Kültür-sanat yayıncılığında yeni nesil bir dijital dergi olan 2yakamag’in hikâyesini, kurucusu ve 2024 Kuluçka Programı katılımcısı Gürer Mut’la konuştuk.
2yakamag: Kültür-sanat yayıncılığında yeni nesil bir arayış

Dijital dünyada okuma ve medya tüketme alışkanlıklarımız değişiyor, her şeyin hızla tüketildiği günümüzde medya da bundan nasibini alıyor. Böyle bir kültür içerisinde insanlara okuduklarının üzerinde düşünmeyi salık veren 2yakamag, 2023 yılında yayın hayatına başladı.
2024 Kuluçka Programı mezunlarından Gürer Mut, 2yaka’nın kurucusu. 2015 yılında Cumhuriyet gazetesinde gazetecilik yaşamına başlayan Gürer, kültür-sanat gazeteciliğine Tayfun Atay’ın yayın yönetmenliğini yaptığı Cumhuriyet Pazar’la başladı ve ardından Cumhuriyet Kitap’ta Turgay Fişekçi ile çalıştı. 2019’da Cumhuriyet‘ten ayrıldıktan sonra Sözcü, BirGün ve Diken gibi internet haber sitelerinin ardından son üç yılını Hürriyet’te geçirdi ve 2023 yılının sonlarına doğru 2yakamag’i kurarak tüm enerjisini buraya vermeye başladı.
“Okur ne istiyorsa onu vermekten daha çok okuru dönüştürmeyi hedeflememiz gerekiyor” diyen Gürer’le 2yaka’nın ortaya çıkış sürecini, medya ile ilgili düşüncelerini, Kuluçka deneyimini ve derginin gelecek planlarını konuştuk.
“Bu medya ekosisteminin çeşitlendirilmesi lazım”
2yakamag nasıl ortaya çıktı? Kuruluşunuzun ardında yatan fikri ve nasıl bir ihtiyaca binaen bu yayını kurduğunuzu konuşabilir miyiz?
Aslında benim aklımda hep bir yayın/platform kurma fikri vardı. Cumhuriyet’ten arkadaşım Canan Coşkun ile birlikte, Rıfat Doğan ve Mehmet Şafak Sarı’nın da katıldığı bakis.org isminde bir platform kurma fikrimiz vardı. Denedik ama olmadı. Sermayesi yoktu, bir şekilde kurulamadı. Ondan sonra da bu projeyi askıya almış olduk. Ama aklımın bir tarafında sürekli “Nasıl bir platform kurmamız gerekiyor?” sorusu vardı.

Bunun ardında yatan motivasyon şuydu: Bu jenerasyona mutlaka farklı bir iş sunmamız lazım. Türkiye medya düzeni içinde bir şeyler oluyor ama herkesin gördüğü gibi işler tersine gidiyor. Medya çalışanları olarak biz bunun hep farkındayız. Neyi daha farklı yapabileceğimizi düşünmeye başladık. Hürriyet’te çalıştığım dönemde arkadaşlarımla bunu sürekli konuşuyorduk. Bu arkadaşların içinde yeni tanıdıklarım da vardı; Diken’de, Sözcü’de, BirGün’de tanıdığım insanlar da… Bunların hepsiyle oturduk ve konuştuk. Bunun sonucunda da 2yaka’nın çerçevesini çizmeye başladık.
Bakis.org projesi masadayken dosya ve özel içerikler üreten bir iş yapmamız gerektiğini konuşuyorduk. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorduk. Günümüzde medyada (ana akımda bile), özel içeriklerin önemi anlaşılmaya başlandı. Demek ki doğru bir şey düşünmüşüz! Ama habercilik alanında alternatifler vardı: Medyascope, Gazete Duvar vb. Dolayısıyla burada bizi farklı kılacak bir şeylere ihtiyaç olduğunu gördük ve buraya gözümüzü diktik.
“Farklı ne yapabiliriz?” diye düşünürken, siyasal dönüşümle birlikte bir şeyin farkına vardık (aslında hep farkındaydık ama farklı bir bakışa sahip olduk diyelim). Türkiye’de ciddi bir kültürel erozyon var. Bazıları bunu kabul etmese de siyasal iktidarın oluşturmaya çalıştığı bir kültürel hegemonya var. Bunu gerçekleştiremediği düzlemde, karşısında siz de güçlü bir cephe öremiyorsanız, ortada bir boşluk doğuyor. Bence böylesi bir boşluk en çok iktidara yarıyor. Bu noktada, tarihsel belleği, kent belleğini tekrar gündeme getirecek, onun üzerine düşünmemizi gerektirecek bir iş çıkarılabileceğini düşündük. Kültürel bellek, edebiyat, tiyatro gibi alanlarda medya alanı için genç sayılabilecek arkadaşlarla bir iş yapmak istedik. Bu dönemin gençliğine, jenerasyonuna ait olacak bir kent, kültür ve bellek çalışması oluşturma amacıyla 2yakamag’i kurduk.

“Bu dönemin jenerasyonuna bir şey vermek”ten kastınızı açıklayabilir misiniz?
Okuma alışkanlığı, farklı bakış açıları… Bizim yeni jenerasyona dergi kültürünü yeniden kazandırmamız gerekiyor. Bu şekilde, 2yaka’nın okur nezdinde kendisine bir yer edinmesini istiyoruz. Türkiye’de aslında ciddi bir dergicilik geleneği var. Genel olarak 60’lı yıllardan 90’ların sonuna değin her alana dair bir dergicilik faaliyeti yapıldığı görülüyor; her alana dair özel içerikler çıkıyordu. İnsanlar, zevklerine göre farklı dergilere kolayca yönelebiliyordu. Yani bu dergicilik kültürü, okurunu kendisi yaratıyordu. Bugün baktığımızda, artık böyle bir ekosistem yok.
Türkiye’de mevcut medya ekosisteminin çeşitlendirilmesi lazım. Her alana dair bir şey üretiyor olmak bence bu yüzden önemli çünkü okur alışkanlığı başka türlü gelişmiyor. Örneğin, bugün sinema ve tiyatro üzerine yapılan değerlendirmelere göz gezdirmek isteyen bir okurun birkaç yayın haricinde fazla bir alternatifi yok. Bu durum, izleyicinin tek tip bir okuma yapmasına neden oluyor.
Bugün podcast gibi formatlar bir platformun içerik çeşitliliğini artırması için önemli araçlardan. Dergi bir bütünse, bu farklı araçların hepsi bu bütünün parçaları. Bunları ne kadar iyi bir araya getirebilirseniz, farklı kitlelere ulaşma imkânınız da artıyor. Ama bizim için başat olan yine de yazılı metin. Şu an kimsenin eskisi gibi okumadığından şikâyet ediliyor; ben farklı düşünüyorum. Bence insanlar okumak istiyor ama okunacak mecra ve içeriğin çok fazla olmaması bir sorun. Mesela, Avrupa ve Amerikan medyasında öne çıkan dergiler, gazeteler ağırlıklı olarak uzun makalelerle dolu. Çünkü Batı’da bunca teknolojik değişime rağmen yazılı basın hâlâ çok ciddiye alınıyor.
Bizde ise işler öyle bir hâle geldi ki, “ünlü isimler okunur” diye bir genel kabul hakim. Dahası, bu nedenle son yıllarda yayın kuruluşları arasında yıldız transfer furyası başladı. Bu bir taraftan da sayısı azalan okuru kazanma savaşı. Dolayısıyla, hiçbir yayın kuruluşunun sadık bir okur kitlesi olmadığı görülüyor. Dahası, kuruluşların bunu sağlamak için çaba sarf ettiğini de ben şahsen düşünmüyorum.
Dolayısıyla, çarpık bir gidişatın olduğu ortada. Biz farklı bir kültürü yaygın kılmak için uğraşıyoruz. Belki bunun adına “Don Kişot’luk” denebilir ama bizim artık kendi yolumuzu ve okur kitlemizi yaratmamız gerektiği açık.
“Kültür endüstrisinin içine sıkıştığımızı düşünüyorum”
2yaka, dijital bir yayın… Kültür-sanat yayıncılığında Ekspress, Argonotlar, ArtDog gibi yayınlar da var. 2yaka, burada sanırım kent ve kültür alanına eğilmesiyle farklılaşıyor. Ama aynı zamanda farklı formatları da kullanıyor. Son dönemde, podcast formatında içerikler yayınlanıyor, video alanında birtakım düşünceleriniz var. Dijitalin sunduğu imkânlar bu alanda üretim yapılmasına nasıl bir katkı sağlıyor?
