reji

Habere yakın, gündeme uzak: Rejidekiler

İleri teknolojiyle çalışan ve her şeyin kullanıcı dostu olduğu bu esnek işletmede, işçiler çalışma tarzlarından dolayı kendilerini kişisel açıdan alçalmış hissediyor. Bir fırın işçisi için cennet olan bu mekânda, işe neden böyle bir tepki verdiklerini işçilerin kendileri bile anlayamıyor. Fırında olup bitenler operasyonel açıdan berrak olsa da, duygusal açıdan tamamen okunaksız.

(…) Artık fırın işçileri malzemeyle ya da ekmek somunlarıyla hiçbir temasa girmeden, bütün üretim sürecini ekrandaki ikonlar aracılığıyla (örneğin fırının ısısına ve pişirme süresine göre renkleri değişen ekmek imlerine bakarak) takip ediyor ve işçilerin pek azı ürettikleri somunları görebiliyor. İşçilerin çalışma ekranları hepimizin bildiği Windows tarzında; geçmişte hazırlananandan çok daha fazla çeşitte ekmek ekranda yer alıyor – sadece ekrana dokunarak Rus, İtalyan veya Fransız ekmeği üretmek mümkün. Ekmek artık ekrandaki temsilinden ibaret.

Richard Sennett, Karakter Aşınması

Richard Sennett, değişen üretim ilişkilerinin işçilerin kişiliğini nasıl dönüştürdüğünü anlattığı Karakter Aşınması kitabında, Bostonlu fırıncıların işlerine duyduğu yabancılaşmayı bu sözlerle anlatmıştı. Günümüzde yalnız fabrikalarda çalışanlar değil, plaza çalışanları da benzer bir yabancılaşmadan payını aldı. Haber odalarının özellikle dijital medyanın yükselişiyle birlikte giderek daha hızlı haber üretmeye yönelen doğası ise Bostonlu bir fırın işçisi ile haber merkezinde çalışan bir reji elemanının deneyimini birbirine yaklaştırıyor. 

Tele1’de altı ay KJ operatörü olarak çalıştıktan sonra program editörlüğüne geçen Elmas Mavzer, yaşadığı yabancılaşmanın kendisinde yarattığı tahribatın farkına varmasıyla birlikte görevinden ayrılmış. Rejide çalıştığı dönemde haberle arasına giren mesafeyi, gündemi meşgul eden bir videonun yayınlanmasının ardından yöneticisinin kendisine hızlıca bu konuyu haberleştirmesini iletmesiyle yaşadığını aktarıyor. Sıradan insan olarak heyecanlandıracak bir haberin kendisinde, rejide yaşadığı telaş nedeniyle bıkkınlık yarattığını belirtiyor:

“Haberlere bütün tepkim ‘Yine mi bir şeyler oldu’ demek oluyor. Çünkü ülke gündemine dair delirilecek ya da heyecan duyulacak şeyler rejinin üzerine sadece yük olarak biniyor. O yüzden hem gündemle ilişkini yitiriyorsun hem de bulunduğun alanda ürettiğin ürünle bir ilişkin kalmıyor.”

“Sabah geliyorum, tuşlara basıyorum, eve dönüyorum”

Haberin seyirciye ulaşması, ön araştırmadan sahaya çıkmaya, kurgudan yayına uzanan bir süreç. Bu süreci başından sonuna kadar takip eden biri, Mavzer’in bahsettiği yabancılaşmadan yakasını kurtarabilir. Fakat hızlı haber mantığı, özellikle mesleğe yeni başlayan gazetecileri, haberin hazırlanma safhalarının tamamına hâkim olmalarına fırsat vermeden belli bir yola girmeye itiyor. Aynı anda haber yazan, sahaya gidip röportaj yapan, kamera kullanan, haberini seslendiren, kurgusunu yapan hatta canlı yayında sunan “her işe yetişen” gazeteci tipi her ne kadar pek çok haber merkezine (pek çoğu gazetecileri yetenekleri doğrultusunda ücretlendirmekten imtina etse de) “cazip” gelse de, Mavzer’in deneyimine bakılırsa, rejinin duvarları, haber merkezindeki çalışma alanlarını birbirinden ayıran, kısmen geçişli duvarlardan biraz daha yüksek. Mavzer’in rejide çalıştığı süre zarfında editoryal inisiyatif alma çabaları da bu duvara sık sık çarpmış.

Rejide çalıştığı için editoryal birikimi, eğitimi, tecrübesi yok sayılarak, yalnızca makineyi kullanan, teknik çalışan olarak görüldüğünü aktaran Mavzer bir süre sonra kendisinin de yalnızca teknik işe odaklandığını söylüyor:

“Sabah geliyorum tuşlara basıyorum, tuşlara basmam bitiyor ve eve dönüyorum.”

Editörün bulunmadığı zamanlarda dahi reji çalışanlarının sunucuyla iletişime geçmesini önleyici bir tavrın hâkim olduğunu söylüyor.

Haber merkezinde çalışanlar arasında dönüşümün kabul edilir olduğunu ama rejinin bunun dışında kaldığını anlatan Mavzer, bununla birlikte yayının başından sonuna kadar yaşanan her sorunun rejiden bilinmesinin yarattığı çelişkiye dikkat çekiyor: 

“Bir seferinde şöyle bir şey oldu: Yayına girdik ekrana bir fotoğraf verdik, fotoğrafta gündem maddeleri sıralı bir şekilde yazılmıştı ve ben yayına verdikten sonra görselde hata olduğunu fark ettim. Sonra bütün rejiyi bir telaş sardı: ‘Görselde hata var, görselde hata var! Kaldırın!’ Editör yayına başlamadan önce yayında kullanılacak tüm malzemeleri kontrol etmekle yükümlüdür. Ama herkes bana bakıyor ve benim kaldırmam gerekiyor. Bu sırada bu görselin hatalı olmasının sorumlusu ben değilim diye düşündüm. Ama bu yayında sorumluluk hisseden kişi benim. Editörden daha fazla sorumluluk hisseden kişi benim. (…) Yayınla ilgili kendi sorumluluklarımın yanı sıra editoryal bir beklenti de var. Kendi içlerinde çelişiyorlar. Sen hem editoryal bir şey yapamayacak kadar konuya yabancısın; bu yüzen yaptığın işle arana hem mesafe koyuyoruz, seni yabancılaştırıyoruz, olayı göremiyorsun, hem de bir sorun olduğu zaman editoryal sorumluluğu sana yüklüyoruz.”

“Ne yayın uzasın ne tartışma”

Hızlı haber ulaştırma zorunluluğunun yalnızca rejinin değil kanalda çalışan herkesin üzerinde stres yarattığının, bu nedenle hataların olmasının kaçınılmaz olduğunu belirten Mavzer, bununla birlikte canlı yayınlarda yaşanan aksaklıkların faturasının rejiye kesildiğini ifade ediyor. Kendi hatası olmadığı halde sorumlu tutulduğu bir “hatalı görsel” vakasında çalışma arkadaşını eleştirmesi üzerine karşılaştığı tepki ise, böyle durumlarda itiraz etmenin yaşadığı stresi daha da arttırmaktan başka bir işe yaramadığını ortaya koyuyor:

“Diyelim ki hata oldu, ‘bağıran adama’ derdini anlatman için iki dakikan var çünkü hem önündeki işe odaklanman lazım hem de ona cevap vermen lazım. Ona cevap verirken yayında yapacağın bir hatadan yine sen sorumlu tutulacağın için, konunun seninle hiçbir alakası olmasa da cevap vermemeyi tercih ediyorsun. Yani kendini savunmuyorsun, savunmayınca da iyice o küçük odaya kapanmış oluyorsun.”

“O küçük oda”dan yayın akışının devamlılığı gereği yalnızca her saat başından beş dakika önce çıkılabildiğini söyleyen Mavzer, özellikle vardiyalı çalışma imkânı olmayan yerlerde bu beş dakikada pek çok reji elemanının yemek yemek için dahi vakit bulamadığını anlatıyor.

“Kaç defa bıraktım bu işi ama hem seferinde geri döndüm”

Mavzer, altı ayın ardından “sosyal yönlerinin ve mental becerilerinin azalmaya başladığını” hissederek görevinden ayrılmış ve program editörlüğüne geçmiş. İki dünyayı da tanıyan biri olarak reji ekibi ve diğer çalışanlar arasındaki uçurum, onun kendi içinde çelişkiler yaşamasına yol açmış: 

“Bir son dakika gelişmesi var ama paydos olmasına, yayının bitmesine ve kanalın kapanmasına beş dakika var. Eğer ben bu son dakika gelişmesini söylersem, evet, işimi yapmış olacağım, bu konuşulmuş olacak. Konuşulması da gerekiyor çünkü son dakika, sıcak gelişme. Ama ben bunu ne kadar meslek aşkıyla, ‘bu konuşulmalı çok önemli bir haber, sıcak gelişme’ diye düşünüp yapsam da rejiye iş yüklemiş olacağım ve oradakiler o sırada şunu düşünecekler: Yayını beş dakika daha uzattı, eve beş dakika daha geç gideceğim.”

Mavzer’in anlattığı, ideal bir reji değil. Mesai saatlerinin insan sağlığı gözetilerek düzenlendiği, çalışanların mola ve yemek hakkını kullanmak zorunda olduğu gelişmiş ülkelerde de vardiyalı çalışmanın esas alındığı haber merkezlerinde de işler farklı biçimde yürüyor. Fakat özellikle az kişinin çalıştığı küçük ölçekli ya da düşük gelirli medya kuruluşlarında durum bundan çok uzakta.

2011’den bu yana rejide çalışan, 4 yıldır da bölgesel yayın yapan Can Tv’de bu göreve devam eden Faruk Siyahkoç, işini seviyor, ama rejiyi anlatmak için seçtiği sözcüklere bakıldığında bunun sebebinin anlaşılması ilk bakışta bir hayli güç:

“Günde 14 saat çalıştığım günler oldu ve boğulacağımı hissettim. Çünkü hep kapalı, izole bir odadasın. Dışarı ses gitmiyor, içeri ses gelmiyor, sürekli makinalarla baş başasın. (…) Bir de radyasyonun içindesiniz, her şey komple aynı odada olduğu için ister istemez bir radyasyon alanı çünkü kalabalık, yedi sekiz bilgisayardan oluşan bir sistem.”

Kanala gelen stajyerlerin reji odasını gördüğünde “korktuğunu”, ancak korkmayanların bir süre sonra işin güzel yönlerinin farkına vardığını anlatan Siyahkoç, rejiyi sevenlerin kolay kolay başka bir göreve geçmek istemediğini ifade ediyor. Kendisi de zaman zaman sıkılmasına hatta sağlık sorunları yaşamasına rağmen her defasında rejiye dönmüş:

“Kaç defa bıraktım bu işi ama her seferinde geri döndüm. Bir türlü başka bir işi yapamıyorum. Tekrar rejiye dönüyorum, zevkli yönleri var. Hem seviyorum hem sevmiyorum.”

Kronik hastalığı olmadığı hâlde çalıştığı ortamda maruz kaldığı radyasyon ve havasızlıktan ötürü yılda iki kez baygınlık geçirdiğini ifade eden Siyahkoç’a göre, bu gibi sorunların tek çözümü “rejide az vakit geçirmek”. Kendisi de işe ilk başladığı zamanlar üç vardiya hâlinde çalışmış. Fakat gerek stajyerlerin işe ilgi duymaması gerek sık sık ayrılanların olması, eleman yetersizliğini beraberinde getirmiş ve nöbetleşe çalışmak imkânsızlaşmış. Bu da reji elemanlarının aynı anda birden fazla işi yüklenmesini ve çalışma saatlerinin uzamasını beraberinde getirmiş:

“Uzun süre orada kalmak insanı hem yorgun düşürüyor hem de motivasyonu düşürüyor çünkü çok fazla teknik malzeme var. Bunların sesi bile insanı rahatsız ediyor. Klimayı kapatıyoruz açıyoruz çünkü cihazların soğuması lazım, cihazlar soğumazsa yayın çökecek. Reji dünyası bambaşka bir dünya…”

“Reji eğer her şeyden sorumluysa ona göre hakları da olmalı”

2019’da Medyascope’ta stajyerliğe başlayan Barışcan Yalçın da rejiyi tüm olumsuzluklarına rağmen sevenlerden. Çalışmaya başladığı sırada yerel seçim röportajları için sık sık kameraman olarak sahaya gittiğini anlatan Yalçın, okulu başlayınca saatleri uymadığı için rejide çalışmaya başlamış ve bunu sahaya çıkmaktan da haber kurgusu yapmaktan da daha çok sevmiş. Rejinin yaratıcılıktan ziyade teknik yönlerinin ağır basmasının ve rejide çalışanlar arasında haber merkezinin genelindekilere nazaran daha az rekabet olmasının bunda payı olduğunu söyleyen Yalçın’ı asıl çekense görevin beraberinde getirdiği sorumluluklar olmuş:

“Bir kere çok koşuşturmalı ve teknik bir iş gibi görünüyor dışardan, ama ben bunu çok seviyordum yani bir sürü bilgisayarı takip ediyorsun. Mesela ‘kayıt!’ demek benim en çok hoşuma giden şeydi. Stüdyoyu hazırlamak da. Yani bir otoriten var stüdyodakiler üzerinde. Onlar bir şey anlatıyor olabilir, ama sen oradan sorumlusun. Bunu dışardan izlediğimde çok etkilemişti beni.”

Yalçın, pek çok reji ekibinin kâbusu olan zaman yönetiminin de kendisine büyük katkısı olduğunu ifade ediyor: 

“Eleman az, çok kısa zamanda çok şey yapmak zorundasın. Hafta sonu biz mesela iki kişi hem tüm yayınları yapıyorduk hem haberleri hazırlıyorduk. Sana birisi bir şey demediği hâlde senin bir şeyleri akıl etmen, onları düzenlemen, onları yapmazsan olacakları bilmen gerekiyor. Bunların bana çok katkısı oldu. Onun dışında çalışma alanının düzenlenmesi, stüdyodaki ekipmanların kontrol edilmesi, bunlar çok önemliydi.”

Rejide çalışmak, bir yeni mezunun zaman yönetimi becerilerini ve sorumluluk duygusunu geliştirmesine katkı sunan bir deneyim olabilir. Ne var ki bu işi yapmaya devam etmek isteyenler, söz konusu özelliklerini, şartların daha insanca olduğu, stresten azade bir ortamda kullanmayı hak ediyor. 

Rejide çalıştığı günleri güzel hatırladığını söyleyen Yalçın, bununla birlikte çalıştığı süre zarfında sunucuların zaman zaman yayın saatlerine gereken hassasiyeti göstermediklerini ve eşgüdümlü çalışmakta zorlandıklarını anlatıyor. Canlı yayında reji ve gazeteci arasında üstünlük olmadığını ifade eden Yalçın’a göre, rejinin yükümlülükleri olduğu gibi hakları da olmalı:

“Mesela 15 dakika önce stüdyoda olmak ve hazırlık yapmak gerektiğini anlatıyorsun. Buna rağmen zamanında gelmeyenler olabiliyor. Bunu kabul etmek gerekiyor. Benim deneyimim tam tersi yönde oldu. Çalışanlar arasında arkadaşlık ilişkisi vardı, ister istemez, bunun da etkisiyle kurallar esnekti. Büyük yerlerde böyle olmadığını düşünüyorum, yoksa operasyonların onlar için ciddi maliyeti olur. Geç gelen sunucunun uyarılması önemli. Veya yayını bitirmesini söylediğin hâlde ısrarla bitirmiyorsa yayını kesmek… Benim ayrılmamın en temel nedeni bunları yapamamaktı.”

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir