Tarihler 6 Şubat 2023’ü gösterirken Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yıkıcı depremlerinden birine uyandık.
6 Şubat Pazartesi günü Kahramanmaraş’ta saat 04.17’de meydana gelen 7.7 ve aynı gün Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğündeki iki deprem Türkiye’deki en az 10 ili etkiledi.
Hafızanızı biraz zorlarsanız hatırlayacağınız üzere, o dönemde enkazdan çıkan ya da hâlâ enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanların yakınlarının acılarını daha da artıracak, üstelik cevabı hiçbir işe yaramayacak sorular üzerine konuşmuştuk: Bölgede gözlem yapmak için bulunan gazetecilerin karşılaştıkları baskılar, depremlerin ardından medyanın ve gazetecilerin geçemediği sınavlar, yalnızca kurtarılan hayatları “mucize” etiketiyle durmaksızın ekranlara taşıyan haber programları…
Depremin üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Depremden etkilenmiş kentler bugün hâlâ tam anlamıyla yaralarını sarmış durumda değil. Hikâyelerini duyurmak isteyen binlerce yurttaş var.
Depremden Hikayeler ne amaçla kuruldu?
Depremden Hikayeler de bu amaçla yola çıkmış bir YouTube kanalı. Hatay’da yaşayan gazeteci Abir Naeseh Bilgin, insanların depremden sonra yaşadıkları zorlukları ve adaletsizliği, verdikleri mücadeleye bizzat tanık oldu. Bir şeyler yapmak, en çok da insanları sayılara indirgeyen habercilik anlayışının aksine her insanın biricik hikâyesine odaklanmak için Depremden Hikayeler’e başladı. “Amacım yaşananları kayıt altına almak ve gündemin çok çabuk değiştiği bu coğrafyada deprem bölgesindeki yaşanan gerçekleri taze tutmak” diyen Bilgin’den Depremden Hikayeler’in kendi hikâyesini dinledik.

Depremden Hikayeler’i hayata geçirme sürecini anlatır mısınız?
Depremden Hikayeler YouTube kanalını, Hatay’da yaşadığımız 6 Şubat depremlerinin ardından kurdum. İnsanları sayılara indirgeyen habercilik anlayışının aksine her insanının biricik hikâyesine odaklanmak istedim. Amacım, yaşananları kayıt altına almak ve gündemin çok çabuk değiştiği bu coğrafyada deprem bölgesinde yaşananları hafızalarda taze tutmak. Çünkü depremin ardından çokça insan hikâyesi var ve bunlar duyulmuyor. Bu projenin Hatay’ın yeniden yapılanma sürecinin insan odaklı bir anlatısını oluşturmasını istiyorum.
6 Şubat depremlerinde on binlerce can kaybına; hasar, acı ve yıkıma şahit olduk. Depremden Hikayeler, Hatay’daki depremi ve etkilerini anlatmak için kurulmuş bir kanal. Siz de başka bir şekilde, “buyrun bir de onları dinleyin” diyorsunuz. Bir nevi ayrı bir pencere açma hâli gibi hissediyorum. Siz ne düşünürsünüz, buradaki konumunuz nedir?
Depremin şehir için bir dönüm noktası olduğunu, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını depremin ilk gününde anladık. Zaten şehirde kısa bir tur atmak bile iyileşme sürecinin çok uzun zaman alacağını anlamak için yeterli. Öte yandan, iktidarın ve iktidara yakın medya organlarının gerçekçi olmayan, taraflı, iktidarı kahraman olarak gösteren bir tablo çizdiğini görüyoruz. Bu anlamda gerçeğin tamamını anlatmak ve gerçeği kayıt altına almak için ben de yerimi almak istedim. Az önce bahsettiğim gibi, depremden mağdur olan insanların deneyimleri ve ihtiyaçları, şehrin yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olmalı. Bunun için de onların sesini duyurabilecekleri araçlara, en çok da onlardan yana tavır alan medyaya ihtiyaçları var.
Deprem mağdurlarının hikâyelerini birer sayıya dönüşmesin diye anlatma hedefiyle yola çıktığınızı söylediniz. Ancak özellikle böyle büyük kayıplarda medyanın hikâyelere ve ajitasyona yöneldiği, bu nedenle ihmallerin ve sorumluların konuşulmadığı eleştirileri de var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Depremin yarattığı sorunlar ve hasarlar henüz bitmemişken depremin görece kısa bir süre içinde gündemimizden çıktığını gördük. Bundan dolayı bölgede yaşanan sorunları ve sıkıntıları sürekli dile getirmek lazım. Deprem mağdurlarını nesneleştirerek onları izleyenlerin duygularını sömüren bir yayın yapmıyorum. Yayınladığım hikâyelerin özünde, yaşananların sorumlularına karşı bir eleştiri yatıyor. Bu da özünde zaten çok temel bir gazetecilik faaliyeti. Yani bu hikâyelerle birlikte gerçeği, mağdurdan yana tavır alarak göstermeye çalışıyorum.
“İnsanlar unutulduklarını düşünüyorlar”
Görüşmecilere nasıl ulaşıyorsunuz? Onları görüşmeye ikna etme konusunda zorluk yaşıyor musunuz, çekimler ortalama ne kadar sürede gerçekleşiyor?
Görüşmecilere ulaşmak genellikle zor olmuyor. Çünkü çok hikâye var ve insanlar genellikle kendi dertlerini anlatmaktan çekinmiyor, hatta tam tersine, anlatmak için fırsat bekliyorlar. Çünkü unutulduklarını düşünüyorlar. Bu noktada ben, Depremden Hikayeler’in insanların ihtiyaçlarını giderecek bir araç olduğunu düşünüyorum. Deprem mağdurlarının unutulmadıklarını gösteren, onlara hikâyelerini anlatabilecekleri bir alan sunan bir araç…
Bir hikâyenin çekimini genellikle aynı günde bitiriyorum, önce röportajı sonra detayları çekiyorum. Sonrasında ise bu materyal kurguya giriyor. Tabii ki bunun bir de ön hazırlığı var. Görüşmeciyle randevulaştıktan sonra röportaja hazırlanmak, röportajı gerçekleştirmek ve bunu kurgulayıp yayına hazır hâle getirmek yaklaşık bir hafta sürüyor.
Çekimler ve programın yayına hazırlanış sürecinde sizi en çok ne zorluyor?
Tek başıma çalıştığım için aslında her aşamada zorlanıyorum. Çekim öncesi hazırlıkları yapmak; çekim esnasında kamerayı, ışığı, sesi ayarlamak ve sonrasında röportajı yapmak gerekiyor ve bunların tümünü tek başıma yapıyorum. Sonrasında da tabii kurgu aşaması… Hepsini tek başıma yapıyor olmam hem zaman alıyor hem de beni doğal olarak yoruyor.
YouTube üzerinden yayın yapıyorsunuz. Yayıncı olarak sosyal medyada sizi zorlayan veya, tam tersi, avantaja dönüşen şeyler oldu mu?
Instagram hikâyelerinde paylaşılan video linkleri üzerinden insanları YouTube kanalıma yönlendirebiliyorum. Doğrudan YouTube kanalıma girerek izlemekten çok videolara bu şekilde ulaşıyorlar. Video tanıtımı için paylaştığım reels formatındaki kısa videolar ise bazen dezavantaj yaratıyor çünkü izleyici o kısa video ile yetinebiliyor. Onun için kısa videoları mümkün olduğunca videonun tümünü izlemek için izleyicide merak uyandıracak şekilde hazırlamaya özen gösteriyorum. Yine de bu hep işe yaramıyor ve insanlar karşılarına çıkan bu kısa videoları kaydırıp geçiyor.
Videolara gelen yorumlar nasıl?
Genellikle olumlu tepkiler alıyorum. Depremi yaşayan insanlar kendilerini unutturmamak için yapılan bu tür çalışmaları çok değerli buluyorlar. Kendi dertlerinin olabildiğince sade ve çıplak şekilde anlatılması onların hoşuna gidiyor. Eleştiriler ise genellikle videoların uzunluğuyla ilgili oluyor. İçeriğin çok üzücü olduğuna dair yorumlar da aldım ama konunun tamamı travmatik yanlar barındırdığı için buna yapabileceğim müdahale maalesef oldukça sınırlı.
