Türkiye yerel seçimlere adım adım ilerlerken polemikler de gündemden eksik olmuyor. Güncel polemiklerden birisi İstanbul’da kıyasıya bir yarış sürdüren mevcut başkan Ekrem İmamoğlu ve en yakın rakibi Murat Kurum arasında cereyan etti. Murat Kurum’un “İBB yönetimi tarafından billboardlardan afişlerinin indirildiği” suçlamasına Ekrem İmamoğlu, “Vah vah, çok üzüldüm” yanıtını verdi. Geçtiğimiz haftalarda İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de billboard konusuna değindiğini yine hatırlıyoruz.
Bu tip polemikler her seçim döneminde ortaya çıkar, siyasi taraflar birbirlerini suçlar durur. Ne de olsa doğru yerlerde doğru mesajları veren billboardlar ile seçmenin kararı etkilenebilir. Peki ya vermek istediğiniz mesajlar iktidar sahiplerinin hoşuna gitmiyorsa? Bir iktidarın dünyanın gözünde onun imajına zarar verebilecek uygulamalarına dair mesajlar hazırlayıp bunları şehirlerin en işlek yerlerindeki billboardlarda yayınlamak, özellikle totaliter denilebilecek yönetimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde ne kadar mümkün olabilir? Çok basit teknolojilerin kullanılmasıyla ve dijital dünyaya dair farkındalıkla böylesi mesajları şehirlerin tam kalbindeki billboardlarda ilan etmek mümkün. Bunun bir örneğini Sınır Tanımayan Gazeteciler İsveç’in hayata geçirdiği Sınır Tanımayan Billboardlar kampanyasıyla deneyimliyoruz.

Kampanyanın amacı işlerini yaparken sansüre maruz kalan; hapse atılarak özgürlüğünü, suikaste uğrayarak hayatını kaybeden gazeteciler olmasına rağmen; kısacası hükümet baskılarının doğurduğu hayati sonuçlara rağmen fikirlerin bir şekilde aktarılabilir olduğunu, aktarılmak istenen bir fikrin önünde durulamayacağını göstermek. Bunu göstermek için yapılan ise akıllıca bir dijital mecra kullanım fikri bulmak ve Google’ın yayın politikasını birazcık çiğnemek. Peki yapılan ne?
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün İsveç masası ve İsveç’in ünlü reklam ajanslarından biri olan Akestam Holst, Stockholm Google Street View’ı kullanarak amaçlarına ulaşıyor. Örneğin “eşcinsellik propagandası”nın yasak olduğu Rusya’da, başkent Moskova’nın ünlü Kızıl Meydan’ında, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın çalışma ofisinin yanı başında “Eşcinsel Olmak Normaldir” mesajı dev bir billboardda yayınlanıyor. Hindistan Karnataka’da “Kadınlar ikinci sınıf yaratık muamelesi görmemeli” mesajı işlek bir caddede verilebiliyor. Tayland’ın başkenti Bangkok’ta “Kendisini demokrasinin kurtarıcısı gibi gösteren askeri bir diktatörlükte gerçek demokrasi için çağrı yapmak suçtur” mesajıyla bir diktatöre kafa tutulabiliyor.
Peki bunu nasıl yapıyorlar?

Aslında her şey Google Street View’ın User Generated Content, yani kullanıcı tarafından üretilen içeriklerle beslendiği bilgisini bilmekle başlıyor. Google kullanıcıları Google Maps üzerinde kendi işletmelerini işaretleyebiliyorlar, Google Street View’a kendi çektikleri fotoğraf ve görüntüleri yükleyebiliyorlar. Bu durum Google’ı ve Google Street View gibi uygulamaları daha dinamik ve daha güncel kılıyor. Akestam Holst ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’in fikri tam da burada devreye giriyor. Ülkelere dair vermek istedikleri mesajları Google Street View’dan aldıkları ekran görüntülerine Photoshop ile ekliyor, daha sonra bu fotoğrafları Google Street View’a kullanıcı olarak yüklüyorlar. İşte konu bu kadar basit!
Google Street View uygulamasının kullanıcıya verdiği kendi içeriğini yükleme özgürlüğünün bu şekilde kullanılabileceği muhakkak ki Google yöneticilerinin de aklına gelmiştir. Bu gerilla reklam fikrini hayata geçirenler elbette ki Google tarafından belirlenmiş olan çok net bazı kuralları da çiğnemiş oluyor. Bu kurallar:
- Karalayıcı bir dil kullanmak,
- Çalıntı ya da kopyalanmış fotoğraflar kullanmak,
- Kasten sahte içerik üretmek.

Elbette ki tüm bunlar Google’ın yayın politikalarına aykırı. Ancak mecra kullanımı hakkında belirlenen kurallar ve kampanyanın yaratıcı fikrini birlikte değerlendirince ortaya kayıtsız kalınamayacak bir ironi de çıkıyor. Nereden bakarsanız bakın, çiğnenen tüm bu kurallar aslında otoriter ve totaliter rejimlerin dezenformasyon amacıyla medya üzerinde belki de en sık kullandıkları yöntemler. Yani bir yönüyle bu kampanya, hükümetleri kendi silahlarıyla vuruyor, bunu yaparken fake news gibi berbat bir olgunun gücünden de faydalanıyor. Her ne kadar mesajlar gerçek ancak imgeler sahte olsa da…
Bir diğer yandan, kimse bu mesajların gerçekten bu şehirlerde yayınlandığını da iddia etmiyor. Bu durum bile Sınır Tanımayan Gazeteciler’in fake news’un acı cazibesine kapılmadığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Yine de her ne olursa olsun, böyle bir iş yaptığınızda alacağınız ceza en fazla Google Street View’a yüklediğiniz içeriğin birkaç gün ya da saat içinde kaldırılması oluyor. Bu işi hayata geçirenler de zaten bu bedeli çok hızlı bir şekilde ödedi. İşini yapmak isterken özgürlüğünden, hatta canından olabilen gazetecilerin yanında risk bile demeye utanacağımız bir bedel bu.
Gerilla kampanya tanımının hakkını sonuna kadar veren Sınır Tanımayan Billboardlar kampanyası Sınır Tanımayan Gazeteciler’in sesini güçlü bir şekilde duyurmakla kalmıyor, hem gazetecilere hem de ifade özgürlüğünü savunmak üzere çalışan herkese sansür gibi silahlara karşı nasıl yaratıcı çözümler bulabileceklerini de ilgi çekici bir şekilde gösteriyor.










