Haber Odası

Sanat, mimari ve gazeteciliğin kesişimi: Forensic Architecture

0

8 Şubat günü Londra Üniversitesi, Goldsmith College’e bağlı Forensic Architecture, Tahir Elçi’nin öldürülmesine dair bir rapor yayınladı. 3D modelleme gibi tekniklerin kullanıldığı araştırmanın sonucunda Elçi’yi öldüren kurşunun büyük ihtimalle olay yerindeki üç polisten birinin silahından çıktığı açıklandı. Diyarbakır Barosu’nun talebiyle gerçekleştirilen çalışmada olayın failine dair yaratılan puslu hava büyük oranda dağıtılmış oldu.

Bu raporun hukuki ve siyasi sonuçları başka bir tartışmanın konusu. NewsLabTurkey olarak bu olaya günümüz gazeteciliğinde yeni medya araçlarının kullanımı ve gazetecilikle diğer disiplinlerin kesişimi açısından bakalım. Forensic Architecture ilk olarak üniversite bünyesindeki Research Architecture programına bağlı olarak yola çıkmıştı. Neden mimarlık alanından doğan bir kurum Elçi’nin ölümünü araştırıyor? Bu araştırmanın sanatla, mimariyle, tasarımla ve en önemlisi yeni nesil gazetecilikle nasıl bir ilişkisi var?

Öncelikle Forensic Architecture’un nasıl bir kurum olduğunu, amaçlarını ve çalışma metotlarını inceleyelim. FA kendisini kısaca şu cümleyle tanımlıyor: “Uluslararası davacılar, insan hakları kuruluşları ve siyasi ve çevresel adalet grupları adına gelişmiş mimari ve medya araştırmaları yapıyoruz.” FA çatışma ortamlarından gelen bilgileri inceleyerek failleri ve sorumluları bulmaya çalışıyor.

2016 yılında Burundi’nin eski başkenti Bujumbura’daki bir evin drenaj borularından kırmızı sular aktığına dair bir video düştü internete. Ve kısa sürede bunun kan olduğu anlaşıldı. Acaba Burundi istihbaratı bu binayı işkence merkezi olarak kullanıyor olabilir miydi? Ya da 2018 yılında Suriye’nin Duma şehrinde kimyasal silah kullanıldı mı? Peki, Pakistan’daki Ali Enterprises şirketine ait tekstil fabrikasında çıkan yangında sorumluluk kime ait? Forensic Architecture bu tarz tartışmalı konularda derinlemesine araştırmalar yapıp bulgularını ortaya koyuyor.

Günümüzde araştırmacılar dev veri yığınlarıyla karşı karşıya. Özellikle çatışma anlarında sosyal medyada dolaşıma giren görseller çok büyük karmaşalara ya da bilgi kirliliğine sebep olabiliyor. En iyi ihtimalle de içinden çıkılmaz bir bilgi yığınına dönüşüyor. FA ekibi de bunu ortaya koyuyor. “Yaygın olarak kullanılan ucuz dijital kayıt cihazlarına sahip olmak, uydu iletişiminin geliştirilmesi, uzaktan algılama teknolojisinin kamuya açık olması ve bilgilerin internet üzerinden anında yayılması, çatışmalar hakkında daha karmaşık raporlamalar hazırlanmasına sebep oldu.”

Devamında FA ekibi bu bulguların nasıl kullanılamaz hâle geldiğini de vurguluyor: “Bu faktörler izleme (monitoring) açısından potansiyel kaynaklar olarak kullanılabilecek çok büyük miktarlarda veri oluşturulmasına neden olmuştur. Gerçek zamanlı olarak mevcut olan bu kaynaklar, genellikle olaydan hemen sonra yapılan tanık görüşmelerine dayanan, geleneksel insan hakları hukuku uygulamalarında zorluk yaratmaktadır.”

FA ekibi tam da bu noktada devreye giriyor. Ekip alan ziyaretleri, radar taraması, fotoğraflı haritacılık, dijital modelleme gibi birçok metodu kullanarak olay anına dair verileri belirli bir anlatı etrafında örüyor. Buna tanıklıklara başvurma, sosyal medyada dolaşan verileri toplama gibi yöntemler de dahil. FA ekibinde mimarlar, tasarımcılar, sanatçılar, yazılımcılar, gazeteciler, filmciler ve hukukçular ortak bir şekilde çalışıyor.

Eyal Weizman

FA’nın kurucusu İsrail doğumlu mimar Eyal Weizman. Londra Mimarlık Derneği’nde eğitim aldıktan sonra sıradan bir mimar olarak Tel Aviv’de çalışmaya başlıyor. Fakat işgal altındaki bölgelerde şehir planlamasının nüfusu bastırmak için kullanılması üzerine doktora tezini yazmaya karar verince bugün FA’ya giden yol açılmış oluyor. “Mimarlık ve planlama yoluyla insan haklarının ihlal edilebileceğini […] ve mimarların da suçta payının olabileceğini göstermeye çalışıyordum,” diyor o dönemki düşünceleriyle ilgili Weizman.

FA’nın daveti üzerine, Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışan Başak Ertür de Tahir Elçi araştırmasında yer aldı. Ertür çalışmanın yola çıkışıyla ilgili şunları belirtti: “Bildiğiniz gibi Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili fazlasıyla muğlaklık yaratılmıştı, resmi makamların vardığı sonuçlara göre Elçi’nin ölümüne sebep olan mermi herhangi bir yerden gelmiş olabilirdi. Etkisiz yürütülen soruşturma sonucu mermi çekirdeği bulunamamıştı. Bulunsaydı, hangi silahtan çıkmış olduğu balistik inceleme sonucu kesin olarak tespit edilebilirdi. Dahası, olay yerinde ateş ettiği kamuoyuna yansıyan görüntülerde de net olarak görülen polis memurlarından hiçbiri şüpheli sıfatıyla sorgulanmamıştı. Diyarbakır Barosu FA ekibiyle ellerindeki mevcut delilleri paylaştı. Biz de resmi soruşturmanın aksine, olasılıkları çoğaltan değil mümkün olduğunca daraltan, böylece muhtelif muğlaklığı gideren bir çalışma yaptık.”

Başak Ertür

Peki, Elçi’nin ölümüne dair araştırmada teknik olarak nasıl bir çalışma yapıldı? Ertür detaylı çalışmanın ayrıntılarını şu sözlerle aktarıyor: “FA esas olarak mekânsal araştırmada ve görsel-işitsel kayıtların incelenmesinde uzman olan bir kurum. Olayın gerçekleştiği mekânı dijital ortamda birebir modelleyebilmek için Diyarbakır Mimarlar Odasının hazırladığı Yenikapı Sokak’a ait çizimler ve aslında herkesin erişimine açık olan uydu görüntüleri kullanıldı. Ayrıca FA web sitesinde yayınlanan metodoloji raporunda da görülebileceği gibi, bir görsel çekimde kullanılan cihazın özelliklerine göre nesnelerin kameradan uzaklıklarını ve hareketlerini modelleme imkânı veren kamera kalibrasyonu metodu kullanıldı. Ses kayıtlarındaki frekansların görselleştirilmesini sağlayan spektrogramlar oluşturuldu. Bu tür teknolojilerin yanı sıra daha alışık olduğumuz bilme biçimleri de araştırmanın bir parçasıydı. Dosyadaki bütün tanıklıkları dikkatle değerlendirip doğruluk derecelerini anlamak için elimizdeki diğer verilerle karşılaştırdık. Ya da mesela Tahir Elçi’nin hangi zaman aralığında öldürüldüğünü belirlemek için basitçe ilk olarak olay yerinde çekilen görüntülerde Elçi’nin yaşarken görüldüğü son an ile yerde bedeninin görüldüğü ilk anı tespit ettik, ardından başka yöntemleri kullanarak bu anı daha da daralttık. Yani elimizdeki tüm verilerden yola çıkarak ve muhtelif bilme biçimlerini ve tekniklerini kullanarak olayın nasıl gerçekleştiğine dair mümkün olduğunca bilgiye büyük bir titizlikle, kılı kırk yararak ulaşmaya çalıştık. Hata paylarını da hesaba katarak, yalnızca kesin ya da büyük ölçüde kesin olduğunu saptadığımız sonuçları kamuoyuyla paylaştık.”

FA’nın en büyük etkisi kurucusunun da geldiği disiplin sebebiyle mimari alanında oldu. Bugüne kadar FA’nın çalışmalarına en çok ilgi gösterenler mimarlık yayınları oldu. Fakat FA’nın çalışmaları sadece mimari alanıyla sınırlı kalmadı. Venedik Bienali, Barselona’daki çağdaş sanat müzesi MACBA, İngiltere’deki Institute of Contemporary Art gibi sanat kurumlarında araştırmalarını sundular. Dünyanın en prestijli sanat ödüllerinden Turner ödülüne de geçen sene aday gösterildi FA ekibi. Weizman sanat etkinliklerinin onlar açısından önemli bir forum olduğu görüşünü dile getiriyor.

Son olarak da FA’nın gazetecilik alanında gerçekleştirdiği ve gerçekleştirebileceği dönüşüme gelelim. FA geçen yıl İngiltere merkezli araştırma kurumu Bellingcat ve Venezüelalı gazetecilerle birlikte Venezüela’da gerçekleşen bir çatışmayı ele aldı. Bunun yanında FA’nın çalışma metodu araştırmacı gazetecilere de ilham veriyor. Hatta yeni bir araştırmacı gazetecilik alanı açıyor desek yeridir. BBC’nin Kamerun’da gerçekleşen katliamın kimler tarafından yapıldığını ortaya çıkarıp Kamerun İletişim Bakanına açıklama yaptırmak zorunda bırakmaları bunun önemli bir örneği oldu. BBC’nin araştırmasının FA’nın çalışmalarıyla benzerliği vurgulandı.

Başak Ertür, FA’nın çalışmalarının birçok açıdan değerli olduğunu belirterek şu konulara vurgu yapıyor: “Birincisi çoğu araştırmalarında kamuya açık olan, hepimizin ulaşabileceği verileri değerlendirmeleri ve bunu çok başarılı bir şekilde yapmaları. İkincisi, araştırmalarında pek çok bilme biçimini birbirini destekleyecek, zenginleştirecek ve tamamlayacak şekilde kullanmaları; bu gerçekten ciddi yaratıcı düşünce ve emek isteyen bir yaklaşım. Üçüncüsü, araştırmalarında görme, duyma, hatta koku alma gibi duyulara odaklanan, bu duyuları kâh mercek altına yatıran, kâh zenginleştiren teknolojileri çok iyi bir biçimde kullanmaları. Dördüncüsü ve bence en önemlisi ise aslında pek çok araştırmalarında ‘zaten herkesin malumu olan’ bilgileri yalanlanamayacak şekilde ortaya koymaları, bunları kamusal alanda ve hukuken duyulur kılmaya çalışmaları. Bu da ciddi bir etik ve politik duyarlılık isteyen bir iş.”

Günümüzde yeni medya araçları bilgiyi toplamak açısından önemli bir kaynak. Ancak gazetecilik açısından asıl mesele gerçeği ortaya çıkarmak. Özellikle çatışma anlarında ortaya dökülen ve doğruluk kontrolü yapılmadan gelişigüzel kullanılan görüntüler birçok soruna yol açıyor. Gazetecilerin görevi asıl olarak, ortalıkta dolaşan görüntüleri “iddia edildi,” “sosyal medyada paylaşıldı” gibi sorumluluğu medyuma atan cümleler kurmaktansa, FA’nın yaptığı gibi gerçeği ortaya çıkarmak.

Bu noktada Elçi’nin öldürülmesine dair iktidar mekanizmaları farklı şeyler söylese de kamuoyunun şüpheleri yok muydu? Elbette vardı. Ancak FA’nın araştırması iktidarları köşeye sıkıştırmak için önemli bir araç olarak ortada duruyor. Ertür bu konuya dair Almanya’nın Kassel şehrinde öldürülen Halil Yozgat’ın dosyasını ve FA’nın bu konuyla ilgili yaptığı çalışmanın önemini vurguluyor. “Halit Yozgat cinayeti neo-nazi örgüt NSU’nun 2000 ile 2007 yılları arasında gerçekleştirdiği on cinayetten biriydi. Cinayetleri neo-nazilerin işlediği ancak 2011’de ortaya çıktı fakat bu bilgi Almanya’daki Türkiyeli göçmen cemaatinde başından beri yaygın bir sezgi olarak mevcuttu. Bu sezgisel bilgi ana akım kamusal alana, hatta göçmenlerle dayanışma içinde olan Alman soluna bile yıllarca katiyen sirayet edememişti. Resmi makamlar cinayetleri göçmen mafyasının hesaplaşması olarak değerlendirip hiçbir sonuca ulaşamamış, mağdurları suçlu olarak değerlendirmek suretiyle ikinci kez mağdur etmişti. Alman ana akım medyası ise aynı telden çalarak bunlara son derece ırkçı bir tanımla ‘döner cinayetleri’ adını takmıştı. Ta ki NSU’nun iki mensubu 2011’de bütün bu cinayetlerin işlenmesinde kullanılan silahla ve cinayetleri kendilerinin işlediğine dair pek çok delille birlikte ölü bulunana kadar.”

FA’nın yaptığı çalışma işte tam da bu noktada gerçeğe ulaşmak açısından dikkatleri üzerine çekiyor. Ertür şöyle devam ediyor: “Alman istihbaratının NSU örgütüne yakın pek çok muhbirinin olmasına rağmen katillerin bunca yıl tespit edilememesi zaten bir soru işareti doğuruyor. Dokuzuncu cinayet olan Halit Yozgat cinayeti ise özellikle önemliydi. Çünkü Yozgat kendi işlettiği internet kafesinde öldürüldüğü sırada kafede eyalet istihbarat teşkilatının bir ajanının bulunduğu ortaya çıkmıştı, ajan ise olayı duymadığını, görmediğini, bilmediğini iddia etti. Halit Yozgat’ın babası İsmail Yozgat’ın başından beri söylediği bir şey var. Cinayet ya ajanın dahliyle ya da ajanın bilgisi dahilinde işlendi. Forensic Architecture’ın olay yerini modelleyerek yaptığı bağımsız araştırma da tam olarak bu sonuca varıyor. Tahir Elçi örneğinde de benzer bir durum var – Elçi’yi öldüren merminin ancak oradaki bir polis memurunun silahından çıkmış olabileceği daha en başından beri söylenmemiş miydi? Bu örneklerin gazetecilik pratiği açısından değeri bence şu, hangi tür bilgileri ve hangi tür bilme biçimlerini dikkate almak gerektiği üzerine, bunların ne şekilde duyulur ve kayda değer kılınabileceği üzerine ciddi kafa yormak lazım. Çünkü adalet de bunu gerektiriyor.”

FA, Eurupean Research Council, Open Society Foundations, Sigrid Rausing Trust gibi sivil toplum kurumları tarafından destekleniyor. Aynı zamanda Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, ScanLABS Projects başta olmak üzere hukuk, medya, arkeoloji gibi farklı disiplinlerden kurumlarla işbirliği yapıyor. Al Jazeera English de FA’nın uluslararası işbirliği yaptığı kurumlardan biri.

Forensic Architecture sanatın, mimarlığın ve gazeteciliğin anlamını genişletiyor, bu disiplinlerin önüne yeni hedefler koyuyor. Peki, gazeteciler bu çağrıya kulak verebilecek mi?

İzleme ve okuma önerileri:

How Forensic Architecture is using technology to uncover injustice

Forensic Architecture: detail behind the devilry

 

 

Kültigin K. Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut çağdaş sanat, edebiyat, yeni medya konularında yazıyor. Gazete Duvar, K24, Sanat Dünyamız, Journo.com.tr, Bigumigu katkı koyduğu yayınlar arasında. Kişisel e-bülteni Güncel Sanat Bülteni'ni yürütüyor.