Danimarka hangi mecraların ne şekilde ve hangi kriterlere göre destek alacağını belirleyecek yeni bir model oluşturuyor. Profesör Rasmus Nielsen bunun nasıl işleyeceğini açıklıyor.
Ne, kime, nasıl, hangi temelde, neden verilecek ve sonuç ne olacak? Haberlerin kamu teşviği alabilmesi için yanıtlanması gereken altı temel soru bunlar.
Birçok yerde kamu teşviği, hem siyasi hem de toplumsal destek olmadığı için olası olmayan bir ihtimal, hatta istenmeyen bir durum gibi görünüyor. Olası değil, çünkü bu fikre yönelik ne siyasi ne de toplumsal bir talep var. İstenmiyor, çünkü devlet desteği çoğu zaman medyayı ele geçirme aracı olarak kullanılıyor.
Ancak benim ülkem Danimarka’da, haber içeriklerine halihazırda verilen kamu teşvikleri zaten var; hem de medya özgürlüğü sıralamalarında sürekli en üstlerde yer alan bir ülkede.
Nüfusu 6 milyon olan bir ülke, bireysel haber medyasına her yıl yaklaşık 500 milyon danimarka kronu (yaklaşık 80 milyon dolar) doğrudan nakit desteği sağlıyor. Buna ek olarak, KDV muafiyetleri gibi dolaylı teşvikler yoluyla neredeyse bir bu kadar daha ekonomik destek sağlanıyor ve hem devlet çapında hem de bölgesel kamu hizmeti sağlayıcılarından oluşan bir ağa kayda değer yatırımlar yapılıyor.
Toplamda, Danimarka doğrudan teşvikler, dolaylı teşvikler ve kamu hizmeti yatırımları yoluyla GSYH’sinin yaklaşık %0,2’sini medyayı desteklemek için harcıyor.
Bu tutar, “Forum for Information and Democracy”nin yayınladığı “Gazetecilik için Yeni Bir Uzlaşı?” raporunda önerilen miktarın iki katı ve dünya genelindeki en yüksek destek oranlarından biri.
GSYH’ye oranlandığında, Amerika Birleşik Devletleri’nde benzer bir destek seviyesi yılda yaklaşık 60 milyar dolara tekabül ederdi. Ki 2025 yazına kadar, Public Broadcasting Corporation’ın (Kamu Yayıncılığı Kurumu) federal hükümetten aldığı yıllık destek sadece yaklaşık 500 milyon dolardı. Birleşik Krallık’ta ise bu rakam yılda yaklaşık 7 milyar sterline denk gelirdi. BBC bunun yalnızca yarısını lisans ücretlerinden topluyor; buna ek olarak haber yayıncılarını da kapsayan KDV muafiyetlerinden de faydalanıyor.
Medya teşviklerinde doğal olarak çoğu zaman “ne” sorusuna odaklanıyor; yani haber medyası için verilmesi gereken desteğin kamu fonlaması olup olmadığına. Ancak parasal destek sağlanması, bu paranın nasıl kullanılacağı sorusuna tek başına cevap vermez. Akademik çalışmaların ve danışmanlık raporlarının da gösterdiği gibi mevcut sistemler; yeni girişimciler aleyhine köklü kuruluşları ayakta tutmak, etkisiz ve öngörülemez olmak, aşırı siyasi etki altında kaldıkları için şeffaf olamamak gibi birçok sorunla dolu.
Peki doğrudan medya teşvikleri için bir sistem nasıl tasarlanabilir? Geçtiğimiz yıl boyunca Danimarka hükümeti tarafından tam da bunu geliştirmekle görevlendirilen bir komisyona başkanlık ettim. Raporumuzu yeni yayınladık. Bize siyasi süreç için bir başlangıç noktası üretme görevi verildi, rapor da buna cevap olacak nitelikte. “Ne” zaten belliydi, çünkü mevcut destek seviyesinden hareket etmemiz açıkça istenmişti. Yani verilen teşvik miktarını artırmak mümkün değildi. Geri kalan, kime, nasıl, hangi temelde, neden ve sonuçta ne olacak, sorularının cevabını bulmak bize kalmıştı.
Aşağıda, bu temel sorulara nasıl yanıt verdiğimizi özetleyeceğim. Amacım, çalışmamızın kamu teşviki yoluyla haberi desteklemeyi düşünen başkalarına ilham verebilmesi (bahsi geçecek ilkelerin çoğu hayırseverler tarafından verilen destekler ya da özel fonlamalar için de uyarlanabilir). Burada yazdıklarım komisyonun çalışmalarına dayansa da tüm sorumluluk bana aittir.
1. Kimler destek almalı?
Öncelikle, kimler destek almalı? Medya destek faaliyetlerinde “kamusal yarar için çalışan medya” demek genellikle yeterlidir; nitekim, yakın zamanda bu konu üstüne konuşan bir grup ekonomist de bunu yaptı. Ancak dikkatle belirttikleri gibi, açıklamaları “kamusal yarar medyasının” ne olduğuna dair herhangi bir tanım getirmiyor. Bu etkileyici kavram tıpkı “nitelikli gazetecilik” ifadesi gibi destek hareketlerinde iş görse de tanımlama yapma konusunda eksik kalıyor. Zaten kimse “özel çıkar medyasına” ya da “çöp gazeteciliğe” kamu desteği verilmesini savunmaz. Fakat politika metni belirlenmesi açısından her ikisi de fazla muğlak. Gerçek paranın gerçek kuruluşlara dağıtılması gerekiyorsa, daha işe yarar bir tanıma ihtiyaç var.
Komisyonda, bir haber kuruluşunun desteğe hak kazanıp kazanmadığını belirlemek için sekiz ölçütten oluşan bir çerçeve önerdik:
- Net editoryal kimlik ve sorumluluk: Destek alacak kuruluşların tanımlanabilir bir başlığa ve Danimarka hukukuna göre sorumlu bir genel yayın yönetmenine sahip olması gerekir.
- Bağımsızlık: Destek alacak kuruluşlar siyasi veya ticari etkiden bağımsız olmalıdır; yani kamu otoritelerine, siyasetçilere, siyasi partilere veya çıkar gruplarına ait olamazlar.
- Editoryal kaynaklar: En az iki tam zamanlı editoryal çalışana denk gelecek (bir kısmı serbest çalışan veya gönüllü olabilir) kadroya sahip olmalıdırlar.
- Kamusal hedef kitle: Açık ve net bir şekilde Danimarka hedef kitlesine yönelik olması (herhangi bir dilde hitap edilmesi) ve geniş çapta erişilebilir olması (örneğin, bir derneğin üyeleri veya bir şirketin çalışanları ile sınırlı olmaması) gerekir.
- Güncel gelişmeleri kapsama: Kamuoyunun önem verdiği güncel olayları ele alması gerekir.
- Yayın sıklığı: Bir takvim yılı içerisinde en az 40 kez olmak üzere sık sık yayın yapması gerekir.
- Erişilebilirlik: Yayınlar ücretli olsa bile herkes için erişilebilir olmalı, kamuoyunun belirli bir kesimiyle sınırlı olmamalıdır.
- Haber yayıncılığı temeli: Kuruluşun ana faaliyetinin haber yayıncılığı olması gerekir; reklam amaçlı, çıkar odaklı yayınlar veya esas olarak eğlence, yorum, ürün incelemesi ya da spor odaklı içerikler üreten yayınlar destek alamaz.
Bu ölçütlerin ne sağladığına ve ne sağlayamadığına dikkat etmek gerekir.
İlk olarak, bu ölçütler yeni bir hukuki yükümlülük veya ek siyasi-denetim mekanizması getirmiyor. Bazılarının iddia edebileceği gibi, haber yayıncılarını dolaylı bir lisans mekanizmasına tabi kılmayı amaçlamıyor. Tek yaptığı şey, hangi haber kuruluşlarının destek almaya uygun olduğunu belirlemek için uygulanabilir bir çerçeve sunmak.
İkinci olarak, bu ölçütler belirli bir içerik kalitesi veya belirli bir format üzerinden değerlendirme yapmıyor. Kimse hangi yayın organının “kamusal yarar” taşıdığına ya da içeriklerinin “kaliteli” olup olmadığına karar vermiyor. Böylece hem içerik hem de platform açısından tarafsız bir yaklaşım sağlıyor; genel yayıncılık ile haber medyasını ayıracak makul bir sınır oluşturuyor.
Üçüncü olarak bu model belirli amaçlara veya belirli yayınlara yönelik hedefli destekler için değil, genel destek dağıtımı için bir temel oluşturuyor. Hedef odaklı destekler özel vakıflar veya hayırseverlik için uygun olabilir, ancak komisyona göre kamu fonları için uygun değildir.
Bir vakıf kendi değerleri ve öncelikleri doğrultusunda kimlere destek vereceğini seçebilir. Ama devlet kamu kaynaklarını aynı şekilde dağıtmaya kalkarsa, politikacıların keyfi veya kişisel çıkarlarına göre seçim yaptığı izlenimi, hatta gerçeği, ortaya çıkabilir.
Bunun ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması önemlidir. Birçok kişi, destek alması gerektiğini düşündüğü yayın organlarının “kendi sevdiği” yayınlar olacağını varsayabilir. İster New York Times ve Guardian, ister New York Post ve Daily Mail. Bu sekiz kritere göre, bu dört yayın organı da büyük olasılıkla destek almaya hak kazanırdı.
Sekiz ölçütün çoğu objektiftir. Editoryal kimlik ve sorumluluk, bağımsızlık, editoryal kaynaklar, yayın sıklığı gibi. Diğer ölçütler ise daha fazla yargı ve ölçüm gerektirebilir. Tüm kriterler birlikte uygulanmalıdır ve Danimarka bağlamına uygun olarak Medya Kurulu adlı bağımsız bir yapının kararına dayanmalıdır. Bu kurul, hükümetten ve parlamentodan bağımsız bir kurumdur; destek başvurularını siyasetten uzak bir şekilde değerlendirmek için oluşturulmuştur.
2. Destek nasıl dağıtılmalı?
Bu soruya cevabımız basit: para. Desteğin belirli içerik türlerine, gazetecilik biçimlerine, dağıtım yöntemlerine, “dijital dönüşüm” ya da inovasyon projelerine bağlanması, veya devlet reklamları, resmi ilanlar gibi dolaylı yollarla sağlanması yerine, desteğin büyük kısmının nitelikli haber kuruluşlarına doğrudan nakit desteği olarak verilmesini öneriyoruz.
Bunun üç temel nedeni var:
- Haber kurumları paranın en iyi nereye yatırılacağını bizden daha iyi bilir. Komisyon üyeleri veya politikacılar değil; haber kuruluşları ve gazeteciler kamu ile ilişki kurabilecek şekilde parayı nerede kullanabileceklerini en iyi anlayan kişilerdir. Sürekli değişen rekabetçi medya ortamında, mikro düzeyde yönlendirme girişimleri genellikle verimsiz ve ters etki yaratabilir.
- Kamu desteği son derece esnektir. Kalkınma ekonomistlerinin uzun zamandır gösterdiği gibi, kamu desteğini belirli kalemlere ayırmaya çalışsanız bile, alıcılar genellikle diğer kaynaklarını yeniden düzenleyerek toplam harcamanın kendi önceliklerini yansıtmasını sağlar. Yani siz “şu amaç için kullanın” deseniz bile, sonuçta kuruluşun genel harcama planı kendi ihtiyaçlarına göre şekillenir.
- Nakit sübvansiyonları tamamen şeffaf olabilir. Harcanan para son kuruşuna kadar hesap sorulmasına tabidir. Kamuoyu, kendileri adına sağlanan desteği kimin aldığını ve ne kadar aldığını açıkça görebilir.
3. Destekler hangi temelde sağlanmalı?
Önerimiz, desteklerin her bir nitelikli haber kuruluşunun editoryal işe yaptığı yatırımla ilişkilendirilmesi. Başvuru sahipleri, editoryal yatırımlarına ilişkin denetlenmiş mali verileri sunuyor ve her başvuranın toplam sübvansiyon içindeki payının hesaplanmasındaki ilk adım, tüm başvuranların toplam editoryal yatırımı içindeki payı oluyor.
- Eğer küçük bir yayın organı toplam yatırımın %0,1’ini yapıyorsa, başlangıç noktası desteklerin %0,1’ini almasıdır.
- Eğer büyük bir yayın organı toplam yatırımın %5’ini yapıyorsa, başlangıç payı çok daha büyük olur.
Ancak editoryal yatırım sadece başlangıç noktasıdır. Üç ek adım daha vardır:
- Aşama: Yerel/bölgesel ve bağımsız yayınları avantajlı hâle getirme.
Sübvansiyonların yalnızca “kazanan her şeyi alır” dinamiklerini güçlendirmesini engellemek için, yerel/bölgesel yayınlar ve bağımsız yayınlara öncelik vermeyi öneriyoruz. Bu tür yayınların bildirdiği editoryal yatırımlar için %150 oranında ağırlıklandırma uygun görüyoruz.
Yerel/bölgesel yayınlar haberlerde tekdüzeleşmeyi önlemek ve çeşitliliği artırmak, bağımsız yayınlar büyük medya gruplarının ölçek ekonomilerinden yararlanamayan bağımsız markaların ulusal düzeyde çeşitliliğe katkısını desteklemek için uygun konumdalar. Dolayısıyla, yukarıdaki küçük yayın örneği (0,1% yatırım yapan), eğer yerel veya bağımsızsa, artık teşviklerden 0,1%’in üzerinde bir pay alma hakkı elde ediyor.
- Aşama: Büyük yayınların tüm fonu yutmasını engellemek için üst sınır
En büyük yayınların sübvansiyonun büyük kısmını toplamasını engellemek için, tek bir haber kuruluşunun alabileceği maksimum tutar için mutlak bir tavan öneriyoruz.
- Standart yayınlar için: 12,5 milyon danimarka kronu (yaklaşık 2 milyon dolar)
- Yerel/bölgesel ve bağımsız yayınlar için: 18,75 milyon danimarka kronu (yaklaşık 3 milyon dolar)
Tahminimize göre 150’den fazla haber kuruluşu bu destek için uygun olacak. Bunların en büyük beşi (hepsi ulusal yayın, hepsi büyük medya gruplarına ait ve birkaçı oldukça kârlı) toplam editoryal yatırımın yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Eğer bir üst sınır olmasaydı, teşviklerin de yaklaşık üçte birini alacaklardı. Ancak bu tavan sayesinde, yukarıdaki örnekteki büyük yayınlar (yatırımların %5’ini yapan) toplam teşviklerinin yalnızca yaklaşık %2’sini alabilecek (yerel veya bağımsızsa biraz daha fazla).
- Aşama: Bir kuruluşun kamu fonuna bağımlı hâle gelmesini önlemek
Hiçbir yayın kuruluşunun, yeni bir siyasi çoğunluk tarafından bir anda geri çekilebilecek kamu desteğine bağımlıymış gibi görünmesini veya bağımlı olmasını engellemek için bir kuruluşun editoryal yatırımının en fazla %35’i kadar sübvansiyon alabilmesini öneriyoruz.
(Bunu ABD’de Trump’ın kamu yayıncılığına yönelik yaptıklarıyla karşılaştırabilirsiniz.)
Model karmaşık görünüyorsa, dijital reklamcılık veya dinamik ödeme duvarlarını düşünün. Bunlara kıyasla bu model oldukça basittir.
Modelin önemli bir özelliği de şudur:
- Ayrılmış kamu fonunun tamamı dağıtılır.
- Her yıl bazı yayınlar editoryal yatırımlarını artıracak, bazıları azaltacak.
- Yeni yayınlar sisteme girecek, bazıları çıkacak veya kapanacak.
Model ekonomik olarak stabildir: Yani ayrılan toplam fon sabittir ve her yıl yukarıdaki adımlar temel alınarak uygun yayınlar arasında yeniden dağıtılır.
4. Haber medyası neden teşvik almalı?
Bu, vatandaşların ve onların seçilmiş temsilcilerinin vermesi gereken siyasi bir karardır. Ancak komisyonun görüşü şudur: Doğrudan medya teşvikleri, demokrasiyi destekleyen bir mekanizma; halkın yönetime katılmasını mümkün kılan altyapının kritik bir parçasına yapılan bir yatırımdır.
Bu görüş, Danimarka’da geniş bir siyasi destek görmektedir ve araştırmalar tarafından da iyi biçimde belgelenmiştir. Araştırmalar, eksiksiz ve sorunsuz olmasalar da, haber medyasının toplumun daha bilgili, dayanıklı ve aktif olmasına açıkça katkı sunduğunu göstermektedir.
Haber medyasını desteklemenin tek yolu doğrudan teşvikler değildir. Danimarka’nın özel haber medyasına verilen doğrudan ve dolaylı desteklerin yaklaşık beş katını kamu hizmeti yayıncılığına harcadığını unutmamak gerekir. Bununla birlikte, doğrudan teşvikler haber medyasını desteklemenin önemli bir yoludur. Güçlü, iyi finanse edilen kamu hizmeti medyasına sahip bir ülkede, bu tür teşvikler medya ortamında çeşitliliği ve rekabeti artırmanın bir yoludur.
5. Peki sonuç ne? Ne tür etkiler bekleyebiliriz?
Birinci düzey etkiler büyük ölçüde açık. Haber medyasının editoryal yatırımlarına verilen doğrudan kamu teşvikleri, bu yatırımı teşvik eder ve destekler ve piyasanın tek başına sağlayabileceğinden daha fazla profesyonel haber üretimini mümkün kılar.
Bu çalışmaların kamusal değerini ortaya koyan çok sayıda araştırma vardır. Danimarka modelinin önemli bir özelliği, editoryal yatırım ile alınan kamu desteği arasında doğrudan bir bağ kurmasıdır. Bir medya grubu, politikacılardan destek almasına rağmen haber merkezlerini küçültür veya yayınlarını kısarsa, aldığı kamu desteği hızla düşer ve bu kaynaklar diğer uygun yayınlara aktarılır.
Buna ek olarak, komisyonun önerdiği dağıtım modeli üç mekanizma kullanır:
- Yerel/bölgesel ve bağımsız yayınların yatırımlarını daha yüksek ağırlıkla değerlendirmek,
- Her bir yayın için alınabilecek maksimum destek tutarına mutlak bir üst sınır koymak,
- Genel bir destek üst sınırı belirlemek.
Amaç, siyasilerin veya bürokratların keyfi kararlar vermesini engelleyerek, ki bu tür kararlar “favori seçmek” ya da bazı yayınları kişisel sebeplerle kayırmak gibi görünebilir, desteği mekanik bir şekilde dağıtan bir sistem kurmaktır. Bu model, ticari başarıyı cezalandırmaz, ancak aynı zamanda büyük yayınlara sınırsız kamu kaynağı akmasını da engeller ve hem yerel hem ulusal düzeyde çeşitlilik açısından önemli olan yayınları özellikle destekler.
Danimarka bağlamında, bu modelin bağımsız haber medyasını siyasi etki ihtimalinden koruyan güçlü bir bağımsızlık ilkesi ile çalışabileceğinden eminiz. Tahminlerimize göre sistem, haber kuruluşlarının editoryal yatırımlarının büyük yayınlar için %10’unu, yerel/bölgesel ve küçük bağımsız yayınlar için ise %30’unu finanse edecektir. Bunun, yayıncıların toplam faaliyet giderlerinin çok daha küçük bir kısmı olduğu da belirtmek gerekir.
İkinci düzey etkiler ise doğal olarak öngörülmesi daha zordur. Bazı riskleri öngörerek ele almaya çalıştık; örneğin yukarıda belirtildiği gibi, doğrudan kamu teşviklerinin “kazanan her şeyi alır” piyasalarını güçlendirip büyük markalara yaraması riski. Diğer bazı konular ise teknik detaylara dayandığı için burada açıklanamayacak kadar uzun.
Önerdiğimiz model, içerik miktarı veya erişim üzerinden puanlama yapan, ya da belirli iş modellerine (reklam destekli veya okuyucu gelirine dayalı) bağlı modellerden bilinçli olarak uzak duruyor. Bunun nedeni, eski modellerin istemeden kamusal alakasını yitiren medya gruplarını ödüllendirmesidir.
Bizim hedefimiz, teşvikleri doğrudan editoryal yatırım düzeyinde, yani kamunun içerikle buluştuğu yerde, tek tek yayın başlıkları düzeyinde, konumlandırmaktır.
Bu model başka yerlerde kullanılabilir mi?
Danimarka birçok açıdan ayrıcalıklı bir ülkedir; bu durum haber medyası için de geçerlidir. Yüksek medya özgürlüğü, güçlü kamu hizmeti yayıncılığıyla birlikte var olan çeşitli, rekabetçi ve birçok durumda yenilikçi bir özel haber medyası sektörü, enerjik gazeteciler ve hem özel hem kamu medyasını destekleyen uzun bir siyasi ve toplumsal mutabakat geleneği vardır. Bu unsurların çoğu en iyi ifadeyle diğer ülkelerde mevcut değildir. Ayrıca önerilen modelin dayandığı Medya kurulu gibi belirli idari ve hukuki yapıların da çoğu ülkede bulunmadığını belirtmek gerekir.
Ancak tüm bu koşullar sağlanmış olsa bile, haber medyası için doğrudan destek mekanizmaları tasarlanırken “Ne, kime, nasıl, hangi temelde, neden verilecek, ve sonuç ne olacak?” gibi sorulara hem net hem uygulanabilir yanıtlar verilmesi gerekir. Vatandaşların ve seçilmiş temsilcilerin, iklim krizinden ulusal güvenliğe, sosyal hizmetlerden diğer önceliklere kadar birçok konuda kullanılabilecek parayı medyaya yönlendirmeyi düşünebilmesi için bu soruların cevapları şarttır.
Komisyondaki görevimiz, Danimarka’nın geleceğinde bu işin nasıl yapılabileceğine dair bir model sunmaktı. Umarım yaklaşımımız başka ülkeler için de ilham verici olabilir. Kendi deneyimime göre en zor kısım kamu desteğinin gelecekte medyaya yardımcı olabileceğini gazetecilere, gazetecilik araştırmacılarına veya konferanslarda gazetecilik üzerine konuşanlara anlatmak değildir. Zor olan; vatandaşları, yönetimde söz sahibi kişileri, bürokratları ve diğer siyasi mecraları ikna etmek ve bunu kimin destek alacağı, desteğin nasıl dağıtılacağı, editoryal bağımsızlığa zarar vermeden nasıl uygulanacağı konularında dengeli ve güvenilir bir modelle gösterebilmektir.
Bizim modelimiz, bu dengeyi sağlayacak bir yaklaşım sunmayı amaçlıyor. Danimarka için faydalı olmasını, hatta mümkünse başka yerlerde de kullanılabilmesini umuyoruz.
Bu yazı ilk olarak Reuters‘de yayınlanmıştır.








