Genç Kenyalılar, parlamento baskını sırasında haberi influencerlardan aldı

Kenya, 25 Haziran 2024 tarihinde önemli bir dönüm noktasına tanık oldu: Vergilerin yükselmesine dair tartışmalı bir mali yasa tasarısını protesto eden genç Kenyalılar, ulusal parlamentoyu bastı. Bu benzeri görülmemiş protestolar, polisin göstericilere ateş açmasıyla trajik bir hâl aldı ve en az 23 kişinin hayatını kaybetmesine, onlarca kişinin ise yaralanmasına yol açtı.

Bu şiddet olayları, ülke genelindeki büyük şehirlerde haftalarca süren yaygın protestoların ardından gerçekleşti. Gençlerin sosyal medya platformlarını kullanarak organize olmasıyla protestolar başladı. Siyasi tartışmaların ötesinde, bu olay Kenya’nın sosyopolitik yapısında daha geniş çaplı bir değişimin sinyallerini verdi ve haber tüketiminin nasıl dönüşüm geçirdiğini gözler önüne serdi.

Veri analizi ve araştırma firması Odipo Dev tarafından yürütülen yeni bir çalışma, dijital medyada yaşanan yapısal ve kültürel değişimlerin parçalara bölünmüş ancak dinamik bir bilgi ortamı yarattığını ve geleneksel gazeteciliğin toplumdaki rolünü yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre, Instagram ve TikTok gibi platformlar, dikkat çekmek için insanların yarıştığı alanlara dönüşmüş durumda. Protestolar sırasında Nairobi Gossip Club (NGC) gibi alternatif haber kaynakları, Nation Media Group ve Standard Media Group gibi geleneksel medya devlerini geride bırakarak en önde gelen haber dağıtıcıları hâline geldi.

Araştırma, NGC’nin dijital etkileşimlerde üstünlük sağladığını ve Facebook ile Instagram’da 15 milyondan fazla video görüntülemesi ve gönderi etkileşimi elde ettiğini gösterdi. Citizen TV Kenya ise biraz daha düşük bir sayıyla 10 milyonun üzerinde etkileşim aldı. NTV Kenya, The Standard, KTN News Kenya ve Nation gibi köklü medya kuruluşları ise her biri 10 milyonun altında etkileşim elde ederek geride kaldı.

Çalışmaya katılan araştırmacı Norbert Mburu‘ya göre, NGC’nin başarısı tesadüf değil. Mburu, “Bu platformlar, dijital okuryazarlığı yüksek bir kitleyle örtüşüyor ve anlık, ilişkilendirilebilir ve kültürel olarak ilgili içerikler sunuyor,” dedi. Ayrıca, sosyal medya algoritmalarının belirleyici bir rol oynadığını ve nihai editoryal güce sahip olduğunu belirtti.

“Bu algoritmalar, insanların görmek istediklerini önceliklendirerek NGC gibi alternatif haber kaynaklarını ön plana çıkarıyor,” dedi Mburu. TikTok’ta popülerleşen “Sizin İçin” sekmesi, diğer platformlar tarafından da benimsenerek haber keşfini kökten değiştirdi; haber tüketimini daha rastlantısal ve son derece kişiselleştirilmiş hâle getirdi.

Medya akademisyeni Dr. Denis Galava, dijital platformların yükselişinin genç Kenyalıların haberlerle etkileşimini kökten değiştirdiğini belirtti. “Gençler hayatlarının büyük bir kısmını dijital platformlarda geçiriyor, dolayısıyla haberleri de en rahat hissettikleri bu ortamda tüketmeleri doğal.”

Bu değişim neden önemli?

Bu değişim, geleneksel medya kuruluşlarının sosyal medyanın hızı ve etkileşim düzeyiyle rekabet etmekte zorlandığı daha büyük bir sorunun emaresi. Digital News Report 2024 raporuna göre, Kenya’da haber tüketiminde sosyal medya kullanım oranı %77’ye yükseldi. YouTube kullanım oranı %59’a çıkarken, TikTok %36’ya ulaştı. TikTok, özellikle genç kullanıcılar arasında giderek daha fazla tercih ediliyor ve 18-24 yaş aralığındaki bireylerin %23’ü haber kaynağı olarak bu platforma yöneliyor.

Bu değişim, özellikle genç izleyiciler için çevrimiçi haber kaynağı olarak videonun artan rolüyle yakından bağlantılı. Rapora göre, video tüketiminin büyük bölümü (%72) sosyal medya platformlarında gerçekleşirken, yayıncıların websitelerinde bu oran %22’de kalıyor. Bu dinamik, içeriği gelir modeline dönüştürme ve izleyicilerle doğrudan bağlantı kurma çabalarını zorlaştırıyor.

Protestolar sırasında Instagram ve TikTok gibi platformlar, genç Kenyalılar için anlık güncellemeler, videolar ve yorumlara erişim sağlamak adına kritik araçlar hâline geldi. Geleneksel medya kuruluşları, belirli yayın akışları ve daha yavaş editoryal süreçlerle çalışırken, sosyal medya hız, kolay erişim ve doğrudan etkileşim sunarak yeni nesil kullanıcıların beklentilerini karşıladı.

Africa Uncensored’ın Operasyon Direktörü Emmanuel Chenze’ye göre, genç Kenyalılar kolay erişilebilir ve yaşam tarzlarına uygun formatlarda sunulan içeriklere öncelik veriyor. Bu durum, genellikle televizyon veya basılı medya gibi geleneksel kaynaklara güvenen daha yaşlı nesillerden farklı bir dinamik oluşturuyor.

“Nairobi Gossip Club ve benzeri platformlar, ana akım medya kuruluşlarının sıklıkla göz ardı ettiği anlık haberler, videolar ve etkileşimli formatlar sunuyor,” diye açıklayan Chenze, çoğu yeni medya platformunun ve influencerın sosyal medyada yorumlara cevap vermeleri ve samimi kişilikleri sayesinde kendi kitlelerini oluşturduğunu belirtti ve ekledi: “Bu durum, geleneksel medyanın rekabet etmekte zorlanmasına yol açıyor.”

Bu platformlar istedikleri zaman istedikleri içeriği tüketmeye alışkın bir kitleye hitap ederek, onlara güvenen ve etkileşim kuran topluluklar inşa etti. “İzleyici kitlesi değişti,” diyen Chenze, NGC gibi platformların yalnızca bu değişen taleplere yanıt verdiğini vurguladı. “Geleneksel medya, insanların istediklerine odaklanmak yerine hâlâ önceliği gelenekselliğe veriyor ve bu yüzden uyum sağlamakta geç kaldı.”

Influencerlar iki ucu keskin bir kılıç mı?

Sosyal medya influencerları, protestolar sırasında konuşulan konuları şekillendirmede merkezi bir rol oynadı. Odipo Dev tarafından yapılan araştırmaya göre, Murugi Munyi, Khalif Kairo ve Eric Omondi gibi kişiler takipçileriyle gerçek zamanlı yorumlar paylaşarak ana akım medya kuruluşlarıyla aynı düzeyde etkileşim elde etti. Bu artan etkileşimin nedeni ise bilgiyi anlaşılabilir ve hızlı sunmaları oldu.

Mburu’ya göre, influencerların kitlesiyle kurduğu benzersiz bağ, onların başarısında önemli bir faktör. Mburu, “Bilgiyi kişisel ve samimi hissettiren bir şekilde sunuyorlar,” diye açıkladı. Bu, geleneksel haber kuruluşlarının taklit etmekte zorlandığı bir şey.

Influencerların haber kaynağı olarak yükselişi, toplum için çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Gazetecilerin aksine, influencerlar habercilik ilkelerine bağlı değiller. “Paylaşımları çoğu zaman görüş ile gerçeği birbirine karıştırıyor,” diyen Dr. Galava, dezenformasyon çağında bu durumun büyük bir endişe kaynağı olduğuna dikkat çekti. Öte yandan, Chenze, Kenya’daki ana akım medyanın da bu etik kurallara bağlılığının da kurumdan kuruma büyük farklılık gösterdiğini vurguladı. “Bazıları bu ilkelere uyuyor, bazıları ise uymuyor,” diyerek bu alandaki tutarsızlıklara işaret etti.

Influencerların hem eğlendirici hem de haber yayıcı olarak üstlendikleri ikili rol, bu çizgileri daha da bulanıklaştırdı.

Protestolar sırasında influencerlar yalnızca olayları rapor etmekle kalmadı, aynı zamanda bizzat protestolara katıldılar. Birçoğu X, TikTok ve Instagram gibi platformlarda canlı tartışmalar düzenledi, takipçilerine gerçek zamanlı güncellemeler sağladı ve tartışmalı konularda toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yürüttü. Bu yaklaşım, izleyicilerin olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini şekillendirmede etkili oldu.

Dr. Galava, fenomenleri iki ucu da keskin bir kılıç olarak görüyor. Bilgiye erişimde eşitlik sağladıklarını kabul etse de, gazetecilik standartlarına uymamalarının risk taşıdığını düşünüyor. “Güvenin sarsıldığı ortamlarda dezenformasyon hızla yayılır,” diyen Dr. Galava, gazetecilerin bu bilgi kirliliği içinde netlik ve derinlemesine anlayış sunmaları gerektiğini vurguladı.

Buna karşın, Chenze, influencerlar ile gazetecilerin işbirliği yapabileceğini savunuyor. Influencerların geniş hedef kitlelerle etkileşim kurma yeteneğini, gazeteciliğin doğruluk ve doğrulama standartlarıyla birleştirerek bu ortaklık sayesinde sosyal medyanın getirdiği hızı doğru haber ihtiyacıyla birleştirebileceklerini belirtiyor. Aynı zamanda, daha bilinçli bir izleyici kitlesi oluşturulmasına yardımcı olabileceğini söylüyor.

“Fenomenler ve gazeteciler birlikte çalıştığında, genç izleyicilere hitap eden, güçlü ve güvenilir içerikler üretebilirler,” diye ekledi Chenze.

Geleneksel medya neden zorlanıyor?

Kenya’daki köklü medya kuruluşları, bu değişimlere ayak uydurmakta zorlanıyor. Nation ve The Standard gibi büyük medya kuruluşları tüm kaynaklarına rağmen çevrimiçi izleyici etkileşimi konusunda genellikle geride kalıyor.

Mburu, bu durumu yapısal sabitliğe bağlıyor. “Geleneksel medya kuruluşları yalnızca diğer haber üreticileriyle değil, Netflix’ten TikTok’a kadar internette dikkati çeken her şeyle rekabet etmek zorunda,” diyor.

Mali baskılar, azalan reklam gelirleri ve izleyici tercihindeki değişimler, geleneksel medya için durumu daha da kötüleştiriyor. Bu da geleneksel medya kuruluşlarını, düşen gelirlerle mücadele etmek ve dijital içeriklerinden kazanç sağlamanın yollarını aramak zorunda bırakıyor. “Ana akım medya onlarca yıl boyunca siyasete odaklandı, ancak genç izleyicilerin hayatı bundan ibaret değil. Onlar, yalnızca siyasi başlıklardan ibaret olmayan, kendi gerçekliklerini yansıtan içerikler arıyorlar,” dedi Chenze.

Bu dönüşüm, aynı zamanda kültürel değişimlere de dayanıyor. Genç Kenyalılar için haber yalnızca bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bir eğlence ve öz ifade. Mburu, “Haber artık komik bir video,” diyerek, birçok gencin güncel olaylarla ilk karşılaşmasının genellikle TikTok’ta kısa ve ilgi çekici bir video ya da bir Instagram hikâyesi aracılığıyla gerçekleştiğini belirtti.

Kısa, görsel açıdan çekici içeriklere yönelik bu eğilim, geleneksel gazetecilik anlayışına meydan okuyor. Dr. Galava, “Z Kuşağı, haberi yalnızca gazetecilerin ürettiği bir şey olarak görmüyor,” diyerek, gençlerin fenomenlere ve alternatif medya kaynaklarına en az geleneksel haber kaynakları kadar güven duyduğunu ifade etti.

Ayrıca, TikTok ve Instagram gibi platformlar, haberin ne olduğunu yeniden şekillendiriyor. Haberler, önemlerine göre değil, viral olma potansiyellerine göre seçiliyor ve anlatılıyor. Bu da kimi zaman derinlik ve doğruluktan ödün verilerek sansasyonel ve tıklanma odaklı içeriğin yayılmasına yol açıyor.

“Kenyalılar dedikodu ve dramayı seviyor,” diyen Mburu, Nairobi Gossip Club (NGC) gibi platformların bu kültürel eğilimi yakalayarak haberleri hem eğlenceli hem de kolay paylaşılabilir bir formatta sunduğunu belirtti.

“Aura for Aura”

Kenya’da gençler haber almak için giderek daha fazla alternatif medyaya yönelirken, doğruluk kontrolü yapan kurumlar dezenformasyonla mücadelede artan zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Örneğin, haziran ayında protestoların zirveye ulaştığı dönemde, X platformundaki Kenyalılar, başkanlık makamı ve polis gibi devlet kurumlarından gelen ve propaganda olarak algıladıkları bilgileri kendi uydurdukları versiyonlarla karşılık vererek “aura for aura” olarak adlandırılan bir akım başlattılar.

Çoğu durumda, bu uydurma ve satirik paylaşımlar, hükümetin orijinal açıklamalarından daha fazla etkileşim aldı. “Aura for aura” gönderileri yalnızca X platformuyla sınırlı kalmayıp Instagram ve Facebook gibi diğer platformlara da yayıldı. Ancak X kullanıcıları, bu paylaşımların hükümetin propaganda olarak görülen açıklamalarına bir yanıt olduğunu bilirken, diğer platformlardaki izleyiciler çoğu zaman bu bağlamdan habersizdi.

Kenya’daki Africa Check’in yardımcı editörü Makinia Juma, Haziran ve Temmuz aylarında ülkede sosyal medyada yayılan dezenformasyonda önemli bir artış gözlemlediklerini belirtti.

Juma, “’Aura for aura’ paylaşımları, insanların o dönemdeki duygularına hitap ettiği için viral oldu,” dedi. “İnsanlar öfkeliydi ve hükümeti eleştiren herhangi bir şeye inanmakta hızlı davrandılar. Kısa ve yanıltıcı videolar bile büyük yankı uyandırdı çünkü halk, geleneksel kurumlara olan güvenini kaybetmişti.” Doğruluk kontrolü yapmak ve bu tür içeriklerin gerçek olmadığını kanıtlamak ise oldukça zor hâle geldi.

O dönemde sosyal medya platformlarında yayılan dezenformasyonun ana türleri, değiştirilmiş grafikler, manipüle edilmiş videolar ve yanlış başlıklarla sunulan görsellerdi. “Henüz yapay zekâ çok etkili bir aktör değildi, ancak bağlam dışı fotoğraflar ve videolar hızla yayıldı,” diyen Juma, bu tür içeriklerin profesyonelce düzenlendiğini ve TikTok ile Facebook gibi platformlarda tespit edilip kaldırılmasını zorlaştırdığını ekledi.

Juma, doğruluk kontrolü yaparken yeni akımlara ayak uydurmak zorunda kaldığını belirterek, “Platformlara özgü teknikler geliştirdik, örneğin yanlış bilgileri çürütmek için kısa ve etkileyici TikTok videoları hazırlıyoruz,” dedi. “Z Kuşağı, kısa ve öz açıklamalar istiyor. Eğer bilgi birkaç saniye içinde net bir şekilde verilmezse, hızla başka bir içeriğe geçiyorlar.”

Africa Check, ayrıca “pre-bunking” olarak bilinen önleyici stratejilere de ağırlık vermeye başladı. Büyük olaylardan önce, geçmişte yayılan dezenformasyon eğilimlerini analiz ediyor ve kamuoyunu, ilgili konular hakkında yanlış bilgilerin yayılmasında kullanılan yaygın taktikler konusunda bilinçlendiriyorlar. Juma, “Bu yöntem, insanların ortaya çıkan bilgileri daha eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesine yardımcı oluyor,” diye ekledi.

Doğruluk kontrolünün geleceği

Dezenformasyon ve yanlış bilgilere karşı mücadelede doğruluk kontrolü yapanlar için sosyal medya platformlarıyla işbirliği büyük önem taşıyor. “TikTok, seçim dönemlerinde yanlış bilgilerin işaretlenmesi için yeni özellikler sundu ve Facebook’un arka plan analiz araçları, gerçek zamanlı olarak viral yalanları tespit etmemize yardımcı oluyor,” diyen Juma, buna rağmen büyük zorlukların devam ettiğini belirtti. “X gibi platformlar, doğruluk kontrol girişimlerine direnç gösteriyor ve yanlış bilgiler denetimsiz bir şekilde yayılmaya devam ederek kamu güvenini zedeliyor.”

Juma, Kenya genelinde medya okuryazarlığı üzerine aktif çalışmalar yürüttüklerini de ekledi. “Yalnızca doğruluk kontrolü yapmak yeterli değil,” diyen Juma, ortaöğretim okulları ve yerel radyo istasyonlarını hedefleyerek gençleri yanlış bilgileri nasıl tespit edecekleri konusunda eğittiklerini ifade etti. “Alternatif medya ortamının hızla değişmesi, gazetecilerin, eğitimcilerin ve teknoloji şirketlerinin birlikte çalışmasını gerektiriyor.” Juma’ya göre doğruluk kontrolü, yalnızca yanlış bilgileri çürütmekle sınırlı kalmamalı; “Gerçeğin önemli olduğu bir kültür inşa etmek de en az bunun kadar kritik.”

Bununla birlikte, doğruluk kontrolüne odaklanan kuruluşlar ve Africa Check gibi organizasyonlar dezenformasyonla mücadele etmeye çalışırken, Meta’nın üçüncü taraf doğruluk kontrol programını sonlandırarak X’in benimsediği topluluk odaklı notlar sistemine geçmesi büyük yankı uyandırdı. Bu sistem, yanlış bilgileri belirleme ve bağlamlandırma sorumluluğunu doğrudan kullanıcılara yüklüyor.

Juma, bu değişimin yanlış bilgiyle mücadele açısından ciddi sonuçları olabileceğini belirtti. “Topluluk temelli moderasyona güvenmek, özellikle siyasi motivasyonlu ve hızla yayılan dezenformasyonun olduğu bölgelerde etkili olmayabilir.”

Kenya’da milyonlarca insanın sosyal medya platformlarını aktif olarak kullandığını hatırlatan Juma, bu yeni sistemin dezenformasyonu özellikle seçim gibi kritik dönemlerde hızla artırabileceğini söyledi.

“Topluluk Notları’nın etkinliği, bilinçli ve aktif kullanıcı katılımına bağlı,” diyen Juma, “Dijital okuryazarlığın düşük olduğu veya koordineli dezenformasyon kampanyalarının yoğun olduğu bölgelerde bu sistem, yanlış anlatıların yayılmasına açık hâle gelebilir ve kötü niyetli insanların amaçlarına hizmet edebilir.”

Komik videolardan insan kaçırmalara

“Aura for aura” akımına benzer şekilde, Kenya’daki sosyal medya platformları, yapay zekâ tarafından oluşturulmuş, ulusal liderleri tartışmalı veya zor duruma düşüren sahte fotoğraflar ve videolarla dolup taştı. En çok yayılan içeriklerden bazıları, Başkan William Ruto’nun bir tabutta yatan ya da devlet töreniyle defnedildiği sahte görüntüleriydi.

Buna ek olarak, Kenyalılar başkanın eksikliklerini öne çıkaran viral görseller oluşturdular. Buna karşılık olarak, başkanın iletişim ekibi ise hükümetin vaatlerini yerine getirdiğini gösteren kendi görsellerini paylaştı.

