Haber Odası

Yerel gazeteciler yeni oyuncakları kullanmıyorlar

0

İçinde bulunduğumuz dijital çağ her geçen gün kendine yeni kavramlar, teknolojik araçlar ve uygulamalar yarattıkça, bütün bu gelişmeleri nasıl takip edeceğimiz yönünde ciddi bir endişe de doğuyor. Bu endişeden en fazla nasibini alan ise kuşkusuz gazeteciler. Bu yıl yayınlanan pek çok ulusal veya uluslararası makalede ve raporda gazetecilerin teknoloji korkusu üzerinde duruldu. Çözüm teknolojiden korkmamak olsa da sahadaki gazeteciler haberlerini üretirlerken, gelişen teknolojiyi işlerine nasıl yansıtacakları hakkında pek çok soruyla boğuşmaya devam ediyorlar. Yerelde çalışan gazeteciler ise teknolojiyi takip etmeye çalışsalar da, yerel basının dijital dönüşümünün yavaşlığı nedeniyle hayli geride kalıyorlar. İzmir’de çalışan gazetecilerle gelişen teknolojiyi ve bunun karşısında nasıl hissettiklerini konuştuk.

Ege Telgraf’ın yazarlarından Buğra Tokmakoğlu, dijital dünyadaki gelişmeleri kendi imkânları doğrultusunda takip etmeye çalıştığını söylüyor ve günlük işlerini yaparken gelişen teknolojinin karşısında yetersizlik hissi yaşadığını ifade ediyor: “Farklı meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği eğitimleri takip ediyor, sosyal medya ve bloglardaki yazıları okuyup kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bildiğim ya da yeni öğrendiğim kavramın her geçen dakika daha da geliştiği, değiştiği yönünde farkındalığım artıyor. Bu durum iç huzursuzluk yaratıyor. İş rutininde mevcut iş yüküne adapte olmaya çalışırken, dünya çok başka bir yere gidiyor düşüncesiyle kendinizi ve iş ortamınızı yetersiz hissediyorsunuz. En yıkıcı olan kısmı da bu.”

Gözlem gazetesinin editörlerinden Engin Tatlıbal, dijital dünyayla kurduğu ilişkisini bir hatırasıyla anlatıyor: “Benim sosyal medyanın gücünü gerçek anlamda algıladığım ilk olay, Cüneyt Özdemir’in bir tweet’ine verdiğim yanıtı RT etmesiyle gerçekleşmişti. Kendisi, bir dönemin viral içeriği olan “Oğlum bak git” videosunu paylaşmıştı, ben de altına “Bu videoyu izleyince aklıma Türkiye-İsrail ilişkileri geliyor” gibi bir yanıt yazmıştım. Bu yanıtımı RT etmesiyle 50-60 civarında olan takipçim, 10 dakika içinde 200’e çıkmıştı. O anda sosyal medyanın gücünü ve etkisini birden bire fark etmiş ve konunun ne kadar uzağında olduğumu düşünerek telaşa kapılmıştım. 
Bu aydınlanmanın ardından hem sosyal medyada hem de haberin dağıtımının yeni ve gelecekteki yöntemi olarak kabul ettiğim web sitesi tasarım ve yönetimi konusunda kendimi geliştirmeye başladım. Şu an WordPress alt yapısı ve sunucu veri tabanları ile kendi haberlerimi yayınlayabilecek bir bilgiye ulaştım. Bu anlamda ilk telaşımın biraz geçtiğini söyleyebilirim.”


Aliağa Ekspres’de muhabir olarak çalışan Eren Saran, yerel gazetelerin teknolojik gelişmeler karşısında reflekslerinin oldukça yavaş olduğunu, fakat kendi istek ve çabasıyla değişen medya teknolojilerini takip ettiğini söylüyor.

Şimdilerde işsiz bir gazeteci olan Gülsen Candemir, gazetecilerin gelişen teknolojiye ayak uyduracak bir gelire sahip olmadığını vurgulayarak, sorunun ekonomik yapısına da değiniyor: “Sürekli değişim hâlindeki teknolojiye ulaşmak için sürekli ek bir gelire sahip olmanız gerekiyor. Elbette teknolojiye ayak uyduramamak bir eksiklik hissi uyandırıyor ancak, koşullarımı da göz önünde bulundurmaktan başka bir seçeneğim şimdilik yok.”

İlginizi çekebilir:  Dijital medyada etik: Haberciler nelere dikkat etmeli?

İş yükü teknolojiden uzaklaştırıyor

Pek çok gazeteci artık yapay zekâ, sanal gerçeklik, blockchain, sosyal medya algoritmaları vb. yeniliklerden haberdar. Fakat kendi ürettikleri haberlere bu yeni araçlar ne kadar yansıyor, bu tartışmalı bir konu. Teknolojik alanda büyük bir hızla gelişim olsa da özellikle yerel medyada geleneksel yöntemlerle çalışma prensibi katı kurallarla belirlenmiş ve sınırları çizilmiş durumda. Konuştuğumuz gazetecilerden hiçbiri haberlerini hazırlarken bu “yeni oyuncakları” kullanmamış.

Tokmakoğlu’na göre dijital devrime ve gelişmelere ait konular bu alana ilgi duyan gazetecinin hobisi ve merakı olmaktan öteye geçmiyor. Haber merkezlerinde “haberini yaz ya da sana verdiğimiz görevi yerine getir” anlayışı fırsat tanımıyor.

Engin Tatlıbal ise yapay zekâ ve sanal gerçeklik uygulamalarına henüz geçemediğini söylerken, bütün bunları öğrenme gerekliliğinin telaşına kapıldığını belirtiyor.

Yerel gazetecilerin bu yenilikleri haberlerinde kullanabilme olanaklarının oldukça kısıtlı olduğunu söyleyen Eren Saran da şimdiye kadar haber üretirken bu şekilde bir araca ihtiyacının neredeyse hiç olmadığını söylüyor.

İz Gazetesi muhabiri Asya Yaşarikiz de haberlerinde bu teknolojileri henüz kullanmadığını söylüyor ve yereldeki gazetecilerin bu gelişmeleri takip etmek, uygulamak konusunda yaşadığı engelin ağır iş yükü olduğunu düşünüyor.

Haber üretme baskısı yavaş gazeteciliğe engel

Daha hızlı ve daha çok haber üretme baskısı altındaki yerel gazeteciler, yavaş habercilik kavramına sıcak baksalar da, günlük iş pratiğinin buna engel olduğu görüşündeler.

Buğra Tokmakoğlu, yavaş haber tartışmalarının kuramsal dünyadan öteye geçip gazetecilik pratiğinde kendine yer bulmasını gerçekçi görmediğini söylüyor: “Tıpkı birçok kavramda olduğu gibi bilgi sahibi olduğumuz ancak, uygulama imkânı bulamayacağımız bir konu bence. Yerelde sokağa çıkan muhabirden beklentiler çok basit. Her gün iş planına yerleştirilen ve sayıyla ifade edilen bir özel haber beklentisi var. Bu yüzden hız ve daha çok haber üretme baskısı yavaş gazetecilik tartışmasını görünür kılmıyor.”

Hızlı haberin mutlaka eksiklikler barındırdığını söyleyen Candemir, gazetecilerin beklenilen hıza rağmen haberlerini üretirken görüş alması, doğrulama mekanizmalarını kullanması ve haberin editör müdahalesinden geçmesi gibi süreçleri savunması gerektiği görüşünde.

Üç yıla yakındır haftalık olarak yayınlanan Gözlem gazetesinde çalışan Engin Tatlıbal, yavaş gazeteciliği mesleğe başladığı yıllardan beri savunduğunu söylüyor: “Sıcak gelişmeleri anlık takip edip, ardından haftalık çıkan yayınlardan daha detaylı biçimde okumak bana keyif verir. Haftalık bir gazetede çalıştığım için bunu uygulama şansım da oldu. Bugün de haftalık haber dergilerini takip ediyorum. Yavaş gazeteciliğin, bilgi yanlışının en az yaşandığı gazetecilik şekli olduğunu düşünüyorum.”

Sevda Aydın