Hem gazeteci hem militan olunur mu?

Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun Biz Hayır Diyoruz kitabının tanıtım metni “Galeano, Latin Amerika’da militan gazeteciliğin önde gelen isimlerindendir” cümlesiyle başlıyor. Bu cümleyle kitabı okumaya ikna oluyorum. Galeano’nun 1967 ve 2006 yılları arasında yazdığı 26 yazıdan oluşan kitap, Uruguay ve genel olarak Latin Amerika’daki siyasi ve toplumsal sorunların gazetecilik yapma biçimini nasıl etkilediğine ayna tutuyor. Kitaptaki seçki aynı zamanda gazeteciliğin edebiyatın bir alt kolu olmadığı, aksine başlı başına en etkili edebiyat türü olduğunu savunan yazılardan oluşuyor.

Militan gazetecilik nedir?

Tanıtım metninde yer alan “militan gazetecilik” kavramı kitabın detaylarında beni tatmin etmeyince bu kavramı irdelemeye başladım. Militan gazetecilik en basit haliyle, belirli bir ideoloji temelinde, bu ideolojinin doğruluğunu kanıtlamaya yönelik yapılan bir gazetecilik türü olarak tanımlanabilir. 

Gazetecinin içinde bulunduğu toplumsal, politik, ekonomik ya da kültürel faktörler haberi ele alışında hatta haber konularını belirlemede oldukça etkili. Gazeteciliğin kurumsallaşmaya başladığı 19. yüzyıldan bu yana Batı medyasının sahiplendiği objektiflik kavramı Latin Amerika’da geçerliliğini yitirebiliyor. Galeano’ya göre, “gazetecilik seni o küçük çevrenden çıkmaya ve gerçekliğe, başkalarının dansına katılmaya zorluyor.” Galeano burada yoksul ve eğitimsiz kişileri tarif ediyor ve gazetecilerin onların yanında saf tutmasını doğru buluyor. Henüz kitabın ilk sayfalarında Galeano’nun militan gazetecilik anlayışının yoksul ve toplumda ezilenlerden yana olduğu görülüyor.

Medya uzmanı Silvio Waisbord, gazetecilikte profesyonellik kavramını yeniden gözden geçirdiği Reinventing Professionalism: Journalism and News in Global Perspective adlı kitabında Latin Amerika ülkeleri Arjantin, Bolivya, Ekvador, Nikaragua ve Venezuela’daki neo-popülist iktidarların militan gazeteciliği teşvik ettiklerini anlatıyor. Bu iktidarların kendi belirledikleri sınırlar içinde hareket eden makul gazetecileri, hükümet politikalarını eleştiren gazetecilere tercih ettiğini söylüyor. Buradaki militan gazetecilik ise iktidarın yanında konumlanıyor.

“Kime gazeteci deriz?”

Herhangi bir ideolojiyi kanıtlama çabasında olan militan gazeteciliğe dair güncel bir tartışma geride kalan yıllarda Fransa’da yaşandı. 2018 yılında artan akaryakıt fiyatları ve yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle başlayan sokak gösterileri kısa sürede “Sarı yelekliler hareketi”ne dönüştü. İlk zamanlardaki etkisini kaybetmiş olsa da hâlâ devam eden bu eylemlilik serisi bir gazetecilik tartışması doğurdu: “Gazeteci kimdir? Kime gazeteci deriz?”

Sarı yelekliler tarafından 5 Aralık 2019’da Macron hükümetinin Emeklilik Reformuna karşı düzenlenen protestoları takip eden 3 gazetecinin polisler tarafından yaralanması ve gazetecilerin kimliklerinin sorgulanması bu tartışmayı başlatan fitil oldu. AFP’nin yaralanan gazetecileri gazeteci, militan gazeteci ve muhabir olmak üzere 3 farklı sıfatta tanımlaması tepki çekti. Haberde Taha Bouhafs militan gazeteci, Gaspard Glanz gazeteci ve Anadolu Ajansı (AA) Muhabiri Mustafa Yalçın muhabir olarak tanımlanıyor. Yalçın’ın foto muhabir olarak takip ettiği bu eylemde gözünden ağır bir şekilde yaralandığını ve ameliyat geçirdiğini de unutmamak gerekli.