Ancak, bu yaratıcı protesto biçimleri daha karanlık bir noktaya evrildi. Bu yapay zekâ ile üretilmiş görüntüleri ve eleştirel görseller paylaşan birkaç genç, devlet güvenlik görevlisi olduğu düşünülen kişiler tarafından kaçırıldı. Polis, olaylara karıştığı iddialarını reddederken, bazı kaçırılan bireyler kamuoyunun tepkisi sonrası serbest bırakıldı. Ancak diğerleri hâlâ kayıp.

Kenya Ulusal İnsan Hakları Komisyonu’na (KNCHR) göre, Haziran-Aralık 2024 tarihleri arasında 82 kaçırılma ve zorla kaybettirme vakası rapor edildi. Bunlardan 29 kişi hâlâ bulunamadı.

Yerel dilde dijital medya neden yükselişte?

Yerel medya kuruluşları, Kenya’nın değişen dijital medya ortamında giderek daha fazla yer edinmeye başladı. Yapılan araştırmaya göre, yerel medya artık Facebook ve Instagram’daki toplam etkileşimlerin %10’unu oluşturuyor, bu da yerelleştirilmiş içeriğe yönelik artan talebin güçlü bir göstergesi.

Geleneksel olarak İngilizce yayın yapan ana akım medya kuruluşlarının gölgesinde kalan Kameme FM, Inooro TV, Ramogi TV ve benzeri yerel kanallar, artık dijital alanda eşit koşullarda rekabet edebiliyor. Kültürel açıdan özgün konuları ele alarak doğrudan kendi topluluklarına hitap eden bu platformlar, güvenilir ve samimi bir haber ve eğlence kaynağı hâline gelmiş durumda.

Dr. Galava, araştırmanın bulgularına katıldığını belirterek, yerel medya kuruluşlarının dijital alandaki büyümesinin olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti. “Bu durum, kapsayıcılığı artırıyor ve Kenya’nın farklı topluluklarının kendi ana dillerinde haber ve bilgiye erişmesini sağlıyor” dedi. Ayrıca, yerel medya kuruluşlarının yerel topluluklarla daha geniş ulusal söylem arasında köprü görevi gördüğünü vurgulayan Dr. Galava, “Bu platformların dijital alanda varlık göstermesi, toplumun dışına itilmiş kesimlerin de konuşmaya dahil olmasını sağlıyor” diye ekledi.

Bir etki aracı

“Kenya’daki medya, tarihsel olarak kamusal çıkar yerine bir etki aracı olarak kullanılmıştır,” diyen Dr. Galava, bu durumun dijital çağa uyum sağlama çabalarını karmaşık hâle getirdiğini belirtti. Günümüzde güven ve etkileşim en önemli unsurlar hâline gelirken, Kenya’daki medya kuruluşlarının geçmişteki yapıları bu dönüşümü zorlaştırıyor.

Dr. Galava, Kenya medyasının kökenlerinin siyasi ve ticari çıkarlarla iç içe olduğunu açıkladı. “Başlangıcından itibaren Kenya’daki medya, kamu yararına hizmet etmek amacıyla kurulmadı. İster sömürge tüccarları tarafından kurulan The Standard, ister Aga Khan tarafından başlatılan Nation olsun, bu medya kuruluşları, hükümetlerle pazarlık yapmak veya belirli amaçları ileri taşımak için kuruldu.”

Bu tarihsel bağlam, medya kurumlarının halkın çıkarlarından çok, güç ve kârı önceliklendirdiğine dair bir algının yerleşmesine neden oldu. “Gazeteciler ve izleyiciler sıklıkla medyanın ifade özgürlüğü ve kamu yararına hizmet etmesi gerektiğini düşünse de, bu idealler kuruluşların tarihsel temelleriyle tam olarak örtüşmüyor,” diye ekledi.

Dijital çağ, bu gerilimi daha da gün yüzüne çıkardı. Bir zamanlar reklam gelirlerine ve hükümet desteğine bağımlı olan geleneksel medya, artık aynı mali ve düzenleyici kısıtlamalara maruz kalmayan dijital platformlar ve fenomenlerle rekabet etmek zorunda.

Dr. Galava, Kenya’daki gazeteciliğin ekonomik modelinin başından beri sorunlu olduğunu vurguladı. “Medya kuruluşları, hizmet etmek için değil, etki yaratmak için tasarlandı ve şimdi ise izleyici etkileşimi ve güveni önceleyen modellere geçmekte zorlanıyorlar,” dedi.

Geleneksel medyanın ayakta kalabilmesi için gelir kaynaklarını yeniden düşünmesi gerektiğinin altını çizen Galava, reklam gelirinin artık tek başına yeterli olmadığını söyledi. “Medya kuruluşları, dijital içerikleri para kazanabilir hâle getirmenin yeni yollarını bulmalı ve bunu yaparken güvenilirliklerini korumalı,” diye ekledi.

Bunun yanı sıra, geleneksel medyanın toplumla güven ilişkisini yeniden inşa etmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Galava, “Güçlülerin sesini yükseltmek yerine, halkın kaygılarına gerçekten odaklanmak gerekiyor,” dedi.

Tüm bu zorluklara rağmen, dijital çağın daha küçük ve daha esnek haber odaları için fırsatlar sunduğunu düşünüyor. “Gelecekte, doğrudan belirli kitlelere hitap eden, uzmanlaşmış medya kuruluşlarının ön plana çıktığını göreceğiz,” dedi. “Kenya’daki ilk tam anlamıyla dijital haber merkezi ortaya çıkacak ve başarıyı, geniş kitlelere hitap etmek yerine alaka düzeyi ve bağlantı kurma becerisi ile yakalayacak.”

Kenya’nın dijital medyasının geleceği

Önümüzdeki dönemde, Kenya’daki geleneksel medyanın rolü, değişime ne kadar iyi uyum sağlayabileceğine bağlı olacak. Dr. Galava’ya göre, köklü medya kuruluşlarının en güçlü yönlerine odaklanması gerekiyor: güvenilirlik ve derinlemesine analiz.

“Medya, izleyicilerin karmaşık meseleleri anlamalarına yardımcı olan bir anlatıcı hâline gelmeli,” diyen Dr. Galava, geleneksel basının, yalnızca haber veren değil, aynı zamanda olayları açıklayan bir yapıya bürünmesi gerektiğini savunuyor.

Chenze ise, yenilikçilik için büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyor. “Yapay zekâ ve veri analizi, medya kuruluşlarının izleyici tercihlerine daha iyi uyum sağlamasına ve içeriklerini buna göre şekillendirmesine yardımcı olabilir,” diyor. Ancak, teknolojiye aşırı bağımlılığın risklerine de dikkat çeken Chenze, gazeteciliğin temel taşlarının güvenilirlik ve izleyiciyle kurulan anlamlı bağlar olduğunu vurguluyor. “Sonuçta her şey güven ve bağ kurabilmekle ilgili,” diye ekliyor.

Öte yandan, Mburu, bu dönemi medyanın kendi değerini yeniden kanıtlaması için kritik bir fırsat olarak görüyor. “Medyatik gücü elinde tutanların denetleme ve izleyicilere dünyayı nesnel bir şekilde anlamalarına yardımcı olma görevi hiç bu kadar önemli olmamıştı,” diyor.

Aynı zamanda, sosyal medya platformları ve alternatif medya, Kenya’daki sosyopolitik tartışmalarda kritik bir rol oynamaya devam edecek. Gençlerin yolsuzlukla mücadele gibi konulara öncülük etmeleri ve ülkenin bir sonraki seçim döngüsüne yaklaşmasıyla birlikte, bu platformların etkisi daha da artacak. “Bir sonraki başkanınızı TikTok ve X tartışmaları belirleyebilir,” diye ekliyor.


İlk olarak Reuters Institute for the Study of Journalism websitesinde yayınlanan bu yazıyı Taha Timur çevirdi. Öne çıkan görsel: Monicah Mwangi/Reuters tarafından Haziran 2024’te Nairobi’de Kenya’nın önerilen finans yasa tasarısına karşı düzenlenen bir protesto sırasında tepki gösteren göstericilerin fotoğrafı.

Yazar hakkında

Maurice Oniang'o

Maurice Oniang'o, Nairobi, Kenya merkezli serbest çalışan bir multimedya gazetecisi ve belgesel yapımcısıdır.