“Apple ekosistemi” tuzağı

Getting your Trinity Audio player ready...

Apple’ın MacBook, iPad, iPhone, Apple Pencil, Apple saat, AirPods, HomePod gibi çeşitli ürünleri var. Tabii bunlar, geniş kitlelerin erişemediği, muadillerine göre biraz daha pahalı ürünler. Çoğu insan telefon, tablet, dizüstü bilgisayar, dijital kalem, kulaklık gibi ürünlerin hepsini Apple’dan al(a)mıyor. Belki telefonu iPhone oluyor ama bilgisayarı HP… Ya da Tableti iPad oluyor ama dijital kalemi Logitech Crayon… Bütçeler kısıtlıyken, esas ürünü kaliteli alıp yan ürünleri farklı markalardan almak mantıklı bir tüketici davranışı olabilir. Fakat bu Apple için iyi bir şey değil. 

“Apple ekosistemi” nasıl çalışıyor?

Apple, eğer mümkün olsa, daha çok para kazanmak için her şeyi herkese bir paket halinde satmak isterdi. Ancak, rekabet yasalarına göre, şirketlerin demetleme ve bağlama (bundling & tying) yapması, yani tüketicinin bir ürünü almak için diğer ürünü almak zorunda bırakılması, yasak. Mesela internet hattı bağlatmak için telefon hattı bağlatmak zorunda kalmanız rekabet yasalarına aykırıydı (bkz. Türk Telekom); tüketici bu ürünleri ayrı ayrı satın alabilmeli. Fakat ayrı ayrı satınca da tüketicinin her ürünü aynı markadan alma gibi bir zorunluluğu da yok. Tableti iPad, klavyesini Logitech alabilirsiniz. Ya da şarj adaptörünüz bozulunca orijinal (ve pahalı) adaptör yerine gidip yan sanayi bir adaptör alabilirsiniz.

İşte “Apple ekosistemi” dediğimiz şey bu tüketici davranışını değiştirmeye yönelik geliştirilmiş bir iş stratejisi aslında. “Apple ekosistemi”nde ürünler birbirleriyle daha uyumlu çalışıyor. “Apple ekosistemi”nin DNA’sını Apple kimliğiniz ve iCloud oluşturuyor. iPhone’da tuttuğunuz notlarınıza iPad ya da MacBook’ta da erişebiliyorsunuz. Eskiyen cihazınızı yenilediğiniz zaman Apple, WiFi şifreleri dahil, her şeyi önceki cihazınızdan birebir yenisine taşıyor; başka marka bir telefona geçtiğinizde her şeyi sıfırdan yeniden kurmanız gerekiyor. Ekosistemde kablosuz aksesuarlar daha hızlı bağlanıyor. AirDrop ile hızlı ve pratik bir şekilde cihazlar arasında veri transferi gerçekleştirebiliyorsunuz. iCloud sayesinde bir cihazda aldığınız mesajı diğer bütün cihazlarda da alıyorsunuz. AirPods’unuzu bluetooth ile bir cihaza bağladığınızda diğer cihazlarınıza yeniden tanıtmanız gerekmiyor. Birbirine bağlı (mesela tablet, saat, kulaklık) aksesuarların şarj seviyelerini ana cihazdan takip edebiliyorsunuz. iPhone’da kopyaladığınız bir kelimeyi MacBook Pro’da yapıştırabiliyorsunuz. Dahası, bir nevi kapalı devre sistem olan Apple ekosisteminde gizlilik daha iyi sağlanabiliyor (Apple’ın dediğine göre).

Kısaca; “Apple ekosistemi”nin bütünü, parçaların ayrı ayrı toplamından daha fazla fayda sağlıyor. Bu da tüketici deneyimini yükseltiyor. Ne kadar çok Apple ürünü alırsanız ekosistemin sağladığı dışsal fayda o kadar artıyor. Bu şekilde Apple tüketicileri bir “demet” ürünü birbirine bağlıymış gibi satın almaya yönlendiriyor. Fakat ortada gerçek bir demet ya da bağlama olmadığı için Apple rekabet yasalarının etrafından dolaşmış oluyor.

“Apple ekosistemi”nin motivasyonu nedir?

Teknoloji, fikir olarak herkese açıktır; kısmen. Patent, telif hakkı vb. ferdi fikri mülkiyet yasalarıyla teknolojiye herkesin erişimi kısıtlansa da benzer ürünler her zaman üretilebilir. Patent yasası nedeniyle iPhone’u birebir kopyalayamazsınız. Çok benzerini de yapamazsınız. Ama iPhone ile rekabet edecek muadillerini yapabilirsiniz; Xiaomi, Huawei, Oppo, Samsung gibi şirketlerin yaptığı gibi. Huawei, akıllı telefonlarında iOS işletim sistemini kullanamaz ama ona muadil, Android gibi, bir işletim sistemini satın alabilir. Ya da App Store’a muadil Google Play Store alışveriş platformu geliştirilebilir. Yasalarla üretilmesi engellenemeyen bu muadil ürünler [ki bazen orijinalinden daha iyi de olabilirler] rekabeti kızıştırır, pazar payından çalarak tekelin kârlarını eritir. Rekabet hem bir yandan iş dinamizmi yaratır hem de sisteme meşruiyet kazandırır. Bu yüzden rekabet şartları rekabet kurumlarınca korunur.

Dolayısıyla, şu anda en ileri teknoloji kitlesel cihazları üreten Apple hangi ürünü geliştirirse geliştirsin ferdi fikri mülkiyet yasaları onu ancak bir yere kadar koruyabilir, (özellikle Asya’daki) diğer şirketlerin rekabetinden tamamen koruyamaz. İşte “Apple ekosistemi” dediğimiz şey bu sorunu aşmak, için geliştiriliyor.

Bu ekosistemden çıkmalı mıyız?

Çünkü “Apple ekosistemi” bir “ürün” değil. Yasalar her zaman limitleri belirler. Kişi ve kurumlar da bu limitlerin etrafından dolanacak yollar bulur. Yasalarda neyin patent ihlali olduğu belirlenir, girişimci de o kriterleri ihlal etmeyen muadil ürünler üretir. Fakat “Apple ekosistemi” başı sonu belli bir ürün ya da satılan bir hizmet olmadığı için rakipleri tarafından baypas edilemiyor.

Bana soracak olursanız; çamaşır makinesinden cep telefonuna, kahve makinesinden oyun konsoluna kadar her şey birbirine tek bir ekosistem şeklinde bağlanabilmeli. Bu en verimli tasarımdır. Fakat bu ekosistemin sahibi kâr amacı güden özel bir şirket ise, OCP ya da Tyrell gibi, bir tekno-distopya yaşarız. Bu yüzden üretimin tekel ama kamu tekeli şeklinde tasarlanması toplum adına en mantıklı olan modeldir.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir