Ne Okuyoruz

QAnon ve komplo teorisi tekilliği

    0

    NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

    Bu haftanın odağına QAnon komplo teorisini alarak hem bir komplo teorisinin internet ve dijital medya ile ne kadar güçlü hâle gelebileceğini ve gazetecilerin bu noktada neler yapabileceğini konuşmak istedim. QAnon özelinde de olsa komplo teorilerine dair birçok önemli noktayı ele almaya çalıştım.

    “Ne Okuyoruz” bölümünde ise reklamlar iki ana başlığımızın konusu ama farklı şekillerde. Bunların yanında yine dünya gündeminin önemli başlıklarını bulabilirsiniz.

    Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

    Haftaya görüşmek üzere!

    —Ahmet A. Sabancı

    Bu hafta ne okuduk?

    APPLE FACEBOOK’U NEDEN ÜZÜYOR?

    Söz konusu Apple olduğunda son dönemlerde hemen herkes kızacak bir şeyler buluyor. Bunların bazılarında haklılık payı olsa da söz konusu Facebook olduğunda kızan sadece Facebook oluyor.

    Her geçen gün başta Apple olmak üzere birçok sistem ve yazılımın daha fazla kullanıcı mahremiyeti sağlayacak özellikler getiriyor olması, asıl gelir kaynağı kullanıcıları gözetlemek olanları hiç memnun etmiyor. iOS 14 ile gelecek güncellemeler içerisinde de özellikle reklamların iPhone ve iPad kullanıcılarını takip etmesini daha da zorlaştıracak yenilikler var. Bu da Facebook’un kendisini haksızlığa uğrayan durumuna koymaya çalışmasına ve komik bir duruma düşmesine sebep oldu. 

    Kimileri bunu reklam temelli gelir modellerine karşı bir dayatma gibi düşünse de aslında yaşadığımızın kontrolden çıkan bir sistemin dizginlenmeye çalışılması olarak görmek gerekiyor. Reklam ve gözetim odaklı gelir modelleri ve bunu temel alarak gelişen sistemler internetin birçok sorununda büyük bir rol oynuyor ve bunlardan vazgeçilmesi için biraz zorlamaya ihtiyacımız var. Bunu sadece ekonomik bir mesele olarak görmemeliyiz.

    Ek Okuma: “Gözetim kapitalizmi” adını verdiğimiz ve Google, Facebook ve Amazon gibilerin başını çektiği günümüz koşulları giderek insanları daha fazla rahatsız etmeye başlıyor. Bu konuda birçok farklı kaynağa erişmek mümkün ama eğer bir başlangıç noktası arıyorsanız Cory Doctorow’un ücretsiz olarak yayınlanan yeni kitabı How to Destroy Surveillance Capitalism’i okumanızı tavsiye ederim.

    WAPO’UN DEDİĞİNİ YAP, YAPTIĞINI YAPMA

    Washington Post geçtiğimiz yıllarda hem Trump’ın politikalarına ve manipülasyonlarına karşı net bir yayın çizgisi sergiledi hem de Facebook gibi bu yanlış bilgilerin reklam olarak yayılmasına fırsat yaratanları sert bir şekilde eleştirdi. Özellikle Facebook ve reklamların denetlenmesi konusunda birkaç hafta içerisinde üç baş yazı yayınladı.

    Ama geçtiğimiz hafta içerisinde, Trump’ın tekrar adaylığının onaylandığı RNC sürecinde Washington Post’un internet sitesi Trump kampanyası reklamları tarafından “ele geçirildi”. Girdiğinizde sayfayı neredeyse tamamen kapatan reklamlar tamamen yanlış bilgilerden ve manipülasyon amaçlı sloganlardan oluşuyordu. Yani gazete editörlerinin Facebook’u sorgulamadan yayınladığı için eleştirdiği her şey WaPo’da yaşandı. Kaçınılmaz olarak gazete ağır bir şekilde eleştirildi.

    Gazetenin ticari ve editoryal kısımlarının tamamen bağımsız olması iyi bir şey olsa da bu olay Post için kötü sonuçlara yol açtı. Elbette reklam almak ve bu konuda reklam departmanının bağımsız karar almasına imkân vermek iş yönetimi açısından doğru bir hamle. Fakat bir gazete eğer belirli konularda net bir duruş sergilemişse —ne kadar paraya ihtiyacınız olsa da— işin ticari ayağının da bunu hesaba katarak adım atması gerekiyor. 

    “GELECEĞİN HABERİNİ YAPMAM İSTENİYOR”

    Başlığa aldığım cümlenin tam hâli şu şekilde: “Kariyerim boyunca bana hep geçmişi ele alma görevi verildi. Bir muhabirin işi de budur zaten, bazen henüz biten bir basın toplantısını bazen de onlarca yıl önce üstü örtülen bir cinayeti ele alırız. Şimdi, ilk defa, geleceğin haberini yapmam isteniyor.”

    Bu cümleleri 1976 yılından bu yana New York Times için epidemi ve salgın alanında bilim muhabirliği yapan Donald G. McNeil Jr.’ın yazısından aldım. Koronavirüs üzerine haber yapmanın zorluğunu belki de en güzel şekilde özetleyen cümleler olabilir. 

    İçinden geçtiğimiz sürecin aslında haber olmaya direnen bir konu olduğunu anlamamız gerekiyor. Her şey sürekli evriliyor ve değişiyor, bu yüzden de haberi yapılabilecek kesin bilgilerin sayısı çok az. Buna gazeteciliğin uyum sağlaması da bir anda olabilecek bir şey değil. Bu yüzden üzerine düşünmemiz gereken büyük bir soru var: Geleceği nasıl haberleştirebiliriz?

    DÜNYADA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ RAPORU

    Bu hafta maalesef basın özgürlüğü konusunda dünyanın farklı yerlerinden birçok kötü haber geldi. 

    Belarus’ta birçok yabancı gazeteci farklı gerekçelerle tutuklanıp sınır dışı ediliyor. Rus gazeteci ve politikacı Alexei Navalny’nin zehirlenmesi, Rusya’nın muhalefeti susturma konusundaki çabalarının hız kesmediğinin bir işareti. Brezilya cumhurbaşkanı Bolsonaro, yolsuzluk konusunda soru soran bir gazeteciye “suratını dağıtmak istediğini” söyledi. Tayland devletinin isteği üzerine, Facebook 1 milyon üyesi olan monarşi karşıtı bir grubu sildi. Hong Kong Free Press için çalışmak isteyen İrlandalı bir gazetecinin çalışma vizesi talebi reddedilerek gazete tarafından işe alınması engellendi. Zimbabve’de bir ayı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanmayı bekleyen gazeteci Hopewell Chin’ono aynı zamanda muhalefete karşı baskının sembol isimlerinden birisi. 

    Son olarak pandemiyle birlikte daha da dijital merkezli hâle gelen gazeteciler, daha fazla gözetim ve dijital saldırı riskiyle de mücadele etmek zorunda kalıyor. Maalesef bu saldırılar dünyanın hemen her yerinde sıklığını artırmaya devam ediyor.

    İlginizi çekebilir:
    Stratejik sessizlik, Operation Car Wash, The Bellingcat podcast
    KISA KISA
    • Bazı medya kurumları için Snapchat TikTok’tan daha iyi, çünkü daha fazla editoryal kontrol ve medya için daha uygun bir alan var.
    • Yaz boyunca Spotify’da en çok dinlenen podcastleri merak ediyorsanız ilk 10 listesi burada.
    • Guardian, kendi köşe yazılarının başlığı formatında meme üretmek için kurulan bir siteye gülüp geçmek yerine, telif hakkı davasıyla siteyi kapatmak istiyor. 
    • TikTok Trump’a aldığı karar için dava açarken, market zinciri Walmart, Microsoft’a satın alma konusunda ortak olmaya karar verdi. Anladığım kadarıyla amaçları TikTok üzerinden alışveriş olanağı sağlamak. 
    • Çin’in Uygurlara karşı yaptıklarının üstünü kapatmak için kullandığı “gazeteci turları” aslında durumun ne kadar kötü olduğunu gözler önüne seriyor.

    Haftanın odağı: QAnon neden önemli?

    Komplo teorileri kutuplaşma yaratmak konusunda en iyi araçlardan birisi olabilir. Genellikle inananlar fanatikleşmeye, inanmayanlar ise küçümseyici bir duruşa hızlıca kayabiliyor. Fakat bunları anlamak ve nasıl ortaya çıktıklarını bu iki yaklaşımın ötesinde incelemek zorundayız.

    QAnon bu ihtiyacın en büyük işaretlerinden birisi. 2017 yılında 4chan’de gönderilen mesajlarla başlayan bu komplo teorisi şu anda ABD’de senatör adayları arasında bile inananları olan bir teoriye dönüşmüş durumda. İlk bakışta aslında klişe bir teoriden farksız görünüyor. Büyük bir derin devlet var, bunlar tüm dünyayı yöneten satanist pedofiller ve Trump da bunlara karşı kurtarıcımız. Tüm QAnon mesajları da Trump’ın yakınlarındaki anonim birisi tarafından yazılıyor. Tanıdık geldi değil mi?

    Ne var ki QAnon’u diğer komplo teorilerinden ayıran, aslında basit bir komplo teorisinin ötesine nasıl geçeceğini —kazara ya da bilinçli olarak— bulmuş olması. Bunların başında birçok komplo teorisinin de kullandığı “artırılmış gerçeklik oyunu” hissini yaratmayı başarması geliyor. Bu teoriye inanan insanlar etraflarında olan bitene QAnon perspektifinden bakarak onu anlayabiliyor ve bu sayede ne yapmaları gerektiğine dair bir mesaj da aldıklarını düşünüyorlar. QAnon bunu daha da büyüterek insanların bunu bir politik mücadele oyunu gibi yorumlamasını sağlıyor. Ve her oyunda olduğu gibi bir sonraki adımınız size oyun tarafından söyleniyor.

    QAnon’u özel kılan bir diğer yanı ise bir “komplo teori tekilliği” yaratmayı başarması. Tüm komplo teorileri QAnon içerisinde kendisine yer bulabilir ya da QAnon tarafından yutulabilir. Aşı karşıtları, düz dünyacılar, kıyametçiler, aşırı sağcı ve dindar komplo teorileri… Bunların hepsi QAnon evreninin bir parçası olabiliyor, kendilerini bu teorinin anlattığı dünyanın bir parçası olarak görebiliyor.

    Bu tekilliğin oluşmasında QAnon’a gelene kadar geçirilen sürecin bu komplo teorisi için insanları hazırlamış olduğu gerçeği var. Gamergate, Pizzagate ve Trump’ın seçim kampanyası belirli bir toplumsal algının oluşmasını sağladı. QAnon da bu insanlara taşların yerine oturmasını sağlayacak bir komplo teorisi oldu.

    Tüm bunların bir araya gelmesi, QAnon’un estetik taktikleri ve internetin QAnon başta olmak üzere tüm komplo teorilerine küresel bir yayılma imkânı sağlaması, bu komplo teorisinin internetin ücra köşelerinden çıkıp önce Facebook gibi platformlara, ardından ana akım medyaya kadar sıçramasına sebep oldu. Şimdi de bu komplo teorisine karşı ne yapılabilir diye soruluyor ama bu soruyu yanlış bir şekilde soruyoruz.

    Eğer bir komplo teorisinin —ve genel olarak komplo teorilerinin— ne olduklarını, nasıl bir bireysel ve toplumsal ihtiyaca hitap ettiklerini, neden ve nasıl yayıldıklarını ve temellerini anlamadığımız sürece hiçbir şey yapmak mümkün olmayacaktır. Komplo teorilerine bu sorularla yaklaşmak ve bu şekilde kaynağını anlamak gerekiyor. 

    Komplo teorilerini hem 18. yüzyıla kadar uzanan genel tarihiyle hem de her teorinin özel tarihi ile anlamak, bir bağlam içerisinde incelemek gerekiyor. Ancak o zaman bu teorilere karşı daha gerçekçi ve çözüme yönelik bir yaklaşım geliştirebiliriz. Medya ve gazetecilere de bu noktada düşen sorumluluk büyük. Bu teorileri ve onların etrafında yaşananları olağan bir şekilde ele almak yayılmalarına katkıda bulunma riski taşırken, küçümseyici bir eleştiri ve doğrulama da kamplaşmayı güçlendirebiliyor.

    QAnon belki bir süre sonra sönebilir. Ama bu komplo teorisinin geldiği nokta ve buna imkân sağlayan koşullar, farklı ülkelerde farklı komplo teorilerinin benzer eğilimler göstermesiyle birlikte düşünüldüğünde “fake news” gibi süslü terimlerin bile altından kalkamayacağı bir kırılmanın işareti olma riski taşıyor.

    Ahmet A. Sabancı
    NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.