Spor medyasında toplumsal cinsiyet odaklı habercilik

UNESCO’nun 2018 yılında yayınladığı rapora göre spor medyası yalnızca %4 oranında kadınlara yer veriyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, kadınların sportif başarılarından ziyade fiziksel özellikleriyle haberleştirildiğini gösteriyor.

Türkiye’de sporcu kadınların elde ettikleri sportif başarılar az da olsa bu durumu değiştirmeye başladı. Olimpiyatlarda elde edilen başarılar ile sporcu kadınlar adlarından bir hayli söz ettirdi.

Bu yazımda, sporcu kadınları ötekileştiren, sportif başarılarından ziyade fiziksel görünüşleri ile ilgilenen medyanın karşısında toplumsal cinsiyet odaklı habercilik nasıl yapılır ve spor medyasında kadınlar nasıl haberleştirilmelidir sorularına yanıt vermeye çalışacağım.

Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik ne demek?

Bianet kadın ve LGBTi+ editörü Evrim Kepenek, FemSport olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlediğimiz “Spor Medyasında Kadın Odaklı Habercilik” etkinliğinde toplumsal cinsiyet odaklı haberciliği, kadınları ve LGBTİ+’ları yeniden mağdur etmeyi engelleyecek bir biçimde yapılan habercilik olarak tanımlamıştı. 

Elif Akgül ise toplumsal cinsiyet odaklı haberciliği şöyle tanımlıyor: “Bu habercilik yaklaşımı toplumun her alanında var olan kadın ve LGBTİ+’ların sadece belirli konulara sıkıştırılmasını eleştirerek, siyaset ve ekonomi gibi toplumu birincil derecede ilgilendiren gündemlerde kadın ve LGBTİ+ temsiliyetinin eksikliğini gidermeyi amaçlıyor.”

Messner ve Coakley, kadınların genellikle erkek sporcuların eşleri ya da kız arkadaşları gibi geleneksel heteroseksüel roller ile haberleştirildiğini belirtiyor. Kadınların erkekler üzerinden tanımlanması ve heteronormatif bir biçimde sunulması kadınların kimliklerini yok saymak anlamına geliyor. 

Kadınların özne olduğu haberler medyada nasıl yer almalı?

Toplumsal cinsiyet odaklı dil ve toplumsal cinsiyet odaklı habercilik için başvurulabilecek çeşitli rehberler mevcut. Örnek olarak Bianet’in ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın hazırladığı yol haritası olabilecek rehberleri gösterebiliriz. 

Çiçek Tahaoğlu ve Elif Akgül tarafından hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik El Kitabı toplumsal cinsiyet odaklı bir habercilik yapabilmek için şunları göz önünde bulundurmak gerektiğini belirtiyor:

• Cinsiyet çeşitliliği açısından kapsayıcı olma,
• Kadın ve LGBTİ+ hakları konusunda bilgilendirici olma,
• Hak ihlalleri ile kazanımları takip etme ve görünür kılma,
• Hak taleplerini duyurma, bunu yaparken yeni hak ihlallerine neden olmama,
• Ayrımcılıktan uzak bir habercilik yapma. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan çıkan Etik Gazetecilik İçin Cinsiyet Eşitliği Rehberi ise ayrımcılık, cinsiyetçilik, nefret söyleminin şiddet barındırdığını ve bu ifadelerin şiddete altyapı hazırlayabileceğini bize hatırlatıyor. Bu rehber ayrıca haber yazarken şunlara dikkat etmemiz gerektiğini de ifade ediyor: 

  • Haberde özneleri yargılayacak ve rencide edici ifadelerin olmaması,
  • Toplumsal ön yargıları besleyecek unsurlar taşımaması,
  • Yaşananları olduğundan daha dramatik hâle getirmemesi ya da komikleştirmemesi,
  • Haklar konusunda bilgilendirici ve hak ihlallerine karşı yol gösterici olması.

Sporcu kadınların haberleştirilmesinde toplumsal cinsiyet odağı

Spor medyası özeline baktığımızda da yine yol gösterici rehberleri bulabiliyoruz. Örneğin Kadınlar İçin Spor ve Fiziksel Aktivite Derneği (KASFAD) tarafından hazırlanan Spor Alanında Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Rehberi‘nin 4 maddesi şu şekilde:

  1. Spor dallarının, spor organizasyonlarının ve spordaki meslek ya da kavramların özünde “erkeğe ait olduğu” yaklaşımından uzak durabiliriz. Cinsiyetin belirtilmesi gereken yerler dışında bu kavramlara “kadın” vurgusu yapmayarak, toplumsal cinsiyete duyarlı bir dil kullanabiliriz.
  2. Sporda “erkek olmayla” özdeşleştirilen ve kadını görünmez kılan ifadeleri kullanmayabiliriz.
  3. Sporda sergilenen bir performansın yetersizliğini ve başarısızlığını ifade etmek için, “Kız” ve “Kadın” gibi kavramlarla türetilen ifadeleri kullanmayabiliriz.
  4. Sporcu kadınları “korunmaya ihtiyacı olan”, “kırılgan” ve “hayal ürünü” kişiler gibi gösteren ve tarihsel açıdan bir erkeğin konumuna göre tariflenen (kral-kraliçe, prens-prenses, padişah-sultan) ifadeleri ve bunların erkekler için kullanılan eş değerlerini kullanmayabiliriz.

Cinsiyet eşitliğine ve kapsayıcılığa önem veren, aynı zamanda LGBTi+ hakları için de adımlar atan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) kapsayıcı bir haberciliğin nasıl olması gerektiği konusunda bir rehber sunuyor. Bu rehberin önerdikleri ise şu şekilde:

  • Cinsiyete dayalı ön yargılar, klişeler ve toplumsal normlardan uzak olunmalı,
  • “Kadın gibi vurdu”, “Erkek gibi güçlü” gibi kadınları aşağılayan, erkekleri yücelten söz öbeklerinin kullanılmaması,
  • Kadınların erkekler ile eşit şekilde temsil edilmesi,
  • Haberlerin görsellerini seçerken, fiziksel özellikleri ön plana çıkaran, hep aynı sporcuya odaklanan, kadınsı ve erkeksi klişeleri pekiştiren görsellerden uzak durulması,
  • Toplumsal cinsiyet odaklı bir dil kullanılması,
  • Sporcu kadınların başarılarını antrenörlere (muhtemelen erkek olan) değil doğrudan sporcunun kendisine anlattırılması.

Biz ne yapabiliriz?

Kapsayıcı ve toplumsal cinsiyet odaklı habercilik, hak temelli haberciliğin en önemli parçalarıdır. Din, etnisite, kimlik, cinsiyet ayrımı yapmaksızın homofobi, cinsiyetçilik gibi nefret söylemleri içeren kalıplardan uzak durmak toplumsal cinsiyet odaklı haberciliğin temelini oluşturuyor. 

Spor alanı içerisinden baktığımızda da odağa sporcuların özel yaşantıları, kimlikleri, inançlarını değil sportif başarıları alınmalı. Yine aynı şekilde haberin görseli seçilirken de sportif başarısını vermek yine toplumsal cinsiyet odaklı bir haberciliğin yapı taşını oluşturuyor.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir