Ne Okuyoruz

Herkesin gazetecilik etiği kendine mi?

    0

    NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

    Gazetecilik etiği üzerine tartışmalar daima mesleğin ve alanın bir parçası olacak. Fakat bu konuda neden farklı yaklaşımların olduğunu ve bu farkların önemini anlamak gerekiyor. “Haftanın Odağı”na bir soruyu koyarken amacım bu farkı anlatmak.

    “Ne Okuyoruz” bölümünde ise Silikon Vadisi gündemi ele geçirdi diyebilirim. Farklı şirket ve platformların yaptıkları gündemin önemli bir kısmını oluşturdu.

    Bültenle ilgili görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

    Haftaya görüşmek üzere!

    —Ahmet A. Sabancı

    Bu hafta ne okuduk?

    THE OUTLINE’IN ARDINDAN

    Severek takip ettiğim ve kapanma haberini önceki bültenlerde de yazdığım The Outline’ın ardından birçok şey yazıldı. Hem başarısı hem kapanmasına giden süreç konuşuldu. Ama en çok bu ilginç yayının karakteri —ya da olmayışı— medya camiası içerisinde bir tartışma konusuydu.

    Bu hafta sitenin editörlerinden Jeremy Gordon, kendi perspektifini ve tecrübelerini Columbia Journalism Review için kaleme almış. Yazı The Outline’ın işleyişini, içeriden nasıl göründüğünü ve orada çalışanlar için ne ifade ettiğini etkileyici bir şekilde anlatıyor. The Outline’ı hiç okumamış olsanız bile bu tecrübeyi ve dijital medya alanında geleneksel dışı bir iş yapma sürecini okumanızda fayda var.

    SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA İŞLER POLİTİKLEŞİYOR

    Bir süredir Twitter, Reddit, Facebook, YouTube gibi isimleri teknoloji haberlerinden daha çok politik gündemin bir parçası olarak okuyoruz. İnternette iletişimin temel sağlayıcıları hâline gelmeleri ile birlikte artık basit birer teknoloji şirketi olmanın çok daha ötesine geçtiklerini kabullenmeleri, kaçınılmaz olarak politik tartışmaların da bir parçası olmalarına neden oldu.

    Fakat bunlar genellikle belirli politik kesimlerin aldıkları kararlara kızmaları, onlara karşı bir komplo kurdukları gibi iddialar ile gündeme taşındığından dolayı, konunun özünü tartışmaya pek vakit kalmıyor. Bu yüzden Reddit’in büyük ve sorunlu politik forumlarını kapatması, YouTube’un yıllardır göz yumduğu ırkçı ve şiddet yanlısı kanalları platformdan kovması ve Twitch’in Trump’ın kampanya ekibi tarafından kullanılan kanalı nefret içeriğinden dolayı kapatması gibi önemli gelişmeleri çok kısıtlı bir alanda tartışıyoruz.

    Sorunun özünde platformların kendilerini toplumsal ilişkilerin ve içinde bulundukları küresel sistemin üstünde görerek hareket etmeleri ve aldıkları kararların toplumda nasıl bir etkisi olduğunu görmezden gelmeleri yatıyor. Ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada farklı bağlamlar içerisinde platformlara karşı benzer tepkilerin geliyor olmasının sebebi de bu. Artık bu platformların ve bunların içerisinde bulundukları bağlamın da politik olduğu gerçeğini kabul etmemiz lazım. 

    Alakalı: Reddit diğer platformlara göre birçok anlamda farklı bir yer. Farkı yaratan en önemli noktalardan birisi her “subreddit”in bir gönüllü moderatör ekibi olması. Her ne kadar bu kullanıcılar Reddit’ten maddi olmayan destekler alıyor olsa da, birçok anlamda korunmasızlar. Eğer Reddit bu konuda kendisini geliştirirse diğer platformlara göre çok daha sağlıklı bir yere dönüşebilir.

    NYT APPLE NEWS’DEN AYRILIYOR

    Netflix ve Spotify’ın başarıları ile birlikte hemen her soruna benzer bir model ile çözüm üretme çabası dijital dünyanın en büyük akımlarından birisi hâline geldi. Gazetecilik de içerisinde bulunduğu ekonomik kriz hâlinden dolayı bunu birden çok şekilde denemeye devam ediyor.

    Bu denemeler içerisindeki en büyük aktörlerden birisi de Apple News. Her ne kadar arkasında Apple gibi bir devin olması büyük umutlara sebep olsa da, görünen o ki büyük isimler için bu yeterli değil. New York Times, okurları ile daha doğrudan bir iletişimi tercih ettiklerini söyleyerek Apple News’den ayrılacağını açıkladı. Ayrılığın Apple News ve benzer girişimler için nasıl bir etki yaratacağını şu anda kestirmek güç ama gazetecilik için bu modelin ve genel olarak teknoloji devleri ile yakın ilişkilerin ne kadar faydalı olduğuna dair şüphelerin tekrar tartışmaya açılmasına sebep olacak gibi görünüyor.

    Ek Dinleme: New York Times’ı anmışken geçtiğimiz haftalarda yaşanan gelişmeler ve sonrası üzerine baş editör Dean Baquet’in konuk olduğu Longform Podcast bölümü, konuyu takip edenlerin ilgisini çekebilir.

    👁👄👁 — “IT IS WHAT IT IS”

    Zaman zaman internette öyle ilginç gelişmeler oluyor ki, her ne kadar bültenin alanına giriyor olsa da yazmadan önce bir şüpheye düşüyorum. Bu hafta da bunlardan birisi yaşandı.

    Son zamanlarda Clubhouse ve benzeri “elit sosyal medya platformlarının” yükselişe geçmesiyle aynı dönemde habersizce ortaya çıkan gizemli proje olan 👁👄👁 (evet gerçek ismi bu, hatta site adresi de https://👁👄👁.fm/) bir anda internetin ve özellikle medya camiasının ilgi odağına dönüştü. Herkes gizemi çözmeye çalışıp bunun nasıl bir uygulama olduğunu bulmaya çalışıyordu. Ekibe atılan mesajlara ise yalnızca “it is what it is” (ne görüyorsanız o) şeklinde cevap veriliyordu.

    İlginizi çekebilir:
    Az ve öz üretim, CMS'ler, yeni Jigsaw projeleri

    Ama gerçekler ortaya çıktığında işler daha da ilginç bir hâl aldı. Meğer tüm bunlar sektörden bir grup arkadaşın kendi aralarında başlattıkları bir meme ile doğmuş. TikTok’ta görüp beğendikleri bu akımı kullanmak isterken umduklarından çok daha büyük bir şeye dönüşmesi üzerine bu gizemi kullanmaya ve sektördeki sorunlara dikkat çeken ve Black Lives Matter projesine destek olmayı hedefleyen bir rota belirlemişler. Şu anda da sitenin girişinde yalnızca bağış önerileri ve açıklamaları var.

    👁👄👁 fikrinin ilgimi çekmesinin en büyük sebeplerinden birisi aslında dijital medya ve genel olarak internet sektörünün nasıl anlamsızca bir şeyleri büyütebildiğini göstermiş olması. Ortada hiçbir şey yokken bir esprinin böyle büyüyor olması aslında sektörün kendi içerisinde nasıl tehlikeli ve kontrolsüz bir noktaya geldiğinin de göstergesi.

    Ek Okuma: Silikon Vadisi’nin kontrolsüzlüğünden bahsetmişken yakın zamanda Vadi zenginlerinin gazetecilerin çok fazla şeye erişimi olmasından ve araştırma yapmasından şikâyet ettiği ve bunu durdurmanın yollarını aradığı Clubhouse sohbetini de anmamak olmaz.

    KISA KISA
    • Facebook gazetecilerin hesaplarını gazeteci olarak işaretlemesine ve bu sayede ek güvenlik özellikleri almasına imkân veren bir güncelleme yayınladı. Özellik şimdilik ABD, Meksika, Brezilya ve Filipinler’de aktif.
    • Brezilya’da hazırlanan “fake news” yasası, benzer yasalar gibi aslında basın özgürlüğünü hedef alıyor.
    • Hong Kong’taki yeni güvenlik yasası ise basın ve ifade özgürlüğü dahil hemen her özgürlüğü tehdit ediyor.
    • Covering Climate Now ekibi iklim krizinin arka planda kalmasının yaratacağı riskler konusunda gazetecileri uyardı.
    • Substack ve e-bülten aboneliği yeni nesil medya girişimcileri yaratıyor.
    • Forensic Architecture ekibinin araştırmacı gazetecilere nasıl yardım ettiğini anlatan kapsamlı bir yazı.
    • Wall Street Journal, gençleri hedef Alan ve Instagram merkezli Noted’ı yayına aldı.
    • Voxnest yıl ortası raporu, podcast alanında Spotify’ın büyümeye devam ettiğini gösteriyor.

    Kaynak: The Nib

    Haftanın odağı: Gazetecilik etiği ama hangisi?

    Gazetecilik ve etiği üzerine tartışmalar giderek daha da düzenli bir şekilde gündem başlığı oluyor. Bunda elbette yaşadığımız dönüşümün, içinden geçilen politik karmaşaların ve ekonomik sorunların etkisi büyük.

    Aynı zamanda tartışmaların kaynağında gazetecilik tanımlarımızın ve ondan beklentilerimizin farkı da var. Bu hem farklı kesimlerden insanların arasında hem de ülkeler arasında bu tartışmanın daha zor hâle gelmesine neden olabiliyor. Örneğin buralarda sıkça tartıştığımız ve ABD’de de tekrar gündeme gelen objektif gazetecilik meselesi gibi.

    Elbette ABD’deki —ya da başka ülkelerdeki— tartışmaları takip etmenin bize katkısı oluyor. Farklı bakış açılarını ve yaklaşımları da bilmek her zaman iyidir. Ancak bu noktada birkaç detayı da unutmamak gerekiyor.

    Bunlardan birincisi ülkeler ve toplumlar arasında gazeteciliğe ve bu bağlamda gazetecilik etiğine bakıştaki farklar. Belki keskin bir şekilde ayırmak zor ama belirli akımlar ve bu akımlar arasında önemli farklar var. 

    Fakat ABD, hemen her kültürel konuda olduğu gibi, gazetecilik alanında da tüm dünyada trend ve perspektif belirleme gücüne sahip. ABD’de gazetecilik etiği denildiğinde ne kastedildiğini bilmek, pratiklerini öğrenmek bu yüzden ayrıca önemli. Çünkü bir noktada uluslararası perspektifi bu noktadan belirleme konusunda ısrarcı bir yaklaşım var. Özellikle interneti şekillendiren birçok şirket ve platformun ABD merkezli olması da buna katkıda bulunuyor.

    Örnek olarak Laura Wagner’ın geçtiğimiz haftalarda yayınlanan ABD’nin en meşhur medya etikçisine dair yazısı bir ders niteliği taşıyor. Yazıda ABD’de medya etiği denildiğinde nelerin hesaba katıldığını, şirketleşmenin nasıl tehlikeli bir etkisi olduğunu ve objektiflik konusunun nasıl sorunlu bir şekilde ele alındığını açıkça görebiliyorsunuz.

    Her ne kadar bizim etik konusundaki tartışmalarımız zaman zaman ayrışsa da bu perspektifi bilmek ve incelemek gerçekten faydalı oluyor. Bizim okurken “bunu neden tartışıyorlar ki?” diyeceğimiz konuları okurken kendimize de dışarıdan bakma şansı bulabiliyoruz.

    Gazeteciliği ve etiğini tartışmaya alan varolduğu sürece devam edeceğiz. Ancak herkesin ortak bir tanım ve yaklaşımda buluşmasının mümkün olacağını sanmıyorum. Bu yüzden bu farkları ve arkasında yatan sebepleri anlamak bu tartışmaların sağlıklı ve faydalı bir şekilde sürmesi için büyük bir önem taşıyor.

    Ahmet A. Sabancı
    NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.