Twitter'ın fleet özelliğini gösteren iki telefon. İki ekranda da tweetlerin ekran görüntüsü ve üstlerinde paylaşım yapan kişinin yorumları normal metin şeklinde yer alıyor.

Erişilebilir yayıncılık neden önemli?

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında dijital yayıncılığın erişilebilirlik sorunu var. Her ne kadar elimizdeki teknolojiler engellilerin de erişebilmesini kolaylaştıracak birçok aracı bize verse de bunları kullanmayı hâlâ alışkanlık hâline getiremedik. Bu yüzden de üzerine konuşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

“Ne Okuduk” bölümünde ise BuzzFeed’in eski rakibini satın alması, Twitter’ın hikayeleri kopyalaması ve Substack’in geleceği öne çıkan başlıklardan birkaçı.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

BUZZFEED HUFFPOST’U SATIN ALDI

Dijital medyanın tarihinden ve devlerinden bahsettiğimiz zaman akla gelen belli başlı isimler var: BuzzFeed, Vice, Vox, Huffington Post, Quartz gibi. Ancak bunların bazıları giderek büyüyüp köklü aktörlere dönüşürken, HuffPost ve Quartz gibiler bir türlü sağlam bir yer edinemedi ve sorunlu bir döneme girdi. BuzzFeed ise basit bir liste ve test sitesinden ciddi bir gazetecilik ayağı da olan bir medya devine dönüştü.

Bu hafta içerisinde gelen haber HuffPost ve BuzzFeed için yeni bir dönemi başlattı. BuzzFeed, Verizon’un satın aldığı ama bir süredir elden çıkarmak istediği HuffPost’u satın alarak dijital medya alanındaki yerini daha da sağlamlaştırdı. BuzzFeed, kurum içi duyurusunda iki yayının tamamen bağımsız bir şekilde çalışmaya devam edeceğini, duruma göre ortak çalışıp üreteceklerini söyledi.

BuzzFeed için oldukça mantıklı olan bu satın almayla ilgili ilginç bir nokta, pandemi sebebiyle BuzzFeed’in İngiltere ve Avustralya’daki haber odalarını tamamen kapatmasının ardından gelişi. Muhtemelen bağımsız bir kurum olarak devam edecek olsa da BuzzFeed bir şirket olarak buralardaki varlığını sürdürmek için HuffPost’u kullanmayı planlıyor. 

TWITTER DA STORY KERVANINA KATILDI

Sonunda Twitter da diğer platformlarda olanları kopyalayalım diye hareket ederek hepimizin fazlasıyla aşina olduğu geçici paylaşım formatını entegre etti. Neredeyse özellik ve çalışma sistemi bakımından Instagram’ı tamamen kopyalayarak getirmiş olmaları da özelliğin birçok soruna sebep olmasına ve açıkçası biraz eğreti durmasına sebep oldu.

Bu haber geldiğinden bu yana aklımda tek bir şey var. Madem bu kadar seviyorduk 24 saatlik paylaşımları ve efektleri, neden Snapchat’te kalmadık? Evet, Snapchat diye bir uygulama vardı hatırladınız değil mi? Instagram onların icat ettiği snap sistemini “çalıp” story demeden önce platformun en büyük farkıydı. Facebook bu yöntemi tamamen kopyalayıp tüm uygulamalarına —WhatsApp’a bile— entegre ettikten sonra hepimiz bunun nereden geldiğini unuttuk. 

Şimdi de Twitter yatırımcı baskısıyla benzer bir hamle yaptı ama Facebook gibi bir etki yaratabilecekler mi pek emin değilim. Çünkü özelliğin getirilme şekli ve uygulamanın içerisindeki yeri açıkçası pek de üzerine düşünülerek yapılmış gibi görünmüyor. Şu anda geleceğine dair bir şey söylemek zor ama içimden bir ses zaman içerisinde buna da alışıp normalleştireceğimizi söylüyor.

Alakalı: Bu hafta içerisinde Twitter güzel bir haber de açıkladı. Hacker tarihinin özellikle ABD’deki en önemli isimlerinden birisi olan Peiter “Mudge” Zatko, Twitter güvenlik ekibinin başına geçti. Platformun gazetecilerden aktivistlere ve siyasetçilere kadar dijital güvenliği ciddiye alması gereken birçok kesim tarafından aktif olarak kullanıldığını düşünürsek, Twitter’ın Mudge ile çalışma kararı kesinlikle doğru bir seçim.

İYİSİYLE KÖTÜSÜYLE SUBSTACK

E-bültenler artık dijital yayıncılığın temel taşlarından birisi hâline geldi. Özellikle serbest çalışanların veya daha bağımsız üretmek isteyenlerin ilk durağı. Substack de bu noktada bir numaralı aktöre dönüştü. Basit tasarımı, başlamanın kolay olması ve Stripe kullanabildiğiniz her ülkede anında abonelik almaya başlayabilmeniz yeni bir şeyler deneme sürecini hızlandırıyor.

Ancak zaman geçtikçe Substack’e ve e-bülten dalgasının geleceğine dair soru işaretleri de artmaya başlıyor. Bunların birçoğunun temelinde de Substack’in bir e-bülten aracı olmaktansa bir platform olmayı tercih etmesi ve alandaki en büyük aktöre dönüşmesi yatıyor. Bu durum zaten ünlü olan gazetecilerin platformda ağırlık kazanması, bunun yeni yazarların önünü kapatması ve gazeteciliğin tek başına yapılmasının ne kadar zor olduğunu cazip sunumu ile gizlemesi gibi şeyleri beraberinde getiriyor. Bu platformlaşma hâli, Substack e-bültenlerini okumak için ayrı bir uygulama denemesinin başlamasına bile neden oldu.

Bu yüzden Clio Chang’in yazısı hem Substack hem de e-bültenlerle bağımsız bir medya girişiminde bulunmaya dair kapsamlı bir fikir edinmek isteyenlerce okunmalı. 

BİR GAZETECİ YAPAY ZEKÂ ARACI YAPARSA

Yapay zekâ ve gazetecilik arasındaki ilişkiye bültende sıkça değiniyoruz. Genel olarak bu konuya dair yaklaşımımı da daha önce paylaşmıştım. Bir yardımcı ve asistan olarak faydalı olabilir ama daha fazlası mümkün ve anlamlı değil.

Bir metin yazma programı olan Agathonic, tam olarak bu duruşun vücut bulmuş hâli diyebilirim. Aynı zamanda bir gazeteci de olan Ben Hammersley tarafından geliştirilen bu araç, işi yazmak ve araştırmak olan birisi için gerçekten faydalı olabilecek bir yapay zekâ asistan. Arka planında yazdığınızı okuyup anlamaya programlanmış bir sistem ile çalışıyor. Bu “yapay zekâ” sizin yazdığınız metindeki isimleri, kavramları okuyor ve alt bölümdeki kutuda yazdıklarınıza dair bir soru sorduğunuzda bunu internetteki kaynakları tarayarak size cevap veriyor. Böylece size gerçek anlamda bir araştırma asistanı gibi yardımcı olup aradığınız veriyi bulmanızı kolaylaştırıyor.

Şu anda geliştirme aşamasında olduğu için bir video dışında çok fazla detay yok. Denenebilir bir versiyonu yayınlanınca buradan duyuracağıma emin olabilirsiniz. Çünkü gazeteciler için yapay zekâ temelli araçlar üretmek isteyenlerin örnek alması gereken yol kesinlikle bu olmalı.

KISA KISA

  • Haber kaynaklarını takip etmek için kullandığımız Flipboard, boş durmayıp kendisi üzerinden de alışveriş yapmamızı istiyor.
  • Yeni kitabının tanıtım turunu yapan Obama, fırsat buldukça internetten ve sosyal medyadan şikâyetçi oldu.
  • NYT pandemi sürecinde basılı gazetesinin nasıl daha yaratıcı şekillerde kullanılabileceğini de gösterdi.
  • Facebook Hindistan’da kamu politikaları departmanının başına geçecek birisini bulamıyor.
  • Instagram, IGTV için içerik üretenlerin gelir elde etmesini sağlayacak yolları test ediyor.
  • Fortnite oyun için video sohbet özelliği getiriyor. Birkaç kez denemek dışında oynamasam da Zoom yerine Fortnite’da toplantı yapmak kulağa eğlenceli geliyor.
  • Brezilya’da 10 dijital haber girişimi bir araya gelerek gençlere daha iyi ulaşmanın yollarını deniyor.
  • Reuters Institute günlük haber podcastlerinin dünyadaki durumu üzerine kapsamlı bir rapor yayınladı.
  • Apple yaptığı değişiklik ile küçük geliştiriciler ve gazeteler App Store üzerinden yapılan ödemelerde kesintiyi yüzde 30’dan yüzde 15’e düşürdü.

Twitter'ın tarayıcı versiyonunda görsellere alternatif metin eklediğimiz arayüzün ekran görüntüsü.

Haftanın odağı: Erişilebilir bir gazetecilik ve yayıncılık

Geçtiğimiz haftanın odağında internetin ve teknolojinin verdiği imkânları daha iyi kullanmamız gerektiğinden ve bunun neden gazeteciliğin geleceği ve bağımsızlığı için önemli olduğundan bahsetmiştim. Bu hafta da bu teknolojileri daha iyi kullanmaya dair spesifik bir örnekten bahsetmek istiyorum.

Geçen hafta içerisinde gündem taraması esnasında ProPublica’nın başlattığı yeni bir geliştirmeye denk geldim. Hazırladıkları haber dosyasını gelişim sorunu yaşayanlar için basit İngilizce çevirisi ile birlikte yayınladılar. Muhtemelen birçoğumuz için basit İngilizce yeni bir kavram. Ancak otizm, down sendromu ve benzer gelişim dezavantajı olanlar için basitleştirilmiş metinler ve iletişim temel bir ihtiyaç. Bu konuda yeterli bilince sahip olunmadığı için dünyanın birçok yerinde bu kişilerin haber okuması veya gündemi takip etmesi mümkün olmuyor.

Bunun bir ilk olması da aslında genel olarak ne kadar geride kaldığımızın bir göstergesi. Dijital yayıncılıkta bu tarz engeller ve erişilebilirlik sorunları neredeyse hiç düşünülmüyor ya da çok sonradan akla gelip sınırlı bir şekilde hayata geçiriliyor. Ya da özel konular ve durumlar söz konusu olduğunda hayata geçiriliyor.

Ancak toplumda engelli tanımı kapsamına giren ve bu yüzden toplumsal hayatın dışında kalan birçok insan var. Dijital medya ise bu konuda onlara yardımcı olabilecek birçok aracı sunmasına rağmen yayıncılar bunu yapmıyor. Oysa mevcut araçlar ve imkânlar ile yapılabilecek birçok şey var.

Mesela görme engelliler için bilgisayarlar ve telefonlardaki sesli okuma araçları çok faydalı olabiliyor. Fakat haber siteleri tasarım ve yayın aşamasında buna dikkat etmedikleri zaman bu teknolojiler rahatsız edici sonuçlar ortaya çıkartıyor. Aynı şekilde hem sitelerde hem de sosyal medyada görsellere alternatif metin ekleyerek bu araçların daha faydalı olması da sağlanabilir ama bunu yapanların sayısı çok az.

İşitme engelliler için dijital medya altyazılar ile büyük bir kolaylık getirdi. Ancak birçok video içerik üreten kurum ve kişi bunu hesaba katmadıkları için YouTube gibi platformların vasat altı otomatik altyazıları ile idare etmek zorunda kalıyorlar; ki bu sistemler Türkçeyi de desteklemiyor. Benzer şekilde podcastler de bu kişiler için tamamen kapalı bir alan. Bölümlerin tüm ya da özet metin versiyonlarını yayınlamak bu noktada çözüm olabilir.

Benzer şekilde kısmi görme sorunları için okudukları yazıların boyutunu ve netliğini ayarlayabilmek büyük bir önem taşıyor. Göze hoş görünecek tasarımlar yapalım derken ya da daha fazla reklam geliri elde etmek isterken sitelerin tamamen okunmaz hâle gelmesi mümkün. Tasarımda renk seçimlerine dikkat etmek, font boyutunu ayarlayabilme imkanı vermek gibi çok basit şeyler bile ciddi bir fark yaratabilir.

Bunlar yalnızca ilk anda aklıma gelen ve kolayca hayata geçirilmesi mümkün olan kimi başlıklar. Elbette dijital yayıncılığı daha erişilebilir hâle getirmek çok daha kapsamlı bir şekilde ele alınması gereken bir konu. Bu konuda bir şeyler yapmak isteyenler için birçok kaynak da mevcut. Daha fazla insana ulaşmak her gazeteci ve yayının isteği ama aynı şekilde sizin de erişilebilir olmanız gerekiyor.


Bu bülten Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle yayınlanmıştır.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir