Müzeler ve şeffaflık konulu yazı dizisinin ilk kısmında, müzelerde şeffaflığa neden ihtiyaç duyulduğundan bahsedip, yurtdışındaki bazı iyi örnekleri ve Türkiye’den seçtiğimiz üç müzenin şeffaflık durumunun tablosunu sizlerle paylaşmıştık.
Bu bölümde ise Türkiye’de müze ve sergileme alanında çalışmaları olan ve şeffaflık tartışmalarıyla yakından ilgili üç kişiyle yaptığımız görüşmelerden yola çıkarak bazı iyileştirme önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bu bağlamda Salt’ın kurucusu, küratör ve araştırmacı Vasıf Kortun, akademisyen ve araştırmacı Ayşe Hazar Köksel ve Müze Çalışma Grubu’ndan Gül Işın ve Hilmi Uysal ile yaptığımız görüşmelerden bazı kesitlerle devam edeceğiz.
Vasıf Kortun’a yöneltilen sorular, SALT’ın bir arşiv olması ve Türkiye’de alanındaki en gelişmiş kurum olması üzerinden inşa edildi. Vasıf Kortun, İstanbul Bienali’nin ilk küratörlerinden olması ve uzun yıllar kültür-sanat alanında pek çok farklı kurumda rol alması nedeniyle, farklı kurum politikalarına da aşina. CIMAM (International Committee for Museums and Collections of Modern Art)’daki rolü nedeniyle de uluslararası örnekler hakkında bilgi sahibi olması Kortun’un açıklamalarını çok önemli kılıyor.
Ayşe Hazar Köksal ise MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi (İRHM)’ni doktora tezine konu etmiş bir araştırmacı. Kendisi araştırma sürecinde İRHM’nin yıllar süren macerasının izini adeta bir dedektif titizliği ile arşivlerden ve bireysel görüşmelerden edinerek sürdü. Çalışmasını kitaplaştırması hem şeffaflık hem de Türkiye modern sanat tarihinin kurumsallaşması açısından çok önemli bir kaynak eksikliğini giderdi.
Son olarak Müze Çalışma Grubu ise, yazı serisinin ilk yazısında bahsettiğimiz Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkılışı sürecinin ilk elden tanıklığını yapmış olmaları açısından çok kıymetli. Grubun sözcülüğünü yapanlardan Gül Işın ve Hilmi Uysal bizlerle süreci; hem kendi açılarından anlatıyor olmaları hem de şeffaflık eksikliğinin yakın tarihli bir örneğini kamuoyuyla paylaşmaları açısından oldukça değerli.
Kendilerine yönelttiğimiz sorular vaka ve örneğe göre değişse de ortaklaşan en önemli konu Türkiye’de müzelerin şeffaflığı ile ilgili durum hakkında ne düşündükleri oldu. .
Erişim: Araştırmacı bir tehdit mi?
Türkiye’de bir müze arşivine girmek için her zaman önce bir insana ihtiyaç duyulur. Resmi izin yetmez; kurumun sizi “güvenilir” bulması gerekir. Sanat tarihi araştırmacısı Ayşe Hazar Köksal, doktora sürecindeki deneyimini anlatırken bu el altından işleyen güven ekonomisini ayrıntılandırıyor.

“Bir buçuk ay boyunca bana yalnızca güncel tarihli belgeleri içeren dosyaları gösterdiler. Sonunda beni “güvenilir” olarak kabul ettiler ve 1937’den beri saklanan belgeleri önüme koydular.” Ayşe Hazar Köksal
“Bir araştırmacı bilgi talebinde bulununca hemen bir koruma mekanizması devreye giriyor ve araştırmacı kuruma yönelik bir tehdit unsuru olarak algılanıyor. Oysa sergi açmak, kütüphane sunmak, kafe işletmek şeffaflık değildir; bunlar asgari hizmetlerdir.” Ayşe Hazar Köksal
Araştırmacıların karşılaştığı bu duvarlar, karar alma süreçlerine de uzanıyor. Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkım sürecinde uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları resmi kanallardan teknik raporlara erişmeye çalıştı.

“Deprem performans analizi sonuçlarını açıklaması defaatle talep edildi. Bir türlü ulaşamadık.” Müze Çalışma Grubu- Gül Işın
Hafıza: Kim giderse hafıza da gider
Kurumsal hafıza bir arşiv sorunudur ama daha çok bir iktidar sorunudur. Bilgiyi elinde tutan kişi gidince hafıza sıfırlanır — bu çoğu zaman tesadüf değildir.
“Şeffaf olmayan bir kurumda hafıza yalnızca o kurumu fiziksel olarak deneyimleyenlerin hafızasına dönüşüyor. Kişi gidiyor, hafıza sıfırlanıyor. Bu hafızasızlık bana bilinçli bir tercih gibi görünüyor; çünkü esneklik sağlıyor.” Ayşe Hazar Köksal
“Bir kurumun kendi arşivi önemlidir ama dışarıdakiler çok daha değerlidir: arşivlenmemişler, sözlü kültür, hikâyeler. Fiziksel arşiv dünya bilgisinin yalnızca küçük bir parçasıdır. Yetkin olsan da kendi sınırlarını bilmen gerekiyor.” Vasıf Kortun
Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkımı da aynı hafızasızlaştırma mantığıyla işledi. Resmi karar, müze çalışanları arasında aylarca sözlü söylenti olarak dolaştı.
“Bakanlık bizi muhatap görmedi. Bence sadece bizi değil, Antalyalıları da muhatap görmedi.” Müze Çalışma Grubu, Hilmi Uysal
Model: Şeffaflığı kurumsallaştırmak mümkün mü?
SALT, Türkiye’de açık arşiv modelini en ileri götüren kurum oldu. Vasıf Kortun bu modelin ayrıntılarını anlatırken, şeffaflığın iyi niyetle değil altyapıyla kurulduğunu vurguluyor.

“Başladığımızda arşivlerin yüzde doksan dokuzunu erişime açık tutmayı planladık. Her belge telif ve benzeri haklarla geldiğinden, herkesle ayrıca bir mukavele yapmak gerekiyordu. Arşivci artık arşivin tamamına tek başına hâkim olamıyor — eski “kale modeli” bitti.” Vasıf Kortun
“Metadata, dataya hükmeder. Belgeleri New York’a göndersek, oradaki arşivciler onları kendi veri setlerine göre bambaşka biçimde sınıflandırırlar. Tanımlama da sömürge düzenine tâbi kalır.” Vasıf Kortun
“Kurumlar genellikle “bina yaptık, kapımız açık” modunda işler. Kurum zeki ve parlak olabilir; ama dışarıdaki bilgi her zaman içeridekinden daha fazladır. Bu nabzı kaybedersen, iş biter.” Vasıf Kortun
SALT’ın anlattığı “eşik” meselesi Antalya’da en somut biçimde yaşandı. Müzenin duvarlarına “yenileniyor” yazılıyken içeride yıkım sürdü.
“Hâlâ bugün bile müzenin yıkıldığına inanamayan insanlar var. ‘Tadilat yapılıyor sanıyorduk’ dediler.” Kurumsal şeffaflık olmayınca, kamuoyu kendi gözüne de inanmakta zorlanır. Müze Çalışma Grubu, Hilmi Uysal
Hesap verebilirlik: Kimin parası, kimin kararı?
Özel müzeler vakıf statüsünden yararlanıyor ama mali verilerini kamuyla paylaşmıyor. Devlet müzeleri ise kamu malını yönetiyor ama karar süreçleri kapalı. Her iki modelde de hesap verebilirlik boşlukta kalıyor.
“Normal ülkelerde vergi dairesine giderek paranın nereden geldiğini öğrenebilirsin. Bizde bu mümkün değil. Koleksiyon alımlarından komisyon alan müze direktörleri az değil. Kimse konuşmaz, üstü kapatılır.” Vasıf Kortun
“Devlet müzelerindeki en zengin koleksiyonlar bazen “ilgisizlik” bazen “kamu malının kullanımı” mantığıyla yok olabiliyor; ya da bir milletvekilinin ofisinde beliriyor. Özel müzede ise koleksiyon “özel” hissettiği için giriş çıkış keyfi bir hal alıyor.” Ayşe Hazar Köksal

Antalya vakasında hesap verebilirlik sorusu hâlâ yanıtsız.
“Kim yıkıyor? Kaça yıkıyor? Kim denetliyor? Hangi kurum bu ihaleyi aldı? Bunlar ticari sır mı olabilir? Şeffaflığın olmaması suçtur.” Yıkım, adli tatilin bitiminden önceki Cuma gecesi başladı ve Pazartesi’ye kadar sürdü.” Müze Çalışma Grubu, Hilmi Uysal
Peki, çözüm ne?
Erişim talep eden araştırmacının tehdit olarak algılandığı, karar süreçlerinin kamuoyundan gizlendiği, arşivlerin kişilerle birlikte yok olduğu ve hesap sormanın önünün tıkandığı bir ortamda “çözüm” kelimesi kolay söylenir. Görüştüğümüz üç isim de bu kelimeyi temkinli kullandı. Kimse kapsamlı bir yol haritası sunmadı; sundukları şey daha çok somut deneyimlerden damıtılmış, doğrudan dile getirilmiş talepler ve gözlemlerdi. Onları olduğu gibi aktarıyoruz.
“Bizim gibi sivil toplumun çok zayıf olduğu, ya da zayıflatıldığı toplumlarda yüzümüzü uluslararası alana çevirmekten başka şansımız kalmıyor. Bu anlamda ister Avrupa menşeli International Council of Museums (ICOM), isterse Amerika menşeli American Alliance of Museums (AMA) olsun, müzecilik ilkelerini kurumsallaştıran ve takibini yapan kuruluşlarla ilişkide olmak çok önemli.” Ayşe Hazar Köksal
“Bunun için üç yol var. Birincisi yasal düzenlemelere göre hareket etmek. İkincisi, uluslararası seviyede bir müze olma hedefi var ise, diğer tüm prestijli müzelerin kabul ettiği “Code of Ethics” yani müzecilik etik ilkelerine uymak. Üçüncüsü ise, kendi kurumunun kimliği doğrultusunda ilkeli müzecilik yapmayı tercih etmek.” Ayşe Hazar Köksal
“Başladığımızda arşivlerin %99’unu erişime açık tutmayı planladık; buna göre sözleşmeler hazırladık.”
“Metadata, dataya hükmeder, dolayısıyla sadece arşiv transferi değil, tanımlanması da sömürge düzenine tâbi kalır. Belgelerimizi New York’a göndersek, oradaki arşivciler onları kendi veri setlerine göre bambaşka biçimde sınıflandırırlar.” Vasıf Kortun
“2015 yılında SALT’ta kurumsal eleştiri kapsamında fosil ekonomisinden destek almayacağımızı ilan ettik; sponsorlarımızı buna göre belirledik.” Vasıf Kortun
“ICOM’da, da Birleşmiş Milletler kadar yararlıdır; yani hiç yararlı değil. Bu kurumların dönemi kapandı.” Vasıf Kortun
“Normal ülkelerde vergi dairesine giderek paranın nereden geldiğini, kafe ya da mağazanın ne kadar kazandığını öğrenebilirsin. Bizde bu mümkün değil.” Vasıf Kortun
“Her zaman söylediğimiz gibi Akademi ve Sivil Toplumun uzmanlıklarından yararlanılmasını talep ediyoruz.” Gül Işın
“Şeffaflık kamuyla ilgili her tür işin ve mali bütçenin kamuya açık olması ve bu bilgilere erişilebilir olmasıdır. Müze yıkılıyor, içerde bir inşaat var ama bilgi panosu yok. Kim yıkıyor? Kaça yıkıyor? Kim denetliyor? Hangi kurum bu yıkılma ve inşaat ihalesini aldı? Şeffaflığın olmaması suçtur.” Hilmi Uysal
“Bakanlık ne yaptığını, kime yaptırdığını, kaça yaptırdığını, ne zamana kadar müzenin kapalı, eserlerin hangarlarda kalacağını, kimin denetlediğini açıklamak ve acilen inşaatın kapısına bilgi panosunu asması gerekli, bunu istiyoruz. Bunu 45 haftadır istiyoruz ve duyan yok.” Hilmi Uysal
“Sivil toplumun elbette söz hakkı olmalıdır. Şehrin en değerli yapısını yıkıyorsunuz, bir süre kapatıyorsunuz ve bunu şehre ve şehirdeki sivil toplum örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine, odalara, okullara, üniversiteye, belediyeye haber vermiyorsunuz, onların görüşünü almıyor, onların olurunu almıyorsunuz. Bu demokrasinin bittiği yerdir.” Hilmi Uysal
“Süreç yasal olmalı. Unutulmamalı ki kapatılmayla ilgili karara gerekçe gösterilen depreme dayanaksız olduğu raporu, müze kapatıldıktan sonraki tarihlidir. Bu tek başına suçtur.” Hilmi Uysal
“Bize ve kamuya hâlâ bilimsel tatmin sağlayacak bir dilde, onarım yerine yıkımın ya da ihtiyaç duyulan yeni müze binası için yakındaki kamu alanlarından birinin seçilmesi yerine yıkımın, ya da müze önündeki falezlerin sit derecesinin düşürülmesinin gerekçesi anlatılmadı. Bu sorularımıza cevap istiyoruz.” Gül Işın
Görüştüğümüz üç ismin ortak noktası şu: hiçbiri vazgeçmemiş. Talepleri tekrarlıyor, belgelemeye devam ediyor, söz almaya çalışıyor. Şeffaflık bir lütuf olarak beklenmez; bir hak olarak talep edilir. Bu ayrım küçük ama belirleyici.
Bu talepler yeni değil. Bir kısmı yıllardır söyleniyor, bir kısmı 45 haftadır tekrarlanıyor. Değişen bir şey olmadı. Müzecilik şeffaflığı tartışması Türkiye’de hâlâ büyük ölçüde “duyan yok” cümlesiyle bitiyor. Bir sonraki adımın ne olacağı, büyük ölçüde bu tartışmayı kimin sahiplendiğine bağlı.
Dijital Medya Araştırmaları Derneği tarafından desteklenen bu içerik ilk olarak muzir.org‘da yayınlanmıştır.

