Ne Okuyoruz

Editörünüz sizi sansürlemiyor

    0

    NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

    Bu haftanın odağında Glenn Greenwald’un The Intercept’ten istifasını ve istifasının arkasında yatan, özellikle gazetecilik alanındaki herkesin ders alabileceğini düşündüğüm hikâyeyi anlattım.

    “Ne Okuyoruz” bölümünde ise Facebook ve RIAA’nın yazılımlarla kavgası, BBC’nin tarafsızlığı yanlış anlaması ve ABD’de gazetelerin aday destekleme geleneği öne çıkan başlıklardan.

    Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere!

    —Ahmet A. Sabancı

    Kaynak: The Economist

    Bu hafta ne okuduk?

    YAZILIMLARA SAVAŞ AÇMAK

    Geçtiğimiz hafta içerisinde dijital medya ve teknoloji gündemindeki önemli başlıklardan ikisinin ortak noktası bir grubun beğenmediği yazılımları ortadan kaldırma çabasıydı.

    İlk olayın başrolünde Facebook ve NYU Ad Observatory tarayıcı eklentisi var. New York University tarafından yazılan ve kullanılan araştırma amaçlı tarayıcı eklentisi Facebook’taki politik reklamları ve bunlarla ilgili verileri kullanıcıları sayesinde derliyor ve analizini yapıyor. Bu sayede dijital politik reklamlar konusunda daha şeffaf olunmasını sağlıyor. Ne var ki Facebook konuyla alakası zorla kurulabilecek yasaları kullanarak üniversiteyi ve araştırma ekibini tehdit etmeye çalışıyor. Asıl amaçları ise reklam sistemlerini ve arkasında yatan algoritmayı olabildiğince karanlıkta tutabilmek.

    İkinci gelişmenin aktörleri ise ABD müzik sektörünü temsil eden ve dünyadaki en büyük sorunun insanların internetten bir şeyler indirmesi olduğunu düşünen RIAA ve youtube-dl isimli yazılım. Eğer internetten herhangi bir sebeple video indirmeniz gerektiyse youtube-dl’nin adını mutlaka duymuşsunuzdur. Özellikle arşivciler, gazeteciler ve araştırmacılar tarafından kullanılan bu yazılım internetin hemen her yerindeki videoları istediğiniz şekilde indirebilmenize ve kullanabilmenize imkân veriyor. RIAA ise “belki kötüye kullanılıyor olabilir” iddiasıyla Github’a gönderdikleri mahkeme kararı ile yazılımın sayfasını kaldırttı.

    Yine de bu çabanın bir işe yaradığını söylemek mümkün değil. Youtube-dl kendi web sitesi başta olmak üzere birçok farklı kaynaktan erişilebilir durumda. Ayrıca Github’daki bir açığı kullanan yüzlerce kişi, kodun DMCA uyarı yazısının da ekli olduğu versiyonunu kendi hesaplarına kopyaladı. Birçoğu bunu yaparken işin trollük kısmını da unutmadı.

    GAZETELER BAŞKAN ADAYI KONUSUNDA TARAF SEÇMELİ Mİ?

    ABD basınındaki en meşhur geleneklerden birisi gazetelerin seçim zamanlarında bir adayı desteklediklerini açıklamaları. Genellikle kapsamlı bir açıklama ve gerekçelendirme ile yazılan bu destek metinleri, hem gazetenin mevcut koşullar karşısındaki duruşunu gösteriyor hem de okurlarını bilgilendirmeyi hedefliyor.

    Bu yüzden her seçim döneminde ilginç manzaralar oluşabiliyor. Örneğin uzun yıllardır muhafazakâr çizgisiyle bilinen bir gazete olan Union Leader, bu seçimde Biden’ı desteklediğini yazdı. 2016 seçimlerinde Hillary Clinton’ı destekleyen ve bu yılki vali seçimlerinde de Demokratların adayını destekleyen Spokesman-Review isimli gazete ise ilginç bir şekilde Trump’a destek verdiğini yazdı. McClatchy grubundaki 30 gazete ise bu seçimde iki adayla da röportaj şansı bulamadıkları için muhtemelen bir destek yazısı yayınlamayacak.

    Elbette bunların insanların kullandığı oy üzerinde bir etkisi olup olmadığını söylemek zor ama bizim gibi dışarıdan izleyenler için iyi bir gözlem fırsatı yaratıyor. Bir de üstte paylaştığım The Economist kapağı gibi etkili işler görmemizi sağlıyor.

    BBC’NİN “TARAFSIZLIK” ÇABASI İŞLERİ KÖTÜLEŞTİRİYOR

    Geçtiğimiz bültenlerde BBC’nin içerisinde bulunduğu yönetim sorunlarından ve “daha tarafsız” görünmek için yapılmaya çalışılan değişikliklerden bahsetmiştim. Geçtiğimiz hafta yaşanan gelişmeler durumu daha da kötüleştirdi.

    BBC çalışanları için yayınlanan yeni kurallar özellikle sosyal medyayı ve kişisel duruşlarını sınırlandırmayı ve silikleştirmeyi hedefliyor. Bu kurallara göre sosyal medyada gündemdeki politik konularla ilgili yorum yapmaları, kişisel görüşlerini paylaşmaları ve “duyar kasmaları” (virtue signaling) yasaklanmış durumda. Ayrıca kendi kurumlarının yaptığı hatalara ve yanlış işlere dair de bir şey söylemeyecekler.

    Bunlar yetmezmiş gibi, bu kurallar içerisinde BBC çalışanlarının Onur Yürüyüşü ve Black Lives Matter eylemleri gibi “tartışmalı etkinliklere” katılması da yasaklanıyor. Her ne kadar sonrasında “politikleşmediği sürece” Onur Yürüyüşleri yasak değil deseler de ileride yasaklanmayacağına dair bir garanti verilmiyor. Tarafsızlık ile kimliksizliği bir tutan bu hamleler ile BBC yalnızca kendisi için durumu kötüleştiriyor ve daha fazla gazeteci ve çalışanın kaçmasına neden olacak gibi görünüyor.

    JOE ROGAN SPOTIFY’I TEST EDİYOR

    ABD’de podcast dünyasının en büyük ama bir o kadar da tartışmalı isimlerinden birisi olan Joe Rogan’ın büyük bir ücretle Spotify’a transfer edilmesi üzerine yazmıştım. Transfer sonrası en çok konuşulan konulardan birisi Rogan’ın sıkça aşırı sağcı komplo teorisyenlerini konuk alması ve bu iddiaları gündeme taşıması konusunda Spotify’ın ne yapacağıydı.

    Geçtiğimiz hafta Rogan bu konuda sınırları test etmeye karar verdi. 2018 yılında Spotify başta olmak üzere birçok platformdan ırkçılığı, insanları tehlikeye atan komplo teorileri ve daha birçok şey yüzünden yasaklanan Alex Jones, Rogan’ın programına konuk oldu. Bölüm boyunca Alex Jones, her zaman yaptığı gibi COVID konusunda birçok komplo teorisi ve yanlış bilgi paylaşırken Rogan yalnızca zayıf bir kaynak sorma denemesiyle yetindi.

    Spotify Rogan’ın arşivini kendi platformuna taşırken Alex Jones’un konuk olduğu eski bölümleri silmişti. Fakat bu sefer herhangi bir müdahalede bulunmamaya karar vermiş gibi görünüyor. Bu tutarsız duruşun sonu ne olacak merakla bekliyorum.

    İlginizi çekebilir:
    İyi haberler ne kadar lazım?

    KISA KISA

    • Grup mesajlaşma özelliklerini giderek geliştiren Signal, insanları daha kolay davet edebileceğiniz grup linklerini de bu listeye ekledi.
    • Facebook’un reklam hedefleme algoritması, Biden reklamları için Trump reklamlarına kıyasla daha yüksek bir ücret talep ediyor.
    • “Trump karşıtı muhafazakârlar” olarak ortaya çıkan garip oluşum The Lincoln Project yakaladığı ilgiyi bir medya şirketine dönüşerek kullanmaya niyetli.
    • Business Insider, ilginç bir hamle ile 75 milyon dolar karşılığında Morning Brew e-bülteninin çoğunluk hisselerini satın aldı.
    • Fransız gazeteci Théo Englebert, 1994 Ruanda soykırımı şüphelilerinden birisinin yerini nasıl tespit ettiğini anlattı.
    • Google gazeteciler ve araştırmacılar için faydalı olabilecek yeni araçlar duyurdu.
    • Joanne McNeil, Facebook’un uzun zamandır eleştirildiğini ve günümüzdeki sorunların en başından bu yana dile getirilmesine rağmen görmezden gelindiğini güzel bir derleme ile gösteriyor. Listedeki her kitap vaktinizi ayırmaya değer.
    • Twitter’ın içerik ve politik konulara dair duruşunun değişiminde Vijaya Gadde’nin büyük bir rolü var. Bu profil onu tanımak ve Twitter’ın gelecekteki yönünü anlamak için iyi bir başlangıç.
    • New York Times’ın son on yılda normal bir gazeteden dijital bir deve dönüşme öyküsünü detaylı bir şekilde anlatan bu sunum ilginizi çekebilir.

    Hafif Gündem: Medya ve yapay zekâ üzerine her konuşma ve yazının bu videoyla başlamasını istiyorum. Her yeni telefon döneminin geleneği hâline gelen xkcd Phone bu yıl da birçok yeni özellik ile karşımızda.

    Haftanın odağı: Glenn Greenwald ve “editoryal sansür” meselesi

    Geçtiğimiz günlerde medya camiasında gündemi en çok meşgul eden isimlerden birisi Glenn Greenwald oldu. Kendisini Edward Snowden’ın NSA’den sızdırdığı dosyalar ile gerçekleştirdiği uzun soluklu araştırmacı gazetecilik işlerinden ve sonrasında kurduğu The Intercept’ten tanıdığımız Greenwald, geçtiğimiz yıllarda sebep olduğu tartışmalar ve başka sorunlar üzerinden ismini duyduğumuz birine dönüştü.

    Greenwald’un istifasına gelmeden önce buna neden olan süreci de kısaca özetlemekte fayda var. Trump ekibi bir süredir “Hillary’nin e-postaları”na denk bir skandal yaratma çabasındaydı. Son olarak New York Post üzerinden yayınlanan Joe Biden’ın oğlu Hunter’ın e-postaları şeklinde şanslarını denemek istediler. Ancak ne yaptılarsa istedikleri gibi olmadı çünkü medya bu sefer hazırlıklıydı.

    Haberdeki teknik hatalar hemen yakalandı. Olayın bir süredir Rudy Giluani ve Steve Bannon tarafından hazırlandığı ortaya çıkartıldı. Haberdeki birçok diğer sorun doğrudan ortaya serildi. Twitter ve Facebook’un hackleme yoluyla ortaya çıkan verilerin yayılmasını önleme kuralı devreye girerek haberin yayılma hızını kesti. Haberde imzası olan isimlerden birisinin ise Fox News ünlülerinden Sean Hannity’nin yapımcı ekibinden gazeteye nisanda gelmiş olması ve buna rağmen ilk yazdığı haberin bu olması da dikkat çeken bir detay oldu. Diğer kurumlar belgeleri haberleştirmek istediğinde ise sürekli engellendiler.

    Peki tüm bunlar Greenwald ile nasıl ilişkili? Greenwald 2016 yılından bu yana politik duruşunu Demokratlara karşı durmak üzerinden tanımlıyor ve yazdığı tüm haberleri ve yazıları da bu perspektifle sınırlandırıyor. Greenwald yıllar içerisinde giderek iyi yaptığı gazeteciliğini bir kenarda bırakıp kendi politik konumunu savunmak için çabalamaya başladı. Biden e-postaları haberinde de yukarıda yazdığım her şeye rağmen bunların yayınlanması gerektiğini savundu. Bu konudaki savunması da birçok tutarsızlık ve hata barındırıyordu.

    Geçtiğimiz hafta ise kendisine bir Substack açarak The Intercept’ten istifa ettiğini duyurdu. İstifa gerekçesi ise yayının kendisini sansürlediği ve editörlerin bağımsızlığına müdahale ettiğiydi. Olayı bir de yayının kendisinden dinlediğimiz zaman durumun aslında egosunun incinmesinden ibaret olduğunu anlıyoruz. Çünkü Greenwald konuyla ilgili ikinci bir yazı yazmış ve editörü sızıntının kaynağının ve gerçekliğinin şüpheli olduğunu, bu yüzden sızıntı odaklı detayları dışarıda bırakırsa daha iyi olacağını söylemiş. Yani Greenwald editörün işini yapmasını sansür olarak algılıyor.

    İstifasındaki iddiaları ve sonrasında Twitter’da yazdıkları ise kaçınılmaz olarak herkesin aklına mektup meselesini getirdi. Benzer argümanlar ve yaklaşımlar ile dolu olmasının yanı sıra, bunu Substack üzerinden yapması kaçınılmaz bir ilişkinin kurulmasına neden oldu.

    Bu yüzden bu yaşananlara bakıp gazeteciler ve medya çalışanlarının ders çıkarması lazım. Evet, günümüz dijital dünyasında gereksiz eleştiri ve saldırılar oluyor. Ama bu size gelen her eleştirinin sizi bitirmeye çalışanların işi olduğu ya da “cancel culture” yüzünden susturulduğunuz anlamına gelmiyor. Bunu aşmamız lazım.

    Bir dönem iyi işler yapmış olmanız artık dokunulmaz olduğunuz anlamına da gelmez. Hata yapabilir, yanlış düşünebilirsiniz. Bir gazeteci olarak kendinizi gelişmeye açık tutmanız lazım, bu da eleştiriyi kaldırabilmekle mümkün. Ayrıca editörlerinizin değerini bilin. Editörleriniz sizi sansürlemeye çalışan dış mihraklar değil; yaptığınız haberin, yazdığınız yazının daha iyi ve sağlam olmasını isteyen insanlar.

    Eğer tüm bunları yapmazsanız Pulitzer almış büyük araştırmacı gazeteciden, eleştirilince trip atıp sonra da komplo teorisyeni ırkçıların canlı yayınına katılan birisine dönüşmeniz 24 saatten kısa sürüyor.


    Bu bülten Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle yayınlanmıştır.

    Ahmet A. Sabancı
    NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.