Ne Okuyoruz

Uçup giden tweetler, podcast sektörü, ProPublica ve okurları

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan herkese selam!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümünde iki ismin ağırlığı var: Twitter ve New York Times. Geçtiğimiz hafta küresel medya sektörünü birden çok gelişmeyle meşgul eden Twitter’ın yanına Times’ın üzerine konuşulması garanti bir yazı yayınlaması hemen herkesin gündemini belirledi. Ama merak etmeyin, tüm bülten bu ikiliden ibaret değil.

“Haftanın Odağı” ise podcast sektörü. Daha doğrusu birkaç yıl içerisinde podcastin nasıl büyük bir sektöre dönüştüğünün hikâyesi. Hem son dönemdeki ilgi çekici gelişmeleri derlemeyi hem de bu büyümeyi biraz daha anlaşılır kılmayı amaçladım bu haftanın odağıyla.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere.

—Ahmet Alphan Sabancı

Ne okuduk

TWITTER’DAN BÜYÜK HABERLER: Geçtiğimiz hafta içerisinde Twitter birden çok haberle gündemde önemli bir yer tuttu. Bunların ikisi yeni gelen özellikler, biri ise şirket içerisindeki dramadan doğan haberlerdi.

Twitter’ın yeni özelliklerinden birisi, yanlış bilginin yayılmasının önüne geçmek için video ve görselleri etiketlemeye başlayacak olması. 5 Mart itibariyle uygulamaya giren bu özellik, Facebook’taki sisteme benzer bir şekilde manipüle edilmiş veya yanlış bilgi içeren içerikleri etiketleyerek kullanıcıları uyaracak. Ne var ki kimi uzmanlara göre bu işe yarar bir önlem olmadığı gibi, tam tersi bir etki yaratma ihtimaline de sahip. 

Twitter’ın Brezilya’da test etmeye başladığı diğer özellik ise “fleet”. Çok fazla süslemeden açıklamak gerekirse Snapchat ile hayatımıza giren ve şu anda Instagram’dan WhatsApp’a kadar her yerde olan hikâye gönderilerinin Twitter’daki hâli. 24 saat sonra silinen bu tweetlerin en önemli farkı hiçbir şekilde like veya retweet şansınızın olmaması. Gazetecilerin bu özellikten nasıl etkileneceği ise büyük bir soru işareti.

Twitter’daki şirket dramasına gelecek olursak, ABD’li Trump destekçisi yatırımcı Paul Singer Twitter’da büyük çaplı bir hisse alımı gerçekleştirdi ve hedeflerinin başında platformun kurucusu Jack Dorsey’i görevden almak var. Bunun arkasında yatan amaçlar üzerine tahminde bulunmak ve konuyu yorumlamak mümkün fakat Elon Musk’ın destek tweeti yazması ve Dorsey’in Afrika’ya taşınmaktan vazgeçmesi durumun ciddi olduğunun bir işareti. Kesin bir şey söylemek güç ama bunun gerçekleşmesi ile Twitter’ın bildiğimiz platform olmaktan çıkacağını düşünenlerin sayısı oldukça yüksek.

NYT GAZETECİLİK İÇİN BİR TEHDİT Mİ?: BuzzFeed News’in kurucu genel yayın yönetmeni Ben Smith’in New York Times’a transfer olması büyük bir haberdi ama, NYT için yazdığı ilk yazısı daha da büyük bir haber oldu.

“Why the Success of The New York Times May Be Bad News for Journalism” başlıklı yazı NYT’nin durdurulamayan büyümesinin medya açısından kötü bir haber olduğunu savunuyor. Smith’e göre NYT giderek bir tekelleşmiş durumda: diğer yayınlardan büyük isimleri transfer etmesi, başka kurumları satın alması ve hemen her alanda varolması rakiplere ve çeşitliliğe alan bırakmıyor. 

Smith’in NYT kariyerine böyle bir yazıyla başlaması, Times’ı eleştiren bir yazının bizzat orada yayınlanması ve genel olarak yazının kendisi medya camiasında günün konusu olmasına yetti. Yazıdaki birçok önemli nokta üzerine konuşulmaya ve farklı açılardan yorumlar yazılmaya da devam ediyor.

SONU GELMEYEN SAYFALAR: Dijital haber sitelerinin hem gelir modelleri hem de diğer istatistiklerden dolayı en sevdiği şeylerden birisi asla sonu gelmeyen sayfalar. Siz aşağı indikçe yeni bir haber ve beraberinde onlarca farklı reklam ve başka şey yüklenir. 

Her ne kadar hepimiz artık bu durumu kanıksamış olsak ve yeni nesil yayınlarda bu durum azalma işaretleri gösterse de bu tecrübeyi dışarıdan bir gözle okumak aslında gazeteciliğe nasıl bir zarar verdiğimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Bu yüzden David Roth’un CJR için yazdığı bu yazı haftanın en önemli okumalarından birisi. Bir haber kurumunu veya sitesini yöneten herkesin bu yazıyı okumasında ve ardından yayınlarını bir gözden geçirmesinde büyük fayda var.

PROPUBLICA BÜYÜK HABERLERİ OKURLARI İLE BULUYOR: Okur ile etkileşimden bahsettiğimizde genellikle akla sosyal medya paylaşımları, yorumlar veya ekonomik destek olmak geliyor. Okurlar ile iletişimi daha kuvvetli bir şekilde kurmak habercilik açısından da faydalı olabilir.

İlginizi çekebilir:
50:50 projesi, stil kılavuzları, Fransa medyasında kutuplaşma

ProPublica da bunun en iyi örneklerinden birisi. Bu araştırmacı gazetecilik yayınını farklı kılan özelliklerinden birisi, okurlarına sürekli sorular sorması ve onlardan bilgi istemesi. Herhangi bir konuda yaptıkları haberi görerek onlara ulaşan bir okur sayesinde, muhabirler daha büyük bir habere ulaşabiliyor ya da tek bir haber okurlar ile bir dosyaya dönüşebiliyor Etkileşim Haberciliği adını verdikleri bu yöntem sayesinde ProPublica birçok büyük habere imza attı ve atmaya devam ediyor.

Bu yüzden okurla kurduğumuz iletişimi sınırlandırmamak ve onların daha aktif rol alabileceği imkânlar yaratmak çok önemli. Bunun için yorumlar bölümüne ihtiyaç yok. Çoğu zaman okurun size rahat ve güvenilir bir şekilde ulaşabileceği birkaç kanal kurmak bile yeter.

KISA KISA:

Eğer eposta ile gönderilen dosyalarla çok sık çalışıyorsanız güvenliğiniz için Dangerzone size yardımcı olacak.

ABD’de birçok gazeteci uzun araştırmalarından para kazanmayı önemsemiyor çünkü film haklarını satmaya çalışıyor.

GIJN gazetecilerin otoriter liderlerin taktiklerini daha iyi anlamasına yardımcı olacak bir rehber yayınladı.

On yıldır farklı gelir modellerini deneyen Tech in Asia sonunda karşılık elde etmeye başlıyor.

Avrupa basını GDPR sonrasında çerezlerden umudu tamamen kesiyor. Umarım bu gelişme daha sağlıklı gelir modellerinin önünü açar.

Gazetecilik ve aktivizm ilişkisine veri gazeteciliği perspektifinden bakan önemli bir yazı DataJournalism.com’da yayınlandı.

Korona virüsü salgını konusunda panik yaratmayan sorumlu haberler yazmak için dikkat etmeniz gerekenlerin derlendiği bir liste burada.

Maalesef hemen her ülkede olduğu gibi Suriye’de kadın gazeteciler düzenli olarak hedef alınıyor ve saldırıya uğruyorlar.

Haftanın odağı: Podcastin sektöre dönüşümü

Podcastin özellikle geçtiğimiz iki yıl içerisinde yaşadığı büyümeden hemen hepimiz haberdarız. 2010’ların başında çok kısıtlı bir kesimin tercihi olan üretim biçimi şu anda ABD’lilerin yüzde 75’i tarafından biliniyor. En son rakamlara göre aktif podcast sayısı ise dünya genelinde 1 milyona yaklaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde de bu büyümeyi takip etmek mümkün. Ülkemizdeki gelişmeleri bizzat izliyoruz, dünyanın geri kalanını da büyüyen ekosistemlerin ürettiği raporlar sayesinde takip edebiliyoruz.

Bu büyüme, podcastin bir sektöre ve ekonomik olarak da cazip bir alana dönüşmesini sağladı. Spotify en son The Ringer’ı alarak yatırımlarına devam ederken, Acast küresel bir reklam platformu kuruyor. Diğer yanda New York Times’ın podcastin büyümesinde en büyük paya sahip olan Serial’ı satın alacağı konuşuluyor. Elbette Serial’ın yanı sıra podcast dünyasına ünlülerin gösterdiği ilgi —her ne kadar eski podcast üreticilerini başlangıçta mutsuz etse de— bu alanın bir sektöre dönüşmesinde büyük rol oynadı.

Artık podcast olgunlaşmaya başlayan ve medya diyetimizde kalıcı olacağını gösteren bir sektör. Bunun işaretlerini çok farklı şekillerde görüyoruz. Artık hemen her medya kurumunun bir podcast deneyi var belki ama yeni girişimler merkeze podcasti koyma konusunda daha cesurlar. Müzisyenler daha görünür olabilmek için podcast yapmayı deniyorlar. Giderek daha çok insanın da podcast üretmeyi deneyeceğine eminim. Tıpkı YouTube gibi başlaması kolay bir medya aracı olması da hem katılımın çeşitliliğini hem de büyümeyi destekleyecek iki önemli faktör. Üstelik farklı formatlar da insanların daha özgür hareket etmesini sağlıyor.

Podcastin artık bir sektöre dönüşmesi, alandaki eski aktörleri de harekete geçmeye ve masaya yeni bir şeyler koymaya zorlayacak. Buradaki en büyük aktör elbette Apple. Önümüzdeki bir ya da iki yıl içerisinde Apple’ın unuttuğu bu alana ciddi yenilikler ile tekrar dönmesi büyük bir ihtimal.

Her ne kadar burada özet bir şekilde bahsetsem de, uzun yıllardır varolan bir alanın birkaç yıl içerisinde büyük bir sektöre dönüşmesi aslında önemli bir anlatı. Bizlere medyanın ve alışkanlıklarımızın nasıl değiştiğini ispatlıyor. Aynı zamanda da bir sonraki büyük medya evriminin ne olacağını tahmin etmenin neredeyse süper güç olduğunu. Bloglar geri dönerse bile şaşırmamak lazım.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Haber organizasyonları okurda alışkanlık yaratmak istiyor

Önceki içerik

Özgür Mumcu ve Eray Özer Yeni Haller’i anlatıyor

Sonraki içerik