Kod, algoritma, veri ve ağlar artık siyasi, ekonomik ve toplumsal güç ilişkilerinin merkezinde.

Önceki sayılarda Web 1 ve Web 2’nin tarihinden, internetin nasıl platformlaştığından ve bir grup milyarderin etki alanı haline gelerek gazeteciliği nasıl etkilediğinden söz etmiştik. Kod, algoritma, veri ve ağlar artık siyasi, ekonomik ve toplumsal güç ilişkilerinin merkezinde.
İnterneti demokratikleştirme, yeniden reklamsız hale getirme, eski haline döndürme veya daha kullanıcı odaklı bir ağ haline getirme amacı güden çeşitli hareketler var. Bunların geneli “veri aktivizmi” başlığında toplanıyor.
İşte bu hareketleri tanımak için gereken başlıca kavramlar:
Veri sömürgeciliği
İngilizcede “data colonialism” diye geçen “veri sömürgeciliği”, büyük teknoloji şirketlerinin ve güçlü devletlerin, bireylerin ve toplumların ürettiği veriyi bir kaynak gibi toplayıp ekonomik ve politik değere dönüştürmesine deniyor. Bu kavram, klasik sömürgecilikte olduğu gibi bir “kaynak çıkarımı” mantığına dayanıyor, ancak bu kez çıkarılan şey altın ya da petrol değil, kullanıcı davranışları, tercihler, konum bilgileri ve dijital etkileşimler oluyor.
Örneğin Google, Meta veya Amazon gibi şirketler, milyarlarca insanın verisini toplayarak reklamcılık, yapay zeka ve algoritmik sistemler üzerinden büyük ekonomik değer üretiyor. Bu süreçte kullanıcılar çoğu zaman verilerinin nasıl kullanıldığını tam olarak bilmiyor ya da bu değerden doğrudan pay almıyor.
Bu nedenle veri sömürgeciliği, dijital dünyada güç dengesizliklerini derinleştiren bir olgu olarak görülüyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde üretilen verinin küresel şirketler tarafından işlenip değerinin başka yerlerde toplanması, yeni bir eşitsizlik biçimi yaratıyor.
Dikkat ekonomisi
“Dikkat ekonomisi”, dijital çağda en kıt ve değerli kaynağın insanın zamanı ve odağı olduğu fikrine yaslanan bir kavram. Buna göre, internette içerik bolluğu arttıkça, şirketler için asıl rekabet konusu bilgi üretmekten çok kullanıcıların dikkatini çekmek ve mümkün olduğunca uzun süre elde tutmak haline geldi. Bu yüzden sosyal medya platformları, video siteleri ve haber uygulamaları; bildirimler, sonsuz kaydırma ve kişiselleştirilmiş algoritmalar gibi yöntemlerle kullanıcıyı platformda daha uzun süre tutmaya çalışıyor.
Örneğin TikTok, YouTube ve Instagram gibi platformlar, kullanıcı davranışlarını analiz ederek en çok ilgi çeken içerikleri öne çıkarıyor ve bu dikkat üzerinden reklam geliri elde ediyor. Bu modelde kullanıcı aslında ürün değil, dikkatini “satan” bir aktör haline geliyor ama bir şey kazanmıyor.
Özgür yazılım
Özgür yazılım felsefesine göre bir programı kullanan kişinin dört temel hakkı olmalı: yazılımı istediği gibi çalıştırabilme, kaynak kodunu inceleyebilme, kodu değiştirebilme ve değiştirdiği versiyonu başkalarıyla paylaşabilme. Ancak burada mesele teknik değil, aynı zamanda etik ve politik. Savunucular kullanıcının yazılım üzerinde kontrol sahibi olması gerektiğini dile getiriyor.
Açık yazılım
Sıklıkla “açık kaynak” veya “açık kaynak kodlu yazılım” kavramlarıyla bilinen açık yazılım ise daha çok pragmatik ve teknik bir yaklaşım. Açık kaynak yazılımlarda da kaynak kodu açıktır ve geliştiriciler kodu inceleyip katkı yapabilir. Ancak açık kaynak hareketi bu durumu daha çok daha iyi yazılım geliştirme modeli olarak savunur. Yani işbirliği sayesinde yazılımlar daha hızlı gelişir, hatalar daha kolay bulunur ve inovasyon artar. Bu yaklaşımın kurumsallaşmasında Open Source Initiative vakfı önemli rol oynadı.
Özgür yazılım bir özgürlük ve hak meselesi olarak ortaya çıkmışken, açık kaynak ise yazılım geliştirmede verimli bir yöntem olarak görülüyor.
Web 3
Web 3, internetin blok zinciri teknolojisiyle harmanlanmış, merkeziyetsiz ve kişiselleştirilmiş bir versiyonu olarak tanımlanabilir.
Bu modelde veriler ve dijital işlemler tek bir şirketin sunucusunda değil, dağıtık bir ağ üzerinde tutulur. Bu tür sistemlerin çoğu blok zinciri (blockchain) gibi teknolojiler kullanıyor. Blok zinciri, işlemlerin ağdaki birçok bilgisayar tarafından doğrulandığı ve kayıt altına alındığı bir sistem. Bu sayede tek bir merkezi otoriteye ihtiyaç duyulmadan dijital işlemler gerçekleştirilebilir.
Merkeziyetsiz internet
Merkeziyetsiz internet, internet altyapısının ve hizmetlerinin tek bir şirketin, devletin ya da merkezi kurumun kontrolünde olmadığı; bunun yerine birçok bağımsız bilgisayar ve sunucunun oluşturduğu dağıtık bir ağ üzerinde çalıştığı internet modelini ifade ediyor.
Bu modelde veriler ve hizmetler tek bir merkezde tutulmak yerine ağın farklı noktalarına dağıtılır. Kullanıcılar yalnızca içerik tüketen kişiler değil, aynı zamanda ağın bir parçası haline gelir. Tıpkı Mastodon’da kullanıcıların aynı zamanda kendi “sosyal medyacıklarını” -yani sunucularını- kurup kendi kurallarını koyabilmeleri gibi.
Federatif evren (Fediverse)
Facebook’tan X platformuna mesaj gönderebidiğinizi, yeni arkadaşlar ekleyip gönderilerini görüntüleyebildiğinizi hayal edin. Böyle bir şey mümkün olsaydı bu platformlar bir “federatif evren” üzerine kurulu olurdu.
Federatif evren (Fediverse), birbirine bağlı ama tek bir şirket ya da merkez tarafından kontrol edilmeyen sosyal ağların oluşturduğu dağıtık sosyal medya ekosistemine verilen isim. Geleneksel sosyal medya platformlarında tüm kullanıcılar aynı merkezi sunucular üzerinde. Federatif evrende ise durum farklı: kullanıcılar farklı sunuculara (instance) kayıt oluyor, ancak bu sunucular ortak bir protokol sayesinde birbirleriyle iletişim kurabiliyor. Böylece ağ hem dağıtık hem de birbirine bağlı hale geliyor.
Blok zinciri
Yukarıda bahsi geçen merkeziyetsiz sosyal ağların inşasında iki yöntem kullanılıyor: Biri blok zinciri, diğeri ise protokoller.
Blok zinciri, internet üzerinde merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymadan veri kaydetmeyi ve doğrulamayı sağlayan bir sistem. Bu yapıda bilgiler, birbirine kriptografik olarak bağlanmış “bloklar” halinde tutuluyor ve bu bloklar ağdaki birçok bilgisayara dağıtılıyor. Böylece tek bir merkeze bağlı olmayan, bir değişiklik olduğunda tüm ağın fark edebildiği şeffaf bir kayıt defteri sunuyor.
Blok zinciri aslında verinin nasıl ekleneceğini, doğrulanacağını ve ağdaki katılımcılar arasında nasıl paylaşılacağını belirleyen kurallara da sahip. Bu sayede sadece kripto paralar değil, kimlik doğrulama, sözleşmeler ve veri takibi gibi pek çok alanda kullanılabiliyor.
Sosyal medya da bu alanlardan biri. Blok zinciri tabanlı sosyal medya platformları, veriyi merkezi şirketler yerine dağıtık ağlarda tutarak kullanıcıya daha fazla kontrol ve çoğu zaman ekonomik teşvik sunmayı amaçlıyor. Bu alanda öne çıkan birkaç platform var; örneğin, YouTube alternatifi olarak bilinen DTube bunlardan biri. Daha modern bir yaklaşım sunan Lens Protocol ise sosyal medya hesaplarını NFT olarak tanımlayıp kullanıcıların takipçi ağlarını ve içeriklerini platformlar arasında taşıyabilmesine odaklanıyor.
Ancak bunların kullanımı çoğu sıradan kullanıcıya zor geldiği ve yine bu platformlar kalabalık kitleler karşısında zaman zaman ölçeklenme sorunu yaşadığı için yaygınlaşabilmiş değil.
Protokoller: ActivityPub ve ATProto
Merkeziyetsiz sosyal ağların inşasında bir diğer popüler çerçeve de protokoller.
“Protokol” kavramı, internet üzerinde farklı uygulamaların ve sunucuların birbiriyle nasıl iletişim kuracağını belirleyen ortak kurallar bütünü anlamına geliyor. Yani bir sosyal medya platformunun başka bir platformla veri alışverişi yapabilmesi, kullanıcıların farklı uygulamalar arasında etkileşime girebilmesi bu kurallar sayesinde mümkün oluyor. Bu bağlamda protokol, sadece teknik bir standart değil; aynı zamanda ağın nasıl çalışacağını, verinin nasıl taşınacağını, kimliklerin nasıl doğrulanacağını ve içeriklerin nasıl paylaşılacağını tanımlayan temel bir “iletişim dili” haline geliyor.
Merkeziyetsiz sosyal medya denince akla ilk gelen protokol, muhtemelen Twitter alternatifi Mastodon’u da barındıran “ActivityPub”. Bu protokol, daha çok farklı sunucular arasında federatif bir yapı kurmayı amaçlıyor. Bu yüzden de Mastodon’da binlerce sunucu var ve bu sunucuların birbiriyle etkileşim kurması mümkün. Mastodon özellikle de Elon Musk’ın X’i satın almasından sonra hızla yükselişe geçti.
Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’nin internetin bugün geldiği durumla ilgili günah çıkarmasının ardından kurduğu alternatif platform Bluesky ise “AT Protocol” adlı bir diğer standardın üzerinde duruyor. Ancak AT Protocol, ActivityPub gibi farklı sunucular açmaya değil, kullanıcı kimliğini ve veriyi taşınabilir hale getirmeye odaklanıyor. Bu sayede örneğin bir uygulamayı bırakıp başka bir AT Protocol destekli uygulamaya geçtiğinizde, aynı kullanıcı adıyla giriş yapabilmek, takipçi ağını ve içeriklerini yanında götürmek mümkün oluyor.
Alternatif işletim sistemleri
İşletim sistemi tarafında ise gizlilik, şeffaflık veya veri aktivizmine önem veren kullanıcılar, genellikle açık kaynak kodlu ve denetlenebilir sistemlere yöneliyor.
Bu alanda öne çıkan seçeneklerden biri Linux tabanlı dağıtımlar. Örneğin Ubuntu, Debian ya da daha güvenlik odaklı Tails gibi sistemler, kodlarının açık olması sayesinde hem topluluk hem de bağımsız araştırmacılar tarafından sürekli denetlenebiliyor. Daha ileri düzey güvenlik isteyenler için geliştirilen Qubes OS ise uygulamaları izole ederek çalıştıran farklı bir mimari sunuyor ve genellikle akademik çevreler ile güvenlik araştırmacılarının katkısıyla geliştiriliyor.
Mobil tarafta ise Google ekosisteminden uzak durmak isteyenler GrapheneOS veya LineageOS gibi alternatifleri tercih edebiliyor; bu projeler çoğunlukla bağımsız geliştirici toplulukları ve güvenlik odaklı ekipler tarafından yürütülüyor. Apple tarafında ise daha kapalı bir yapı söz konusu.
Bu alternatiflerin ortak noktası, büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama pratiklerine karşı daha şeffaf bir yaklaşım sunmaları. Yani çoğunlukla gönüllü geliştiriciler, sivil toplum benzeri topluluklar ya da küçük bağımsız ekipler tarafından geliştirilerek kullanıcıya daha fazla kontrol sağlamayı hedeflemeleri.
Alternatif tarayıcılar
Gizlilik ve şeffaflığa önem veren kullanıcılar için tarayıcı seçimi de en az işletim sistemi kadar kritik. Bu noktada açık kaynaklı ve veri toplama konusunda daha sınırlayıcı politikalar benimseyen tarayıcılar öne çıkıyor.
Örneğin Mozilla Firefox, kâr amacı gütmeyen Mozilla Foundation tarafından geliştiriliyor ve izleyici engelleme gibi yerleşik gizlilik araçları sunuyor. Aynı altyapıyı temel alıp daha agresif gizlilik ayarlarıyla gelen LibreWolf ise bağımsız geliştirici toplulukları tarafından sürdürülüyor.
Daha radikal anonimlik isteyenler için Tor Browser öne çıkıyor; bu tarayıcı The Tor Project tarafından geliştiriliyor ve internet trafiğini çok katmanlı bir ağ üzerinden yönlendirerek kullanıcıyı gözetlemeyi zorlaştırıyor.
Chromium tabanlı ama reklam ve takip engellemeyi merkeze alan Brave ise özel bir şirket tarafından geliştirilse de açık kaynak bileşenler kullanıyor ve kullanıcıya daha fazla kontrol sunmayı hedefliyor.
VPN’ler
Sanal özel ağlar (virtual private network), yani kısaca VPN’ler internet üzerindeki veri trafiğini şifreleyerek kullanıcıların gizliliğini ve güvenliğini sağlıyor. VPN’lerin kullanıcı IP’sini maskelemesi sayesinde kullanıcı, gerçekte olduğundan farklı bir ülkedeymiş gibi görünebiliyor.
VPN’ler genellikle internet yasakları bağlamında gündeme gelse de aslında genel olarak haber odalarının, kullanıcıların ve kurumların dijital güvenliğini sağlamak için kurulması gereken önemli sistemler.
İlk olarak, VPN’lerin sağladığı koruma, internet sağlayıcıları, hükümetler veya üçüncü şahıslar tarafından izlenmeyi zorlaştırıyor. Özellikle halka açık Wi-Fi ağlarında (kafelerde ve okullardaki şifresiz bağlantılar) kötü niyetli kişilerin kullanıcının trafiğini izlemesini engelliyor. Nitekim bilgisayar korsanları halka açık Wi-Fi ağları üzerinden internete bağlanan cihazları hedef alabilir.
Bunun yanı sıra çeşitli sektörlerdeki büyük şirketler de kendilerine özel VPN’ler geliştirerek sistemlerine yalnızca bu VPN’e bağlanan çalışanların girebilmesini sağlayarak verilerini koruyabiliyor.
Öte yandan, neredeyse her teknolojide olduğu gibi VPN’ler de kendi risklerini beraberinde getiriyor. Bu riskler özellikle de ücretsiz VPN’lerde artabilir. Uygulama mağazalarında ücretsiz olarak sunulan bazı VPN’ler, kullanıcı verilerini reklam verenlere ve diğer üçüncü taraflara satabilir. Ayrıca ücretsiz VPN görünümlü bazı uygulamalar, kullanıcıların cihazlarına kötü amaçlı yazılım bulaştırarak, kimlik bilgileri gibi kritik verilerin çalınmasına neden olabilir.
Piyasadaki VPN’lerin yaygın inanışın aksine kullanıcılara yüzde 100 anonimlik sağlamadığını bilmekte de fayda var.
Bu noktada ücretsiz VPN arayan kullanıcılar, bu hizmeti açık kaynak kod olarak sunan kurumlara yönelebilir. Örneğin, Proton VPN bu şekilde çalışan ücretsiz bir hizmet. 2020’de Proton VPN’in masaüstü ve mobil uygulamaları da geliştirici ekip tarafından açık kaynaklı hale getirildi. Bu hamle, güvenlik uzmanlarının, bağımsız araştırmacıların ve genel kamuoyunun Proton VPN’in kodunu inceleyebilmesine olanak tanıdı. Bu sayede Proton VPN’in kodları bağımsız güvenlik denetimlerine de tabi tutulabildi.
Bölünmüş internet
“Bölünmüş internet” -çoğu zaman splinternet olarak da adlandırılıyor-, eskiden küresel ve tek parça işleyen internetin, siyasi, hukuki ve teknik nedenlerle parçalara ayrılması durumu. Yani farklı ülkelerin ya da bölgelerin interneti kendi kurallarına göre şekillendirmesi, bazı içerikleri engellemesi, veri akışını sınırlandırması veya kendi dijital ekosistemlerini kurmasıyla ortaya çıkan parçalanmış bir ağ yapısı.
Örneğin Çin’in uyguladığı sıkı sansür ve kontrol sistemi, küresel internetten oldukça farklı bir deneyim yaratırken; Rusya da kendi “egemen internet” modelini kurmaya çalışıyor. Diğer ülkeler arasında İran ve Kuzey Kore de var.
İntranet
İntranet, internetin “küçük ve kontrollü” bir versiyonu gibi düşünülebilir.
Bu kavram, bir kurumun ya da bir devletin yalnızca kendi kontrolü altındaki, dış dünyaya kapalı özel ağları ifade ediyor. Burada kullanıcıların bu özel ağ dışındaki ağlara sınırlı erişimi oluyor ve kullanıcılar devletin izin verdiği VPN’ler ile küresel ağda belirli hizmetlere bağlanabiliyor.
İntranette, mantıken internetle aynı teknolojiler kullanılıyor (web siteleri, sunucular, e-posta gibi) ama bunlar genel internete açık olmuyor. Burada erişim kimlik, yetki ve kurallarla sınırlandırılıyor. Başlangıçta şirketlerin ve kamu kurumlarının kendi kapalı iç yazışmaları, belge paylaşımı ve güvenli iletişimi için kullanıldı. Ama bugün devletler bu yaklaşımı vatandaşları için de benimsemeye başladı.
Günümüzde intranet kullanan ülkeler arasında Çin, İran, Kuzey Kore ve kısmen Rusya öne çıkıyor; ancak kullanım şekilleri farklı. Çin ve İran, intraneti toplumun genel internet erişimini denetlemek ve yönlendirmek için kullanıyor. Bu iki ülkede devletin izin verdiği VPN’ler aracılığıyla kullanıcılar “WWW” (world wide web / dünya çapında genel ağ) diye bilinen, Türkiye’nin de bağlı olduğu küresel ağa bağlanabiliyor.
