Sosyal Ağ ve Kitle

İnternet ekseninde mekân anlayışı ve bilgi coğrafyaları

0

Hayatımızın rutinini oluşturan çevremiz; binalar, yollar, parklar, şehirler artık sadece beton ve taş gibi materyallerden ibaret değil. İnternet ile tüm bu mekânlar ve daha fazlası toplu olarak dijital dünyada yeniden inşa ediliyor. Dijital dünyanın materyalleri ise fiziksel dünyanınkilerden çok farklı. Bu dünyanın binaları, yolları, parkları ve şehirleri taş, toprak yahut betondan değil veri, kod ve bilgiden oluşuyor. Bu dünyanın işçileri, yani bizler, ise herhangi bir ücrete talip olmadan inşa etmeye son sürat devam ediyoruz.

Konum bilgisinin dijitalleşmesi

Konuma duyarlı yazılımlar ve GPS (Global Positioning System) teknolojisi, mobil cihazlar aracılığıyla dünya üzerindeki yerimizin anlık belirlenmesi ve buna dayalı servislerin geliştirilmesi konusunda dönüm noktası oldu. Sahip olduğumuz telefonlar ve navigatörler yaşadığımız şehirlerde konum ve yön tayini gibi kolaylıklar sağlar duruma geldi. Fakat sosyal medyanın ve internet tabanlı çevrim içi ağların eksikliğinde konum teknolojileri yaşadığımız dünyaya kolaylaştırıcı etkisi bulunan birer uzantıdan ibaretti. Navigasyon ekranları aslen, dijitalleştirilmiş haritaydı ve fiziksel çevremizin piksel üzerinden görselleştirilmesinden öteye geçmiyordu.

Kendi mutfaklarında geliştirilen konum teknolojileri, 90’lı yılların ortalarından itibaren internet üzerinden sağlanan servislere dahil edilerek kullanılmaya başlandı. 1996’da MapQuest internet üzerindeki ilk haritalandırma servisi olarak ortaya çıktı. 2004 yılında Google, bir harita yazılım şirketi olan Where 2 Technologies’i satın alarak Google Maps’i kurdu ve internet üzerinden konum hizmetleri vermeye başladı. Yine aynı yıl, internet üzerinden haritalandırmanın Vikipedi’si olarak gösterilebilecek OpenStreetMap projesi Steve Coast tarafından hayata geçirildi. 2000’li yılların ortalarından itibaren yayılmaya başlayan Facebook, Twitter, Flickr, Instagram gibi sosyal ağ platformları da zamanla bünyelerindeki içeriklere eklenebilen coğrafi etiket özellikleri getirdi. Bu sayede, bu platformlarda üretilen fotoğraf ve metin gibi içeriklerin dünya üzerinde nerede konumlandığı da görülebilir ve dahası veri olarak toplanabilir hâle geldi. Mobil teknolojilerin gelişmesi ve mobil cihazların kullanım oranlarının artmasıyla Swarm ve Foursquare gibi bazı sosyal uygulamalar tamamen konum paylaşımı üzerinden geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Yine, Vikipedi ve OpenStreetMap gibi yaygın kullanılan, gönüllü içerik sağlama esasına dayalı ansiklopedik platformların bünyelerindeki içerikler de konumsal olarak etiketlenebilir duruma getirildi. Bu sayede bu platformlar üzerinden üretilen ve paylaşılan içeriklerin konumları tespit edilebilir ve işlenebilir veriler hâline geldi.

Bilgi ve verinin lokalde birikimi

Konum servisleri sosyal ağlara entegre oldukça, internet üzerindeki sağlanan haritaların niteliği temel ölçüde değişmeye başladı. Günümüzde, internet üzerinde faaliyet gösteren haritalandırma servisleri zamanla belirli bir bölgeye has bilginin direkt olarak elde edilebildiği coğrafi kütüphaneler olarak karşımıza çıkıyor. İnternet ve sosyal ağlar beraberinde gelen kümülatif bilgi akışı eski navigasyon teknolojilerinin piksel tabanlı haritalarını yalnızca görselleşmenin ötesine geçirerek devasa verilerin gömülü olduğu dijital ortamlar hâline getirdi. Bu dijital ortamlar, internet çalışmaları literatüründe internet alanları ile materyal alanların bir araya geldiği “hibrit alanlar” (1) ya da “şehirlerin dijital katmanları” (2) olarak adlandırılmaya başlandı.

Anlatılanlara bir örnek olması açısından İstanbul’daki Sultanahmet Meydanı’nı ele alalım. Bilindiği üzere Sultanahmet Meydanı, konumu itibariyle İstanbul’un en önemli tarihi ve kültürel eserlerinin kesişim noktasında bulunuyor. Fakat, yukarıda bahsedilenlerden hareketle Sultanahmet Meydanı artık sadece fiziksel bir coğrafyadan ibaret değil. Buna ek olarak, konum odaklı sosyal ağlar üzerinden birçok farklı insan tarafından sağlanmış veri ve bilgilerden oluşan dijital bir izdüşümü mevcut. Bu dijital ortam çıplak gözle görülebilir değil. Sultanahmet Meydanı’nın dijital izdüşümüne ulaşmak isteyen birinin yapması gereken doğru çevrim içi ve çevrim dışı araçları kullanmak. Örneğin, bir bilgisayar ile Sultanahmet Meydanı’nı Google Maps sitesi üzerinden arattığınızı düşünelim. Karşımıza çıkan iki ana pencereden bir tanesi meydanın genel özellikleri, ziyaretçilerin yorumları, ziyaretçi fotoğrafları, meydanın adresi, saat bilgileri, popüler saatleri, Vikipedi sayfası gibi birçok bilgiyi sunarken, diğeri de meydanın interaktif bir harita üzerinden kuşbakışı konumunu, çevresindeki diğer yapı ve coğrafi konumları gösteriyor. Bu yapı ve coğrafi konumlarının dijital izdüşümleri, aşağıdaki görselde de görülebileceği üzere (örn. Yerebatan Sarnıcı, Çukur Çeşmesi, Örme Dikilitaş, vs.) coğrafi etiketler üzerinden sosyal ağ kullanıcıları tarafından sağlanmış veriler ve bilgilerle inşa ediliyor. Örneğin, güzel bir İstanbul gezisi esnasında Instagram üzerinden Sultanahmet Meydanı etiketli bir gönderi paylaştığınızda, TripAdvisor’daki ilgili bir yorumunuzda, Swarm’da kendinizi Ayasofya’da gösterdiğinizde yahut ara sokak ve kafeler hakkındaki izlenimlerinizi Flickr ya da Twitter üzerinden paylaştığınızda İstanbul’un dijital izdüşümünün inşa edilmesine katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Zira belirli bir coğrafi etikete sahip tüm paylaşımlar, o coğrafi noktayı oluşturan veriler olarak dijital ortamda yerini alıyor. Bu coğrafi veriler (en azından kullanıma açık olanlar) kullanıcıları tarafından sürekli verilerle beslenen internet haritalandırma servisleri üzerinden tüm dünyadaki insanların lokalde gömülü bilgiye ulaşabileceği devasa coğrafi kütüphaneler olarak karşımıza çıkıyor.

Google Maps’de Sultanahmet Meydanı

Bilgi coğrafyaları: Temsil problemi

Peki tüm bunlar neden önemli? İnternet ile ortaya çıkan hibrit alanlar, şehir ve yapılar gibi coğrafi unsurların dijital izdüşümleri nelerin göstergesi olabilir? Milyon dolarlık altyapı çalışmaları ve internet kullanıcılarının bilerek ya da bilmeyerek sağladıkları verilerle ortaya çıkan coğrafi etiketli dijital bilgi yığınları nasıl okunmalı?

İlginizi çekebilir:  10x Content: Kaliteli içeriği duymuştuk, olağanüstü içerik nedir?

Tüm bu gelişmeleri mahremiyet, gizlilik, eşitsizlik, internet ekonomisi, sosyal ağların toplumsal düzeyde yansımaları gibi birçok başlık altında değerlendirmek mümkün. Fakat, temelde tüm bu gelişmeler konumsal medya olarak adlandırılabilecek yeni bir medya ortamına sebebiyet vermesi açısından oldukça önemli. Coğrafi mekânların internet üzerinden verilendirilmesiyle ortaya çıkan dijital izdüşümleri, başlı başına o mekânlara has medya ortamlarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Bununla beraber, diğer tüm medya ortamlarında olduğu gibi, konumsal medya söz konusu olduğunda algılar ve temsil konuları önem kazanıyor. Konumsal medya üretimi imkânlarının yetersiz olduğu coğrafi bölgeler, hâliyle temsillerini ifade etmek açısından da problemler yaşıyor.

İnternet kullanımının ve dijital ortamlara ulaşmanın dünya nüfusunun yarıdan fazlası için oldukça zor olduğu günümüz koşullarında, konumsal içeriklerin coğrafi eşitsizliğini göstermesi bakımından aşağıdaki görsel önemli bir örnek. Oxford İnternet Enstitüsü tarafından hazırlanmış bu görselde, Vikipedi’ye yazılan İngilizce içeriklerin dünya üzerindeki yoğunluğu coğrafi bölgelere göre haritalandırılmış. Görülebileceği üzere, Avrupa, Kuzey Amerika, Güneydoğu Asya gibi bölgelerde Vikipedi’ye İngilizce içerik sağlama oranı oldukça yüksekken Afrika, Kuzey Asya ve Latin Amerika’nın büyük bölümü gibi bölgeler oldukça karanlık. Bu bağlamda, yüksek oranlı bölgelerin dijital izdüşümleri verilerin o bölgelerden daha yüksek düzeyde sağlanması nedeniyle karanlık bölgelere göre çok daha kapsamlı. Buna bağlı olarak, Vikipedi gibi ansiklopedik amaçlar taşıyan ve evrensel olma iddiasında bir platformdaki dijital bilgi üretiminin aslında belirli coğrafyalarla sınırlı olması da temsil açısından önemli bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Temsil oranı düşük bölgelerin maddi durum açısından kısıtlı imkânlara sahip bölgeler olması, sorunun aslında yapısal nedenlerden kaynaklandığının da bir göstergesi.

Konumsal medya çatışma alanı olursa

Konumsal medya üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Oxford İnternet Enstitüsü’nden Mark Graham, geçtiğimiz yıllarda basılan ilgili bir makalesinde[3] belirli bir coğrafyanın veri ve bilgi birikimi ile dijital izdüşümünün ortaya çıkarılması sürecinin her zaman sorunsuz olmayabileceğinin altını çiziyor. Vikipedi hakkında yaptığı çalışmalardan hareketle Graham için Kudüs hakkında yazılmış içerikler oldukça önemli bir örnek. Buna göre, Kudüs hakkında Vikipedi’ye yazılmış Arapça, İbranice ve İngilizce içerikler dünyamızdaki çatışmalı bölgelerin dijitale dönüşümünde de çatışmanın aktarıldığını gösteriyor. Beklenildiği üzere, Kudüs hakkında yazılmış İbranice içerikler şehrin İsrail’e ait olduğunu ifade ederken, Arapça yazılmış içerikler şehrin Filistin’in bir parçası olduğu vurgusunu yapıyor. Graham’a göre, İngilizce yazılan içerikler söz konusu olduğunda iki görüş arasındaki temsil yarışı oldukça şiddetli bir şekilde karşımıza çıkıyor. Zira Vikipedi’deki İngilizce içeriklerin dünya çapında ulaşılabilirliğinin yüksek olması, durumu temsil noktasında oldukça kritik hâle getiriyor. Aşağıdaki görselde de görüldüğü gibi, İsrail ve Filistin coğrafi bölgeleri arasında Vikipedi’ye içerik üretimi oranları arasındaki fark oldukça fazla. Kudüs söz konusu olduğunda, İbranice içeriklerin Arapça olanlara oranla oldukça fazla olması bölgenin dijital izdüşümünün de nasıl inşa edildiği hakkında önemli fikirler veriyor.

İsrail ve Filistin Bölgelerindeki İbranice ve Arapça Vikipedi İçeriği Oranı

İnternet ve sosyal ağların konum teknolojileri ile birleşmesi konumsal medya olarak adlandırabileceğimiz yeni bir medya ortamına yol açtı. Bu ortam temsil odaklı bazı problemler başta olmak üzere birçok gelişme açısından tartışılıyor. Bu bağlamda, Graham’a göre Kudüs örneği, belirli bir coğrafyanın farklı insan grupları tarafından konumsal medya üzerinden farklı dijital izdüşümlerinin ortaya çıkarılabileceğinin bir ifadesi olması açısında oldukça önemli. Ancak konumsal medya sadece bir çatışma alanı değil. İnternet, kullanıcıları tarafından sağlanan veriler ve bilgilerle yaşadığımız coğrafyaların dijital izdüşümlerini barındıran devasa bir ortam. Bu açıdan düşünüldüğünde, konumsal medya gelecekte önemi gittikçe artan bir bilgi edinme ve aktarma aracı olabilir.

1) De Souza e Silva, “Net Locality: Why Location Matters in a Networked World“, 2006.

2) Graham, “Digitally Augmented Geographies“, 2013.

3) Graham, “The Virtual Dimension”, 2013.

Ali İhsan Akbaş
Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Şimdiki adıyla İzlemedeyiz Derneği’nin Doğruluk Payı projesi bünyesinde içerikler yazdı ve çeviriler yaptı. Çeşitli dergi ve projelerde sosyal medya editörlüğü görevini üstlendi. Uppsala Üniversitesi'nin Dijital Medya ve Toplum programında yüksek lisans yapıyor. Dijitalleşme ile beraber internetin politik ve sosyal süreçlere etkileri üzerinde çalışıyor.