İçeriğe atla

Dış Habercilik

NATO: Değerler ve Çıkarlar Arasında

ABD Başkanı Donald Trump, 20 Mart Cuma akşamı öfkeyle klavyenin başına geçti ve adeta haykırırcasına “ABD OLMADAN NATO KÂĞITTAN KAPLANDIR!” diye yazdı sosyal medyasında. Kızgındı, çünkü:

“Nükleer güce sahip bir İran’ı durdurmak için verilen mücadeleye katılmak istemediler. Şimdi o mücadele askeri olarak KAZANILDI ve onlar için çok az tehlike var, buna rağmen ödemek zorunda kaldıkları yüksek petrol fiyatlarından şikâyet ediyorlar, ama yüksek petrol fiyatlarının tek nedeni olan Hürmüz Boğazı’nı açmaya yardım etmek istemiyorlar; oysa bu basit bir askeri manevra. Bunu yapmaları onlar için çok kolay, riski de çok düşük.”

Sonra yine büyük harf kilidini açtı ve bağırdı: “KORKAKLAR ve bunu UNUTMAYACAĞIZ!

Trump, İran’a karşı savaşta üslerini ABD’ye kullandırmakta tereddüt eden İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ı “bir Churchill değil” diyerek küçümsemişti. Oysa Trump gerçekten Churchill’i biliyor olsaydı, şu sözünü aklına yazar ve bugün müttefikleriyle didişmek yerine onları yanında tutmaya çalışırdı: “Müttefiklerinle savaşmaktan daha kötü tek şey, müttefiksiz savaşmaktır.”

Kuzey Atlantik İttifakı’nın Avrupalı üyelerinin gönülsüzlüğünün pek çok sebebi var. Ama içlerinden biri ele alınmayı özellikle hak ediyor.

Ocak 2026’da Trump, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan Grönland’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne katılması için baskıyı artırdı. Trump, Grönland’ın ABD’nin güvenliği açısından hayati önemde olduğunu savundu.

Trump, sık sık Grönland’ı satın almaktan söz etse de ABD’nin adayı “bir şekilde ya da başka bir şekilde” elde edeceğini de söyledi ve 21 Ocak’ta Davos zirvesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte onu yatıştırana kadar askeri güç kullanma ihtimalini dışlamayı reddetti.

Trump ayrıca, Grönland’da askeri hazırlık tatbikatına katılan İngiltere de dahil olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine, adanın devrine ilişkin bir anlaşma yapılana kadar gümrük tarifeleri uygulama tehdidinde de bulundu.

Trump’ın tutumu, kollektif savunma üzerine kurulu ittifakın bir üyesinin diğerinin toprak bütünlüğünü göz ardı etmesi ve sınırlarını pazarlık konusu yapması açısından bir ilk ve Avrupa’da alarm zilleri çalmasına neden oldu.

NATO’nun kurucu anlaşmasının 5. Maddesi, bir üyeye yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını belirtir. Bu bağlamda ABD’nin, Grönland’ı elde etmek amacıyla başka bir NATO üyesi olan Danimarka’ya karşı güç kullanması da NATO’nun dayandığı karşılıklı savunma ilkesinin açık ihlali anlamına gelir. Nitekim Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, “Eğer Amerika Birleşik Devletleri başka bir NATO ülkesine askeri saldırı düzenlemeyi seçerse, her şey durur. Buna NATO ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sağlanan güvenlik de dahildir” sözleriyle, bunun ittifakın sonu anlamına geldiğini vurgulamıştı.

Müttefikler arasında güven krizi

Kuruluşundan bu yana NATO içinde kriz eksik olmadı. Bunlardan ikisi, Süveyş krizi ve 2003 Irak’ın işgali hatırlanmayı hak eden önemli sarsıntılar.

İttifak, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, Sovyetler Birliği’nin artan etkisi ve gücüne yönelik Batı’daki kaygıların arttığı bir dönemde şekillendi.

Mart 1946’da Winston Churchill, “Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar bir Demir Perde indiğini” söylemişti. Bir yıl sonra, Sovyet yayılmasını “çevrelemek” amacıyla ABD Başkanı Harry Truman, komünist güçler tarafından tehdit edilen demokratik ülkelere yardım edileceğini ilan eden Truman Doktrini’ni açıkladı.

1948–49 Berlin Ablukası sırasında Doğu-Batı gerilimi daha da arttı ve bunun ardından 12 ülke resmi bir askeri ittifak kurmaya karar verdi. Sonuç, imzacılarını kolektif savunma ilkesine bağlayan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü oldu.

Ancak çok geçmeden iç gerilimler ortaya çıkmaya başladı ve 1956’daki Süveyş Krizi ortaklar arasında etkisi uzun yıllar sürecek bir güven bunalımına yol açtı.

Süveyş 1956: İttifakın ilk büyük sınavı

Fransızlar tarafından inşa edilen Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ile Akdeniz’i Mısır üzerinden bağlayan, ticaret için hayati öneme sahip bir hat olup, bugün Hürmüz Boğazı’na benzer stratejik bir konuma sahipti. Avrupa’dan Asya’ya deniz yolunu ciddi biçimde kısaltması nedeniyle özellikle İngiltere ve Fransa için büyük önem taşıyordu.

Bu stratejik önemin farkında olan Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ın kanal bölgesini millileştirmesi üzerine, İngiltere ve Fransa (İsrail’in desteğiyle) kanalı ele geçirmek için askeri operasyon başlattı. Washington’un tepkisi sert oldu. ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, ciddi ekonomik sonuçları olacağı tehdidiyle İngiltere ve Fransa’yı geri çekilmeye zorladı. Bu olayın ardından İngiltere Başbakanı Anthony Eden istifa etti, Fransa ise Amerikalılara güvenilemeyeceği sonucuna vardı.

Nitekim Charles De Gaulle’ün 1966’da Fransa’yı NATO’nun entegre askeri komutasından çekme kararının arkasında bu güvensizliğin payı büyük.

De Gaulle, NATO içinde özellikle ABD karşısında Fransa’nın eşit bir aktör olarak görülmediğini düşünüyordu. Nükleer strateji ve karar alma süreçlerinde eşit söz hakkı talep etti, ancak bu kabul edilmedi. Bu da NATO’nun giderek ABD ağırlıklı bir yapıya dönüştüğü algısını güçlendirdi.

De Gaulle için mesele sadece temsilde eşitlik değil, aynı zamanda egemenlikti. Ortak komuta yapısının Fransa’nın askeri bağımsızlığını sınırladığını savunarak, Fransa’yı NATO’dan tamamen çıkarmadı; ancak entegre askeri yapıdan çekerek ülkesini “siyasi olarak ittifak içinde, askeri olarak bağımsız” bir konuma yerleştirdi. Ayrıca ABD askerlerinin Fransa topraklarını terk etmesini istedi. (Fransa NATO’nun askeri yapısına 2009’da geri döndü.)

Irak savaşı ve “affedilmez” ayrışma

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. Ortak düşmanın ortadan kalkmasıyla NATO’da ittifakın rolü ve amacı konusunda Avrupa ile ABD arasında görüş ayrılıklarına yol açtı.

Bu tartışmalar, ABD’nin “Küresel Terörle Savaş” olarak adlandırdığı süreçte zirveye ulaştı.11 Eylül saldırılarının ardından NATO tarihinde ilk ve tek kez 5. Madde işletildi. Ancak 2003 Irak işgali sırasında ciddi bir ayrışma yaşandı.İngiltere ve Polonya’nın başı çektiği bir grup ülke ABD’yi desteklerken, Fransa ve Almanya’yla birlikte bir diğer grup operasyona karşı çıktı.

Ocak ayında ABD, olası bir Irak saldırısına karşı Türkiye’yi korumak amacıyla NATO’dan Patriot füze sistemleri ve AWACS uçakları konuşlandırmasını ve Avrupa’daki ABD askerlerinin yerini alacak kuvvetler talep etti.

Fransa, Belçika ve Almanya’nın desteğiyle bu talebe karşı çıktı ve Kuzey Atlantik Konseyi’nde veto kullandı. Bu tür adımların ittifakı “savaş mantığına kilitleyeceğini” savundular.

Bunun üzerine Türkiye, NATO’nun 53 yıllık tarihinde ilk kez ittifakın karşılıklı savunma anlaşmasının 4. maddesini açıkça devreye sokan ülke oldu. Bu madde, bir üyenin güvenliğini tehdit altında gördüğünde müttefikleri istişareye çağırmasını öngörür.

Kriz, konunun Fransa’nın yer almadığı Askerî Planlama Komitesi’ne devredilmesiyle çözüldü ve Türkiye’ye savunma desteği sağlandı.

NATO’daki dönemin ABD Daimî Temsilcisi Büyükelçi Burns, bu üç ülkenin tutumunu
“affedilemez” olarak nitelendirmişti. Yani bu kez ittifaka güveni sarsılan ABD olmuştu.

NATO’nun Aşil topuğu

Tarih tekerrür etmiyor ama dünün krizleriyle bugünküler arasındaki benzerlikler, Transatlantik İttifakı’nın Aşil topuğuna dair önemli ipuçları veriyor: Irak’ın işgali döneminde olduğu gibi, bugün İran konusunda da Avrupa ile ABD’nin tehdit tanımı ve çözüm yöntemleri örtüşmüyor. Avrupa, bir kez daha Washington’un peşinden sürüklenmenin siyasi ve toplumsal maliyetini hatırlıyor ve bu nedenle mesafesini koruyor.

Grönland meselesi ise ittifakın en güçlü üyesinin, kendi çıkarları doğrultusunda diğer müttefiklerinin egemenlik ve güvenlik hassasiyetlerini açıkça yok sayabilmesi bağlamında Süveyş kriziyle görünür hale gelen o eski fay hattını yeniden tetikliyor.

Bir yanda Washington, Avrupa’yı yeterince yük paylaşmayan, gerektiğinde yanında durmayan bir ortak olarak görüyor; diğer yanda Avrupa, ABD’yi kendisini istemediği krizlere sürükleyebilecek, öngörülemez bir güç olarak değerlendiriyor. Yani ittifakın iki yakası da artık birbirini yalnızca vazgeçilmez bir ortak değil, aynı zamanda potansiyel bir “yük” olarak görmeye ve tartmaya başlamış durumda.

Bir sonraki bültende, Ukrayna savaşı üzerinden bu karşılıklı algının nasıl şekillendiğini; Trump’ın Avrupa’yı neden bir “maliyet kalemi” olarak gördüğünü ve Avrupa’nın buna karşı nasıl bir güvenlik arayışına yöneldiğini ele alacağız.

Benim İçin Özetle
Trump'ın NATO hakkında kullandığı 'kâğıttan kaplan' benzetmesi ne anlama geliyor?
Trump, NATO müttefiklerini İran meselesinde neden eleştirmiştir?
Churchill'in Trump'a yönelik hangi önerisi vardır?
Trump'ın Grönland ile ilgili stratejik çıkarı nedir?
Avrupa NATO üyelerinin gönülsüzlüğünün nedenleri nelerdir?

Shorts ile öğren

Dijital Akademi

Tüm Atölyeler →