Wayne A. Clark
Haber Odası

Okuru kazanmanın yolu: Topluluk için gazetecilik

0

“Habere nasıl ulaşırım?” sorusu gazeteci için rutinin bir parçası, kalıpları az çok belli. Şurada şu saatte basın toplantısı, siyasetçi, ünlü takibi ya da araştırmacı gazeteciliğe kapıyı aralayan o e-posta, o sızıntı ya da sokakta gelip sizi bulan haber… “Araştırmacı gazetecilik” dediğimiz alan esasında çok yaratıcı olmayabilir, çoğu zaman devam eden bir konu hakkında daha derine inmeye çalışmak da bir süre sonra rutin hâle gelebilir. “Yavaş gazetecilik” rutini reddeden bir akım olarak ortaya çıktı. Bu hareketin ana akıma panzehir olma iddiası tartışılır belki, ama temelde sundukları fikrin gazeteciliğin yeni alanlarıyla kesiştiğini söylemek yanlış olmaz; örneğin veri gazeteciliğinde de yararlanılan “verini kendin yarat” tekniğini kullanan topluluk için gazetecilik haber üretimine bambaşka bir açıdan yaklaşıyor. Ne gazeteci habere gidiyor ne de haber gazeteciyi buluyor; gazeteci okurla buluşuyor ve zamanla gelişen bu ilişki haber için önemli bir kaynak oluşturuyor. Topluluk gazeteciliğinin nasıl işlediğini anlamak için bu tanım iyi bir başlangıç sayılabilir. Şimdi gelelim haberciliğin geleceğinde topluluğun önemine.

Medya okur yazarı olan bir topluluk yaratmak ve bu toplulukla uzun vadeli bir ilişki kurmak gazeteciliğin geleceği açısından çok önemli. Okurun güvenilir bir mecradan haber alması için söz konusu mecranın bağımsız bir kaynak tarafından fonlanması gerekiyor. Bu nedenle köklü bir geçmişi olan The Guardian ve yine benzer bir iş modelini geliştiren Bristol Cable ve Amsterdam merkezli De Correspondent medya okur yazarlığı eğitimini önemsiyor ve bu alana destek veren kurumlar arasında başı çekiyor. Okurla bağı güçlendirip platformlara bağımlılığı azaltma uzun vadede gerekli gibi görünüyor.

The Guardian örneğini ele alacak olursak, gazete 1821’de The Manchester Guardian adıyla yayın hayatına yerelde başladı. Şüphesiz bugün okuruyla kurduğu bağı ve kurum kültürünü bu deneyime borçlu. Gazete daha sonra The Guardian adıyla 1960’larda ulusal pazarda kendine yer buldu ve 1990’larda İngiltere’nin en saygın gazeteleri arasına girmeyi başardı. Bugün ise dünyanın en çok okunan gazetelerinden biri. Dijital ve basılı olarak yayın hayatına devam eden gazeteyi belki de en ilginç kılan yönü 2014’te başlattığı bağış ve üyelik sistemi. “Pay wall” denilen ödeme engelini koymaksızın içeriğin tamamını bütün okurlarına sunuyor. Ama her haberin sonunda destek isteyen bir yazıyla tercihi okuruna bırakıyor. Bu maddi desteği tek seferlik bağış ya da üyelik çerçevesinde yapmak mümkün. Bu model geçtiğimiz günlerde 1 milyon okura (bağışçı ve üye) ulaştı ve The Guardian modelinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir başarı kaydedildi.

The Guardian’ın topluluk editörü Carmen Fishwick‘in 2016’da WhatsApp grubu üzerinden yaptığı haber oldukça ilginç. Bir kere seçilen platform hitap edilen kitle için çok uygun. Y jenerasyonuna “En büyük korkunuz nedir?” diye soruyor Fishwick ve gelen cevaplardan bir derleme yayınlıyor. Haber bu jenerasyonun korkularını öylesine iyi anlatıyor ki, birkaç hafta içinde yine aynı dönemde yapılan bir ankette de benzer sonuçlar çıkıyor. Genç okurların “gelecekte ev sahibi olamama” korkusu Ipsos’un anketinde de doğrulanıyor. Bu da topluluk gazeteciliğinin bir takım trendleri önceden kestirebileceğini gösteren bir örnek. Hiç şüphesiz böyle bir gazetecilik hem politika üretim süreçlerine daha hızlı etki edebilir hem de okurla sürdürülebilir bir ilişki kurar. Bu örnekteki bir diğer avantaj da şu; sonuçlar profesyonel anketle benzer ama, topluluk haberinde gençlerin hislerini kendi cümleleriyle anlatmaları anket rakamlarına göre çok daha çarpıcı. Özellikle grafik, rakam ve rapordan kaçan bir okur kitlesi için uygun bir haberleştirme biçimi olarak değerlendirilebilir.

Yayıncılar ve Platformlar

Peki platformlara bağlılık özellikle de topluluk gazeteciliği yapan yerel, ulusal ve uluslararası medya kuruluşları için ne kadar olumlu? Geçtiğimiz günlerde Facebook, gazetecilik projesi kapsamında İngiltere’de 80 yerel gazeteye topluluk gazeteciliği eğitimi için 4.5 milyon pound değerinde bir bütçe ayırdığını duyurdu. Ancak yalan haberin yayılımı, kişisel verilerin gizliliği gibi skandallar zinciriyle boğuşan Facebook’un bu alandaki samimiyeti tartışmalı. LSE’nin Medya ve İletişim Profesörü Charlie Beckett da bu konuda uyarıyor. Facebook’un sunduğu desteği genel anlamda olumlu bulan Beckett yine de temkinli olmak gerektiğini hatırlatıyor ve böylesi bir ilişkinin yayıncılar ve platform arasındaki ilişkiyi tehlikeye atabileceğini söylüyor. Vice Media eski yöneticilerinden Jesse Knight da medya şirketlerinin Facebook’u yeterince ciddiye almadığı görüşünde. NiemanLab için kaleme aldığı yazıda Knight, medya şirketlerinin kendi teknik problemleriyle uğraşmaktan yaklaşan tehlikeyi görmediklerini ifade ediyor ve Facebook’a karşı birleşilmesi gerektiğini savunuyor: “Medya endüstrisi olarak riskler oldukça büyük: Şirketler kendi farklılıklarını bir kenara koyup tek bir yayıncılık platformunda birleşirse eğer Facebook’la yarışta kazanan taraf olabilir.”

Haberciliğin bugün karşı karşıya kaldığı ekonomik krizi ve güven meselesini düşününce öncelikle okuru kazanmakla işe başlamak makul görünüyor. Topluluk gazeteciliği her ölçekte faaliyet gösteren yayın kuruluşu tarafından uygulanabilir. E-posta, anket (Google Forms, Formstack vb.) ya da örnekte bahsi geçen WhatsApp grubu yoluyla okurla buluşmak mümkün. Yöntemi belirlemek biraz yaratıcılık ve geniş vizyonlu bir gündem takibi gerektiriyor. Yerel yayınlarda olduğu gibi eğer bir semt ya da şehir söz konusu değilse, büyük ölçekteki yayıncılar için işin sırrı söz konusu “mahalleyi” bir araya getiren ortak noktalar üzerinden hareket etmek. Üniversite sınavına hazırlanan gençlerin deneyimleri, LGBTİ bireylerin sosyal hakları gibi doğrudan konuya odaklanan haberler yapılırsa topluluk yaratma yolunda ilk adımlar sağlam atılmış olur.


Bu yazı Kasım 2018’de The Guardian Foundation’ın davetlisi olarak gittiğimiz The Guardian eğitiminin bir çıktısı olarak, NewsLabTurkey için hazırlanmıştır.

Sergül Taşdemir
Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans, Sciences Po Paris'te Avrupa Çalışmaları üzerine yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ardından CNN Türk'te istihbarat ve dış haber muhabirliği yaptı. Şu an Galatasaray Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Çalışmaları alanında doktora yapıyor. Tezini medya etiği ve kozmopolitanizm üzerine yazıyor.