Haber Odası

Haber üretimine okuru dahil etmek

    0

    5 Mart 2020 tarihinde Niemanlab.org’da yayınlanan Sarah Scire imzalı yazı Propublica’nın deneyiminden yola çıkarak gazetecilerin okurları haber üretim süreçlerinin parçası yaparken kullandıkları yöntemi konu alıyordu.

    Kitleyi sürece katma ve bir tür bağlılık yaratma amacıyla ortaya konan bu türdeki pratiklerin amacı genelde hedefledikleri topluluklara hizmet ederken onların ilgi alanı, ihtiyaç ve tecrübelerini de öncelemek. Birbirleriyle farkları olmakla birlikte benzer amaca hizmet eden ve angajman temelli gazetecilik, topluluk gazeteciliği ve kitle kaynaklı gazetecilik gibi farklı kategoriler genelde bağlılık yaratma ve ilgiyi diri tutma konusundaki işlevleri gereği geçişken bir doğaya sahip. Bu yöntemleri benimseyen gazeteciler topluluktan ifade, veri ve görseller toplayarak topluluğu hem haberin parçası yapıyor hem de haberlerini habere destek veren kitleler için daha değerli hâle getiriyor. Yani haberin paydaşlarının habere katılımlarını olduğundan daha anlamlı kılıyorlar.

    Bu yazının amacıysa bu tarz habercilik pratiklerinin hem habercilik bağlamındaki olumlu ve olumsuz yanlarını tartışmaya açmak hem de sürdürülebilirlik bağlamında gazeteye neler katabileceği üzerine akıl yürütmek.

    Gazeteci Gonca Tokyol’un Medium hesabında yayınladığı “Bu haberi nasıl yaptım? Türkiye’de artan üniversite sayıları ve öğrencilerin burs ‘sorunsalı’” başlıklı yazısı bu tarz pratiklerin nasıl işlediği konusunda bize bir fikir veriyor. Aynı şekilde Propublica’nın da IBM’deki yaşlı çalışanların işten çıkarılmasına yönelik içeriklerini nasıl oluşturduğuna ilişkin bu makale de sürecin işleyişi konusunda akla gelebilecek sorulara yanıt olabilir. Yine The Guardian’ın Formstack aracılığıyla işleyen ve Birleşik Krallık’ta bir seyahat firmasının iflasının ardından yaptıkları haberde örneği görülebilecek topluluk gazeteciliği pratiği de bu tarz yöntemlere ilgi duyanlar için referans içerikler olarak gösterilebilir.

    Tabii ki her haber fikri bu yöntemler benimsenerek habere dönüştürmeye uygun değil. Belirli toplulukların etkilendiği bir kanun ya da politika değişikliği gibi Twitter, yahut Ekşi Sözlük’teki tartışmalar vesilesiyle sosyal ağlarda popülerleşmiş ve başka insanların da benzer deneyimlerini paylaşmasıyla haber değeri olduğu konusunda gazetecilerin ikna olduğu konularda böyle yöntemlerin benimsenmesi daha kolay. Burs sorunu yaşayan öğrencilerden, başörtülerini çıkaran kadınlara aslında birçok konuda gazetecilerin bu yönteme başvurduğunu görüyoruz.

    Bu tür haber içerikleri oluşturulurken başlangıçta insanlara sorulabilecek çok soru var. Eşinizle Tinder’da mı tanıştınız, evinizde mi doğum yaptınız, yurtdışından neden döndünüz, beyaz yakalı yaşamı terk edip güneye mi yerleştiniz gibi kanca sorular aracılığıyla önce kitleye ulaşılıp ardından da kitlenin deneyimleri haber malzemesine evriltilebilir. Örneğin Propublica ekibinde, geçmişte kendilerine verilen beyanları bir kenara not edip, sonrasında bunun üzerinden bu tür bir pratik oluşturan gazeteciler de var. Yani, rutin bir haber hikâyesinin içerisinden toplumdaki belirli bir kesimi, özellikle de okur kitlenizi, yakalayan bir cümle ya da anekdot çıkarmak mümkün. Ardından da haberi üretim süreci başlıyor.

    Haber üretim sürecinde Tokyol’un yazısında kişilerle nasıl iletişime geçtiğinin de detayı var. Tokyol zaten bu kişilerle iletişiminin dijital düzeyde kalmasına dair bir özeleştiri de yapıyor, bence bu oldukça yerinde bir özeleştiri. Zirâ The Guardian’ın yine benzer bir tarzı belirleyen topluluk gazeteciliği birimiyle yaptığımız görüşmede dijitalin yanıltıcı olabileceği ve bu bağlamda sert teyit süreçleri işlettiklerini öğrenmiştik. Gerçekten de “astroturfer”lar (kampanyacı hesaplar) (kendilerine birçok gazeteci ve siyasetçi hâlâ inatla troller olarak seslense de) ve bot’lar tarafından kuşatıldığımız bu dönemde hakikate erişmek iyice zorlaşmış durumda. Bu nedenle de bu tür gruplarla iletişim kurarken nelere dikkat edileceğini belirlemek önemli.

    Tokyol: Yanlış yönlendirilme riski var

    Bu konuda görüşüne başvurduğum Gonca Tokyol, kimi hikâyelerde diğerlerine göre yanlış yönlendirilme riskinin çok daha yüksek olduğunu kabul ediyor. “Bence bu şekilde haber için bilgi toplarken yanlış yönlendirilme riski var. Hatta bir seferinde dosya çalışırken emin olamadığım bir durum yaşadım, haberi de hazırlamıştım hatta ama içimde bir kuruntu vardı. Sonrasında şüpheye düştüğüm kişiyi tanıyan ve benim de tanıdığım birkaç ortak kişi buldum ve sanki konu bu değilmiş gibi o kişiyle ilgili birkaç soru sordum ve şüphelerim azaldı.”

    Gonca Tokyol

    Tokyol, emin olmak için de kendisine göre bir yöntem geliştirdiğini belirtiyor. Bu yöntem dahilinde de o kişiyle ilgili bir dijital arşiv taraması yaptığını, ulaşabildiği sosyal medya hesaplarına bakıp verdiği bilgilerin doğru olup olmadığını tarttığını, eğer kişi için uygunsa mail üzerinden değil de görüntülü arama üzerinden görüşmek gibi yollara başvurduğunu belirtiyor.

    Tokyol’a göre bu tür içeriklerin yalnızca dezavantaj ve riskleri yok. Olumlu yanları da var. “Twitter üzerinden yaptığım çağrıyı görüp bana ulaşanlar aslında tanımadıkları birine bu durumu anlatıyor olmanın, bunu yazılı yapmanın konforundan yararlanıp daha dürüst, daha açık davranıyor. Mesela, 14 Şubat/yalnızlar işi için de birçok kişiyle Twitter’dan tanıştım, bir kısmıyla İstanbul’da oturup sohbet ettik ama bazılarıyla sadece yazıştık ya da Skype üzerinden görüştük. Çünkü Türkiye gibi bir yerde, küçük bir ilde memur olan 30’lu yaşlardaki bir erkeğin ya da 50’lerinin sonunda boşanmış, çocuklu bir kadının yalnızlıktan bahsetmesi, bunun üzerine düşünmesi ne yazık ki pek de alışılmış bir şey değil. Bunu yazılı olarak, bire bir görüşmeden tanımadıkları birine yaparken daha rahat davranıyorlar.”

    İhmaller haberin meşruiyetine zarar verebilir

    Gazeteciler elbette, habere konu ettikleri kişilerin siyasi kimliklerine referans olmuyor. Ne var ki, örneğin İngiltere’deki seçimler öncesinde Boris Johnson’ı protesto eden ve bu görüntüleri viral hâline gelen yurttaşın İşçi Partisi aktivisti çıkması sonrası ülkede çıkan tartışmalarda olduğu üzere, üzerine haberinizi kurguladığınız kişinin sosyal bir lince maruz kalma olasılığı yüksek. Tabii aynı şekilde, o linçten gazeteci olarak sizin de payınızı almanız olası.

    Gelelim bu tür haberciliğin sürdürülebilirlik bağlamındaki etkilerine. Geçtiğimiz günlerde Yavuz Oğhan’ın NewsLabTurkey’den Büşra Uygun’a verdiği söyleşideki bir ifadesi çok önemliydi. T24, Diken, Duvar gibi haber siteleriyle mücadele etmek çok güç. Gerçekten de var olan pazarda, birbirine benzeyen bu tür ürünler varken, sıfırdan yeni bir ürünle ortaya çıkmaktansa kendi nişi olan bir ürünle ortaya çıkmak her zaman daha mantıklı. Doğru toplulukları seçerek ya da planlı bir şekilde yeni toplulukları farklı bir mecraya bağlayarak ilerlemekse, rekabetçi olmak yolunda tüm haber odaları için bir olanak.

    Türkiye’de elbette yorum kısmını açık tutmak gazetelerin bir kısmı için sancılı bir süreç. Burada okurun tartışma kültürünün politik doğruculuktan uzak olması, dışlayıcı, ayrımcı ve kutuplaştırıcı söylemlere sık sık başvurulması, Türkiye’deki hukuk sisteminin de bu konuda bir hayli sert olması gibi birçok faktörü de göz önünde tutmak şart. Fakat, topluluğu haberin üretim sürecine katmak, angajman için tek başına yeterli değil. Zira The Guardian’ın kitleyle birlikte ürettiği haberleri yine kitlenin yorumlarını alarak geniş bir zamanda tüketilebilir hâle getirmesi ve tartışmanın ana mecrasına dönüşmesi stratejik ve yerinde bir yaklaşım. Yani okuru, haberin her aşamasında sürece katmak, angajmanı da sürdürülebilir kılıyor. Bu da kimi durumlarda, okurların yorum alanına dönmek için birkaç kez aynı içeriği ziyaret etmesi anlamına gelebiliyor.

    Neticede bu tür bir gazetecilik pratiğini hakkıyla yapmak, sağlam doğrulama mekanizmaları, işini bilen muhabirler, okurların ilk aşamada dikkatini çekebilecek konular bulmak ve de yorumlarla angajmanı denetleyecek sağlam editörlerin varlığı gibi çok sayıda faktöre bağlı. Elbette, adım adım mükemmelleşmek mümkün. Ama herhangi bir ajans haberine doğru başlıkla takla attırmaya çalışmak yerine, tek bir konuya böyle bir öncelik tanıyarak daha uzun sayfada kalma süreleri ve angajman istatistikleri elde etmek dikkat ekonomisinin parametreleri bakımından daha akılcı. Bu nedenle önümüzdeki dönemde bu tür gazetecilik örneklerini daha sık göreceğe benziyoruz.

    Sarphan Uzunoğlu
    NewsLabTurkey Yayın Yönetmeni Dr. Sarphan Uzunoğlu, aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi'nde Kurumsal İletişim ve Halkla İlişkiler Yüksek Lisans Programı'nda ders vermektedir. Daha önce Lübnan Amerikan Üniversitesi Multimedya Gazetecilik Bölümü'nde Öğretim Üyesi Doktor, Norveç Arktik Üniversitesi Medya ve Dökümantasyon Bölümü'nde Doçent Doktor ve Kadir Has Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nde Öğretim Görevlisi doktor olarak çalışmıştır.