Bir isyan ve iç dökme seansı: Gazeteci kadınlar anlatıyor

Bir yanda şiddet, baskı, cinsiyetçilik, taciz, mobbing, eşitsizlik, mansplaining ; bir yanda medyanın eril ve cinsiyetçi haber dili… 

Gazeteci ve medya çalışanı kadınlar da Türkiye’de kadın olmanın zorluklarından kaçamıyor maalesef.

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu’nun (CFWIJ) şubat ayı raporuna göre; dünyada 33, Türkiye’de ise en az 19 gazeteci kadın, mesleki faaliyetlerinden dolayı şiddet, taciz veya tehdite maruz kaldı. Türkiye, Kanada ve Azerbaycan ile birlikte en çok vaka kaydedilen üç ülkeden biri. Raporun bulgularından bazıları şöyle:

  • 16 kadın gazeteci gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek haklarında yöneltilen suçlamalara yönelik hakim karşısına çıktı.
  • İki kadın gazeteci evlerine düzenlenen polis baskınlarıyla gözaltına alındı.
  • Bir kadın gazeteci onanmış hapis cezası nedeniyle cezaevine gönderildi.
  • Bir kadın gazeteci ise sahada haber takibi yaparken polis tarafından şiddete uğradı. Gazetecinin çekim yapması engellendi.

Mücadele güçleniyor

Tüm bunlar yaşanırken kadın mücadelesi hayatın her alanında olduğu gibi medya sektöründe de güçlenerek devam ediyor. Kadınlar kullanılan haber dili başta olmak üzere haber odalarındaki cinsiyetçiliği yıkmak için mücadele ediyor.

Önümüzde uzun bir yol, yıkılması gereken cinsiyetçi ve eril bir düzen olmasının yanı sıra gazeteciliğin mevcut sorunları da tüm gerçekliğiyle karşımızda. “Daha iyi ve sürdürülebilir bir gazetecilik nasıl mümkün olacak?” sorusuna sıklıkla yanıt aradığımız bu günlerde, cevabın önemli bir adımını da gazeteci kadınların eşit ve adil bir düzende çalışması oluşturuyor.

Kadınlar anlatıyor

NewsLabTurkey ekibi olarak 8 Mart Kadınlar Günü vesilesiyle medya alanında çalışan kadınların karşılaştıkları zorlukları, sektördeki cinsiyet eşitsizliğini ve kadınların bu ataerkil düzende rahatsız olduğu şeyleri, onların kendi ağzından anlatmak istedik.

Bu vesileyle kadın meslektaşlarımız, “elimde olsa şunu hemen değiştirirdim” dedikleri şeyleri, sektördeki erkeklere, “bunu artık yapmayın” uyarılarını ve yaşadıkları sorunları anlattılar. Bunu da “bir iç dökme ve isyan” seansı olarak adlandırdık.

Kadın gazeteciler fikirlerine saygı duyulmamasından, eşitsiz ücret politikalarından, tacizlerden, özellikle erkek meslektaşlarının kullandığı haber dilinden şikâyetçi. Ulaşabildiğimiz tüm kadınlar kurtuluşun “kadın mücadelesinde” olduğunda hemfikir.

Kadın gazeteciler kendi cümleleriyle anlatıyor: 

“Keşke böyle olmasa”

“Medyada çalışan kadınlar (gazeteci ya da herhangi bir pozisyon) olarak ‘keşke böyle olmasa’ dediğimiz çok şey vardır. Beni en çok üzen, mevcut şartlar içerisinde kadın arkadaşlarla destek içinde olmak gerekirken, bunu görememek… Bu da zaten ‘alanın’ baştan sorunlu olduğunu düşündürüyor ve yıpratıcı olabiliyor. 

Bu alanda çalışırken sürekli ‘güçlü’ olma zorunluluğu hissetmek de cabası. Güçlü olmadığında her şey daha zor geliyor… Mobbingler, fikrine saygı duyulmaması hatta bazen fikrin yokmuş gibi davranılması… Diyelim ki bir işi yapabileceğini düşünüyorsun ama o işi yapabileceğini görmüyorlar ya da görmezlikten gelmeyi tercih ediyorlar. Sana fırsat verilmiyor. Dolayısıyla tüm ‘keşke böyle olmasa’ dediğimiz şeyler, bize ‘bende mi bir sorun var acaba’ dedirtiyor. Hatta özgüven kaybına yol açabiliyor.

Benim deneyim bu şekilde oldu. Bence bu büyük bir haksızlık. Tüm bunlara da ‘alanın’ içinde kalmak ve hayatımı ‘maddi’ olarak sürdürebilmek adına katlandığım oluyor. Daha sonra hiçbir alan sorunsuz değildir diye de kendimi teselli ediyorum ve kaybettiğim ‘özgüvenimle’ bir şekilde mesleğimi icra etmeye çalışıyorum.”

“Erkek yöneticilerin bu kafadan çıkması gerekiyor”

“Elimde olsaydı tüm kadın ve çocuk haberlerinde cinsiyetçi ifadelerin kullanımını yasaklardım. Kadını ve çocuğu mağdur gösteren, faili aklayan tüm ifadelerin kullanılması hâlinde yaptırım uygulardım. Kadın cinayeti haberlerinde kadını suçlayıcı ifadelerin kullanılmamasının artık öğrenilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra fotoğraf kullanımında kadının değil failin fotoğrafının kullanılmasının artık şart koşulması gerekiyor. Yine çocuklara dair haberlerde özellikle istismar haberlerinde çocukların açık hedef hâline getirilmesinden ve okul-semt-mahalle isimlerinin verilmesinden vazgeçilmesi gerekiyor.

Elimde olsaydı, değiştirmek istediğim bir diğer şey de erkek yöneticilerin kadın gazeteci-muhabirlere uyguladığı cam tavanlar… Bunları ortadan kaldırmak isterdim. Kadın gazetecileri hakir gören, duygusal ve zayıf varlıklar olduğunu düşünüp işi ona göre veren erkek yöneticilerin artık bu kafadan çıkması gerekiyor. Kadın olmamız savaş alanında haber yapmamıza da çatışmanın ortasından haber aktarmamıza da engel değil. Kadın olmamız bir haberin altından kalkamayacağımız anlamına gelmiyor. Elimde olsaydı en başta bunları değiştirirdim.”

“Hassasiyet değil, zorunluluk olmalı”

“Yönetici pozisyonlara kadınlar yerine erkekler tercih edilmesin. Kadınlara ‘Bu ileride doğurur, mağdur oluruz’ gözüyle bakılmasın. Erkeklere bir kez anlatılan konu, kadınlara ‘Bu, kadın; kesin anlamaz’ düşüncesiyle beş kez anlatılmasın.

Erkekler, kadınlara (kadınların) kendi işini öğretmeye çalışmaktan, mansplainingten vazgeçsin. Erkeğin de sergilediği bir davranış veya haberlerinde uyguladığı bir tutum kimsenin dikkatini çekmezken, aynı davranış veya tutum yalnızca kadınlar tarafından sergilendiğinde dikkat çekmesin. Ortada bir hata varsa ilk şüpheliler kadınlar olmasın.

Kadınlar çok daha yoğun stres altında çalışmak zorunda kalmasın. Erkeklerin kadınlardan daha az çalıştığı, daha az yorulduğu ve buna rağmen tam tersiymiş gibi işleyen çalışma düzeni sona ersin. Tüm gazete ve internet sitelerinde cinsiyet eşitliğini gözetecek kotalar uygulansın. Erkekler, kadın hakları konusundaki uyarılar ve önerileri ‘hassasiyet’ olarak değerlendirmeyi bıraksın. Cinsiyet eşitliğini gözetmek hassasiyet değil, zorunluluk olmalı.”

“Etkinliklerde bir ‘kota’ olarak görüldüğümü düşünüyorum”

“Kadın olarak medya ve girişimcilik alanında sürekli erkek meslektaşınız veya denginiz olan kişiye göre daha fazla bilmek ve bilebilmek için daha çok çalışmanız gerekiyor. Ciddiye alınmak ve sözünüzün kıymeti olması erkek meslektaşlarınızla karşılaştırınca çok daha uzun zamanlar içerisinde inşa ettiğiniz bir şeye dönüşüyor.

Başarılı olmanız birilerinin sizi kollamasına, öne çıkarmasına bağlıymış gibi algılanıyor. Freelance gazetecileri dışarda bırakıyorum ama ne başarıyorsanız ya ekiple başarıyorsunuz ya da çok fazla çabaladığınız için. Hiçbir şey size sunulmuyor. Bunun daha net şekilde anlaşılmasını isterdim.

Kalabalık toplantılarda özellikle mansplainlenmemek için diyalogların akışını çözmeye çalışıyorsunuz. Ne zaman söze gireceğinizi ve sözünüzün dinlenebileceğini düşünmek gibi bir yorgunlukla başlıyorsunuz. Sözünüzü söylerken boşluklarınızı azaltmaya ve cümlelerinizin net olmasına özen gösteriyorsunuz. Böyle kaygılara kadınların daha çok sahip olduğunu düşünüyorum.

Katıldığım yurt dışı toplantılarında bunu hissetmesem de Türkiye’de katıldığım bazı etkinliklerde bir kota olarak görüldüğümü düşünüyorum bazı zamanlar. ‘Üç erkek konuk oldu buraya bir kadın lazım’ mantığıyla gelinebildiğini hissedebiliyorum. Bunu anlamanın bir yolu da yok ama yetenekleriniz ve söyleyecekleriniz için mi yoksa bir kota olduğunuz için mi çağrılıyorsunuz diye düşünmek sadece kendinizi kötü hissetmenize neden oluyor. Her zaman hak ettiğiniz ve söyleyecek sözümüz merak edildiği için bir yerlere davet edildiğimizi bilmek ve inanmak isteriz. O yüzden etkinlikleri düzenleyenlerin kadınların eşitliği konusunda samimi mi olduklarını yoksa pink washing mi yaptığını takip etmek de değerli geliyor.

Ekip yönetimi veya organizasyon yönetimi işin içerisine girdiğinde her zaman bir gölge onay mekanizmanız olduğu da var sayılıyor. Kararları siz alamaz da bir erkeğe danışmalıymışsınız gibi. Bunun da çok uzun süredir devam eden erkek egemen medya ortamı ve patronlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir kadının bir medya şirketini yönetebileceğini kolayca akıllarına getiremiyorlar. Tabii çok daha sektörel sorunlar da var. Artık medya kuruluşlarının içerisinde yazılımcılar, tasarımcılar var ve bu alanda da genelde erkeklerin çalıştığını görüyoruz. Ayrıca bu sektörlerin yetenek bazlı daha yüksek maaşlar alması söz konusu bu da ister istemez kadın erkek maaşları arasında dengesizlikler yaratıyor. Bunların da kesinlikle önüne geçilmeli.”

Kadın mücadelesine borçluyuz”

“Medyada kadın olmak bugün eskiye oranla daha az sorun içeriyorsa bunu kadın meslektaşlarımızın mücadelelerine borçluyuz. Haberde kadını suçlayan bakış açısına, cinsiyetçi şakalara ve mesleki önyargılara direnen kadınlar sayesinde bugün görece daha rahat koşullarda çalışıyoruz. 

Gazetenin birinci sayfasında, sağ üst köşeye ve arka kapağa kocaman ‘güzel kadın fotoğrafı büyütme’ geleneğini (‘Arka kapak güzeli’ tabirini) onların mücadelesiyle yıktık. ‘Güzel kadın, bence söyleşi yapalım’ları, ‘Fotoğraf çekiminde seksi bir şeyler giysin’leri, ilgili-ilgisiz bütün haberlerde stok görsel olarak ‘seksi kadın’ fotoğrafı kullanmayı kadın meslektaşlarımızın çabalarıyla geride bıraktık, bırakıyoruz.

Erkek meslektaşlarımız -elbette #MeToo hareketinin kazanımlarının da etkisiyle- artık cinsiyet eşitliği ya da cinsel yönelimle ilgili bir haber söz konusu olduğunda gelip, ‘Şu yazdığıma bir bakar mısın, yanlış bir ifade kullanmış mıyım?’ diye fikrimizi alacak kıvama geldiler, geliyorlar. Haber toplantılarında zaman zaman hâlâ; şiddet gören kadının hiçbir durumda, yaşadığı ilk şiddet olayında sevgilisini terk etmemiş de olsa ya da daha önceki sevgili seçimini de şiddet eğilimli birinden yana yapmış da olsa, şiddeti asla hak etmediğini tane tane anlatmak zorunda kalabiliyoruz. Ya da ‘erkek şiddeti’ lafına alınanlarla dalga geçmemiz gerekebiliyor. Olsun… Birlikte mücadele edince yol alabildiğimizi görmek güzel. Mücadeleye devam…”

“Tacizci erkeklerin itibarlı, konforlu alanlarını ve konumlarını sarsmak gerekiyor”

“Benim erkek meslektaşlarımızdan ziyade kadın meslektaşlarıma söylemek istediklerim var aslında… Gazetecilik sektörü hepimizin bildigi üzere son derece eril, cinsiyetçi, transfobik, ırkçı ve antisemit. Ancak bu erkek düzenini biz kadın gazetecilerin değiştirebilmesi de bir o kadar mümkün…

Ancak son yıllarda görüyorum ki kadın meslektaşlarımız maalesef erkek meslektaşlarımızın erilliğine ve cinsiyetçiliğine yerinde ve güçlü bir tepki veremiyor. Mesela geçen yıllarda bir erkek karikatürist tecavüz üzerinden mizah üretmişti. Feminist gruplar Twitter’da bu erkek gazeteciye deyim yerindeyse haddini bildirmişti. Ancak bazı kadın meslektaşlarımız maalesef bu erkek gazeteciyi koruyan açıklamalar yaptı.

Son yıllarda hemen hemen hayatın her alanında tacizci erkekler “MeToo” hareketi kapsamında teşhir edilirken İstanbul medyasında tacizci erkek meslektaşlarımız hiçbir zaman teşhir edilemedi. ‘Ya zaten ortalık şimdi karışık. Aman sol medyaya zeval gelmesin, aman yükselen sağın elini güçlendirmeyelim’ gibi gerekçelerle tecavüzcü ve tacizci erkekler maalesef açığa çıkartılamadı.

Yine güncel bir örnek verirsem, aylar önce genç bir kadın gazeteci Twitter’da tacizcisini teşhir etti ancak yine kadın meslektaşlarımız tarafından bu tacizci erkek gazeteci benzer gerekçelerle koruma altına alındı ve asla konunun üzerine gidilmedi. Bizler sustukça bu tacizci erkek gazeteciler daha da yüz bulmuş oluyor. MeToo haberleri yapıyoruz ancak kendi sektörümüzdeki MeToo’ yu açığa çıkartamıyoruz.

Bu tacizci erkeklerin itibarlı, konforlu alanlarını ve konumlarını sarsmak gerekiyor. Yaptıkları suçlarla yüzleşmeleri ve bedelini ödemeleri gerekiyor. Taciz mağduru nice genç kadın gazeteci ya mesleğe küstü, ya başka işlere yöneldi ya da uzun yıllar süren travmaları nedeniyle hâlâ psikolojik destek alıyorlar. Kadın gazetecilerin hayatlarını değiştiren, bu rezil tacizci erkek gazetecilerin de suçları yanına kalmamalı.

Biz kadın gazeteciler bir arada ve güçlü olursak, hiçbir kadın gazetecinin kirpiği yere düşmeyecektir. Meslek örgütlerimizin içinde de hakim olan erkek egemenliğini düşünecek olursak belki de ‘Kadın Gazeteciler’ adı altında bir oluşum kurulmasını bir an önce gündemimize almalıyız. Bütün kadın gazetecilerin 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

“Alınacak çok yol var”

“Türkiye’deki kadın hareketini en güçlü muhalefet olarak görüyorum. Mesleğimizi yapmamız yıllar içinde bir nebze olsun kolaylaştıysa bu kesinlikle kadınların başarısı.

Hak edilen her bir ödülü, terfiyi ya da tebriği kadınlar kendileri söküp aldı. Bu sebeple tüm kadınlarla ve elbetteki kadın meslektaşlarımla gurur duyuyorum. Yine de alınacak daha çok yol, değiştirilecek daha çok haber dili var.”

“‘Abi’ ile başlayan ve erkek muhabbetiyle birbirine sempati duyan bir kitle görüyorum”

“Benim başıma gelmeyen ama gözlem olarak fark ettiğim şöyle bir durum var. Biraz daha kıdemli olan erken çalışan kendinden daha az kıdemli kadın çalışana çok daha rahat mobbing yapıyor. Kendinden daha az kıdemli erkek çalışana bunu yapamıyor ama. ‘Abi’ ile başlayan ve erkek muhabbetiyle birbirine sempati duyan bir kitle görüyorum.

Mesela benim çalıştığım alanda erkek çalışanlar bölüm şefiyle daha laubali bir ilişki kuruyor ve bundan dolayı kendini kadın çalışanlardan daha yetkili görüyor gibi geliyor bana. Çünkü erkek olan şefimiz kadınlara daha kibar davranıyor ama erkeklere daha rahat bi dille yaklaşıyor. Bu iletişim sonucu bildiğim şeyleri sanki bilmiyormuşum gibi bana öğretmeye çalışan kişiler oluyor. Ben de böyle olunca daha baskın olmaya çalışıyorum ama sonra kendime yabancılaşıyorum.”

“Tanışmak isteyenler, laf atanlar, bir şey sorabilir miyimler…”

“Ben hep kadınların çoğunlukta olduğu medya kuruluşlarında çalıştım. O yüzden steril bir alanda kalma şansım olduğunu söyleyebilirim. Ancak elbette gazeteciler olarak iletişim kurduğumuz kişiler kurumlarımızdakilerle sınırlı değil.

Görüş almak için yüzlerce kişiyle konuşmak durumunda kalıyoruz. İletişim kurarken cana yakın olmak istiyorum ki hem karşılıklı bir güven ilişkisi kurabilelim hem de haber için karşımdakini ikna edebileyim. Ancak bu ‘cana yakınlık’ erkekler tarafından size yürüyebilmek için ‘yeşil ışık almak’ olarak yorumlanıyor. Bu durum ise hem kişisel olarak hem de işim açısından beni birçok kez zor durumda bıraktı. Görüş almak için konuştuğum erkeklere daha mesafeli bir tavır takındığımda ve sınırları baştan koyduğumda ise ‘soğuk’, ‘itici’ damgalamalarına maruz kaldım. Nereden baksanız bir çıkmaz yani.

Bir programda gazeteci rolümle moderatörlük yaptığımda erkek konukların sözümü sık sık kesmeyi kendisine hak görmesi ve benim süreye ilişkin yaptığım araya girişleri umursamaması gibi durumlar başıma geldi. Bir süre bunun benimle alakalı bir sorun olduğunu ve programı yeterince iyi idare etme kabiliyetinden yoksun olduğumu düşünerek kendimi suçladım. Ancak tecrübelerim arttıkça artık sorunun tamamen benimle ilgili olmadığını daha iyi anlıyorum.

Yaptığım haberler sosyal medyada benim hesaplarımın bilgisiyle paylaşıldığında mesaj kutum yaptığım haberin içeriğinden alakasız konularda tanımadığım insanların mesajlarıyla doluyor. Tanışmak isteyenler, laf atanlar, bir şey sorabilir miyimler, yanlış anlamayınlar, vs. vs. Bunu okuyan birçok kadın neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Kendi tanınırlığımı artırmak için oldukça önemli olan bu paylaşımlar benim için kısa sürede bir kâbus hâline gelebiliyor. Özellikle sosyal medya gibi insanların sınırları yokmuşçasına yaşadığı alanlarda.”

“Her şey dilde başlar”

“Beş yıldır dijital medyada gazetecilik yapıyorum. Zaman zaman sahada haber takibi yaptığım sırada erkek meslektaşlarımız tarafından görmezden gelindiğimiz hatta yok sayıldığımız zamanlara şahit oldum. ‘Gazetecilik kadın mesleği değildir’ gibi yanlış bir kanı var ancak o iş artık öyle değil. Kadınlar bütün baskılara rağmen gazetecilik yapmakta ısrar ediyor. En büyük sorunumuz elbette cinsiyetçilik.

Medya sektöründe iş bulma olanakları sınırlıyken evli ve bebek isteyen bir gazeteciyseniz iş bulma olanağınız oldukça düşüyor. Yine aynı gerekçelerle kadınların terfi ettirilmediği ve yönetici pozisyonlarında daha az yer aldıklarını söyleyebiliriz. Kısacası Türkiye’de kadın olarak uğradığınız ne tür ayrımcılık varsa gazetecilik yaparken de hepsini yaşıyorsunuz. Kadın gazeteciler olarak iş yerlerinde ve haberdeyken taciz, şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşabiliyoruz.

Medyanın cinsiyetçi tavrına karşı yapmamız gereken birinci öncelik dili değiştirmek. Eril, ataerkil dili dönüştürmeye çalışmalıyız. Özellikle kadın vurgusu yapılan haberlerde negatif algıları yok etmeye çalışarak toplumsal cinsiyet rollerinden kurtarılmış algıya dönüştürmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki her şey dilde başlar. 

Ataerkil medya düzeninden kurtulabilmemiz için gazetecilerin özellikle baskıya ve ayrımcılığa maruz kalan kadın gazetecilerin örgütlenmeye/sendikalaşmaya önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Sendika üyesi olduğumuzda yalnız olmadığımızı, gerekli mekanizmaların devreye girdiğini ve güçlü bir ses çıktığı takdirde kazanımla sonuçlanacağını rahatlıkla görebiliriz.

Örneğin Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBT Komisyonu kuruldu geçtiğimiz yıllarda. Yeterli değil, sayıları artmalı ama böyle bir komisyonun varlığını değerli buluyorum. Kadınları sendikalarda örgütlenmeye davet ediyorum.”

“Gece muhabiri pozisyonuna alınmadım”

“Mesleğe 2015 yılında stajyer olarak başladım sektördeki kadın olmamla ilgili ilk sorunu mezuniyetime yakın bir dönemde stajyer muhabir olarak çalıştığım kurumda yaşadım. Kurumun gece muhabiri pozisyonuna başvurduğumda kadın olduğum için yönetim benim gece muhabiri olarak çalışamayacağımı söyledi ve yerime bir erkeği işe aldı. Daha sonra ulusal bir gazetenin Ege ekinde çalışmaya başladım ancak çalıştığım gazetedeki müdür tarafından çalışma dönemimde ve ayrıldıktan sonra siber tacize maruz kaldım.

Medya sektörünün en büyük sorunlarından biri kesinlikle cinsiyetçilik. Özellikle yönetim kadrosundakilerin kadın muhabir ve çalışanları küçük görmeleri ve mobbinge maruz bırakmaları… Özellikle yönetim kadrolarında çok eril bir anlayış var. Yıllarca yerel basında çalışmış bir gazeteci olarak bu anlayışın yerel basında daha hissedilir olduğunu söyleyebilirim. Kadın çalışanıyla erkek çalışanının bariz bir şekilde arasını yapmaya çalışan bir gazete sahibi tanıyorum.

Kadınlar olarak sektörde erkeklerin uygun gördüğü alanlarda çalışmaya mahkum bırakılıyoruz. Hak ettiğimiz pozisyonlarda çalışmamız engelleniyor. Erkek çalışanların ‘samimiyet göstergesi’ altında yaptığı tacizlere maruz kalıyoruz ve sesimizi duyurabileceğimiz hiçbir mecra yok. Bu sorunlara çözüm önerim bir kadın gazeteciler sendikası kurulması ve tüm sorunlarımızı çözecek şekilde işlemesi. Özellikle benim gibi serbest çalışan kadın gazeteciler sahada haber peşinde bir çok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyor ve bu zorluklarda bize destek olabilecek tek çözüm yolu kadın gazeteciler sendikası olur.”

“Kadın olduğunuz için siyaset, futbol gibi haberleri layıkıyla yapamayacağınız farz ediliyor”

Türkiye’de herhangi bir meslekte kadın olmanın zorluklarından azade değil medya. Kadınlar çalışma hayatının pek çok alanında olduğu gibi basında da var olma mücadelesindeler. Kadın olduğunuz için bazı haberleri (siyaset, futbol gibi) layıkıyla yapamayacağınız farz ediliyor.

Ayrıca haber kaynaklarının örtülü ve açık tacizlerine maruz kalıyorsunuz. Keza çoğunluğu erkek olan yöneticiler tarafından yapılan mobbing de cabası…

Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Lale
Lale
6 ay önce

Kaleme aldığın yazı için öncelikle çok teşekkür ediyorum ve kutluyorum. Evet maalesef Türkiye’de kadın olmak çok zor çok yıpratıcı ve korkutucu yazdığın ve haber yaptığın konuda da buna çok güzel değinmişsin. Kadın olmak suç değil maalesef çoğu toplumda eşleri tarafından, aileleri tarafından çevresi tarafından kadınlara bu yapıştırılıyor kadın olmak suç ve cezası olmalı ve bazı sindirilmiş kadınlar bunu kabul ediyorlar. Sizin gibi gazeteciler değerli kalemizle aldığınız haberler sayesinde bu düşünceyi yok edeceğiz. pes etmek yok mücadeleye devam. Tekrar değerli yazın için çok teşekkür ediyorum. Kadınlara bir umuttur bu türlü yazılar.

İlginizi çekebilir