Esnek, deneysel, nevi şahsına münhasır: Mind Vorteks

Bazıları Ulus Baker videolarıyla keşfetti, bazıları henüz keşfetmedi. Mind Vorteks (eski adıyla Mind Vortex) yeni medya araçlarını kullanarak farklı türde içerikler hazırlayan bir YouTube kanalı. “Hakkında” kısmı, politika, felsefe, sanat ve bilim etiketlerini içeriyor. Rabia Naz cinayetinden IŞİD’in dününe ve yarınına, Covid-19’dan Sabancı suikastine güncel olan ve olmayan pek çok konuda içeriğin yanında, tamamen kurguya dayalı işleri de kanalın sayfasında bulmak mümkün. 

Videoların pek çoğunun altındaki yorumlara ve Ekşi Sözlük’te kanal hakkında girilen entry’lere bakıldığında, Mind Vorteks’in ardında bir ekip olduğunu düşünenlerin sayısı fazla gibi görünüyor ancak, Bedirhan Gülhan Bulu aslında bir kişi. Kardeşleri ve arkadaşları kendilerine yardımcı olsa da üç yıldan bu yana kanalına üzerine epey uğraştığı (bazılarına göre kimi zaman ucunu kaçırarak) anlaşılan videolar yüklemeyi sürdürüyor.

15 bin aboneyi Atilla İlhan’ın “Gölgemi Koridorda Astım” şiiriyle kutlayan Mind Vorteks’in bugün 31,6 bin abonesi var, ismi değişmiş, eski videolarının yarısı kaldırılmış ve Bulu özeleştiri yapmaya, kanalını değiştirmeye ve dönüştürmeye devam ediyor.

İlginç bir kanalınız var. Çok farklı konularda içerikler üretiyorsunuz. Nasıl tanımlamalı sizin kanalınızı? 

Mind Vorteks’i ilk kurduğum zamanla şimdiki fikrim aynı değil ama bir çeşit laboratuvar olarak kullandım orayı. İzlediğim bir video oluyordu, çok hoşuma gidiyordu stili, aynısını denemek istiyordum, aynısını deneyip paylaşabileceğim tek platform da Mind Vorteks’ti, kendi platformumdu. Bu bir çeşit istikrarsızlığa yol açtı, izleyenler için de, çünkü insanlar belli bir format bekliyor. Konusu olan bir dizi gibi. Ama bu kanal onu vermiyor, sürekli farklı şeyler var. Bir bakıyorsun şiir, bir bakıyorsun Ortadoğu’daki bir konuyu ele almışım. O yüzden ben hâlâ Mind Vorteks’i bir laboratuvar, yani her türden şeyin bulunabileceği bir platform olarak tanımlıyorum.

YouTuberlara “tutunabilmek için” belli bir konseptlerinin olması gerektiği söylenegelir, sizde en azından ilk bakışta böyle bir konsept yok gibi. Buna rağmen 30 bin küsur aboneye geldiniz. İstikrarlı bir istikrarsızlık var sanki. Kanalınızı bölmek geliyor mu içinizden bazen? 

Bunun çok fazla sebebi var, pratik yaşamım da buna yol açtı. Kanalı kurduğumda yıl 2018’di. Üniversite öğrencisiydim o sırada, okula gidip geliyordum, boş vakitlerimde de video yapıyordum. Doğal olarak çok ciddi bir beklentim yoktu, ki zaten büyük bir beklentiyle hazırladığım videolar düşük izlenince o istikrarlı istikrarsızlığı bir şekilde doğal olarak yakalıyordum çünkü bakıyordum çok izlenmiyor bu video, o halde tamamen farklı bir şey yapalım diyordum ve değişik bir şey çıkıyordu ortaya.

Ben kanalınızı Ulus Baker videolarınızla keşfetmiştim. Ulus Baker tutkunuz nereden geliyor? Kanalı açtığınız sırada hep Ulus Baker üzerinden mi gitmeyi düşünüyordunuz, içerikler sonradan mı çeşitlendi? 

Ben Ulus Baker’i seven bir insanım. Körotonomedya’daki yazılarını hep okurdum. Ama bir gün eşim bana izlemem için bir Ulus Baker videosu attı, çok sevmeme rağmen Ulus Baker’in “ıı”larını dinlemek benim başımı ağrıttı. O zamanlar küçük bir laptopum vardı. Aldım onu, Ulus Baker’in videosunun sadece “ıı”larını kestim. Sonra hazır bunu yapmışken birkaç grafik ekleyeyim dedim. Çok basit grafiklerdi ama Türkiye’de alışık olunmayan şeylerdi. 45-50 kişi izledi, yorumlar gelince ikinci videoyu da öyle yaptım, sonra birkaç video daha ve Ulus Baker videoları böyle devam etti. Ama bir gün Ekşi Sözlük’e girdiğimde Mind Vortex başlığına birinin “Ulus Baker’in YouTube kanalı” yazdığını gördüm, işte o gün Ulus Baker içeriği yapmayı bıraktım.

Mind Vorteks (eski adıyla Mind Vortex) ismi nereden geliyor?

Utopia diye bir dizi var, çok tavsiye etmem, ama dizinin muhteşem bulduğum iki yönü var ilki görselliği ikincisi de müzikleri. O müzik listesindeki bir şarkıydı Mind Vortex. O zaman bu isim hoşuma gitmişti, kanala da bu adı vermek istedim. 

X de sonradan ks oldu galiba. 

Evet, İngiliz bir tekno grup var, isimleri Mind Vortex. YouTube’a kendi kanalımı yazınca onlar çıkıyordu sonuçlarda. Çok hızlı bir karar aldım ve direkt Mind Vorteks yapayım onlar çıkmasın dedim.

Böyle değişiklikler aslında cesaret ister. Sen hâlâ biraz kervan yolda düzülür diye mi düşünüyorsun? Abone sayın, belli bir kitleselliğe ulaşman vb. mesela x’i ks yapma kararını etkiler miydi?

Kesinlikle etkilerdi. Az abone sahibi olmam beni daha esnek yapıyor. Gelen yorumlar da “biz bize kalalım” gibi oluyor, çok hoşuma gitmese de kalıyoruz. Belki çalıştığım birkaç kişi olsaydı böyle kararları daha zor alırdım, ama abone sayısının az olması, çok emek verdiğim videonun az izlenmesi, az emek verdiklerimin çok izlenmesi beni daha esnek kıldı. İkincisi de emekleyen bir kanal olarak tarif ediyordum Mind Vorteks’i çünkü meseleye “ben başlayayım iki yıl içinde çok takipçim olsun ve para kazanayım” der gibi bakmadım. Uzun bir süreç olarak bakıyorum, ben var oldukça Mind Vorteks de var olacak. Kendimi de zaten video kurgusu bakımından olgun bulmadığım için şimdiki değişiklikleri kolaylıkla üstü örtülebilir değişikler olarak tarif ediyorum genellikle.

Tek başınasınız. Yardım alıyor musunuz?

Kız kardeşlerim Güler ve Şükran’ın katıldığı bazı videolarım var ama genel olarak bana destek olan kişilerden biri profesyonel seslendirmeci Bugay Akman. Bana ücretsiz destek vermeyi teklif etmişti, ben ona kanalın para kazanmadığını ve ne yazık ki kimseye mali olarak yardımda bulunamayacağımı söylemiştim buna rağmen bana bana yardım etti; pek çok videomun arkasında o vardır. Bir de Serdar Kemal Arık; Sabancı, Hitchcock ve Bergman ve pek çok videoki seslendirmeler ona ait. Bu arkadaşlar bu kanalın yükselişinde payı olan arkadaşlar ve hiçbir maddi kazanç elde etmeden bana yardım ettiler, bu yüzden tekrar onlara teşekkürlerimi sunarım.

Kaldırdığınız videolar oldu mu hiç?

Şu an aşağı yukarı 100 video var kanalda, 200’e yakın vardı. Hemen hemen yarısını kaldırdım. Hem içerik hem de teknik olarak geri dönüp baktığımda çok da içime sinmeyen video olduğunda genellikle içimden kaldırmak geliyor. Şimdikilere de tamamen beğendiğim söylenemez ama gözüme daha hatasız göründüğü için kalsın diyorum.

Emeğin karşılığını izleyici sayısı olarak her zaman alamamak, içerik üreticilerini epey demotive eden bir şey. Siz nasıl yüksek tutuyorsunuz motivasyonunuzu?

Belki konseptsizliğin de açıklaması bu. Ben işlerimi doğrudan doğruya seyirci için yapmıyorum, kesinlikle izlensin yorum gelsin istiyorum, ama öte yandan video yapmayı gerçekten seviyorum.

İlk zamanlarda uğraştığım videolar 80 civarında izleniyordu, bekliyordum. Belirli kırılmalar oldu. Ben hep kırılmalara bel bağladım diyebilirim. Mesela abone sayısı otuz bin şu an, yaptığım bir video bu kanalı 100 bin yapacak gibi geliyor hâlâ. Demotive oluyorum ama video yapmak dışında elimde bir şey yok.

SEO’ya inanıyor musunuz? Kırılmaları biraz açabilir misiniz?

Kırılmadan kastım genelde olumluydu. Benim kanalım sanırım ilk bir yıl 900 abone civarındaydı. Daha sonra Ulus Baker videolarından biri sayesinde bir kırılma oldu ki benim kanala yüklediğim ilk videolardan beş altı tanesi zaten Ulus Baker’di. İnsanlar bir anda fark etmeye başladı. Çok emin olmamakla birlikte YouTube’daki “Ulus Baker videoları furyası”nı başlattığıma inanıyorum, benden önce Kaan Özer isimli bir YouTube kanalı vardı ancak o Ulus Baker videolarının hemen hemen tamamını (1-2 saatlik ders kayıtları) atıyordu; ben editleyip yüklemiştim, benden sonra da editleyip yükleyenler oldu. İşte ilk kırılmayı o vasıtayla gerçekleştirmiştim, bir günde 900 aboneden 3-4 bin aboneye çıkmıştım. O zaman kendi kendime dedim ki benim kanalımın kaderi bu olacak çünkü istikrarsız, düzensiz bir kanalım, ancak böyle bir video vasıtasıyla yukarı çıkarım.

SEO’ya gelince, temel bazı şeyleri (etiket ekleme, açıklamayı belli bir uzunlukta tutma, 3 hashtag ekleme, bitişik kelime kullanma vb) yapıyorum ama bunların çok da etkili olduğunu düşünmüyorum. YouTube çok daha klasik bir şekilde işliyor sanırım: Düzen istiyor, çok fazla video üretmeni ve trendleri takip etmeni istiyor çünkü bazı formatlar zamanla işe yaramamaya başlıyor. O zaman kendini değiştirmeni bekliyor, bu zamanla çok yıpratıcı olabiliyor; tanıdığım insanlar için en azından öyleydi. Ben bu işin içine hiç girmedim.

İlk videolarınızda sizi görmüyoruz, dış ses eşliğinde mesafeli bir anlatım var, bununla birlikte anlatım bazen deyim yerindeyse gayri resmileşiyor. Mesela bir videonuzda IŞİD’in uyuyan hücrelerinden bahsediyorsunuz, sonu “sorun şu ki, uyumuyorlardı” gibi bir ifadeyle bitiyor. Veya Rabia Naz videonuzun sonunda, “Mind Vortex hüzünle sundu” yazısını görüyoruz. Birden kişisel yorum. Nasıl bir denge tutturuyorsunuz burada izleyiciyle aranızda, ciddiyetinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz ya da koruyamadığınızı düşündüğünüz oluyor mu?

IŞİD Türkiye’ye çok değmiş bir örgüt, yaptığı katliamlar içimizdeydi. Gar katliamından sonra yakın takipe aldım IŞİD’i, çünkü doğrudan doğruya tanıdığım insanların da ölümüne yol açmıştı, o zaman yayınladıkları dergileri, videoları inceledim. O videonun sonunda eklediğim kelime de (“uyumuyorlardı”) aslında onların ifadesiydi: “Biz uyumuyoruz”. Ama aslında belirgin bir kayıp yaşamışlardı. İlan ettikleri hilafet bitmişti, en büyük liderlerini kaybetmişlerdi vb. ben onların diliyle onların kaybettiğini göstermek istedim o videoda.

Esasen belirli bir dengeyi koruduğumu söyleyemem. Bazı videolarda doğrudan doğruya mevcut verileri paylaşıp videoyu tamamlamak istemedim sanırım. Rabia Naz konusunda, pek çok kişi gibi beni de etkiledi. Babasının feryadı bana çok acı gelmişti ve ortada siyasi bir figürün karıştığı bir cinayet var. Videoyu doğrudan doğruya bir haberci gibi bitirmektense kendi şahsi görüşümü belirtmeyi tercih ettim ki pek çok videomda bunu yaptım. Ama bugün bunu savunuyor muyum bilmiyorum çünkü genellikle insanlar bunu profesyonel bulmuyor, zamanla sanırım ben de bunu onaylamamaya başladım. 

Mesela bir videomda Esad’ın küçük burjuva olduğunu belirtmiştim ki doğru değildi bu, insanların çoğu da bunu biliyor. Ben bazı videolarda fazla ileri gidip kişisel görüşlerimi videonun merkezine oturtuyordum, bunu zamanla terk ettim diyebilirim. Rabia Naz videosunu bugün yapacak olsam, sanırım o sonu eklemezdim. 

İzleyicilerle diyaloğunuz nasıl? İlk zamanlar çok fazla efekt kullanıyordunuz, şimdi sanki daha az. Yorumlarda eleştiriler de vardı bu yönde. Etkilendiniz mi?

Yorumları dikkate alıyorum. Doğrudan doğruya nefrete yönelik aşağılayıcı yorumlar dışında… Ama genel olarak, evet çok fazla efekt… Evet buna katılıyorum. Ama düşününce, yorumlardan ötürü mü efektleri azalttım, yoksa video yaptıkça, olgunlaştıkça mı efektler azaldı işte burada biraz şüpheli kalabilirim. Çünkü sonuçta evet yorumlar yol gösteriyor ama sonuçta senin bir kapasiten var, kabiliyetin var…. Biraz zamanla beni de yormaya başladı (efektler) konunun üzerini örten şeyler olmaya başladı. Mesela önemli bir mevzudan bahsediyorum ama bir anda bir çerçeve fırlıyor. Gereksiz görmeye başladım bunları. Zaten videolarıma kendim de sık sık bakıyorum, aradaki farkı görmek hoşuma gidiyor.

En çok izlenen videonuz “Osmanlı’da Cinsellik”. İçinde cinsellik geçen şeylerin daha çok izlenmesi sizi rahatsız ediyor mu? Çünkü birçok işinizde bir o kadar emek var. 

Bu videonun izlenmesinin ilk sebebi ismi elbette, ben orada bir çeşit clickbait’e gittim, esasen göstermek istediğim Osmanlı’nın erken dönemlerinde ortaya çıkan burjuvaziydi ama insanlara bu yolla göstermenin eğlenceli olabileceğini düşündüm. İkincisi, bu birçok videomun aksine didaktik bir video, insanlara bir şey veriyor, ve şunu sonradan fark ettim, insanlar bir şeyi öğrenmek istiyor. Bu çok açıkmış ben bunu uzun süre görmezden geldim. Üçüncü olarak da grafiklerine çok özen gösterdim, Photoshop ile çok çalıştım, sesiyle çok uğraştım ve sonuç böyle oldu. Aslında daha iyi olabilirdi ama o dönem Osmanlı’nın çok daha ahlaklı olduğunu savunan birtakım insanlarca video şikâyet edildi ve +18 engeline takıldı. Engelin ardından izlenme oranı da günlük 50 binlerden 100lere düştü. Böylece video 700 bine bir türlü gidemedi.

Sanat Tarihi okudunuz, nasıl gelişti video yapma merakı?

Her zaman film izlerim, yani bir şekilde film izlerken ben de şöyle şeyler yapsam dediğim olurdu ama asıl motivasyonumun klasik bir erkek olmaktan ileri geliyor sanırım. 2018’de nişanlandım, Sanat Tarihi bölümü yılda 19 bin mezun veriyordu ve yalnızca bir kişi atanıyordu. Elimde, hiçbir şey olamayacağım bir meslek vardı. O zaman yapabileceğim tek şey var o da video yapmak diye düşündüm. Sonra nasıl iyi video yapabileceğimi düşünmeye başladım, bu işi iyi yapanları takip etmeye başladım sonra da videocu olarak tanımlamaya başladım kendimi. 

Maddi olarak yaşamınızı nasıl sürdürüyorsunuz?

2020 yılına kadar video işini çok ciddi yapmadım. 2020 yılında evlendim bu sırada KPSS’ye de çalışıyordum. Belki kanalın düzensizliğinin bir nedeni de buydu, ama KPSS’ye bir gün kala sınavın günlerini karıştırdım ve kaçırdım sınavı. Ondan sonra dedim ki önümde iki yıl var, iki yıl içinde KPSS vb. bu hikâye tamamlandı video yapmaya başladım, bu işi daha ciddiye alarak video yapmaya başladım. Patreon ve Katıl’dan gelen ücret ayda 400-500 TL bana. Bir insanın bu şekilde hayatını sürdürmesi imkânsız. Dolayısıyla ben videolarım vasıtasıyla çeşitli kurumlara başvurdum, şimdi halihazırda Fayn için, GZT için, çeşitli platformlar için videolar yapıyorum. Teyit’le de birlikte çalışma fırsatımız oldu. Bunun haricinde bireyler için serbest videolar da hazırlıyorum.

Kimleri takip ediyorsunuz?

Genellikle hep yabancı kanallar Vox, New York Times (NYT) -Özellikle NYT’nin düzensizliğini çok seviyorum. Vox’un belirli bir standardı var, belirli sanat editörleri var, onlardan çıkacak videoyu az buçuk tahmin edebiliyorsun ama NYT’de 30 dakikalık Trump konuşması da izleyebilirsin 4 dakikalık Greta Thunberg animasyonu da. Sanırım NYT’yi her şeyin önüne koymamın sebebi bu. Onlar da elbette gazeteci, bir şeyleri düzenli yapıyorlar ama NYT’de her şeyi bulabiliyorsunuz. Adam Westbrook ve otobiyografik belgeseller yapan Ben Proudfoot var, onları sürekli izliyorum.

Yerli kanallardan da Kızılokwave’i çok severek takip ediyordum, daha çok kısa videolar yapan, müthiş komedi mizah tarzı bir kanal, editlerini çok başarılı yapıyorlardı dikkatimi çekmişti yakın takibe almıştım. Sonra fark ettim ki onlar da beni izliyorlarmış, öyle ufak bir tanışıklığımız olmuştu. (…) 140Journos’un standardize ettiği video tarzından çok hazzetmiyorum, Türkiye’de pek çok kişi bu tarz videolar üretiyor ben bunun tamamen karşısında olan videolar yapıyorum belki Kızılokwave’i takip etme nedenim de odur. Belirgin bir iki video stiline tıkılmanın aksine uğraşılmış/deneysel bir şeyler var içinde, masanın başına geçilmiş ve bir şeylere kafa patlatılmış, ama yaparken eğlenmişler de yani didaktik bir anlatıları yok, o yüzden onları çok sevdim.

Türkiye’de de onlar için çalışmadan önce Teyit’in videolarını çok severdim, sonra öğrendim ki fayn.co yapıyormuş, sonra zaten onlarla tanışma fırsatımız oldu.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir