Türkiye’de bağımsız gazetecilik: Sürdürülebilirlik değil, hayatta kalma meselesi

Türkiye’de bağımsız gazetecilik üzerine konuşurken uzun zamandır aynı kavramlara dönüp duruyoruz: kriz, baskı, dijitalleşme, gelir modelleri. Ancak son yıllarda fark ettiğimiz bir şey var: Bu kavramlar artık durumu açıklamakta yetersiz kalıyor. Çünkü mesele, bağımsız medyanın nasıl büyüyeceği ya da nasıl “başarılı” olacağı değil; nasıl ayakta kalacağı.

Saba Çevik ile birlikte hazırladığımız Doğaçlamadan Stratejiye: Bağımsız Medyanın Geleceği başlıklı rapor tam da bu sorudan yola çıkıyor. Çalışma boyunca şunu yanıtlamaya çalıştık: Türkiye’de bağımsız dijital haber medyası için “sürdürülebilirlik” bugün gerçekten ne anlama geliyor?

Sürdürülebilirlik kavramı Türkiye için neden yeterli değil?

Uluslararası literatürde medyanın sürdürülebilirliği çoğu zaman gelir-gider dengesi, dijital büyüme, okur sayısı ya da teknolojik kapasite üzerinden tartışılıyor. Oysa Türkiye gibi siyasal baskının yapısal hâle geldiği ülkelerde bu ölçütler tek başına hiçbir şey söylemiyor.

Raporda gördüğümüz tablo şu: Türkiye’de bağımsız medya için sürdürülebilirlik, ekonomik bir hedef olmaktan çok sürekli müzakere edilen bir hayatta kalma hâli. Hukuki belirsizlik, idari yaptırımlar, lisans rejimleri, reklam piyasasının politik olarak şekillenmesi ve ekonomik kriz, haber odalarının geleceğe dair plan yapma kapasitesini sistematik biçimde aşındırıyor.

Bu nedenle bağımsız medya piyasa koşullarının yanı sıra doğrudan ve dolaylı baskı araçlarıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.

Dijitalleşme yeni bir bağımlılık alanı

Bir başka temel bulgu, dijitalleşmenin Türkiye’de bağımsız medya için otomatik bir özgürleşme alanı yaratmadığı. Aksine, dijital platformlar yeni bir bağımlılık ilişkisi üretiyor.

Algoritmalar, görünürlük rejimleri ve etkileşim baskısı, editoryal kararların doğrudan parçası hâline gelmiş durumda. Hangi haberin öne çıkarılacağı, hangi başlığın atılacağı, hangi konunun “iş yapacağı” artık yalnızca gazetecilik refleksleriyle değil, platform mantıklarıyla birlikte düşünülüyor.

Bu durum, bağımsız medyayı paradoksal bir noktaya sürüklüyor: Devletten görece bağımsızlaşırken, platformlara daha fazla bağımlı hâle gelmek.

Okur geliri neden bu kadar kırılgan?

Türkiye’de bağımsız medyanın en çok konuşulan başlıklarından biri okur destekli modeller. Ancak rapor, bu meselenin yalnızca “okurun ödeme isteği” ile açıklanamayacağını gösteriyor.

Dijital ödeme kültürünün zayıflığı, derinleşen ekonomik kriz ve gelir eşitsizliği, okurun haber için ödeme yapma kapasitesini ciddi biçimde sınırlıyor. Buna bir de siyasal kutuplaşma eklendiğinde, okur-gazeteci ilişkisi giderek daha kırılgan bir zemine oturuyor.

Bu yüzden Türkiye’de okur geliri siyasal ve toplumsal koşullara son derece duyarlı bir destek biçimi olarak işliyor ve istikrarlı bir finansal model olmaktan uzaklaşıyor.

Bağımsızlık bir mülkiyet meselesi değil, bir pratik

Raporda özellikle altını çizdiğimiz noktalardan biri şu: Türkiye’de bağımsız medya, klasik anlamda mülkiyet yapılarıyla tanımlanamaz. Bağımsızlık, bir statü değil; günlük pratiklerle yeniden üretilen bir pozisyon.

Şeffaflık, editoryal sınırların korunması, okurla kurulan ilişkinin niteliği ve gazetecilik etiği, bu bağımsızlığın temel bileşenleri hâline geliyor. Ancak bu bileşenlerin her biri, mevcut siyasal ve ekonomik ortamda sürekli baskı altında.

Peki ne yapılabilir?

Raporumuz kesin reçeteler sunmuyor; çünkü Türkiye’de bağımsız medya için tekil ve evrensel bir çözüm yok. Ancak bazı ortak yönelimler net biçimde ortaya çıkıyor:

  • Gelir kaynaklarını çeşitlendirme ihtiyacı

  • Okurla daha açık, daha dürüst ve katılımcı ilişkiler kurma zorunluluğu

  • Platform bağımlılığını azaltacak alternatif dağıtım ve topluluk stratejileri

  • Dayanışma ve işbirliğini rekabetin önüne koyan modeller

Bunların hiçbiri kısa vadede mucize yaratmıyor. Ama şunu kabul etmek gerekiyor: Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin geleceği, “başarı hikâyeleri”nden çok dayanıklılık pratikleri üzerinden şekillenecek.

Bugün Türkiye’de bağımsız gazetecilikten söz ederken aslında şunu tartışıyoruz: Kamusal bilginin, eleştirel seslerin ve çoğulcu tartışmanın yaşama şansı var mı?

Bu rapor, bu soruya kesin bir iyimserlikle cevap vermiyor. Ama şunu net biçimde söylüyor: Bağımsız gazetecilik hâlâ var ve tüm baskılara rağmen kendine yeni yollar açmaya çalışıyor. Mesele, bu yolların ne kadar daraldığını görmek kadar, onları birlikte genişletmenin imkânlarını da konuşabilmek.


Rapora buradan da ulaşabilirsiniz.

Yazar hakkında

Sarphan Uzunoğlu

NewsLabTurkey Yönetici Direktörü Dr. Sarphan Uzunoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü'nde Öğretim Üyesi Dr. olarak çalışmakta ve uluslararası bazı sivil toplum örgütlerine danışmanlık yapmaktadır.. Ashoka Fellow'u da olan Uzunoğlu, doktorasını Galatasaray Üniversitesi'nde tamamlamıştır ve geçmişte Lübnan Amerikan Üniversitesi Multimedya Gazetecilik Bölümü'nde Öğretim Üyesi Doktor, Norveç Arktik Üniversitesi Medya ve Dökümantasyon Bölümü'nde Doçent Doktor olarak çalışmıştır.