Haber Odası

Yasemin İnceoğlu: Suriyeli sığınmacılara toplumun bakışı ve medyanın dili çoğu zaman birbirine paralel

0

Yılbaşında Taksim’de eğlenen Suriyeli sığınmacılar toplumda farklı tepkilere yol açtılar. Bu tepkileri, medyanın azınlıkları ele alış şeklini ve medyanın toplumu biçimlendirmedeki önemini İletişim Akademisyeni Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu NewsLabTurkey için değerlendirdi.

Suriye’de 2011 yılında başlayan savaş sonrası bugüne kadar Türkiye’ye yaklaşık 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Türkiye, Cenevre Sözleşmesi kapsamında coğrafi çekince uyguladığı için Avrupa dışından gelen Suriyeliler için mülteci statüsü tanımıyor. Böylelikle Suriyelilerin hukuki sınıflandırılması mülteci değil geçici koruma statüsü adı altında sığınmacı olarak adlandırılıyor.

Medyada yer alan bir haber ya da sosyal medyada dolaşıma sokulan bir enformasyon sonucu Suriyeli sığınmacılar gerçek hayatlarında şiddetin farklı çeşitlerine maruz bırakılabiliyorlar. Son olarak yılbaşında Taksim’de eğlenirken görüntülenen Suriyeli sığınmacılara birden fazla noktadan tepki gösterildi. Azınlıklar, ötekiler ve nefret söylemi üzerine çalışmaları bulunan İletişim Akademisyeni Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ile Suriyeli sığınmacılar özelinden yola çıkarak, Türkiye toplumundaki ötekileştirme tavrını ve bu tavırda medyanın etkisini konuştuk.

Medyanın toplum üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi aktarabilmek için medyanın gücünden ve bu gücün yol açabileceklerinden söze başladık.

Yasama, yürütme ve yargıdan sonra medya, dördüncü kuvvet olarak anılıyordu. Bu durum sizce hâlâ geçerli mi?

Yasama, yürütme ve yargının yeterli olmadığı, birilerinin gücü elinde bulunduranları denetlemeleri gerektiği fikrinden, günümüzde özgür basın olarak bildiğimiz dördüncü kuvvet kavramı doğdu. Bu kavram, İngiliz devlet adamı Edmund Burke’ün bir gün parlamentoda beraber oturduğu gazetecileri göstererek, “İşte orada dördüncü kuvvet oturuyor, hepsinin en önemlisi” demesiyle de literatüre girmiş oldu.

Liberal küreselleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte, dördüncü kuvvet karşı-güç olma işlevini kaybetti. Yükselişe geçen yeni tip kapitalizm ile piyasa ve devlet, kamu hizmeti ve özel sektör, birey ve toplum, kişisel-olan ve kolektif-olan, bencillik ve dayanışma arasında sert bir çatışmaya tanıklık ediyoruz.

Kitle iletişim araçları, dünya çapında iş yapan medya grupları yaratmak üzere giderek büyüyen yapılar içinde bir araya geliyor. News Corps, Viacom, AOL Time Warner, General Electric, Microsoft, Bertelsmann, United Global Com, Disney, Telefónica, RTL Group ve France Télécom gibi dev işletmeler, teknolojik devrimler sayesinde yeni yayılma olanaklarına sahip. “Dijital devrim”, iletişimin üç geleneksel biçimini (ses, yazı ve görüntü) önceleri birbirinden ayıran sınırları paramparça etti ve internetin yaratılmasına ve büyüyerek hızla yayılmasına olanak sağladı. Dolayısıyla küreselleşme, aynı zamanda medyanın, iletişimin ve enformasyonun da küreselleşmesidir. Bu gruplar, dördüncü kuvvet olmayı, hukukun kötüye kullanıldığı durumları ihbar etmeyi, siyasi sistemi geliştirmek üzere demokrasinin işleyişindeki bozuklukları düzeltmeyi önlerine bir yurttaşlık hedefi olarak koymuyor. Artık bir dördüncü kuvvet olmayı, hele de bir karşı-güç olarak eylemeyi hiç istemiyor.

Artık ana akım medya özdenetimini sağlayamazken, sürekli statükonun yararına çalışarak haber arenasında yer alan, marjinal olan her şeyi dışlar olmuştur.

Azınlıklar, Ötekiler ve Medya kitabınızda K. Marx’ın “İnsan kendi kendisinin karşısındayken, onun karşısında olan ‘öteki’dir” sözüne yer veriyorsunuz. Bu sözü Türkiye toplumundaki ötekileştirme davranışı bakımında nasıl değerlendirirsiniz?

Özne “öteki” üzerinden kendisini tanımlar, özne için öteki vazgeçilmezdir, var oluşunu tanımlayabilmesinin zorunlu koşuludur. Örneğin, milliyetçiliğin var olması için bir düşmana ihtiyacı vardır. “Öteki” bir halk, inanç, düşünce ya da farklı olan herhangi bir grup olabilir. Türkiye’de Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Gürcüler, Lazlar, Çerkesler, Süryaniler, Keldaniler, Yahudiler, Araplar, Romanlar, Aleviler, Hıristiyanlar, LGBTİ+, sosyalistler, komünistler, anarşistler ve daha birçok inanç ve düşünce topluluğu “öteki”dir. Kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti “Türk-Sünni” çoğunluğun dışındakileri ötekileştirmiş, bu bağlamda medya toplumsal anlamda egemen ideolojinin her gün yeniden üretildiği ve hegemonyanın sağlamlaştırıldığı bir mecra olarak önemli bir görevi yerine getirmektedir.

Türkiye’deki ötekilere artık Suriyeli sığınmacılar da eklendi diyebilir misiniz?

Evet tabii ki diyebiliriz.

Suriyeli sığınmacılar medyada nasıl ele alınıyorlar?

Suriyeliler ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmayan medya yanlış ve yüzeysel yargılara sahip. Gündelikleşen ırkçılık göz ardı ediliyor ve reddediliyor. Yalnızca ırkçı şiddet eylemleri ve saldırganlık ya da aleni ayrımcılık biçimleri eleştirilmekte, kamusal hayatın birçok alanında yaşanan gündelik ırkçılık nadiren haber değeri taşımakta.

Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak doğrudan ilintili konular haber yapılmıyor ve bu nedenle standart kalıp bir yargıdan öteye geçilemiyor. Oysa Suriyelilerin konu olduğu çok sayıda olay ve eylem haber değeri taşımaktadır. Suriyeliler hakkında haber yapılsa bile, ana akım haber aktörleri ve kurumlarından çok daha az bir şekilde ve daha az ciddiye alınır bir tonla görüşlerine yer veriliyor. Medyada Suriyelilere, özellikle de sosyo-ekonomik konumları ile ilgili olduğu zaman derinlikten yoksun, bağlamdan kopuk bir biçimde yer veriliyor.

Medyada sık sık Suriyeli sığınmacıların ötekileştirildiği haberler görüyoruz. Medyanın bu ötekileştirme tavrı bilinçli mi yoksa eğitimsizlikten mi kaynaklanıyor? 

Her ikisi de. Bu iki durum birbirini besliyor. “Öteki”, sözlük anlamıyla bakıldığında, birbirinden farklı tarafların birbirlerini tanımlarken kullandığı bir kelime olup, taraflar birbirlerini öteki olarak tanımlamada eşit şartlara sahiptir. Ancak, kelimenin kültürel kullanımında görülmektedir ki, öteki kavramı daha çok egemen kültürün kendinden farklı olanı tanımlamasında kullanılmakta, daha doğrusu kültürel hegemonyanın bir getirisi olarak sadece kültürel iktidarın öteki tanımı kabul görmektedir.

Medya, kimlik inşasında biz ve ötekiler olgularının sınırlarının çizilmesine ve bir sosyal harita oluşturulmasına yardımcı olur. Medyada ötekine dair yer bulan görsel göstergeler, izleyicide bu olguyla ilgili anlam şemalarının oluşmasını sağlar. Medya, ötekinin temsilini simgesel anlamda yeniden üretirken düşebileceği hataları dört başlıkta toplar. Bu başlıklar: ötekiyi yok saymak ya da çok sınırlı şekilde vermek, ötekiyi olumsuzlukların konusu yapmak, ötekiyi ayrımcı nitelemelerle birlikte anmak ve nefret söylemi geliştirmektir.

İlginizi çekebilir:  Kriz döneminde kültür-sanat gazeteciliği

Medya egemen ideolojinin bir aygıtı olarak milliyetçiliği, ırkçılığı yeniden üretirken toplumsal öfke ve nefret duygularını da üretir ve bu duyguların ötekilere karşı yöneltilmesine neden olur.

Toplumda Suriyeli sığınmacılara karşı olan tepki medya tarafından mı pompalanıyor? Yoksa toplumda Suriyeli sığınmacılara karşı tepki olduğu için mi medya bu yönde haberler üretiyor?

Her iki duruma da evet diyebilirim. Suriyeliler, potansiyel bir öcü, bir tehdit unsuru üzerinden temsil edilmekteler. Gazeteler onları, “Suriyeli-hırsız”, “Suriyeli insan taciri”, “Suriyeli-kaçak”, gibi kalıp anlatılar sayesinde suç kavramı ile ilişkilendiriyor.

Suriyeliler, “Suriyeli hırsız tutuklandı”, “Canlı bomba Suriyeli” başlıklarıyla terör, güvenlik sorunu ve suçla ilişkilendiriliyorlar. “Türk savaşıyor, Suriyeli sevişiyor” başlığıyla nankörlükle suçlanıp, ekonomik sorunların kaynağı olarak gösteriliyorlar. “Suriyeliler Aids getirdi” başlığıyla sağlığa yönelik tehdit gibi gösteriliyorlar. “Suriyeli gelin uyutup soydu” başlığıyla Suriyeli kadınlara çifte ayrımcılık uygulanıyor.

Profesör Yasemin İnceoğlu’nun bahsettiği “Türk Askeri savaşıyor, Suriyeli sevişiyor” haberi Anayurt gazetesinde yayınlanmıştı.

Haberlerde ekonomik külfet, kira artışları, iş gücü kaybı, ucuz iş gücü gibi sorunların kaynağı olarak Suriyeliler gösteriliyor. Haber kaynakları ya emniyet yetkilileri ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçiliyor ve Suriyeli sığınmacılara haber üretim sunum aşamalarında yer verilmiyor. Bu durum hem Suriyelilerin haber sürecine katılımını hem de haberin kapsayıcılığını bir başka deyişle Suriyelilerin habere dahil olma hakkını ihlal etmiş oluyor.

Yılbaşında Taksim’de eğlenirken görüntülenen Suriyeli sığınmacılara pek çok noktadan tepki gösterildi. Kimileri Suriyeli sığınmacıların Özgür Suriye Ordusu bayrağı açmasına tepki gösterirken, kimileri Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de, Türkiye vatandaşlarından daha özgür olduklarını savundu. Bu olayda medyanın haber dilini nasıl değerlendirirsiniz?

Öncelikle bir küçük araştırma bilgisi vermek isterim. İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nce yapılan “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları” başlıklı araştırmada Türkiye seçmenlerinin tek uzlaştığı konu Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri dönmeleri konusu. Bu konuda ciddi bir mutabakat var.

Suriyelilerin Taksim’deki yılbaşı eğlencesi görüntüleri sosyal medyada tartışmaya yol açtı. Bu tartışmanın üç ayağı vardı: Suriyelilerin ülkelerine gönderilmelerini isteyenler, Suriyelilere destek verenler ve Suriyelilerin eğlenmesinin değil, aradaki bir grubun Özgür Suriye Ordusu bayrağı açmasının sorun olduğunu belirtenler.

Suriyelilerin eğlendikleri görüntülere yönelik paylaşımlarda, “Suriyelilerin Türkiye’de eğlenirken, Türk askerlerinin şehit düştüğü” eleştirisini dile getirenler dikkat çekti. Suriyelilere yönelik toplu saldırı ve linç girişimlerinin yanı sıra, Suriyeli kadınlara yönelen taciz ve tecavüz vakaları ve Suriyeli kadınların bir meta gibi satıldığına dair haberler de çok yaygın.

Bilinçli ya da bilinçsiz olarak dolaşıma sokulan Suriyeli sığınmacılar hakkındaki enformasyonların, hızla yayılmasında yeni medya araçları ve sosyal medyanın etkisi nedir?

Nefret söylemi, hızlı yayılım, dijitallik, etkileşimsellik, sanallık, multi-medya biçimselliği, hipermetinsellik, kullanıcı türevli içerik üretimi gibi özellikleri nedeniyle yeni medyada çok daha kolay üretiliyor. Bir yandan kişi belirli bir gruba aidiyeti yüzünden aşağılanıyor, hedef gösteriliyor. Diğer yandan nefret söylemi üreten gruba güç ve önem atfediyor. Bu açıdan sakıncalı. Bazı gruplar bu yolla kendi değerlerini artırma yanılsaması içinde diğerlerini değersizleştirme ve itibarsızlaştırma sürecine müdahil oluyor. Bu durum özellikle “hayali cemaatlerin” yaratıldığı sosyal medyada tehlikeli olabiliyor. İnsanlar birbirlerine gaz vererek ırkçılığı, şiddeti körükleyip belli grupları hedef alıyorlar. Resmen tetikçilik yapılıyor. Bu her zaman çok sistematik, planlı programlı yapılmıyor ama âdeta linç kampanyasına dönüşebiliyor.

Medyanın ötekileştirme tavrının çözümü nedir?

Gazeteci, azınlık grup üyelerinin karşılaştığı sorunlara aşina olmadan haber yapmamalı, sivil toplum grupları ve/veya bu alanda çalışmalar yapan araştırmalar yürüten akademisyenlerin görüşlerine başvurmalı. Azınlık gruplarla ile ilgili kalıp yargıların ötesine geçip bu gruplar içindeki çeşitliliğe odaklanmalı. Haberin içeriği belli bir bağlama yerleştirilmeli, yalnız olaylar ve sonuçlar üzerine odaklanılmamalı, aynı zamanda nedenleri de araştırılmalı. Deşifre etmek en etkin yöntemlerden biri. Gazeteciler kendi platformlarındaki nefret söylemini ve kullanıcı yorumlarını nefret söylemini izleyen sivil toplum gruplarına rapor etmeliler.

Editör, gazeteci, araştırmacı vs. gibi azınlık grubuna ait bireyleri, hem haber odasında hem de kaynak ve uzman olarak haberlerde kullanmak lazım ama tabii ki bu yalnızca onlarla ilgili program ve makalelerle de sınırlı kalmamalı.

Hak odaklı haberciğin yani başka bir deyişle “iyi” gazeteciliğin devreye sokulması lazım. “Hak odaklı habercilik”, haberin oluşma sürecinde yurttaşlara söz hakkı tanıyarak, kamusal tartışma ortamını sağlamak olarak algılanmalı. Kamusal yaşamın harekete geçmesini sağlayacak olan bu tür gazetecilik, insanların kamusal yaşama katılıp katılmadıklarını, ihtiyaç duyulduğunda tartışmanın yapılıp yapılmadığını, siyasetin gereken ilgiyi üstüne çekip çekmediğini ve toplumun sorunlarıyla uğraşıp uğraşmadığını sorgular, bunlara yanıtlar arar. Konuları arasında yalnız karmaşa, felaketler değil, iyi haberler ve görüş birliği de yer alır.


Suriyelilere yönelik dezenformasyon çok yaygın. Teyit.org’un yayınladığı Türkiye’de yaşayan Suriyelilerle ilgili internette yayılan 22 yanlış bilgi dışında şu örnekler de mevcut:

  • Suriyeliler yüzünden Türk vatandaşları işsiz kalıyor, onlar işimizi elimizden alıyor.
  • Salgın hastalıklar Suriyeliler gelince arttı.
  • Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin tamamına vatandaşlık verilecek./Suriyeliler devlet memuru olarak işe alınacak.
  • TOKİ evleri Suriyelilere bedava verilecek.
Hâlbuki gerek devlet memuru olmak gerekse de TOKİ ev sahibi olmak için T.C. vatandaşı olma şartı aranmaktadır.

 

Seda Karatabanoğlu
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. Gazeteciliğe Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başladı. Ardından çeşitli internet sitelerinde editörlük yaptı. Serbest gazetecilik yapmakta.