Reuters Institute’un son raporunda dikkat çekici saptamalar görüyoruz. Medya ekosistemi içinden bakarsak, dijitalleşme bekleneni veremedi. Geçmişten beri gazete, dergi, matbu yayın takip eden okurun da şu an dijitalden istediği verimi alamadığı anlaşılıyor. 5N1K’nın rafa kaldırıldığı bu tabloda, teyitlenmeye muhtaç bilgilerin “haber” diye pazarlandığını veya sokak röportajları üzerinden yayıncılık yapan birçok kişinin ortaya çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla ilginç bir tablo ile karşı karşıyayız.
Bir tarafta okuma alışkanlıkları olan “seçici” bir jenerasyon dijitaldeki bu “kakafoni”den usanmış durumda. Diğer tarafta ise dijital kültürle büyümüş, politik-ideolojik görüşlerini buradan edinmiş, bir şeyleri YouTube üzerinden takip eden, kısacası dijitalleşmenin içinde yetişmiş bir jenerasyonun talepleri var. Bu ikisinin alışkanlıklarını sentezleyecek bir iş, bugünün ihtiyacı gibi görünüyor.
Yeni dijital dönüşümle beraber podcastler önemli. Bakis.org’u kurmak için “cebelleşirken” gazetecilik sürecini bir bütün olarak ele almayı düşünüyorduk. Bir dosya konusu düşünün, “İstanbul’daki kent suçları” diyelim mesela… Yazar da bu hikâyeyi oluştururken başından geçenleri, yaşadığı zorlukları ve bir medya çalışanının bu süreç içerisinde neler yaşadığını podcast yayınına dönüştürecekti. Dolayısıyla, okur yaşananlara yabancılaşmamış olacak ve birinci ağızdan haberin hikâyesini dinleyebilecekti. Bunu aynı zamanda bir video içerik ile destekleyecektik. Yani aklımızda bunların hepsini bir bütün hâlinde okura iletmek vardı.
Biz bunları konuştuğumuz tarih 2019’un başlarıydı ve dijital medyadaki çeşitlilik bu kadar fazla değildi. Bugün ise dijital medya sürekli çeşitleniyor, bunları yapan ekipler de var ve biz de onlardan yararlanıyoruz.
Sitenizde yayınlanan yazılı içerikler genelde uzun okuma metinleri oluyor. Okur alışkanlıkları hızlı tüketim üzerinden şekillenirken bu uzun içerikler hedef kitlenize ulaşmakta zorluk çıkarıyor mu?
Yukarıda da saydığım sebeplerden dolayı, genel okur profiline tezat bir iş yaptığımızı kabul ediyoruz ama her şey de bir günde değişmiyor. Gelinen noktada, “okur ne istiyorsa onu verelim”den daha çok okuru dönüştürmeyi hedefliyoruz. İnsanların izlediği ve dinlediği şeyler üzerine daha uzun düşünmesi lazım. Bu da bir birikimle mümkün olabiliyor.
Bugün çok fazla ürün var ve günün sonunda, beğenilerimizi ve tercihlerimizi algoritmaların yönlendirmesiyle seçtiğimizi düşünüyorum. İlk bakışta abarttığım düşünülebilir ama bunun üzerinde biraz durmak lazım. Özellikle, bugün dijital bir mecrada dolaşırken veya bir etkinliği seçerken tercihlerim konusunda ne kadar söz hakkım var?
Açıkçası, kültür endüstrisinin içine sıkıştığımızı düşünüyorum. Büyük holdinglerin finanse ettiği ve belli kalıpların içine sıkışan kültür hayatının içinde hâlimizden memnunuz. Yıldız isimleri tiyatro sahnelerinde görmek için binlerce lira harcarken, amatör ve yetenekli isimleri göz ardı edebiliyoruz. “Bağımsız” bir ressamın sergisinden izlenimleri yeterince görebiliyor muyuz? Genç bir ressamın kendini gösterebilmesi, sergi açabilmesi için yetenekten ziyade iyi bir galericiyle anlaşması ve dolayısıyla bir çevreye sunulması gerekmiyor mu? Genç bir yazarın keşfedilmesi için neye ihtiyacı var? Kâğıt ve baskı maliyetleri nedeniyle “çok satan” isimlerin tercih edildiği bir düzlemde genç bir yazar kendisini nasıl gösterecek?
Kültür hayatımızı ben bu şekilde görüyorum ve bir ülkede kültürün canlı olabilmesi için biraz “çizgi dışı” olması gerektiğini, avangart ve bohem bir zenginliğin ise kültürel dokuya katkılarının çok daha fazla olacağını düşünüyorum. Bu çizgi dışılığın da medyada görünür hâle gelmesi, üzerine fazlasıyla düşünülmesi ve okunması gerekiyor.
Belki romantik gelebilir ama bunların tartışma zemininin genişletilmesi için gerekiyorsa uzun metinleri okuyalım ve bunlar için yeni tartışma başlıkları ortaya atalım. Değerli olanın biraz da bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü diğer türlüsü, biraz kolaya kaçmak gibi geliyor.
2023 Reuters Dijital Haber Raporu’ndan hatırladığım kadarıyla, medyada “okunma süresi”nin, trafik ve görüntülenmeden daha fazla önem kazanacağı söyleniyordu. Bu da demek oluyor ki, artık en çok trafik alan içeriklerin yanı sıra okuyucuların en çok vakit geçirdiği içerikler de listelenmeye başlanacak. Dolayısıyla, “nitelikli”, okunan içerik “tık” getiren içerikten daha kıymetli hâle gelecek.
“Gazetecilikte en önemlisi de usta-çırak ilişkisidir”
Biraz da ekiple alakalı konuşalım. Çok çeşitli içeriklerin çıktığı 2yaka’da iş ve yayın süreçlerini kaç kişilik bir ekiple yürütüyorsunuz ve ekibin içinde nasıl bir iş bölümü var?
Üç editör ve yedi yazardan oluşan bir sabit ekibimiz var. Bunun haricinde bir de dışarıdan katkı sunan yazar havuzumuz mevcut. Biz en sıkıntılı yoldan gitmeyi seçerek bu işe sermayesiz başladık. Bizi farklı kılan en büyük zenginliğimiz ise insan kaynağımız. Medyadan gelen, zamanla kendi alanlarında uzmanlaşan ve tecrübeli bir ekiple değer yaratmaya çalışıyoruz. Tabii ki, çok büyük sitelerle yarışamayız ama bir yılın sonunda çevremizden gelen eleştirilerin iyi yönde olduğunu ve doğru bir yol izlediğimizi görmek açıkçası beni çok mutlu ediyor. Dışarıdan olumlu yorumlar duyunca tabii ki ekip olarak çok seviniyoruz.
Elbette şunu da biliyoruz; daha yolun çok başındayız. Küçük bir ekiple ve kısıtlı imkânlarla yol alırken biraz da yaratıcı olmanız gerekiyor. Teknolojinin geldiği noktada, dar bir ekip stüdyo kalitesinde podcast yayıncılığı yapabiliyor ve bunları doğru kanallardan yaygınlaştırabiliyor. Bunları 20-30 yıl önce düşünsek saçma gelirdi. Bu anlamıyla teknoloji biz yayıncılara büyük bir alan açmış durumda.
Ama dönüp dolaşıp yine insan faktörüne geliyoruz. Tabirimi maruz görün ama Türkiye bir anlamda genç gazeteci mezarlığı. İletişim fakültelerinden çıkan genç arkadaşlarımız büyük gazetelerde tecrübe edinmek için inanılmaz düşük ücretlere çalıştırılıyor ve bir süre sonra patronun bir sözüyle kapının önüne konulabiliyor. Bu iktidara yakın medyada da böyle, kendisine “muhalif” diyen platformlarda da böyle.
Dolayısıyla, genç arkadaşlara kimse yön göstermiyor veya deneyim aktarmıyor. Bir gazeteci dostum geçtiğimiz günlerde, “Farkında mısın hiç kılavuzumuz olmadı; ne yapıyorsak el yordamıyla yapıyor ve yol arıyoruz” diye bir cümle kullanmıştı. Yıllar önce de Turhan Günay biz Cumhuriyet Kitap’ta çalışırken, “Gazetecilik genç işidir, dinamizm ister. En önemlisi de usta-çırak ilişkisidir” demişti. Bu gelenek çok uzun zamandır terk edilmiş durumda ve bu genç arkadaşların yol gösterenleri yok.
Bunun farkındaysak ve bu şartlar altında yeni bir kültür inşa etmek gibi bir derdimiz varsa; o zaman 2yaka, bir anlamda da “korsan gemisi” olacak. Yetenekli ve bu mesleği gerçekten yapmak isteyen genç insanların pratik içinde öğrendiği, birbirlerine deneyimlerini aktardığı, gösterilmeyeni bulup çıkardığı ve yeri geldiğinde “çizginin dışına” çıkmaktan çekinmediği bir gemiyi inşa edecek.
Bu yıl Kuluçka programına katıldınız. Kuluçka, projenize nasıl bir katkı sağladı?
İşe başlarken teknik eksikliklerimizi gidermek için NewsLabTurkey’in mentorluk programına katılmıştık. Gazeteci olarak yoğun şekilde yazı-çizi ile uğraşıyorduk ama iş teknik meselelere geldiğinde sorunlar yaşamaya başladık. Mesela, podcast yayıncılığını nasıl yapacaktık? İçimizde internet haber sitelerinde SEO çalışması yapan arkadaşlarımız vardı ama bu süreçte ne kadar az bilgiye sahip olduklarını gördük. Keza veri okuma konusunda da aynı şekilde eksiktik. Bunları kuluçka programında aldığımız eğitimlerde, mentorluk oturumlarında öğrendik.
Mikro hibe ise 2yaka’yı daha görünür kılmamıza yaradı. Birçok önemli yazara telif ödeyebildik. Bu sayede yeni insanların önüne çıktık, takipçi sayılarımız ve etkileşimimiz çok hızlı şekilde yükseldi. Bunun sonucunda diyebilirim ki, Kuluçka programından amaçlarımıza ulaşarak ayrıldık.
Kuluçka sayesinde diğer yayıncılarla tanışmak da önemliydi. Bu sayede yeni ortaklıklar kurabildik. Mesela, PodsHuman’ı yayınlayan arkadaşımız Meral Tosun ile birlikte 2025’te “Akademik yalnızlık” üzerine bir podcast projesine başlıyoruz. Sadece çevremizdeki insanlarla bir şeyler yaratmak bile bizim için enfes bir şey. Bu bakımdan program bize çok katkı sağladı.
Mikro hibelerin kötü tarafı ise bitmesi! Şimdi bizim bu süreci nereye evrilteceğimiz sorusu ortada çıkıyor. İşin başında da şunu çok net bir şekilde biliyorduk; bağımsız ve sürdürülebilir bir gelir modeli kurmamız olmazsa olmaz. Kuluçka programları aynı zamanda bu fikirlerin gelişeceği ortamın sağlanması açısından da önemli bir başlangıç noktası. Çünkü insanlar, başlattıkları işi nasıl bir şeye dönüştüreceklerini bilmiyorlar. Hibe programlarının yönlendireceği, tarif edeceği modellerin olması bu anlamda yararlı olabilir.
“Böylesi bir dönemde gazeteciliği sürdürmek bile güzel bir his”
Sosyal medyayı Instagram odaklı kullanıyorsunuz. 2yaka, nasıl bir sosyal medya stratejisi izliyor?
Türkiye’de ve dünyada artık ağırlıklı olarak görsel bir kültür hakim. Televizyon ve ardından sosyal medyayla büyümüş bir nesle metin temelli bir içerik sunuyoruz. Bu ikisini dengeleyen bir mecra olarak Instagram’ı kullanıyoruz.
Yazılı içerikleri sosyal medyada estetik tasarımlarla insanların önüne çıkartmayı hedefliyoruz. Bizim hedefimizde üç mecra vardı, şimdi dört oldu. Instagram başat kullandığımız mecra. Twitter son yıllardaki algoritmasıyla hiçbir şekilde öne çıkamadığımız, yazıları okutamadığımız bir alan. Premium üye olsak bile bu böyle, Musk’ı görebilmek için para verdik galiba. Twitter’a bu yüzden pek ağırlık vermedik.
Facebook bizim için önemli bir mecra çünkü kullanıcılar büyük oranda 40 yaş ve üzeri skalaya oturuyor. Dolayısıyla, okuma kültürünün içinden gelen insanlar burada. Instagram’ı takip edenler arasında da 20-30 yaş arası bir dağılım var. O yaş grubunu da Instagram’da yakalıyoruz. Facebook’a benzer diğer mecra LinkedIn. Bizim hedef kitlemiz biraz daha “beyaz yaka” olduğu için onlara da LinkedIn üzerinden hitap edebiliyoruz.
Bir de nur topu gibi Bluesky’ımız oldu! Bluesky’ın bizim gibi “yeni” ekipler için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır Twitter’a yatırım yapan platformlar, Bluesky’da bizimle beraber sıfırdan başladı. Dolayısıyla durum biraz dengelenmiş oldu.
Kuluçka’dan sonraki süreçte 2yakamag’i sürdürmek için geliştirdiğiniz bir iş modeli, gelir modeli var mı? Bundan sonra nasıl ilerleyeceksiniz?
Artık tek bir gelir kalemine dayanarak yayıncılık yapılamayacağını düşünüyoruz. Bağımsız medya uzunca bir süredir hibelerle ilerliyor ama gazeteciliği hibelerle ilerletmek, gazeteciliğin niteliğini düşürüyor. Küçük medya gruplarının bir finansman modeli belirlemesi lazım. Bu tabii ki kolay bir şey değil. Ancak öte taraftan teknoloji ciddi imkânlar yaratıyor. Örneğin, göze batmayacak, iyi planlanmış bir affiliating marketing (satış ortaklığı) çalışması göz ardı edilmeyecek bir gelir kalemi olabilir. YouTube üzerinden plan yapılabilir. İrili ufaklı her başlık üzerinden bir “eş finansman modeli” geliştirilebilir. Bu yaratıcılığınıza bağlı.
Gelir kaynakları sorunu, çok büyük ana akım gazeteler haricinde, “patron gazetesi” olmayan Cumhuriyet, BirGün, Evrensel gibi gazeteler için de büyük önem taşıyor. Cumhuriyet’i son senelerdeki kâğıt krizi, basın ilan kurumunun durumu çok etkiledi örneğin. Buna karşın medya kuruluşlarının bu gelişmelere karşı direnebilecekleri güçlü ve sürdürülebilir gelir modellerinin olduğundan şüpheliyim.
Dolayısıyla, sadece hibeler veya okurlarla değil kendi öz gücümüz ve yaratıcılığımızla bir şeyler inşa etmemiz ve sürdürülebilirliği böyle kurmamız gerekiyor. Bize uzak bir örnek gibi görülse de Socrates dergisinin çevresinde oluşturulan iş modelini ve oradan gelen gelirlerle yayının sürdürülebilmesini göz ardı etmemek gerekiyor.
İlk etapta bir başlangıç desteğine ihtiyaç olacak elbette ama sadece hibelerle bu iş sürdürülemez. Açık Radyo’nun, Argonotlar’ın modellerini beğeniyor ve takip ediyoruz ama bunun hazır bir reçetesi yok elbette. Bu konuları, 2yaka ekibi olarak kolektif düşünüp sorunları kolektif bir süreçle çözüyoruz. Kendi içimizde ekonomik şeffaflığı da sağlıyoruz. Önümüzdeki süreçte, bu şeffaflığı koruyup aynı zamanda okura da yansıtmayı düşünüyoruz. Bizim gelirimizi, giderimizi, telife ne kadar ödediğimizi, profesyonel masraflarımızı vb. aktardığımız bir şeffaflığı sağlayacağız çünkü bu, okurun farkındalığını da yükseltiyor.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Medyanın içinde var olmak zorlu bir durum. Bir tünele giriyorsun, tünelin sonu belli değil. Tünelin ucundaki ışığı bulmak için koşmaya başlıyorsun. Bir taraftan da bu zorluk, gazeteciliği yeniden sevdiriyor. Böylesi bir dönemde ve şartlar altında gazeteciliği sürdürmek için çaba sarf etmek bile güzel bir his.
Gazetecilikte yaptığınız iş sizi mutlu etmeyince mekanik bir işe dönüşüyor. Ana akımda emeklilik için gün sayan gazeteciler de gördüm, mahkeme koridorlarında fikirlerini savunan gazetecileri de… Ana akımdan nitelikli gazetecilik pek çıkmıyor maalesef. Gazeteciliği yeniden yaratabilecek zemin, aslında şu an içinde bulunduğumuz zemin.
2yakamag’in özgün kültür-sanat içeriklerini Facebook, Instagram, LinkedIn, Bluesky ve X (Twitter) üzerinden takip edebilirsiniz.









