kullanma hevesini anlıyorum. Sonuçta yeni ve potansiyeli yüksek görünen bir teknoloji ve bununla neler yapabileceklerini görmek istiyorlar. Fakat bunu yaparken gazeteciliği ve onun değerini artıran şeyleri de unutmamak gerekiyor. Bir gazete için arşivi en büyük güçlerinden birisi ve bunu ne kadar kullanışlı hâle getirirseniz değeriniz o kadar artar. YZ özetleri belki belirli bir kesim için kullanışlı olabilir ama bunu yaparken arşivinizi kullanılmaz hâle getirmek size faydadan çok zarar getirecektir.

Kısa Kısa

🎮 ABD medyası, yine bir şiddet olayını oyunlara bağlamaya çalıştı ama bu sefer bir suikasti Among Us oyununa bağlamaya çalışarak sınırları iyice zorladı.

🇬🇧 Wired, Birleşik Krallık edisyonuyla ABD edisyonunu tamamen entegre etmeye ve BK’daki basılı edisyonunu mevsimlik olarak yayınlamaya karar vermiş.

🇦🇿 Azerbaycan’da en az altı gazeteci ülkeye gizlice döviz sokmak gibi bir suç iddiasıyla gözaltına alındı.

🎙️ Eğer podcast verileri için Chartable kullanıyorsanız, platform hizmetlerini sonlandırdığı için feed adresinizi bir an önce güncellemeniz lazım.

🎧 Apple Podcasts, iOS 18.2 ile birlikte favori kategoriler seçme özelliğinin yanı sıra arama kısmındaki yenilikler ile keşfetmeyi kolaylaştıran güncellemeler getirdi.

🤖 The Wall Street Journal’ın da sahibi olan Dow Jones, geliştirdikleri YZ temelli araştırma aracı için 4 bin haber yayıncısıyla içerik kullanım anlaşması yapmaya çalışıyor.

Kafa kafaya kavga eden iki antilopun fotoğrafı.
Unsplash

Haftanın odağı: Tartışmayı yeniden öğrenmemiz lazım

Geçtiğimiz hafta içerisinde Platformer’ın kurucusu ve gazeteci Casey Newton’ın yazdığı “The phony comforts of AI skepticism” başlıklı yazı bolca tartışmaya sebep oldu. Newton’ın YZ şüphecilerini iki kampa ayırdığı ve bunların konuyu çok basite indirgeyerek önemli detayları kaçırdığını savunduğu yazısı, özellikle YZ teknolojilerini “sahte ve kötü olarak gören insanlar” biçiminde tanımladığı gruptan eleştiri aldı. Kendisini bu grubun içerisinde bulan araştırmacıların ve akademisyenlerin çoğu, Newton’ın onların eleştirisini karikatürize ettiğini söyledi.

Tartışmada her iki tarafın da eleştirilerinde haklı olduğu noktalar olsa da benim sorunum tartışmanın kendisiyle alakalı. Hem Casey Newton hem de Newton’ı eleştiren kesimin önemli bir kısmı aslında gerçek anlamıyla bir tartışma yürütmektense, benim tabirimle bir sosyal medya savaşı veriyorlar.

Newton’ın tanımladığı kamplar genellikle sosyal medya platformlarında karşınıza çıkan karakterler. Gerçekten bu alanda eleştirel işler yapanların hiçbiri bu kadar basit şekilde konuya yaklaşmıyor. Ama Newton’ı eleştirenlerin önemli bir kısmı da başka şeyler yapsalar da sosyal medyada bu karakteri oynayanlardan ve verdikleri cevaplarda da tam bir sosyal medya savaşına yakışır şekilde hareket edenlerden oluşuyor. Yani aslında ortada derinlikli bir teknoloji veya YZ teorisi tartışması yok.

Bütün bunları izlerken aklım doğal olarak son on yılda kaç konunun benzer şekilde ele alındığına ve çoğu önemli meselenin artık tartışılmak yerine sosyal medya savaşlarına malzeme edilmesine gitti. Özellikle bu platformlara daha fazla önem atfettikçe buradaki alışkanlıklar ve sözüm ona tartışma biçimi her yerde kendisini göstermeye başladı. İşin daha kötü yanı ise bu sorunu fark edip çözmek için çaba gösterenlerin sayısı da çok az. Bunun da iki ana sebebi olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan birincisi sosyal medya platformlarına hak ettiğinden daha fazla önem ve gerçeklik atfediliyor olması. Evet belki buralarda çok sayıda insan olabilir ama bu insanların çoğu pasif tüketici modunda, aktif olanların da kaçının konuştuğu konuya gerçekten hâkim olduğunu anlamak kolay iş değil. Sosyal medyanın getirdiği her şeye etkileşim ve kazanılacak skor gözüyle bakma alışkanlığı da aktif kullanıcıların tartışma şeklini yukarıda bahsettiğim şekilde değiştirdi. Bir de tabii ki her politik grubun ve devletin elinin altında bulunan hesap yığınlarını da unutmamak gerekiyor.

Sorunun ikinci boyutu ise bu konuda bir filtre ve editör görevi üstlenmesi gereken medya ve gazeteciliğin de kendisini büyük anlamda bu akıma kaptırmış olması. Televizyondaki tartışma programlarından köşe yazılarına, sosyal medyadaki gazetecilerden YouTube yayını yapanlara kadar hemen hepsi sağlıklı bilgiyi ve tartışma alanını sunmaktansa “sosyal medya savaşından” pay almaya odaklanmış hâldeler. Zamanında üç-beş sosyal medya paylaşımının bir araya getirilip haber diye yayınlanmasıyla başlayan süreçte artık onlar da oyunun birer aktörüne dönüştü. Bu da platformlara ve orada “gündem olan” her şeye daha fazla önem atfedilmesine sebep oldu. Yani medya kendisini bir döngünün içerisine soktu.

Bütün bunlar bir araya gelince de sonuçta karşımıza çıkan manzara bu. Çoğu konuda tartışmaları şekillendiren aktörler sorunun kendisini anlamak ve çözmek yerine buna kazanılması gereken bir mücadele olarak bakmayı tercih ediyor. Hem sosyal medya algoritmaları hem de medyanın kendisi bu aktörleri sürekli öne çıkardığı için geri kalan herkes her konuda bir taraf tutması gerektiği yanılgısına düşüyor. Tıpkı fake news gibi içi boşaltılan yankı odası ve filtre balonu kavramlarının ötesine geçmiş bir sorun var karşımızda.

Maalesef bu sorunu kısa vadede çözebileceğimizden emin değilim. İmkânsız değil ama yine de birçok ciddi dönüşümü ve alışkanlıkların değişmesini gerektiriyor. Ama bu dönüşüm bir yerden başlamazsa da gittiğimiz yolun sonu pek iyi bir yere çıkmayacak gibi görünüyor. 

Yazar hakkında

Ahmet Alphan Sabancı

Eleştirel fütürist. NewsLabTurkey Strateji Koordinatörü ve Bülten Editörü.