Julian Assange ve sızıntı gazeteciliği

Sızıntı gazeteciliğinin miladı sayılan WikiLeaks’in kurucusu Avustralyalı gazeteci Julian Assange, uzun bir hukuk mücadelesinin ardından 26 Haziran 2024’te ülke dışındaki bir ABD mahkemesinde casusluk suçlamasını kabul ederek serbest bırakıldı ve ülkesine döndü.

Anadolu Ajansı’nın bu konudaki haberinin girişi şöyleydi: “ABD’nin gizli belgelerini sızdırarak tarihin en büyük ifşalarından birine imza atan WikiLeaks internet sitesinin kurucusu Julian Assange, 14 yıllık hukuk sürecinin ardından ‘casusluk suçunu kabul ederek’ evi Avustralya’ya ‘özgür’ bir adam olarak döndü.”

Julian Assange’ın özgür kalmasını fırsat bilerek sızıntı gazeteciliği konusunda bir değerlendirmede bulunmak istedim. Bu yazıda sizlere bu değerlendirmeyi aktaracağım.

Sızıntı gazeteciliği ne anlama geliyor?

Sızıntı gazeteciliği kavramı, genelde kimliği açıklanmamış kişiler tarafından kurumlarla ilgili sızdırılmış bilgilerin haber hâline getirilmesi sürecini anlatır.

Sızıntı gazeteciliği kavramı gazetecilik literatürüne her ne kadar WikiLeaks ile girmişse de daha öncesinde sızıntı belgelere dayalı önemli haberler yapıldı. Bunların içinde en önemlisi Pentagon Belgeleri’dir. Pentagon Belgeleri, ABD Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve ABD’nin Vietnam’daki siyasal ve askeri müdahalelerini konu alan belgelerdir. Belgeler, raporu hazırlayanlardan biri olan Daniel Ellsberg tarafından önce The New York Times gazetesine, ardından da The Washington Post gazetesine sızdırılmıştır. Bu olayın öyküsünü merak edenler 2017 yapımı The Post filmini izleyebilirler.

WikiLeaks yeni bir dönemin kapılarını aralıyor

WikiLeaks 2006 yılında kuruldu ve 2007 yılından itibaren kendisiyle paylaşılan sızıntı belgeleri yayımlamaya başladı. İlk paylaşımı, Kenya’da 1978-2002 yılları arasında tam 24 yıl devlet başkanlığı görevinde bulunan Daniel Arap Moi ve ailesinin işlediği yolsuzluklara ilişkin belgelerden oluşuyordu. Assange bu belgeleri The Guardian gazetesi ile de paylaşmıştı.

2010 yılı WikiLeaks’in küresel düzeyde şöhrete kavuştuğu yıl oldu. İlk olarak, 2007 yılında Irak’ta çekilen bir video WikiLeaks tarafından paylaşıldı. Oldukça sarsıcı görüntüler içeren bu videoya göre, Amerikan askerlerini taşıyan bir helikopterden yerde yürüyen sivillere ateş açılıyordu. Onlarca sivilin öldürüldüğü bu saldırının ardından, yaralıları taşımaya çalışan bir sivil araca da ateş açılmış, yine siviller öldürülmüştü.

Açıkçası bu görüntüleri DW tarafından geçen ay yayımlanan belgeselde yeniden görmek ürkütücü oldu. Can Dündar ile Sarah Mabrouk tarafından yazılıp yönetilen Julian Assange and the dark secrets of war isimli bu belgeseli mutlaka izlemenizi öneririm.

Bu görüntülerin ardından, yine 2010 yılında “Irak Sırları” adıyla bilinen 400 bin kadar askeri belgeyi WikiLeaks sitesinde yayımladı. Belgeler, ABD’nin Irak’ta uygulanan işkence, kötü muamele ve yargısız infazlara göz yumduğunu gösteriyordu. Yine belgelere göre, 2003 yılında başlayan Irak işgalinin ardından birçok sivilin ABD ordusunun kurduğu kontrol noktalarında öldürüldüğü de kanıtlanıyordu.

2010 yılında ayrıca Afganistan savaş kayıtlarına ilişkin gizli belgeler de yayımlandı. Kayıtlara göre, koalisyon güçleri yüzlerce sivili öldürmüştü. Bianet‘in belgelerle ilgili haberi şöyle başlıyor: “Sızdırılan devasa boyuttaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ordusuna ait gizli dosyalar Afganistan’daki süregiden savaşın korkunç bir portresini ortaya çıkarıyor; koalisyon güçlerinin kamuoyuna açıklanmayan çok sayıda vakada yüzlerce sivili öldürdüğünü, Taliban saldırılarının arttığını ve NATO komutanlarının komşu Pakistan ve İran’ın ayaklanmayı desteklediğini gösteriyor.”

