İçeriğe atla

Newscommons

Sosyal Medya

Okura ulaşmak için sosyal medyayı kullanıyoruz. Peki sosyal medyayı ne kadar tanıyor ve anlıyoruz?

1989’da kurulan internet servisi World Wide Web’in (WWW) ilk günlerinde kullanıcılar, masaüstü bilgisayarlar aracılığıyla internetteki bilgiye erişebiliyor ama kendileri herhangi bir müdahalede bulunamıyordu. Web1 diye adlandırılan bu dönemde, tek bir kişi tarafından yönetilen sitelerde kullanıcılar sadece okuyucu konumundaydı. İnternet sitesi açmak ve aktif konuma geçmek içinse kod yazmayı bilmek gerekiyordu.

2000’lerin başında Web2’nin, yani bugünkü internetin ortaya çıkmasıyla birlikte kullanıcılar hem okumaya hem de yazmaya ve aktif bilgi paylaşımına başladı. Çünkü piyasaya “kolaylaştırıcılar” çıkmış ve sıradan kullanıcının internet ortamında aktif olmasını sağlamıştı. Bu kolaylaştırıcılar sosyal medya devlerinden başkası değildi.

Örneğin, Facebook’a fotoğraf yüklemek için gereken karmaşık işlemleri şirketin kendisi üstlendi ve sıradan kullanıcı tek tuşla gönderi paylaşabilmeye başladı. Böylece sıradan kullanıcının interneti ana kullanma biçimi haline geldiler.

Ancak bu hizmet karşısında gelir elde etmeleri gerekiyordu. Bunun yolunu arayan internet devleri, sonunda kullanıcı verilerini toplamaya, kullanıcıların internetteki her adımını izlemeye karar vererek, büyük bir “kişiye özel reklam” endüstrisi kurdu.

Diğer bir deyişle internet devleri, daha önce toplanmış verilere (kullanıcının sitelere ya da uygulamalara yaptığı ziyaretler, önceki arama sorguları, etkinlikleri, beğendiği gönderiler, yaş ve cinsiyet bilgileri ya da konumu dahil) dayalı reklamlar göstermeye başladı.

Şirketler tekel konumlarını sağlamlaştırmak için aralarında gizli reklam anlaşmaları yaparken, her gün paylaşılan milyarlarca gönderinin esas sahiplerinin elde ettiği hiçbir şey yoktu.

Sosyal medya yaygınlaştıkça kullanıcılar, çok takipçi kazandığında reklam veren firmalarla işbirliği kurabilme olanağı yakaladı. Ancak platformlar, kullanıcının aldığı reklamdan da pay alarak yine kendi tekellerini büyütmeye devam etti.

Böylece insanların sınırlı dikkat süresini en değerli kaynak olarak gören, dijital platformların ve reklamcıların kullanıcıların zihinsel odağını çekmek ve tutmak için yarıştığı “dikkat ekonomisi” doğdu. Sosyal medya uygulamaları, haber siteleri ve reklamverenler, kullanıcıların dikkatini çekmek için tasarımlarını (algoritmalar, bildirimler vs.) buna göre düzenledikçe 21. yüzyılda dikkatimiz, reklamlar üzerinden parasal bir değere dönüştürüldü.

Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in 2022’de “internetin geldiği durumda” oynadığı role pişmanlığını dile getirmesi de dönemin dikkat çeken olaylarından olmuştu.

Dorsey, Twitter hesabından yaptığı açıklamada şöyle yazmıştı:

“Usenet, IRC, web, PGP ile e-posta mükemmeldi. İnterneti keşfetmek ve kimlikleri depolamak şirketlerde merkezileştirilince, internet gerçekten zarar gördü. Bundan kısmen suçlu olduğumun farkındayım ve pişmanım.”

Bağımlı kılmak üzere mi tasarlanıyorlar?

2021’de eski Facebook çalışanı Frances Haugen’ın sızdırdığı şirket içi yazışmalardan Meta’nın, Instagram’ın gençler için “toksik” bir yer olduğu sonucuna ulaşan bir araştırma yaptığı ve elde ettiği bulguları yayınlamak yerine gizlemeyi tercih ettiğini öğrendik. Böylece tartışma yeni bir boyuta evrildi.

Söz konusu araştırmada Instagram için çalışan araştırmacılar, uygulamanın gençleri kendilerini akranlarıyla kıyaslamaya ve kendilerini sorgulamaya teşvik ettiğini saptamıştı. Bu durumun gençlerin akıl sağlığına siber zorbalıktan daha çok zarar verdiği tespit edilmişti.

Daha sonra ABD eyaletlerinin Meta’ya karşı açtığı davalarda özellikle Instagram’ın, kullanıcıları platforma bağımlı kılmak üzere tasarlandığı öne sürüldü. Dosyalarda kullanıcıları bağımlı kılan özellikler şöyle sıralanıyor:

Öneri algoritmaları: Algoritmalar, gönderileri kronolojik değil, kullanıcının tahmini ilgisine göre sıralıyor. Buna göre kullanıcılar, kendilerine zevk veren bir içerikle karşılaştıklarında benzer şeyleri yeniden görme ve mutlu olma umuduyla geri gelmeye ve sayfayı “sonsuza dek” kaydırmaya koşullandırılıyor.

Beğeniler: Kaliforniya’daki mahkemeye sunulan dava dosyasında, “Meta, en azından Instagram ve Facebook’un genç kullanıcılar için beğeni sayılarını gizleyebilirdi ama bunu yapmayı reddetti” deniyor.

Bildirimler: Dava dosyalarında, Meta’nın, gün boyunca kullanıcıları Instagram uygulamasını kontrol etmeye teşvik eden uyarılarla dürttüğü de tartışılıyor. Buna göre özellikle genç kullanıcılar bu bildirimlere direnmekte zorlanıyor.

Hikayeler: Davayla ilgili son iddia, gençlerin sosyal medya kullanımlarını sınırlandırmaya kalkıştıkları durumda Meta’nın onları bağımlı tutan özellikleri tarafından cesaretlerinin kırıldığı yönünde. Buna göre 24 saat içinde kaybolan fotoğrafları içeren Hikayeler özelliği, kullanıcılara kaybolmadan önce bu içerikleri sürekli kontrol etmeleri gerektiğini hissettiriyor.

İçerik moderasyonu tartışması

Platformlarda önümüze serilen akıştaki zararlı içeriklerin ne denli etkin kontrol edilebildiği de bir diğer tartışma konusu. Zaman zaman sansür boyutuna varan, bazı durumlarda ise yetersiz bulunan bu denetime “içerik moderasyonu” deniyor.

İçerik moderasyonunun etkin yapılıp yapılmadığı tartışması özellikle Arakanlı Müslümanların (Rohingyalar) Facebook’u dava etmesiyle ayyuka çıktı. 2021’de, ABD ve Birleşik Krallık’taki Rohingya mültecileri, Meta’yı 150 milyar dolar tazminat talebiyle dava etti. 2018’de Birleşmiş Milletler, Facebook’u Rohingya’ya karşı nefret söyleminin yayılmasına katkıda bulunmakla suçladı. Myanmar’da ordunun 2017’de Arakan’a yönelik operasyonlarında 10 bini aşkın Müslümanın katledildiği tahmin ediliyor. Facebook ise, bu dönemde Arakanlılara yönelik nefret içerikli gönderilerin yayılmasıyla suçlanıyor.

Yine 2021’de Haugen’ın sızdırdığı belgelerde Facebook’un “üçüncü dünya dillerindeki” gönderileri modere etmek için çaba sarf etmediği görülüyordu. Bir belgeye göre firmanın sosyal medya platformundaki nefret söylemiyle mücadelede başarısız olmasının bir nedeni de “dil engeliydi”. AP haber ajansının haberleştirdiği belgelerde şirketin Arapça’nın farklı lehçelerini ve kültürel nüansları anlayan moderatörleri istihdam edemediği ve bu nedenle Ortadoğu’da nefret söylemi içeren gönderilere müdahale edilmediği ortaya çıktı.

Meta’nın bu olaydan sorumlu tutulmasına yönelik çabalar halen devam ediyor.

Algoritmalarla içerik denetimi

Platformların gazeteciliği de yakından ilgilendiren bir özelliği, özellikle İngilizce dışı dillerde içerik denetiminin algoritmalara havale edilmesi. Bunun etkilerini yakın geçmişteki çatışma ve savaşlarda gördük.

2021’deTaliban’ın Afganistan’da iktidarı aldığı dönemde bazı gazeteciler Facebook algoritmalarından ciddi anlamda şikayetçiydi. Zira Facebook algoritmaları, onların haberlerde kullandığı Taliban görsellerini “terör propagandası”, “hassas görüntü” vb. gerekçelerle engelliyor ve gazetelere de ceza vererek görünürlüğünü aylar boyunca kısıtlıyordu. Oysa söz konusu görseller dünyaca ünlü haber ajanslarından alınan arşiv fotoğraflarıydı. Yüksek ihtimalle algoritmalar, fotoğraflarda yer alan Taliban bayrakları veya silahları “tehlikeli” olarak etiketlemişti. Üstelik Türkiye gibi ülkelerde bu gazeteciler Facebook’a hatayı bildirecek mekanizmalara sahip değildi ve ciddi trafik kayıpları yaşamalarına rağmen muhatap bulamıyorlardı.

Benzer bir süreç, Gazze’de 2023’te başlayan savaşta Instagram’da da yaşandı. O dönemde çok sayıda kullanıcı Filistin’i destekledikleri için shadow ban’e (gölge yasak) maruz kaldıklarını açıklıyordu. Gazeteciler ise bu sansür uygulamasıyla belirli kelimeleri kullanmaktan kaçınarak mücadele etmeye çalışıyordu. Örneğin, The Markup‘a konuşan bir Filistinli gazeteci, “Hamas” yerine “Yeşil” kelimesini kullanarak sansürden kaçınmaya çalıştığını açıklamıştı. Yani sadece övme amacıyla değil, bilgi verme amacıyla “Hamas” kelimesini kullanmak da algoritmalar tarafından otomatik engellenme gerekçesi oluyordu.

Platformların gazeteciliğe etkisi

Sosyal medya zamanla gazeteciler için de birincil mecralardan biri haline geldi. Öyle ki bu platformlar gezetelere ve gazeteciliğe müdahale edebilecek güce ulaştı. Bunun dünya çapında büyük yankı uyandıran bazı örnekleri var.

İlki Facebook’un ve o dönemki adıya Twitter’ın, 2020’de ABD merkezli New York Post gazetesinin hesabını askıya almasıydı.

New York Post, 2020’deki ABD Başkanlık Seçimleri öncesinde, Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukraynalı bir enerji şirketiyle ilişkilerine ve burada yolsuzluğa bulaştığına yönelik haberler yayımlamıştı. Gazetenin bu haberleri “hack” gibi yasadışı yöntemlerle elde ettiği öne sürülmüş, New York Post ise bu iddiaları yalanlayarak bilgilerin kendilerine bir kaynak tarafından ulaştırıldığını dile getirmişti.

Bu tartışmalar sürerken Facebook, platformda söz konusu habere erişimi kısıtlamış ve haber algoritma tarafından daha az kişinin karşısına çıkarılmıştı.

Twitter ise çok daha sert bir tepki vererek haberi “hacklenmiş materyallerin yayılması” politikasını ihlal ettiği gerekçesiyle direkt engellemişti. Kullanıcıların haberin linkini tweet atması veya doğrudan mesaj (DM) yoluyla göndermesi tamamen engellenirken, gazetenin resmi hesabı da yaklaşık iki hafta boyunca kilitlenmişti.

Ancak daha sonra New York Times gazetesi haberin odağındaki yazışmaları doğrulamıştı. Bunun ardından Twitter’ eski CEO’su Jack Dorsey ve diğer yöneticiler, haberi engelleme kararının bir “hata” olduğunu ve ellerinde haberin hacklendiğine dair somut bir kanıt olmadan bu adımı attıklarını kabul etmişti.

Hunter Biden olayı hem gazetecilik hem de sosyal medya açısından önemli dönüm noktası oldu. Zira bu olaydan itibaren, özellikle de cumhuriyetçiler nezdinde anaakım medyaya yönelik güvensizlik arttı ve Twitter eleştirileriyle başlayan süreç sonunda Elon Musk’ın platformu satın almasına kadar ilerledi.

Elon Musk, gazeteciliği dönüştürmeye nasıl soyundu?

Musk, adını X olarak değiştirdiği platformu 2022’de satın aldığında platformun eski sahiplerinin Hunter Biden konusuyla ilgili tutumunu birçok kez yüksek sesle eleştirdi ve hatta şirket içi bazı yazışmaları gazetecilere vererek bir ifşa hareketine de girişti.

Tarihe “Twitter belgeleri” diye geçen bu olayda FBI ve diğer ABD devlet kurumlarının, Twitter ile düzenli iletişim halinde olduğu, belirli hesapların incelenmesi veya içeriklerin kaldırılması konusunda sıklıkla taleplerde bulunduğu ve bunun platform içinde tartışmalara sebebiyet verdiği anlaşıldı.

Ayrıca Twitter’ın “shadow ban” (gölge sansür) iddialarını reddetmesine rağmen, bazı hesapların ve tweetlerin erişimini kısıtlayan “visiability filtering” (görünürlük filtreleme) adlı gizli “kara listeler” kullandığı da anlaşıldı. Musk ilerleyen dönemlerde de bu uygulamayı sıklıkla eleştirerek gündeme getirdi.

Parantez: Shadow ban, bir kullanıcının hesabının veya gönderilerinin başka insanlara ulaşmasını ve aramalarda çıkmasını kullanıcıya haber vermeksizin, örtülü biçimde engellemek anlamına geliyor. Bu durum bazen “hayalet yasak” (İngilizce’de ghostban olarak bilinir) diye de anılıyor.

Tesla ve SpaceX CEO’sunun elinde lavaboyla şirketin genel merkezine girdiği, yankı uyandıran görüntülerden sonraki süreçte Twitter ciddi bir değişime uğradı ve bu değişimin gazetecilik açısından da ciddi etkileri oldu.

İlk olarak Musk, X üzerinden anaakım gazetelere savaş açtı. Sıklıkla New York Times ve diğer önde gelen gazeteleri milyonlarca takipçili hesabından eleştiren Musk, kendisi ve diğer Cumhuriyetçilerle ilgili haberleri önemsizleştirmeye odaklanan paylaşımlarda bulundu; sonunda da bu gazeteler yerine X’i koymaya karar verdi.

Bu amaçla haber sitelerine ve başka platformlara bağlantı içeren gönderilerin görünürlüğünü düşürmeye ve daha uzun gönderileri daha fazla kullanıcıya göstermeye başladı.

Ardından da platformun reklam gelirlerini belirli etkileşime sahip hesaplar arasında paylaştırma kararı aldı. Bu gelir paylaşımı sürecine “En çok tartışma yaratan en fazla etkileşimi alır” mantığıyla düzenlenen yeni algoritmalar da etkilenince platformdaki sahte haber hesapları hızla yayıldı. Sıklıkla dezenformasyon yayan ve eski olayları yeniymiş gibi paylaşarak etkileşim toplamaya çalışan bu hesaplar etkin şekilde denetlenmeyince platform sıklıkla yanlış bilgi krizi yaratır oldu.

Bu esnada gerçek gazetelerin X hesapları ise muhtemelen bağlantı içeren paylaşımları nedeniyle ciddi bir görünürlük kriziyle boğuşur hale geldi.

Benim İçin Özetle
Web1 ve Web2 arasındaki temel fark nedir?
Sosyal medya şirketleri nasıl gelir elde etmektedir?
Web2'nin ortaya çıkmasında sosyal medyaların rolü nedir?
Kullanıcı verileri sosyal medyada nasıl kullanılmaktadır?
1989'da World Wide Web kurulduğunda kullanıcılar neler yapabiliyordu?

Shorts ile öğren

Dijital Akademi

Tüm Atölyeler →