Korku ve kutuplaşmanın gücüyle nasıl mücadele edebiliriz?

Gazetecilerin elinde yerel sorunların çözümü için insanları seferber edecek araçlar mevcut.

“Korkulacak yegâne şey korkunun kendisidir.” Bu sözler 1933’te Başkanlık görevine gelen, tekerlekli sandalyeye bağlı adamın kararlılığını gösteriyordu. Milyonların işsiz kaldığı, ekonominin çöktüğü Büyük Buhran’ın gölgesinde seçilmişti. 

Franklin D. Roosevelt’in ünlü başkanlık konuşmasının geri kalan kısmının -ki pek sık duymayız- gazeteciler ve işimizi nasıl yaptığımız açısından bugün geçerliliği var. 

Roosevelt, sözünü ettiği korkunun “gerilemeyi fırsata çevirme yolundaki çabaları felç eden isimsiz, mantıksız, gerekçesi olmayan bir dehşet duygusu” olduğunu ifade etmişti.

Korku dolu bir ulus. Yurt dışında geçirdiğim yılların ardından ABD’ye döndüğümden beri bu “gerekçesi olmayan dehşeti” bulunduğum her ortamda hissediyorum. Korkunun bir kısmı pandemiden kaynaklanıyor. Fakat kanaat önderlerinin her meseleyi “biz” ve ürkütücü bir “onlar” ekseninde karşı karşıya getirebilme hızı karşısında hayrete düşüyorum. Kaygılarımızı besliyor ve bizleri yabancılardan, komşularımızdan korkmaya itiyorlar. Giderek daha fazla insanın korunmak için ateşli silahlar almasına şaşmamalı.

Dehşet destekçileri

İki siyasi parti, Roosevelt’in neredeyse 90 yıl önce adını koyduğu bu “gerekçesi olmayan dehşeti” büyütmek için ekonomi ve sağlık alanında yaşanan krizden aymazlıkla istifade etti. Kuyruklu yalanlar söylediler ve dezenformasyonu yaydılar. Böylece, bu ne pahasına olursa olsun kazanma stratejisiyle, ulusal politika çıkmaza girdi ve hâlâ da bunu aşabilmiş değil. Her iki siyasi partinin de aşırı uçları taviz vermek, iş birliği yapmak ve sorunları birlikte çözmektense demokrasiyi alaşağı etmekte kararlı görünüyor. 

Medya olarak bizlerin de yardımıyla, aşırılıkçılar gündemi kendi perspektiflerinden belirlemeyi; sıradan insanın eğitim, sağlık, iş güvencesi, güvenlik, çevre, sosyal adalet gibi konularda karşı karşıya olduğu problemler için uzun vadeli çözümler üretmek için çalışmaya tercih ediyor. Kamuoyu yoklamalarıyla güncel tutulan oy kaybetme korkusu, siyasi liderleri sosyal medya meme’lerinin rüzgârına göre yönetmeye yöneltiyor. 

Biz gazeteciler evvelden beri korku tacirlerinin tuzağına düşeriz. Dijital medya ve kablolu televizyon özelinde, ticari güdüler; sansasyonel başlıklar, akıl almaz suçlamalar ve manipülatif görsellerle dikkat çekmek üzere devreye girer. (Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi, medyadaki manipülatif ve yanlış bilgiyi yayan odakların gücünü aslında abartıyor da olabiliriz.) 

Gazeteciler ne yapabilir?

En azından tüm tartışmaları, faşist sağ darbe ya da sol sosyalist diktatörlük felaketiyle sonuçlanacak olası bir kıyamet senaryosuna indirgeme tuzağından kaçınabiliriz. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Bu histerik tutum kablolu televizyonlara ve sosyal medyaya alabildiğine sinmiş durumda. Yaklaşmakta olan felaket senaryoları dikkat ekonomisinde kazanç anlamına gelir. 

Bunun yanı sıra, gazeteciler olarak siyasetin millileştirilmesinden kaçınabilir ve izleyicilerimize siyasetin etkilerinin yerel düzeyde gerçekleştiğini hatırlatabiliriz. Eitan Hersh, Politics is for Power (Siyaset Güç içindir) adlı kitabında, “siyasetle büyük ölçüde bir hobi ya da spormuş gibi ilgilenme” olarak tanımladığı “siyasi hobicilik” (political hobbyism) hakkında uyarıda bulunur: Siyasetle hobi düzeyinde ilgilenenler “tweet atar, gönderi paylaşır” ve “infial yaratmayı sever” ama ille de oy kullanmaları ya da yerel düzeyde siyaset yapmaları gerekmez. 

Hersh, vaktimizi bunun yerine, “siyasi yapılar örgütleyerek, kentimiz ya da kasabamız için uzun soluklu bir vizyon geliştirerek ve ciddi sorunların çözümü için oylarına ihtiyacımız olan komşularımızı tanıyarak değerlendirmemizi” önerir ve gerçek gücün yerelden başlayarak uygulanabileceğini söyler. (Dick Tofel’ın yerel haberciliğin önemini ele aldığı yazı için bakınız.)

Daha iyi tohumlar ekmek

Korku tacirliğinin itici gücünün bir kısmı Facebook ve Google gibi platformların tekinsiz algoritmalarından geliyor. Nikotin gibi, bağımlılık yaratmak üzere tasarlanmışlar. Doğamız gereği en temel insani refleksimiz olan, tehlike karşısında tetikte olma ihtiyacımıza sözüm ona cevap veriyor, içimize şüphe tohumları serpiyorlar.

Bununla birlikte biz gazeteciler, bu olumsuz bağımlılığa, kendisiyle aynı şiddette olumlu bir güçle karşı koyabiliriz: İnsan onuru. Dürüst ve sözüne güvenilir kişilerden etkilenmemiz de doğamızın bir gereği, özellikle de kriz anlarında. 

Bizler, medya alanında, korku tacirliğini dengeleyebilir ve kökten bir şeffaflıkla güven tohumlarını filizlendirebiliriz.

  • Halka hizmet etme vazifemizi yalnızca sözde bırakmayıp, faaliyete geçirerek, 
  • Medya patronlarının, genel yayın yönetmenlerinin, editörlerin ve gazetecilerin isim, özgeçmiş ve iletişim bilgilerine yer vererek,
  • Okur ve izleyicilerimizi olası çıkar çatışmalarından haberdar ederek, 
  • Kişisel sempati ve ön yargılarımız konusunda dürüst ve şeffaf olarak,
  • Haber atlamaktansa haberi doğru biçimde vermeye dikkat ederek, 
  • Haberi, yalnızca iddia edip suçlayarak değil, bağlamı ortaya koyup içyüzünü göstererek ve çözümler önererek haberleştirerek,
  • Hataları hızlı ve eksiksiz biçimde düzelterek ve açıklığa kavuşturarak,
  • Konunun ne kadarını bilip ne kadarını bilmediğimiz konusunda açık olarak,
  • Doğruyu değil, ama doğruyu daha iyi görebilmemiz için ona yaklaşmamızı sağlayacak gerçekleri yayınlamayı vadederek.

Gelin bir an için tekrar Roosevelt’in konuşmasına dönelim. Yukarıda alıntılanan ünlü sözünün hemen ardından şöyle ekler:

“Dürüst ve güçlü liderlik, ulusal tarihimizin zor dönemlerinde, zafere ulaşmanın olmazsa olmazı olan halk tarafından her zaman anlaşıldı ve desteklendi. Sizlerin de bu zor günlerde liderliğe bu desteği vereceğinizden şüphem yok.” 

Sihirli kelime bu: “Dürüst ve güçlü liderlik.” (Bu sözler) Gazeteciler olarak korku tacirlerinin elindeki güce karşı verdiğimiz mücadelede ilham alabileceğimiz bir ahlaki değerler bütününe işaret ediyor. Hâlihazırda içinde bulunduğumuz kriz zarfında, liderlerimizde görmek istediğimiz, başkalarını suçlamaları değil, sorunları çözme konusunda Rooseveltçe bir kararlı iyimserlik. Komşularımızdan korkmaktan ziyade onlara güvenmemiz gerekiyor. 

İnsanların güvenini kazanmak, yalnızca politik ya da finansal gücü olanların değil, birden çok tarafın faydasına olan kaliteli gazeteciliğin yaşama ve başarılı olma imkânını güçlendirecektir. Çünkü güven, bir sosyal sermaye biçimidir ve bu sosyal değer ekonomik değere çevrilebilir: Bu, insanların uzun vadede isteyerek ödeme yapacağı ve destekleyeceği bir gazeteciliktir.


İlk olarak yazarın kendi sitesinde yayınlanan bu yazı Defne Sarıöz tarafından çevrilmiştir.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir