Toplanan veriler şirketler için yalnızca teknik bir kayıt değil, aynı zamanda ekonomik bir varlık.

Dijital çağda güç artık yalnızca toprak, enerji ya da askeri kapasiteyle ölçülmüyor. Veri, devletlerin ve şirketlerin elindeki en stratejik kaynaklardan biri haline geldi. Milyarlarca insanın günlük davranışlarını, tercihlerini ve hareketlerini içeren devasa veri havuzları bugün küresel rekabetin, siyasetin ve hatta askeri operasyonların merkezinde.
Milyarların verisini elinde tutan şirketler
BigTech, sosyal medya paylaşımları, arama geçmişi, satın alma davranışları, konum bilgileri ve hatta sağlık verileri aracılığıyla milyarlarca insanın günlük dijital faaliyetlerini kaydediyor.
Google, Meta Platforms, Amazon ve Apple gibi şirketler yalnızca teknoloji üreticileri değil; aynı zamanda dünyanın en büyük veri toplayıcıları. Bu platformları kullanan milyarlarca insan, farkında olarak ya da olmadan sürekli veri üretiyor.
Örneğin bir kullanıcı sabah telefonunda hava durumuna baktığında, gün içinde harita uygulamasıyla yol bulduğunda, sosyal medyada gezindiğinde veya çevrimiçi alışveriş yaptığında her etkileşim yeni bir veri noktası oluşturuyor.
Bunlar tek başına önemsiz gibi görünse de milyarlarca kullanıcıdan gelen veriler bir araya geldiğinde son derece güçlü analiz araçlarına dönüşüyor. Üstelik bu havuza devletlerin ve istihbarat servislerinin topladığı gizli veriler -örneğin telefon görüşmeleri ve vatandaşlık bilgileri gibi hassas bilgiler- de eklenince devasa bir gözetim ağı oluşturulabiliyor.
Bunca veriyle ne yapılır?
Toplanan veriler şirketler için yalnızca teknik bir kayıt değil, aynı zamanda ekonomik bir varlık. Veri, çeşitli amaçlarla işlenebilir:
📌 Davranış analizi: Kullanıcıların neyi sevdiği, neyi satın aldığı veya hangi içerikle daha uzun vakit geçirdiği analiz edilir.
📌 Hedefli reklamcılık: Reklamlar kullanıcıların ilgi alanlarına göre kişiselleştirilir.
📌 Algoritma eğitimi: Yapay zeka sistemleri, özellikle öneri algoritmaları ve dil modelleri, bu devasa veri setleriyle eğitilir.
📌 Tahmin modelleri: Şirketler, devletler ve kolluk kullanıcıların gelecekteki davranışlarını tahmin etmeye çalışır. Medyada bu alan sıklıkla Minority Report (Azınlık Raporu) filmine benzetilerek işlenir.
Gözetim kapitalizmi
Bu veri ekonomisini açıklamak için ortaya atılan en önemli kavramlardan biri “gözetim kapitalizmi”.
Bu modelde veri toplamanın kapsamı da giderek genişliyor. Örneğin yüz tanıma teknolojileriyle kameralar aracılığıyla bireylerin kimliklerinin tespit edilmesi; parmak izi, yüz geometrisi, ses izi gibi benzersiz fiziksel özelliklerin toplanması; akıllı telefonlar ve uygulamalar aracılığıyla kullanıcıların nerede olduğunun sürekli izlenmesi mümkün hale geliyor.
Bir önceki sayıda İsrail ve ABD başta olmak üzere hükümetlerin; yapay zeka araçlarını, Palantir’i ve Google, Microsoft ile AWS gibi bulut hizmetlerini kullanarak dev bir gözetleme ağı kurduğundan bahsetmiştik.
Cambridge Analytica skandalı
BigTech’in verilerimizi etik dışı amaçlar için kullanma ihtimalini güçlü bir şekilde gündeme taşıyan olay, Cambridge Analytica skandalıydı.
Veri bilimci Christopher Wylie, Donald Trump’ın ilk seçim kampanyasını yürüten Cambridge Analytica firmasını Mart 2018’de ifşa etmiş ve şirketin 87 milyon kişinin Facebook bilgilerini yasadışı şekilde ele geçirerek bunları beyazların üstünlüğünü savunan fikirleri canlandırmak için kullanmaya çalıştığını ortaya çıkarmıştı.
Bir kesim, kayda değer bir etkisi olmadığını ve abartıldığını düşünse de -zira seçmen davranışlarının bu şekilde etkilenip etkilenemeyeceğine dair araştırmalardan karışık bulgular geliyor- bu skandal, veri ekonomisinin boyutlarını gözler önüne sererek internet kullanıcılarında bir uyanışı tetiklemişti.
Ortaya çıkan skandalda milyonlarca kişinin verisi aslında bir akademik araştırma uygulaması üzerinden toplanmıştı. Ancak uygulamayı kullanan kişilerin arkadaş listeleri üzerinden çok daha geniş bir kullanıcı kitlesinin verileri de çekilmişti. Böylece çoğu insanın haberi bile olmadan devasa bir psikolojik veri seti oluşturulmuştu.
Böylece Cambridge Analytica seçmenleri psikolojik profillere ayırmış, kişiye özel siyasi mesajlar hazırlamış ve sosyal medya reklamlarıyla seçmen davranışını etkilemeye çalışmıştı.
Skandalın ardından teknoloji şirketlerinin veri toplama pratikleri küresel ölçekte tartışılmaya başladı. Özellikle Facebook’un platform üzerindeki veri erişimini yeterince denetlemediği eleştirildi. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, ABD Kongresi’nde ifade vermek zorunda kaldı.
Veri savaşlarının sembolik olayı haline gelen skandal, aynı zamanda dünya genelinde veri koruma yasalarına da ivme kazandırdı.
Veri koruma düzenlemeleri: GDPR ve KVKK
Veri koruma düzenlemeleri denince akla ilk gelen, Avrupa GDPR (General Data Protection Regulation) yasası. 2018’de yürürlüğe giren bu düzenleme, şirketlerin kişisel verileri nasıl topladığı, sakladığı ve işlediği konusunda katı kurallar getiriyor. Kullanıcılara verilerinin silinmesini talep etme ve hangi verilerin toplandığını öğrenme hakkı tanıyor.
Türkiye’de ise benzer bir çerçeve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile oluşturuldu. Bu yasa da kişisel verilerin işlenmesini belirli kurallara bağlayarak bireylerin veri üzerindeki haklarını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Öte yandan, bu düzenlemeler önemli bir başlangıç olsa da küresel teknoloji şirketlerinin veri gücünü sınırlamak için yeterli olup olmadığı hâlâ tartışma konusu.
Kişiselleştirilmiş reklam ekonomisi nasıl değişti?
Bu düzenlemelere rağmen sosyal medya platformlarının gelirinin büyük kısmı hâlâ hedefli reklamdan geliyor.
Örneğin Meta kullanıcı davranışlarından oluşturduğu profilleri kullanarak halen reklamları belirli gruplara gösteriyor. Hatta son dönemde şirket, yapay zeka sohbetleriyle yapılan konuşmaları bile reklam kişiselleştirmesinde kullanmayı planlıyor. Bir kullanıcı yapay zekaya “kamp yapmak istiyorum” gibi bir şey sorarsa, daha sonra kamp ekipmanı reklamları görmesi mümkün.
Ancak bu uygulamalara bazı bölgelerde sınırlamalar geldi. Özellikle Avrupa’daki GDPR gibi veri koruma düzenlemeleri nedeniyle platformlar artık bunun için kullanıcıdan açık izin almak zorunda. Ayrıca bazı veri türlerini kullanamıyor ve daha sınırlı hedefleme yapmak zorunda kalıyorlar.
Ayrıca bu uygulamanın işleyiş biçiminde de değişiklikler oldu. Eskiden hedefli reklam daha çok çerezler (cookies) ve web takip sistemleri üzerinden yapılıyordu. Şimdi ise şirketler daha çok, uygulama içi davranışlar, yapay zeka botlarıyla girilen etkileşimler ve cihaz verileri gibi birinci taraf verilerine (first-party data) dayanıyor.
Algoritmik ayrımcılık: Meta, siyasi reklamları erkeklere gösteriyor
Türkiye’de 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri döneminde Gözlemevi’nin yayımladığı bir araştırma, hedefli veya kişiselleştirilmiş reklam uygulamasının siyasi uçlarını gündeme getirmişti.
Gözlemevi o dönemde bazı siyasi parti ve aday reklamlarının erkeklere daha fazla gösterildiğini ortaya çıkarmıştı. İncelenen 9 hesap arasında, reklamları en çok erkeklere iletilen hesapların başında yüzde 90 ile Sinan Oğan, yüzde 77 ile Yakup Türkal ve yüzde 75 ile AK Parti geliyordu. Reklam verenlerin hedefleme seçenekleri arasında cinsiyet ayrımı gözetmemesine rağmen, siyasi reklamlar çoğunlukla erkeklere gösterilmişti.
Makalede bu durum “algoritmik ayrımcılık“ diye niteleniyordu.
Okuma önerileri
– Çalışmalarıyla “gözetim kapitalizmi” kavramını yaygınlaştıran Harvard Profesörü Shoshana Zuboff’un Guardian röportajı: https://www.theguardian.com/books/2019/oct/04/shoshana-zuboff-surveillance-capitalism-assault-human-automomy-digital-privacy?
– Veri mahremiyeti tartışmalarından doğan Avrupa Dijital Hizmetler Yasası ve Türkiye’deki muadil yasa hakkında Independent Türkçe’de hazırladığımız karşılaştırmalı dosya: https://www.indyturk.com/node/553666
