Bu haftanın anahtar kelimeleri: Link vergileri, New Yorker, Le Monde, GPT-4o.
GPT-4o ve sizi mutlu etmek isteyen modeller

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!
OpenAI’ın GPT-4o duyurusu ve Google’ın I/O etkinliği ile birlikte yapay zekâ sektöründe yeni bir döneme giriyoruz. Sizi memnun etmeye, bunun için sizinle flört eder gibi konuşmaya programlanmış modeller ve bunların arkasındaki dönüşüm bu hafta bültenin odak konusu.
“Ne Okuduk” bölümünde ise Kanada’nın link vergisinin gazetecilere verdiği zarar, petrol şirketlerinin medyayla ilişkileri ve daha fazlası var.
Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.
Haftaya görüşmek üzere!
—Ahmet Alphan Sabancı

Bu hafta ne okuduk?
Link Vergileri Gazetecilere Zarar Veriyor
Son birkaç yıldır gazeteciliğin içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları çözmek için birden çok ülkede denenen yollardan birisi Google ve Meta gibi platformlara link vergisi diyebileceğimiz bir zorunlu ödeme getirmek. Bunun neden hem sıkıntılı bir yol olduğundan hem de etkili bir çözüm olmadığından daha önce bahsetmiştim.
Kanada’da çıkarılan benzer bir yasa sonrası Meta’nın platformlarında Kanada merkezli haber sitelerine linkleri engelleme kararı almasıyla birlikte bu yöntemin arkasındaki argümanları ve sonuçlarını daha net bir şekilde gördük. Gazeteciler bu platformlar için haberlerinin büyük bir değeri olduğunu söylüyor ve bunlar olmadan platformlara ilginin azalacağını savunuyordu. Ancak yapılan kapsamlı bir araştırma, insanların Facebook kullanımında hiçbir değişiklik olmadığını gösterdi. Haberler üzerine konuşmak isteyip de link paylaşamayan Kanadalılar bunun yerine ekran görüntüsü almayı tercih ediyor gibi görünüyor. Genel olarak bütün veriler de Meta’nın bu kararından hiç etkilenmediğini ve haber kurumları için yasanın ters teptiğini gösteriyor.
Bu veriler yalnızca bu yasaların etkisizliğini ve potansiyel zararlarını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda haber kurumlarının platformlarla olan ilişkisini dengelemekte ne kadar geç kaldığını da bize anlatıyor. Yıllardır yapılan uyarılara kulak asmadan ve kendi bağımsız alanlarını korumadan platformlara kontrolü kaptıran sektörün bu noktadan sonra birkaç yasayla bunu değiştirebileceğini düşünmesi üzücü. Daha köklü bir değişim hedeflenmedikçe bu durumdan çıkmaları da mümkün olmayacak.
Birleşik Krallık’taki Haber Yasağı ABD’yi Etkiler mi?
Lucy Letby, geçtiğimiz yıl Birleşik Krallık’ta yedi kişiyi öldürmek suçundan yargılanıp suçlu bulunan bir hemşire. Önümüzdeki haftalarda da başka bir cinayet teşebbüsü suçlamasıyla yargılanacak. Yaşananlar hem İngiliz hem de dünya medyasında bolca yankı bulduğu için bu dava öncesinde mahkeme bir yayın yasağı kararı aldı. Doğal olarak bu karar sadece Birleşik Krallık sınırlarını kapsıyor.
Ancak geçtiğimiz hafta içerisinde ABD’den yayın yapan The New Yorker dergisi bu davayla ilgili bir yazı yayınlayınca yasak kararına dair ciddi bir karmaşa başladı. Karara uymak isteyen dergi, internet sitesinden bu habere erişimi BK sınırları içerisinde engellese de (ki bunu aşmanın da yolu çok) The New Yorker, tüm dünyada aynı dergiyi dağıttığı için dergiyi satın alan herkes yazıyı okuyabiliyor. Dergi ABD’den yayınlandığı ve BK sınırları içerisinde bir ofisi olmadığı için aslında bu yasağa uymak gibi bir zorunluluğu da yok ama İngiliz mahkemeleri bu durumu ciddi bir şekilde inceliyor ve ne yapacaklarını çözmeye çalışıyor. Eğer yasağı uygulayıp ceza kesmeye kalkarlarsa bunun ciddi bir hukuki dramaya dönüşmesi kaçınılmaz.
Petrol Şirketlerinin Medya İlişkileri
Petrol ve fosil yakıt şirketlerinin medyada iyi görünmek veya iklim krizini önemsiz göstermek için gösterdikleri türlü çabaları artık bilmeyen kalmadı. Elbette onlar için en önemli adımlardan birisi de gazetecilerin onların istediği gibi haberler yazdığından emin olmak.
ABD meclisindeki temsilciler tarafından hazırlanan yeni bir rapor, bu konunun daha önce çok az gördüğümüz bir yönüne ışık tutuyor. Petrol ve fosil yakıt şirketlerinin gazetecilerle ve kendi aralarında medya üzerine görüşmelerini ve emaillerini inceleyen —ve bunları kamuoyunun erişimine açan— rapor, bu şirketlerin medyaya karşı tavırlarını ve gazetecileri istedikleri yöne çekmek için neler yapabildiklerini net bir şekilde gösteriyor. İşin kötü yanı ise gazeteciliğin tüm dünyada gördüğü baskı ve yaşadığı zorluklar, bu şirketlerin de işini kolaylaştırıyor.
Le Monde Gözünü Olimpiyatlara Dikti
İki yıl önce yayın hayatına başlayan Le Monde’un İngilizce edisyonu şu ana kadar istikrarlı bir şekilde üretmeye ve okur sayısını artırmaya devam ediyor. Bu sayede gazete toplamda 610.000 aboneyi aşmış durumda. Gelirlerinin yarısının aboneliklerden geldiğini düşünecek olursak bunun daha da artmasını istemeleri oldukça doğal.
Bu yüzden gazetenin önündeki en büyük hedef bu yaz Paris’te gerçekleşecek olan Olimpiyatları en iyi şekilde değerlendirmek ve ardından ABD seçimleriyle bunu takip ederek 2025 yılı içerisinde 1 milyon aboneyi aşmak. Bunu başarmak ve bir anlamda küresel basındaki ABD-BK tekelini kırmak için neler yaptıklarını merak ediyorsanız burada anlattıklarını okuyabilirsiniz.
Kısa Kısa
🧹 Safari’nin gelecek sürümünde websitelerini otomatik olarak temizleme özelliğinin bulunma ihtimali, reklam gelirine muhtaç olan sitelerde paniğe sebep oldu.
💸 Dünyanın en büyük reklam şirketlerinden biri olan WPP’nin CEO’su deepfake kullanılarak dolandırıldı.
🤨 İlk günden gazetecilik etiği üzerine tartışmalara neden olan Hunterbrook Media, yayın hayatının ikinci ayında ilk etik krizini tecrübe etti.
🇵🇸 Teen Vogue, ABD’de gazetecilik okuyan ve mesleğini yapmaya çalışan Filistinli öğrencilerle konuştu.
🌍 BBC World Service için çalışan 310 gazeteci —ekibin yüzde 15’i— çalıştıkları ülkelerden sürgün edilmiş.
🇺🇸 ABD’deki en büyük gazete gruplarından birisi olan Gannett, Poynter ile şirketin durumu hakkında konuşan 13 yıllık editörlerini kovmuş.
🇭🇰 Alınan bir mahkeme kararı yüzünden YouTube, Hong Kong protestolarında söylenen bir şarkıyı içeren bütün videoları kaldırmak zorunda bırakıldı.
🤖 TikTok nerede üretildiğine bakılmaksızın YZ ile üretilen bütün videoları etiketlemeye başlayacak.

Haftanın odağı: GPT-4o ve sizi mutlu etmek isteyen modeller
Yapay zekâ cephesinden bolca duyurunun ve haberin gündemi ele geçirdiği bir haftayı daha geride bıraktık. Hem OpenAI’ın GPT-4o modelini ve yanında getirdiği güncellemeleri duyurması hem de Google’ın I/O etkinliğinde neredeyse her yere YZ koyacağını duyurması, YZ dışında bir şey konuşmayı zorlaştırdı.
Duyuruları ve gelen güncellemeleri genel olarak incelediğimizde, aslında modellerin performansından veya doğru bilgi sunma seviyesinden çok bunların kullanıcı tecrübelerine odaklı oldukları hemen göze çarpıyor. Her iki şirket de modellerin bilgi seviyeleri ve yapabilecekleri konusunda da gelişme olduğunu söylese de halüsinasyon ve yanlış bilgi verme konusunda yapılan testlerde ciddi bir değişim göze çarpmıyor.
Fakat işin bu kısmını çok fazla konuşan olmadı çünkü özellikle OpenAI, medyanın ve internetin dikkatini dağıtmanın yolunu flört eden ve Her gibi bilimkurgu hikâyelerinden aşina olduğumuz bir kullanıcı arayüzünde bulmuş. Bu arayüze ve eskiden aylık 20 dolar istedikleri birçok özelliği ücretsiz hâle getirmelerine odaklanan bir sunum ile herkesin odağını daha eğlenceli bir yere çekmeyi başardılar. Eğer yeni model hakkında internette konuşulanlara bakarsanız bu başarının boyutunu kolayca görebilirsiniz.
Kullanıcı tecrübesi ve kolaylığı konusunda bu güncellemenin başarısına diyecek bir sözüm yok ama bu “sihir etkisi” aynı zamanda beraberinde büyük riskleri de getiriyor. Bu güven verici arayüz, yeterince bilgi sahibi olmadığınız veya yeni öğrenmeye başladığınız konularda sizi yanıltabilir ve bu güvenin sonucunda tamamen yanlış şeyler öğrenebilirsiniz. Bu konuda bu sistemlerin yapısı gereği bir denetim mekanizması ve sadece en altta küçük bir fontla yazan “ChatGPT hata yapabilir” uyarısı dışında bir şey olmaması bu riskin seviyesini yükselten bir durum.
Diğer yandan daha GPT modelleri bu seviyede değilken bile YZ sevgililerine aşırı bağlanan ve istedikleri olmayınca ortalığı karıştıran insanları gördüğümüzü düşünürsek, bu tür örneklerin artması bugünden sonra kaçınılmaz olacak. Bu tür bir ilişki alternatifi olarak kullanmasanız bile sürekli size iyi davranan ve dediğiniz hemen her şeyi onaylamak ve sizinle iyi geçinmek üzere tasarlanmış bir sistemin öğretmenlik veya bakıcılık gibi meslekleri yapan insanların tamamen yerini alacağını düşünmek için ya insan ilişkileri ve pedagoji konusunda çok az şey bilmek gerekiyor ya da eğitimin işlevini ve önemini anlamamış olmak.
Elbette bütün bu yorumlar bu modellerin ve uygulamaların mevcut durumları ve yakın dönem planları üzerine. İlerleyen zamanlarda daha iyi bir noktaya da gelebilirler, daha kötüye de gidebilirler. Ama OpenAI ve Google’ın geçtiğimiz hafta içerisindeki etkinlikleri bu teknolojinin yakın geleceğine dair planlar konusunda bize önemli şeyler söylüyor.
Her iki şirket de artık bu teknolojiyi bir ürün olarak görüyor ve bunu olabildiğince çok insana kullandırmak ve satmak istiyor. Kullanıcı tecrübesi odaklı güncellemelerin, sistemlerin daha erişilebilir ve diğer araçlarla entegre hâlde kullanılabilir olmaya başlamasının ve güncellemelerin de buraya odaklanmasının sebebi bu. Çünkü bu sistemleri ayakta tutmak ve geliştirmek çok büyük bir masraf ve bunun bir geri dönüşü olmazsa yatırımcılardan daha fazla kaynak bulamayacaklar. Ayrıca modellerini geliştirmek için de daha fazla veriye ihtiyaçları olduğu için bunu sağlayacak daha fazla kullanıcı gerekiyor, OpenAI’ın birçok özelliği ücretsiz hâle getirmesinin bir sebebi de bu.
Bu da güvenlik veya zararı önleme gibi konuların giderek arka plana atılması anlamına geliyor. OpenAI bu konuda en büyük adımı attı bile. Uzun vadeli risk ile ilgilenen ve modellerin gelişiminde bunu denetleyen ekip tamamen dağıtıldı ve ekibin önemli bir kısmı şirketten ayrıldı. Bunun arkasındaki sebepleri ve planları ise öğrenmemiz zor çünkü hemen hepsi ömür boyu şirket hakkında negatif bir yorum yapmalarını engelleyen sözleşmeler imzalamış.
Artık YZ sektöründe asıl odak konusu daha fazla kullanıcıya ve daha fazla paraya erişmek. Herkes kullanıcıları cezbetmek için yeni özellikler duyurmaya, ellerinde ne varsa bu modellerle entegre etmeye ve rakiplerinden daha fazla kullanıcıyı elinde tutmaya çalışacak. Bu yüzden de öncelikleri modellerin daha kaliteli ve doğru bilgi sunması değil, kullanıcıları mutlu etmesi ve onlarda sihir etkisi yaratması olacak. Bir sonraki aşamanın ne olacağını kestirmek şimdilik güç ama herkesin hamlesini yapmadan önce Apple’ın 10 Haziran’da neler duyuracağını beklediğinden şüphem yok.