2011 yılında yayımlanan Guantanamo Belgeleri ise Guantanamo’daki askeri hapishanede yapılan işkenceleri gözler önüne seriyordu.

WikiLeaks eleştirileri: Belgeleri süzgeçten geçirmeden yayımlıyor

WikiLeaks’in, elde ettiği belgeleri süzgeçten geçirmeden olduğu gibi yayımlaması çokça eleştiri aldı. Hatta, “Julian Assange gazeteci değildir” diyenler de epey fazla.

2003-2013 yılları arasında Columbia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nin dekanlığını yapan Prof. Nicolas Lemann bunlardan birisi. T24’te 2010 yılında yayımlanan bir röportajda şunları söylemişti

“Ben WikiLeaks’in profesyonel anlamda gazetecilik yaptığını düşünmüyorum. WikiLeaks, websitesinde gazetecilere ve medya kurumlarına saf materyal sağlıyor ama bunun elden geçip halka ulaşması için bir gazetecilik çabası içinde değiller. İnternet sitesine saf materyal koymak profesyonel bir gazetecilik aktivitesi olarak düşünülemez. Burada ne olduğuna bakarsak, onlarca kaynak tek bir tuşa basarak, ABD hükümetinin gizli dokümanlarını Assange’a gönderiyor. Assange’da da bir başka düğmeye basıp, tüm ham dokümanları ‘elde edilebilir’ hale getiriyorlar. Onları hiçbir şekilde yorumlayıp, analiz edip haberleştirmeden sadece dokümanları halka sunmak bence gazetecilik değildir. Bu sadece sürecin bir parçası. Saf doküman sağlamakla, bu saf dokümanlardan haber veya analiz üretmek arasında büyük bir fark vardır. WikiLeaks gazetecilik yapmıyor ama mesela NY Times’ın ne yaptığına bakarsanız, ekipleriyle oturup okuyup, sınıflandırıp, haberleştiriyorlar. Onların yaptıklarıdır gazetecilik. Yani burada WikiLeaks sadece birinci el kaynakları sağlıyor gazetecilere. Bu nedenle ben gazetecilik yaptıklarını söyleyemiyorum.”

Oysa aynı Nicolas Lemann yine 2010 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama’ya hitaben yazılmış bir bildiride yer alan şu ifadelere imza koymuştu: “WikiLeaks’in yöntemleri ve kararları hakkında farklı görüşlere sahip olsak da hepimiz WikiLeaks’in diplomatik yazışmaları yayımlarken ABD Anayasası Birinci Değişikliği (First Amendment) ile korunan gazetecilik faaliyetinde bulunduğuna inanıyoruz. Gizli olarak sınıflandırılmış materyalleri almak, bulundurmak veya yayımlamak nedeniyle WikiLeaks personelinin soruşturmaya uğraması, diğer yayınlar ve muhabirler için tehlikeli bir emsal teşkil edecek ve araştırmacı gazetecilik üzerinde caydırıcı etkisi olacaktır.”

Avustralyalı akademisyen-gazeteci Peter Greste de Nicolas Lemann’la aynı görüşte. The Sdyney Morning Herald gazetesinde yayımlanan köşe yazısının başlığı bile “Julian Assange gazeteci değil” şeklinde. Greste yazısında WikiLeaks’te yayımlanan önemli belgeleri andıktan sonra şunları söylüyor:

“Buraya kadar sayılanlar haber değeri taşıyor. Ama Assange daha da ileri gitti. En önemli veya ilgili olanları bulmak ve masumları korumak için yüz binlerce dosyayı incelemek yerine, hepsini herkesin erişebileceği şekilde kendi websitesine yükledi. Bazıları Taliban hakkında ABD güçlerine bilgi veren Afganların isimlerini ifşa ediyordu. (…) Bir demokraside gazeteciliğin rolünü etkili bir şekilde yerine getirebilmesi için, gerçekten kamu yararına olanı arama yükümlülüğü ve habere doğrudan dahil olmayan kişilerin mahremiyetini ihlal edebilecek veya onları tehlikeye atabilecek her şeyi ortadan kaldırma sorumluluğu vardır. Gazetecilik aynı zamanda bilginin neden önemli olduğunu ve ne anlama geldiğini açıklamak için ayrıntılı analiz yapmayı gerektirir.”

Bağımsız medya ombudsmanı Faruk Bildirici de Assange’ın gazeteci kimliğini sorgulayan gazeteciler arasında yer alıyor. Bu yazı için bana ilettiği değerlendirmesi şu şekilde: “Ben de Assange ve benzerlerinin çabalarının önemini ve değerini kabullenmekle birlikte sızdırılanların işlenmemiş ham veri olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bize belge sızdıran herkesi gazeteci mi kabul edeceğiz? Sızdırmada gazeteci kabul etmenin sınırı, koşulu ne olacak? Gazetecilik, -bir anlamda- madeni kazıp içindeki cevheri çıkarma, mücevhere dönüştürme faaliyetidir. Sızdırma faaliyeti başlı başına bir gazetecilik faaliyeti değildir ama gazetecilikle ve gazetecilerin işlemesiyle değer kazanır.”

“Siz gazeteci misiniz?” sorusu bizzat Julian Assange’ın kendisine de soruldu. Verdiği cevap gerçekten de WikiLeaks’in ne anlama geldiğini anlatıyor: “Önemli olan, bulunması zor olan bilgilere ulaşıp, bunları kamuoyu ile paylaşan mesleklerden birine mensup olmam.” Bu meslek gazetecilik değilse nedir?

The Guardian gazetesi yazarlarından Margaret Simmons ise Assange’ın gazeteci olup olmadığı sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Bu, apaçık gerçeği gözden kaçıran çorak bir tartışma: Assange ve onun parçası olduğu teknolojik devrimler, gazeteciliği sonsuza dek değiştirdi (…) Peki Assange’ın gazeteci olup olmadığını sormak aptallık mı? Assange, açıkça gazetecilik eylemleri gerçekleştirdi ve gerçekleri yayımladı. (…) Etki ve güvenilirlik için ana akım medyaya ihtiyacı olduğunu fark etti ve The Guardian dahil büyük medya kuruluşlarıyla işbirliği yaptı, çoğuyla da arası bozuldu. En önemli tartışma noktalarından biri redaksiyon meselesiydi. WikiLeaks redaksiyona inanmıyordu.”

Elbette Julian Assange kendisine gelen belgeleri süzgeçten geçirmeden WikiLeaks sitesinde olduğu gibi yayımladığı için eleştirilebilir. Ancak yaptığı işin gazetecilik faaliyeti olmadığını söylemek doğru değil. Assange’ı neden gazeteci olarak gördüğümü, ondan alıntı yaparak anlatmak daha doğru. Assange, NTV’ye verdiği röportajda şöyle diyor:

“Bizim işimiz ana akım medyadan hem daha kolay hem de daha zor. Biz çerçevesi iyi çizilmiş fakat hayata geçirilmesi zor olan bir görevi yerine getiriyoruz. Biz halka aktarılması en zor, yayımlandığı sırada hukuki, politik ve fiziksel tehditlere karşı en güç korunabilen bilginin peşinden koşuyoruz. Yani bizim için kolay olan, elimize ulaşan bilginin doğru olup olmadığını tespit etmek. Çoğunlukla içeriğe fazla zaman harcamıyoruz; biz bu bilginin tarafımıza iyi niyetle verilmiş resmi bir doküman olup olmadığını inceliyoruz. Ve bunun bu tür resmi bir doküman olduğunu tespit ettikten sonra, bunun bilgisini ‘resmi belge’ niteliğini vurgulayarak kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bizim şöhretimiz bunun üzerine kurulu; öyle ki, 4 buçuk yıldır bu konuda hiç yanılmadık. Yani, işimiz göreceli olarak kolaydır. Fakat zor olan, süper güçlerin engellemek isteyeceği bu tür bilgileri her şeyi göze alıp yayımlamaktır. Yani bir taraftan, işimiz kolay, diğer taraftan ise çok zor. Bu da bizim uzmanlık alanımız, bir bakıma günlük uğraşımızdır.”

Kısaca, gazetecilik sadece haber yapmak değildir. Bazen elde edilmiş bir videoyu kesintisiz yayımlamaktır, tıpkı Irak’ta sivillere askeri helikopterden kurşun yağdırıldığını gösteren video gibi. Bazen, elde edilmiş tarihi bir belgeyi olduğu gibi yayımlamaktır, tıpkı Hürriyet’in 13 Ocak 1966 tarihinde manşetten yayımladığı Johnson mektubu gibi. Gazetecilik, George Orwell’a atfedilen tanımlamaya göre, “Birilerinin yayımlanmasını istemediği şeyleri yayımlayabilmektir.” WikiLeaks bu amaçla kurulmuştur ve de Julian Assange birilerinin yayımlanmasını istemedikleri devlet sırlarını yayımlayabilme cesareti gösterebilmiş bir gazetecidir.

13 Ocak 1966 tarihli Hürriyet gazetesinin ilk sayfası

NSA Belgeleri

WikiLeaks’in ardından dünyayı sarsan sızıntılar Edward Snowden isimli eski bir ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) çalışanından geldi. 2013 yılında gerçekleştirilen bu sızıntılara göre NSA, “Prizma” adını verdikleri bir programla tüm internet trafiğini takip edebiliyor ve telefon görüşmelerini dinleyebiliyordu. Snowden bu bilgileri The Washington Post ile The Guardian gazetelerine sızdırmıştı.

Sızıntı gazeteciliğinde yeni dönem

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu 2013 yılından bu yana kendisine sızdırılan milyonlarca belgeyle yaptığı yüzlerce habere imza attı. İlk sızıntılar 2013 yılında offshore hesaplarla ilgiliydi. “Offshore Sızıntıları” adı verilen bu sızıntılara ilişkin Hürriyet’in haberinin spotunda şu ifadeler yer alıyordu

“Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), dün Azerbaycan’dan Kanada’ya, Pakistan’dan Rusya’ya aralarında siyasetçi ve ünlülerin de bulunduğu 130 bin kişinin adının geçtiği offshore sistemindeki 32 trilyon doları bulan para üzerinden vergi kaçakçılığıyla ilgili kirli çamaşırları ortaya döktü.”

Bu sızıntıların ardından 2016 yılında Panama Belgeleri isimli sızıntı geldi. Panama merkezli hukuk firması Mossack Fonseca’ya ait 11,5 milyon belge Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine sızdırılmıştı. Gazete bu belgelerin altından tek başına kalkamayacağını görünce Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) ile paylaştı. Konsorsiyum’da yer alan 80 ülkeden araştırmacı gazeteci belgeleri incelemeye başladı. İlk haberler 2016 yılında yayımlandı. Konsorsiyum’da Cumhuriyet gazetesinden Pelin Ünker de yer alıyordu. Belgeler, zenginlerin vergiden kaçınmak için vergi cennetlerinde firmalar kurduklarını gösteriyordu.

Yine 2016’da Bahama Belgeleri’ne ilişkin haberler yayımlandı. Bahama Belgeleri de Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine sızdırılmıştı. Gazete de belgeleri Uluslararası Gazetecilik Konsorsiyumu (ICIJ) ile paylaşmıştı. Türkiye’den yine Pelin Ünker ile Konsorsiyum’daki diğer gazetecilerin de dahil olduğu çok sayıda gazeteci belgeler üzerinde yaklaşık üç ay çalıştı. Süddeutsche Zeitung, BBC, Le Monde, The Guardian, NDR, L’Espresso, CBC, El Confidencial’ın da aralarında bulunduğu 32 medya kuruluşuyla eşzamanlı olarak Cumhuriyet gazetesi bu belgelerden haberler yayımladı.

2017 yılında Cennet Belgeleri’ne ilişkin haberler yayımlandı. İlk olarak Süddeutsche Zeitung‘a sızdırılan, offshore yatırımlarla ilgili yaklaşık 13,4 milyon gizli belge söz konusuydu. Gazete, belgeleri ICIJ ile paylaştı. Belgelerde vergiden kaçınmak için vergi cennetlerinde şirket kuran ünlü isimler yer alıyordu. 

2021 yılında bu kez Pandora Belgeleri ifşa edildi. 11,9 milyon belge, Panama, İsviçre ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde açılmış şirketlere ilişkin bilgiler içermekteydi. Gazeteci Pelin Ünker, Türkiye ile ilgili belgeleri DW Türkçe için haberleştirdi. Ancak RTÜK’ün talebiyle DW Türkçe’ye erişim engeli kararı verildiği için, konuyla ilgili Bianet haberini paylaşıyorum.

ICIJ’a dahil gazetecilerin sızdırılan belgeleri aylarca inceleyip yaptıkları haberlere ek olarak Konsorsiyum’un websitesinde belgelere ilişkin bir veri tabanı da yer alıyor.

Sonuç olarak, sızıntı gazeteciliği WikiLeaks ile özdeşleşmiş olmakla birlikte günümüzde çok sayıda önemli haberin yapılmasına kaynaklık etmiş yeni bir gazetecilik türüdür.

Gazetecilerin, ister RedHack gibi internet korsanları tarafından isterse Edward Snowden, Chelsea Manning gibi içeride çalışan kişiler tarafından yasadışı yollarla sızdırılmış olsun, bu tür belgeleri haber yaparken dikkat etmeleri gereken iki konu var: Belgelerin gerçek olması ve açıklanmasında kamu yararı bulunması. 

Kişisel görüşüm, gazetecilerin devlet sırlarını korumak gibi bir yükümlülüklerinin olmadığı şeklindedir. Sırları korumak devletin görevidir, gazetecilerin değil. Sızdırılan belgeleri yayımladı ya da haber yaptı diye gazetecilere dava açmak basın özgürlüğüne dava açmak anlamına gelir.

Julian Assange, sızıntı gazeteciliğinin en önemli temsilcisidir. Hapisten kurtulmak için casusluk suçlamasını kabul etmiş olması casus olduğu anlamına gelmez.

Yazar hakkında

Süleyman İrvan

Prof. Dr. Süleyman İrvan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi'dir.