Şu sıralar yayın yapmıyorsunuz. Proje nasıl devam edecek, Depremden Hikayeler’in gelecek planları nasıl?
Evet, bu aşamada yayın yapmıyorum, kanalda bazı değişiklikler yapacağım. Kanalın ismini değiştireceğim ve içeriğin odaklandığı konular da biraz farklılaşacak. Yine Hatay’dan yayın yapacağım ve konu yine deprem sonrası hayat olacak. Fakat içerikte daha çok güncel sıkıntılara odaklanacağım. Depremin üzerinden geçen iki yılın ardından şehirde neler yaşanıyor, neler yapıldı ve nasıl yapıldı gibi konular daha fazla yer tutacak. Ayrıca, kurgu aşamasında işbirliği yapabileceğim birilerini bulmaya çalışıyorum. Böylelikle ben işin gazetecilik yönüne daha fazla eğilebilir ve daha fazla araştırmaya dayanan, daha nitelikli işler ortaya çıkarabilirim.
Programınız NewsLabTurkey’in Kuluçka Programı tarafından desteklenen projelerden biri. NewsLabTurkey ile yollarınız nasıl kesişti?
NewsLabTurkey ile bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Kuluçka Programı’ndan haberdar oldum ve başvurdum. Kuluçka’da aldığım eğitimler benim için çok kıymetliydi. Eğitim sürecinde deneyimli, bilgili ve çok samimi eğitmenlerden faydalanmak, ayrıca Türkiye’nin her tarafından programa katılan gazeteci arkadaşlarla tanışmak bana çok şey kattı. Projenin eksiklerinin giderilmesi adına yararlı oldu. Bu yarar işin hem ekipman ve reklam gibi maddi koşullarla ilişkili yönleri hem de projenin netleşmesi için geçerli.
Tek başınıza çalışıyorsunuz. Peki nasıl bir yayın politikası izliyorsunuz? Nasıl bir çalışma rutininiz var?
Yayın yaptığım zaman haftalık yayın yapıyorum ve haftada bir video yayınlıyorum. Genellikle yayına hazır olacak şekilde önceden en az iki hikâyenin videosunu, kaba montajlı hâlleriyle elde hazır tutmaya çalışıyorum. Böylece oluşabilecek aksaklıklara karşı elimde yedek videolarım oluyor ve yayın aksamıyor. Bu haftalık videolar için farklı toplum kesimlerinden yeni insanlarla iletişime geçip röportaj için hazırlıkları yapıyor ve bunun ardından daha önce bahsettiğim gibi işin kurgu kısmı geliyor.
Kanalın yayın politikası, adından da belli olduğu gibi depremden etkilenenlerin ağzından insan hikâyelerine odaklanıyor. Bu bağlamda, onların anlattıkları bizim yayınımızın bir parçası oluyor.
İçeriklerinizi sosyal medyada paylaşıyorsunuz. Sosyal medya stratejinizi nasıl belirlediniz, sosyal medya hesaplarınızı nasıl kullanıyorsunuz?
Sosyal medyada ağırlıklı olarak Instagram’ı kullanıyorum. YouTube’da yeni video yayınladığım zaman Instagram’da hem hikâyede hem sayfada paylaşıyorum. Paylaşım saatine dikkat ediyorum. Örneğin gece geç saatte veya gündüz mesainin yoğun olduğu saatlerde paylaşmamaya dikkat ediyorum. Hikâyede videodan bir görsel, üstüne kısa bir tanıtım metni ve videonun linkini ekleyerek izleyicileri yönlendiriyorum. Instagram sayfasında paylaşmak için videonun içinden bir reels videosu hazırlıyorum. Merak uyandırıcı kesitler seçmeye özen gösteriyorum. Reel videosunu sayfada paylaşarak izleyicileri profildeki YouTube linkine yönlendiriyorum. Hedef kitlem oldukça geniş. Hem deprem mağdurlarını hem de depremden etkilenen kentleri takip etmek isteyen kitleyi kapsıyor. Instagram’ı bu kitleye ulaşabilmek adına kullanıyorum.
Depremden Hikayeler’i Instagram, YouTube, Twitter ve Facebook üzerinden takip edebilirsiniz.








