Ne Okuyoruz

Ön yargılar, dijitalde birleşme dalgası, çevre gazeteciliği

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

“Bu Hafta Ne Okuduk?” bölümünde iki ana tema öne çıkıyor. Birincisi yalan haberler ve kutuplaşmanın gazeteciliğe getirdikleri. Bir yanda ön yargıları yüzünden haberlerin gerçekliğini ayırt etmekte zorlanan diğer yanda ise kutuplaşmanın getirdiği bu ön yargılarla tamamen mizah amaçlı kurulan bir sitedeki haberleri gerçek zannederek ona ayda 6 milyon tıklanma kazandıran okurlar var. Böyle bir ortamda gazeteciliğin kendisini nasıl konumlandıracağı ve daha da önemlisi bu ön yargılara ve kutuplaşmalara karşı ne yapacağı büyük önem kazanıyor.

İkinci tema ise dijital yayıncıların birleşmeye dair fikirlere giderek daha sıcak bakıyor olması. İster yayın için kullandıkları platform olsun ister büyük teknoloji devlerine karşı güç kazanmak için şirketlerin birleşmesi olsun; özellikle ABD’deki dijital yayıncılar giderek birlikte hareket etmeye daha sıcak bakıyor. Bu akım kısa ömürlü bir moda olarak da kalabilir, yayıncılığın kalıcı bir parçası da olabilir. 

“Haftanın Odağı”nda ise konumuz çevre gazeteciliği. İklim krizi ve çevre sorunları giderek uzak bir mesele olmaktan çıkıyor ve hayatımızı ciddi bir şekilde etkiliyor. Bu koşullar içerisinde bizler için bu alanda çalışan ve yazan gazetecilerin önemi de artıyor. Ancak onların yaşadıkları zorluklar ve aslında çevre konusunda yazmanın ne kadar zorlayıcı olabileceğini herkes göremeyebiliyor. Bu yüzden bu hafta bu konuya dikkat çekmek istedik.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

ÖN YARGI DOĞRU VE YANLIŞI AYIRMAYI ZORLAŞTIRIYOR: Son birkaç yıldır “fake news” ve politik kutuplaşmanın getirdiği en önemli sorunlardan birisi insanların gazetecilere ve basına karşı ön yargılar üretmesi ve güven sorunu yaşamaları. Bu ön yargının en önemli nedeni hem okurun hem de yayınların aşırı ideolojik yaklaşımlara sahip olabilmeleri. ABD’de yapılan güncel bir araştırma, bunun aynı zamanda okurların doğru haberle yanlış olanı ayırt etmesini zorlaştırdığını da gösteriyor.

Yaklaşık 5.000 kişi üzerinde gerçekleştirilen araştırmada özellikle öne çıkan birkaç önemli nokta var. Bunlardan ilki, “Haber denildiğinde aklınıza gelen ilk şey nedir?” sorusuna verilen cevaplar: %62 “yalan, sahte, güvenilmez” ve hatta kimi hakaretleri sıralarken yalnızca %38 daha pozitif cevaplar vermiş. Ve negatif yaklaşanlar ile pozitif yaklaşıma sahip olanlar arasında yapılan testlerde, sahte haber başlığını ayırt etme ya da bir metnin hangi haber türüne ait olduğunu anlama oranları pozitif yaklaşanlarda hep daha yüksek çıkmış.

Basına karşı tamamen ideolojik bir tavır alma, haberlerin hepsine propaganda ya da özel bir amaca hizmet edecek araç gözüyle bakma durumu maalesef ciddi bir körleşmeye ve kutuplaşmanın daha da güçlenmesine neden oluyor. Bu çalışma da bunu ortaya seriyor.

SEÇİM VERİLERİ NASIL DOĞRU KULLANILIR?: Türkiye’de basının veriyle arasındaki ilişki oldukça kısıtlı. Aslında çok kullanışlı olabilecek ve seçimlerin ötesinde de haberler için değer taşıyan seçim verileri bile yalnızca bol efektli grafikler olarak kalıyor haber sitelerinde. Oysa bu verileri çok daha kullanışlı hâle getirmenin türlü yolları var. Buna yeni ve güzel bir örnek de Politico Civic projesi.

Proje özetle seçimler ve buna bağlı her türlü demografik veriyi bir araya getiriyor ve oldukça esnek tasarlanan sistem sayesinde sayısız farklı kullanım yolu karşınıza çıkıyor. Seçim verileriyle demografik analizler yapabilir, bu verileri coğrafi ya da farklı eksenler üzerinden inceleyebilir ya da tamamen yeni bir şeyler deneyebilirsiniz. Sistemin tamamen açık tasarlanmış olması bir yana, bu uygulamaları kendi sitenizde ya da projelerinizde özgürce kullanabiliyorsunuz. Politico Civic her anlamda faydalı ve kullanışlı bir veri projesi nasıl yapılırın örneği olmuş. Projeye dair daha fazla detayı, geliştiricisinden dinleyebilirsiniz.

YAYINCILAR TEKNOLOJİDE ORTAKLAŞMALI MI?: Eğer bir dijital platform kurduysanız ya da bu alanda çalıştıysanız, tüm bu yayınların altyapısını oluşturan teknolojilerin dışarıdan geldiğini biliyorsunuzdur. Söz konusu Türkiye olduğunda ise bu platformlar genellikle WordPress ve Drupal oluyor. Ancak bu teknolojiler her ne kadar bu amaçlara uygun geliştiriliyor olsa da, genellikle gazetecilerin ihtiyaç duyacağı yenilikler ya da ani sorunlara çözümler konusunda başkasının adım atmasını beklemek zorunda kalıyorsunuz. Ya da Vice gibi büyük bir bütçeniz varsa, kendiniz için bir yayın platformu inşa ediyorsunuz.

Vice’ın 2012-2017 arasında CTO’luğunu yapan Jesse Knight, NiemanLab’de bu sorun ve son zamanlarda bu alanda yaşanan gelişmeler üzerine yazmış. Yazıda özellikle büyük kurumların her birinin kendi platformunu inşa etmesini “tıpkı her plak şirketinin kendi iTunes ya da Spotify’ını kurması gibi” diye özetleyen Knight, bu konuda ortak bir çalışmanın şart olduğunu söylüyor. Farklı yayıncılar tarafından üretilen Arc, Chorus ve MediaOS gibi platformlar üzerine konuşan Knight, yazının sonunda ortak bir platformda buluşmanın hem tüm yayıncıların Facebook ve Google gibi şirketlerin onları etkileyecek değişikliklerine daha hızlı cevap verebilmelerini hem de teknoloji geliştirme kısmına daha az kafa yorup içerik üretmeye odaklanmalarını sağlayacağını söylüyor. Elbette böyle bir durumun potansiyel bir tektipleştirme riski de var ama gazeteciler için üretilen, gazetecilere ait bir sistem çok fazla artıyı beraberinde getirebilir.

İlginizi çekebilir:  Facebook, Blockchain, kaplumbağalar ve bunların gazetecilikle ilişkisi

GÖRDÜĞÜNÜZ HER ŞEY YALAN: Elbette her şey değil ama en azından Washington Post’un haberine konu olan Facebook sayfasındaki her paylaşım yalan. Christopher Blair’in ABD’deki 2016 seçimleri sırasında arkadaşlarıyla şaka olsun diye kurdukları America’s Last Line of Defense isimli Facebook sayfası ve web sitesi, genellikle “California’da Şeriat İlan Edildi” gibi tamamen gerçek dışı ve onlar için eğlenceli haberler üretip internete salıyor. Ancak kutuplaşma başta olmak üzere birçok etken sitenin ayda 6 milyon ziyaretçi almasına sebep olmuş. Blair, “Ne kadar radikalleşsek de, abartsak da insanlar gelmeye devam ediyorlar,” diyor. Yukarıda bahsettiğimiz ön yargının gerçek ve yalanı ayırt etme üzerindeki olumsuz etkisi bu sonucun temel sebeplerinden birisi.

Bu haberi önemli kılan birkaç nokta var. Bunların başında bize bu tarz sitelerin ve Facebook sayfalarının nasıl ortaya çıktığı ve büyüdüğü üzerinde kapsamlı bir içgörü sunması. İkinci önemli nokta ise söz konusu gazetecilik olduğunda ideolojik kutuplaşmanın nasıl her şeyi ters yüz edebileceğini göstermesi. Eğer gerçekleri, etrafımızda olan bitenleri öğrenmek için kullandığımız kaynaklar ideolojik tatminimizin bir parçası hâline gelirse ve haber tüketimimizi bu tatmine göre şekillendirmeye başlarsak, böyle bir sonuçla karşılaşmamız kaçınılmaz. Bu belki de günümüzde gazetecilerin ve bu alanda çalışan herkesin dikkat etmesi gereken en önemli nokta.

DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR – BUZZFEED: Dijital yayıncılık dediğimizde akla ilk gelen isimlerden birisi BuzzFeed. Eskiden listeleri ve testleriyle ünlüyken şimdi ciddi araştırmacı gazetecilik işleri yapıyor, Netflix için haber programı çekiyor ve bir yandan da kendi markalarına ait mutfak ürünleri satıyorlar. Neredeyse her alanda üretim yaptıklarını ve dünya çapında en büyüklerden birisi olduklarını söylemek mümkün. Ama tüm bunlara rağmen, CEO Jonah Peretti, New York Times’a dijital yayıncılıktaki diğer rakipleriyle birleşmelerinin bir ihtimal olduğunu söylemiş.

Gerekçesi de düşünüldüğünde oldukça makul. Her ne kadar dijital yayıncılar kendi platformlarını ve sitelerini kursalar da, söz konusu yayılmak olduğunda Facebook, Google, Netflix gibi şirketlerle masaya oturmak zorunda kalıyorlar. Böyle bir durumda dijital yayıncıların tek başlarına pazarlık yapmaları her zaman kolay olmayabiliyor. Ama bir araya gelir ve tıpkı Google ve Facebook gibi dev şirketlere dönüşürlerse, daha sıkı bir pazarlık yapma şansları olabilir. Tabi böyle bir birleşmenin başka nasıl yan etkileri olur bilinmez ama görünen o ki ABD’deki dijital yayıncılık camiası bu konu üzerine kafa yormaya devam edecek.

Haftanın odağı: Çevre gazeteciliği

Çevre ve iklim konusu, her geçen yıl giderek daha hayati bir önem kazanıyor. İklim krizinin sonuçlarını her yıl daha net bir şekilde görmeye başlıyoruz ve bu konuda önlem alınmadığı sürece, önümüzdeki yıllarda hayatımızı ciddi bir şekilde değiştirme ihtimaline sahip. Böyle bir durumda gazetecilerin bu konuya odaklanmaları ve bu alanda olan bitenler hakkında daha fazla yazmak istemeleri de kaçınılmaz.

Ancak çevre ve iklim üzerine yazmak tahmin ettiğimiz kadar kolay bir iş değil. Her ne kadar herkesin tarafsız bir şekilde destekleyeceği ya da bu alanda hemfikir olacağını düşünsek de, politik sebeplerle iklim krizinin reddedilmesi ya da ekonomik çıkarlarına ters geldiği için şirketlerin bu konularda çok ses çıkmasını istememesi bu alanda çalışmayı zorlaştıran etkenlerin başında geliyor. Yaşadığımız gezegenin içinde bulunduğu riski yazmak isteyen kişiler kimi zaman ciddi riskler almak zorunda kalabiliyorlar. Yaşadıkları baskı, ciddi psikolojik sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle çevreyi tehdit eden konularda devletler ve özel şirketlerin bir arada hareket ettiği durumları açığa çıkartan gazeteciler için bu risk ve baskı katlanarak artabiliyor.

Bu haftanın odağı olarak çevre gazeteciliğini seçtik ve sizler için bu alanda çalışan gazetecilerin yaşadığı riskleri anlatan ve aynı zamanda çevre gazeteciliğinin neden önemli bir alan hâline geldiğini gösteren linkleri derledik.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.