Macron karşıtlığıyla tanınan Bouhafs, 2021 yılında Macron ile aynı tiyatro oyununda bulunmuş, bunu Twitter’dan paylaşarak takipçilerinin tiyatroya gelmesi için çağrıda bulunmuştu. Bu paylaşım üzerine gözaltına alınan Bouhafs daha sonra serbest bırakılmıştı. 2018 yılında ise Paris’te bir üniversite kampüsünde çıkan öğrenci olaylarında, bir öğrencinin polis tarafından öldürüldüğü bilgisinin yayılmasına etkili olmuş, ardından bu bilginin yanlış olduğu, herhangi bir öğrencinin ölmediği hem araştırmacı gazeteciler hem de kamu birimleri tarafından ortaya çıkarılmıştı. Bouhafs bu konuya dair, “Öğrencinin ölümüne inandım çünkü inanmak için her türlü nedenim vardı” demişti.

AFP’nin militan gazeteci sıfatını gazetecilik yetenekleri bakımından eksik veya kusurlu bulduğu, taraflı olduğunu düşündüğü gazeteciler için kullandığı açık.

Fransız gazeteci Daniel Schneidermann ise Libération’da kaleme aldığı yazısında “AFP, Cumhurbaşkanı Macron’u asla ‘militan bir başkan’ olarak adlandırmayacak” diyerek AFP’nin tutumunu eleştiriyor

AFP dahil pek çok basın kuruluşu, kurum içinde ortak bir dil ve çalışma etiği oluşturmak adına uyulması gereken kurallar listesi yayınlıyor. Bu kuralların başında Anglo-Sakson gazeteciliğin önemli ilkelerinden biri olan objektiflik yer alıyor. Objektiflik aynı zamanda AFP için yasal bir zorunluluk. AFP’nin statüsüne ilişkin 1957 tarihinde çıkarılan yasaya göre, ajansın gazetecileri “tam, nesnel, doğru, tarafsız ve güvenilir” bilgi vermek zorunda. Bu yasa ve AFP’nin kurum içinde yayınladığı şartnameler doğrultusunda bu sıfatları kullandığı görülebilir ancak son yıllarda gazetecilik yapma pratiklerinin geçirdiği değişimin klasik gazeteci tanımı esnettiği de göz önüne alınmalı.

Gazetecilik ile militanlık arasındaki fark

2015 yılında İslamcı terörün saldırısına uğrayan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Yazı İşleri Müdürü Gérard Biard’a göre, gazetecilik ve militanlık arasındaki fark, haberi hangi amaçla ve kimin için yaptığın. “Fikirlere ve değerlere bağlı bir kanaat gazetecisini bir militandan ayıran şey oldukça basit. Militan sadece ‘dava’ için hareket eder. Gerçeği haber vermek yerine kendi gerçeğini aktarmayı tercih eder. Gerçek ona uymadığında ya da davasını bozacak bir riskle karşı karşı kaldığında gerçeği çarpıtır, makyajlar, yeniden icat eder ya da daha basitçe susturur ya da siler.”

Bir gazeteci aktivist olabilir mi?

Militan gazetecilik tartışması Fransa’da yeni değil. 2005 yılında Fransız Haiti Enstitüsü tarafından düzenlenen “Bir gazeteci aktivist olabilir mi?” başlıklı konferansa katılan gazeteci Christian Lionet bu soruya net bir şekilde hayır cevabını veriyor:

“Mesleğini icra eden bir gazeteci siyasi aktivist veya ideolojik bir aktivist olamaz. Bireysel olarak, her gazetecinin siyasi sempati duyma, kişisel olarak bir ideolojiye bağlı kalma hakkı var. Ancak bu hak onun özel alanının bir parçasıdır. Mesleğini icra ederken, bu ideolojinin hizmetinde olan herhangi bir proselitizmden kaçınmalıdır. Ancak kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne saygı göstermediği siyasi diktatörlük dönemlerinde, basın çalışanını siyasete yönelten etkenler hafifletici sebep olarak görülebilir.

Aynı konferansta konuşan gazeteci Jacques-Price Jean’a göre ise aynı anda hem gazeteci hem de aktivist olabilirsiniz. Militanlığın ve gazeteciliğin medyanın ideolojik çizgisine zarar vermediğini söyleyen Jacques-Price Jean, genç bir gazeteci olarak, diktatörlerin siyasi rejimlere karşı kampanya yürüttüğünü hatırlatıyor. “Gazeteci, tüm nüfus için esenlik fikrini savunduğu için tarafsız olmamalıdır. O, halkın sesidir, sessizlerin sesidir.”

“Gazeteci slogan kullanmaz”

Militan gazetecilik Türkiye’de yüzeysel de olsa ele alınmış bir kavram. Bianet’in Gazetecilik ve Habercilik kitabında yurttaş gazeteciliğine dair yazan gazeteci Ragıp Duran, militan basının özgürlüğü ve zenginliğinin bir ülkenin düşünce özgürlüğü ve zenginliğini temsil ettiğini düşünüyor

Gazeteci Tuğrul Eryılmaz’ın gazetecilik anılarının Asu Maro tarafından kaleme alındığı 68’li ve Gazeteci kitabında Eryılmaz şöyle diyor: “…Gazeteci slogan kullanmaz. Militan gazetecilik yapıyorsundur, propagandist gazetecilik yapıyorsundur, belli bir dava için yapıyorsundur, bu başka bir şey. Ana akım medya içinde durup bir IŞİD militanı ya da dinci militan gibi davrandığın zaman ben sana gazeteci diyemiyorum.”

Gazeteci Ertuğrul Özkök 12 Şubat 2009 yılında Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Ergenekon davasına dair yazdığı yazıda “…Bu davanın iddianamesi henüz tamamlanmadı. Savcının elinde ne deliller var bilmiyoruz. Ama komutan gerçekten sadece telefon konuşmaları ve herkesin evinde bulunabilecek cinsten belgeler yüzünden 7 ay yattıysa, o konuşmaları delillendirecek somut kanıtlar ortaya konulmamışsa, o zaman hangi mahkemenin kararına itimat edeceğiz? Buna karar verecek olan bizler değiliz. Paşa eşleri de değil. Ama militan gazeteciler hiç değil. O nedenle bırakalım, adalet kendi mecrasında işlesin” diyor. 

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ali Sirmen ise ertesi gün Özkök’ün militan gazeteciler tabirine dikkat çektiği bir yazı kaleme alıyor ve “…Gazetecinin, düşünce özgürlüğünün, demokrasinin, fırsat eşitliğinin, yargı bağımsızlığı gibi düşünce veya ideallerin savunulması savaşına bir militan gibi tavır alması mümkün müdür? …Dikkat buyrulursa, burada bir kişi, bir sendika, bir siyasi parti veya herhangi bir kuruluşun sözcülüğü değil, sadece kavram ve düşüncelerin savunusu söz konusudur,” diyor.

Türkiye medyasında militan gazetecilik tanımı ve kapsamına dair derinlemesine bir tartışmaya henüz girilmese de konu başlıkları bakımından oldukça zengin bir medyaya sahip olunduğu aşikâr. Demokrasinin askıya alındığı dönemler militan gazetecilik için, gazeteci Lionet’in deyimiyle hafifletici sebep olsa da, mesleği sürdürebilmenin asgari koşulları temel gazetecilik ilkelerine bağlı kalmaktan geçiyor.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir