Ne Okuyoruz

Twitter sistematik propagandaya karşı

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Twitter’ın bilgi operasyonlarına karşı mücadelesinde Türkiye’den bir grup hesabı temizlediğini duyurması ile gündemimiz tekrar sosyal medyada propaganda taktikleri oldu. Ben de bu hafta odağa bu konuyu geçmişinden alarak olanları daha geniş bir çerçeveden görmenize yardımcı olmayı amaçladım.

“Ne Okuyoruz” bölümünde bu hafta Kriz Raporu geri döndü. Bununla birlikte ABD’de medya çalışanlarının ırkçı ve ayrımcı koşullara karşı başlattığı mücadele ve Internet Archive’ın başındaki tehlike de gündemin başlıklarından birkaçı.

Bu haftalık benden bu kadar. Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

ABD’DE İSTİFALAR SORUNU ÇÖZER Mİ?

Geçtiğimiz haftanın bülteninde ABD basınındaki ırkçılık ve ayrımcılık sorunlarından bahsetmiştim. Bülteni gönderdiğim pazar gününden bu yana birçok yeni gelişme yaşandı. New York Times’ta sorunların kaynağı olarak görülen Opinion editörü Bennet ve The Philadelphia Inquirer baş editörü istifa etti. Refinery29 içerisindeki ırkçı ve ayrımcı yönetim sorunları açığa çıktı. Washington Post’un oldukça sorunlu sosyal medya yönetimi notları sızdırıldı. Tüm bu sorunların açıkça konuşulmaya başlanması, birçok azınlık medya çalışanı ve gazetecinin maruz kaldığı kötü muameleleri ve travmaları açık bir şekilde anlatmaya başlamasını da beraberinde getirdi.

Fakat bunların açık bir şekilde konuşuluyor olması ve bazı isimlerin istifa etmesi sorunun çözülme yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Tomi Obaro bu istifalar konusunda neden şüpheci olunması gerektiğini ele aldığı yazısında, sorunun ne kadar köklü olduğunu ve kişilerin değişmesinin ötesinde sorunun kaynağına dönük bir müdahaleyi gerektirdiğini de açık bir şekilde anlatıyor.

INTERNET ARCHIVE KORSANLA SUÇLANIYOR

Internet Archive hepimizin sıkça başvurduğu ve faydalandığı önemli kaynaklardan birisi. Arşivini gezmemiş olsanız bile Wayback Machine ile internetin tarihine dönüp baktığınız ya da artık erişemediğiniz bir siteyi geçmişten getirdiğiniz olmuştur mutlaka. Fakat Internet Archive (IA), iyi niyetli bir girişimi yüzünden hayati bir tehlike ile karşı karşıya.

ABD yasalarına göre bir kütüphane de olan IA, kendisine bağışlanan kitapları, özellikle de baskısı tükenmiş olanları, tarayıp dijital bir koruma ile her seferinde bir kişiye 14 günlüğüne ödünç veriyordu. İsteyen yazar ve yayınevleri de onlara ulaşıp kendi kitaplarını çıkartmalarını isteyebiliyordu. Pandemi ile birçok kütüphanenin kapanması ve insanların erişiminin zorlaşması ile IA sınırlı bir süre için National Emergency Library adında bir proje başlattı ve ödünç alabilecek kişi sayısı sınırını kaldırdı. Bu sayede öğrenciler ve zor durumdaki kişiler evden çıkamadıkları bu sürede kitaplara erişmeye devam edebilecekti.

Ne var ki bir grup yayınevi ve yazar bunun korsan olduğunu ve onların gelirlerini riske attığını iddia etti ve bu işi büyük bir davaya dönüştürdü. Her ne kadar IA’nın yaptığı yasa dışı olmasa da, ABD söz konusu telif hakkı gibi konular olduğunda çok ilginç bir ülke olabiliyor. Eğer yayınevleri kazanırsa, IA’dan kitap başına 150.000 dolar talep edecekler ve IA’nın kütüphanesinde 1 milyonun üzerinde kitap olması aslında bu davanın IA’yı kapatma çabası olarak görülmesine neden oluyor. Umarım bu davadan korktuğum sonuç çıkmaz ve internetin en büyük kaynaklarından birisini kaybetmeyiz.

BÜLTEN YAZARLARINA TAVSİYELER

E-bültenlerin ülkemizde de giderek yaygınlaşıyor ve çeşitleniyor olmasını büyük bir keyifle takip ediyorum. Bu çeşitliliğin artması, farklı odaklara yönelik bültenlerin çıkması ve giderek daha kabul edilir bir formata dönüşmesi gerçekten güzel bir gelişme. Bu hafta içerisinde önüme düşen iki yazının bu alandaki arkadaşlara faydalı olacağını düşünüyorum.

İlki özel odaklı bülten yazanlar için kimi önemli tavsiyeleri derlemiş. Eğer gerçekten dar bir alanı hedefleyen bir bülteniniz varsa ya da böyle bir bülten planlıyorsanız bu yazıdaki tavsiyelere bakmanızda fayda var. İkinci yazı ise bülteni için abonelik düşünenlere yönelik. Bu yazı yalnızca farklı örnekleri incelemekle kalmıyor, aynı zamanda size sıfırdan bu gelir modeline giriş yapmanız için yol da gösteriyor.

KRİZ RAPORU: PANDEMİNİN ETKİSİ HÂLÂ BURADA

Her ne kadar normalleşme gibi konuları konuşmaya başlamış olsak da hem ülkemizdeki güncel hastalık istatistikleri hem de dünya genelinde medyanın girdiği kriz henüz normalleşme diye bir şeyin söz konusu olmadığını bizlere gösteriyor.

İlginizi çekebilir:
Uçup giden tweetler, podcast sektörü, ProPublica ve okurları

Krizin gazeteciler üzerindeki etkisini hız kesmeden sürdürüyor. Aynı zamanda işten çıkarmalar ve küçülmeler de devam ediyor. Her ne kadar Time ve The Conversation gibi pozitif örnekler olsa da, dünya genelinde durum hiç iyi değil. Yine de iyimserliği elden bırakmamayı tavsiye edenler var.

Bununla birlikte pandemi ve virüs üzerine nasıl haber yapmalı konusunda da faydalı içerikler yayınlanmaya devam ediyor. Virüsle ilgili haberlerde dikkat edilmesi gereken etik meseleler ve veri kaynaklarına dair rehberler son zamanlarda yayınlananlardan birkaçı.

KISA KISA
  • Hasan Minhaj, The Patriot Act programında bültende sıkça ele aldığım yerel gazetecilik ve önemine dair bir bölüm yaptı. Bültenin düzenli okurları için ele aldığı konular tanıdık gelecektir.
  • Alanınız olmasa da ekonomi haberleri yazmanız gerekiyorsa bu yazıdaki tavsiyeler işinize yarayabilir.
  • ABD’de de polis gazeteci ve aktivistleri gözetleme alışkanlığına sahip.
  • Twitter link içeren tweetleri retweetlemeden önce okumanızı öneren bir özellik test ediyor. Okumadan paylaşma alışkanlığını kırmak için faydalı olabilir.
  • Journo Resources, çözüm gazeteciliğini yaymak için “kendi-hikâyeni-seç” formatında bir bilgisayar oyunu yayınladı.

Haftanın odağı: Twitter’da propaganda oyunları

Artık sosyal medya platformlarının politik aktörler için bir oyun alanına dönüştüğünü ve özellikle de gelişen teknoloji ile bunu oldukça gelişmiş yollarla yapabildiklerini tekrar anlatmama gerek yok. Fakat geçtiğimiz günlerde Twitter’dan gelen bir haber ülkemizde bu konunun tekrar gündeme oturmasına neden oldu.

Ülkelerin internet üzerinden propaganda amacıyla organize ekipleri, onlara bağlı sosyal medya hesaplarını kullanması yeni bir şey değil. Çin’in 50 Cent Party’si, Rusya’nın Internet Research Agency ekibi bunların en meşhur örnekleri. Eğer Twitter’ın veri tabanını ve bu konuda çalışan Stanford Internet Observatory gibi kurumların çalışma geçmişlerini incelerseniz de bunun hemen her ülke için artık tercih edilen bir propaganda yolu olduğunu rahatça görebilirsiniz.

Bu yöntemin giderek daha sık tercih edilmesinin birçok sebebi var. Oldukça ucuza ve kolay bir şekilde internetteki diyaloğun seyrini ve çerçevesini değiştirip propaganda yapabilmek en bariz olanı. Asıl önemli kısmı ise bu metodu kullandığınızda her ne kadar bariz olsa da “yeterli delil olmadığından” kolayca reddedebiliyorsunuz. Bu sayede bir partinin veya hükümetin yapamayacağı ve söyleyemeyeceği birçok şeyi bu kanallardan yayıp ardından hiçbir alakanız olmadığını söylemeniz mümkün.

Bir politik grup için böyle bir propaganda aracı bulunmaz nimet. Fakat diğer yandan bu yöntem ile insanların birbirine ve okudukları şeylere güvenini de yerle bir ediyorlar. Kavramlara dair yeterli bilginin de olmaması ile “AkTroll”, “Rusya botu”, “troller geldi” laflarının havada uçuşması bu araçların kutuplaşmaya katkısının en bariz örneği.

Ayrıca bu durum medyaya ve gazetecilere olan güveni de ciddi bir şekilde sarsmak için kullanılabilir. Twitter’ın “Account Information” belgesini örnek verecek olursam, hesap tanımı kısmında “haber” kelimesi 121 kez, “gazete/gazeteci” kelimesi 18 kez, “journalist” kelimesi 6 kez, “news” kelimesi de 6 kez geçiyor. Bu tarz hesaplar kendilerini haber kaynağı ve gazeteci olarak göstererek hem insanların güvenini sarsma hem de yanlış bilgiye maruz kalmalarına sebep olma gücüne sahip.

Twitter ise bu yöntemi benimseyen aktörler için sık kullanılan bir oyun alanı olduğunu fark ettiği için daha katı davranma yolunu tercih ediyor. Devletlerin kendi propaganda yöntemleri için kullanıcılarını propagandaya, yanlış bilgiye, taciz ve tehditlere maruz bırakmasının önüne geçmek için bu grupları tespit edip siteden temizliyor. Elbette bu temizliğin teknik boyutları ve etkisiyle ilgili haklı eleştiriler var, fakat bu yaklaşımın diğer birçok platformun göz yumma taktiklerinden daha iyi niyetli olduğu da açık.

Twitter’a ve bu aktörleri kullanan politik gruplara karşı getirilebilecek şeffaflık ve niyet eleştirilerinin arasında asıl sorunu unutmamamız gerek. Burada okurlar, normal internet kullanıcıları ve gazeteciler tehlikeli bir ortamda savunmasız bırakılmış hâldeler. Tüm bunların arasında doğruyu bulmaya, platform algoritmaları ve politik propaganda oyunları ile kirletilen bilgi akışı içerisinde temiz bir iletişim kurmaya, haber yazmaya ve bilgiye ulaşmaya çabalıyoruz. Bu noktada atılacak her adımın bu kirliliğin tüm kaynaklarını temizlemeye odaklanması lazım.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Kriz döneminde haber odası yönetimi

Önceki içerik

Can Öz: Türkiye’deki bazı ezberlerden dolayı ortaya çıkabilecek çok sayıda nitelikli iş yapılamıyor

Sonraki içerik